Categorized | Trekking Yazıları, Yazılar

ALARANIN GÖZLERİ -1

ALARANIN GÖZLERİ -1

27 haziran 2009

ALARANIN GÖZLERİ

Aracımız Gündoğmuş istikametine döndüğünde geniş ve yüksek sedir ağaçlarının arasından zaman zaman yükseliyor, sonra  vadilerden geçiyorduk. Bizim için yabancı bir alanadı. İstanbul çevresini adım adım yıllardır doşaşmış bir grup olarak hiç bir etkinlik yapmadığımız Antalya bölgesindeydik. Ali Çetin ve Mustafa İlhan’la hemen kaynaştı grup. Gündoğmuş’ta da son alıverişimizi yaparak şelaleyi hedefleyip yeniden yola koyulduk. İkindi üzeri Barçın  Dağı’nın böğrünü delerek yaklaşık 40 meterden ileriye doğru çoşkun birçimde fışkırarak dökülen Alara Uçansu Şlalasi’ne ulaştık. İlk anda nefesimiz kesildi sanki. Görkemli bir doğa olayıyla karşı karşıya gelivermiştik. O, kayadan fışkırarak nasıl bir köpürüş ve nasıl bir uğultuyla aşağı dökülüştü.

Akşamın loşluğu içinde ak yeleleri rüzgarda savrulan bir küheylan gibi alara nehri kayadan fışkırıyordu. Altına yaklaşıp akşamın son kızıllığı titreyen su kabarcıklarına dokunurken yüzümüze vuran tatlı serinlikle ürpererek hayranlıkla, korkuyla ve bakışlarımızı alamadan defalarca resim çektik. Vadinin içi aslında sıcak olması gerekirken şelalenin  ve nehrin etkisiyle üşünecek derecede serindi. Bu ilk görkemli doğa şölenini doya doya resimledikten sonra kamp alanımıza dönüp çadırlarımızı kurmaya başladık. Sipariş ettiğimiz balıklarımız da gelmişti. Çadırların kurulmasından sonra birkaç kişi odun toplamaya çıktı, kalanlar da ateş yakma ve yiyecek malzemelerini çıkardı. Artık önümüzde uğuldayan şelale ve akan derenin uğultusuyla doğadaki çeşit çeşit böceklerin birbirine karışan sesi arasında bol yıldızlı bir gece bizi bekliyordu. Odun ateşinin közünde önce patlıcanları, soğan ve sarmısakları, yeşil ve kırmızı biberleri kızarttık. Onları salata yaparken bazı arkadaşlar da balık faslına geçti. Tabi yemek pişirme işi sadece hanımların işi değil kuşkusuz ama hanım eli elbette çok yakışıyor ve biz erkeklerden çok daha pratik biçimde sonuçlandırıyorlar. Sağolsun hanım arkadaşlar gezi boyunca yemek konusunda çok özverili davrandılar.

Odun ateşinde kızarmış onca leziz yiyecek olunca hanım arkadaşların yaptığı kokteyl balıktan da kebaptan da daha leziz oldu. Mehmet kelebek’in eşi Gaziantep ve Hatay mutfağının temsilcisi Asuman hanım bu gezimizde lezzet ustamız olarak hep ön planda oldu. Ali Çetinin eşi Gülseren hanım da Akdeniz mutfağını temsilen sebze ve doğa otlarından oluşan nefis salatalar yaptılar Ali çetinle birlikte. Bir diğer bayan arkadaşımız Nilgün hanım da yardımcı olunca biz erkeklere pek bir iş bırakmadılar.Yavuz Koçan balıklarda öne çıkan arkadaşımızdı. Mesut Bilben’in ise bıçağı kendisinden daha marifetli idi.  O iş yapmak yerine kendisini temsilen bıçağını verdi. Bu gezide bana da pek iş düşmedi. Mesut ve ben yiyici taifesinde idik.

Şelale kampımızda çabucak balıklar da kızarınca hemen karnımızı doyurduk. Çaylarımızı da içtikten sonra kamp ateşi çevresinde oturup gecenin keyfini çıkarmak kalıyordu. Artık türkü vakti gelmişti. Arkadaşlar günlük yürüyüşlerde genelde benden türkü isterler, çoğu zaman başka da pek söyleyen çıkmazdı. Ama bu gezimizde bana Sami Cankaya da eşlik etti. Hatta giderek açıldı ve bayrağı kaptırma tehlikesiyle karşı karşıya kaldım. O da bir repertuar kitapçığı ile gelmişti. Ama ikimizin de repertuarının çok uyuştuğunu gördüm. Böylece birlikte söyleme ve düet yapma şansımız oldu. Asuman hanımın da sesi güzel ve o da sık sık katıldı. Nilgün hanım çok söylemedi ama oldukça özgün sesiyle arada ve yüksek tezahüratlarımızla ona da söylettik.

Alimünyum folyoya sarılan patatesler ve taze süt mısırlar türkülere eşlik etti. Tam bir yeme içme ve türkü akşamı oldu. Hatta bir ara kim daha genç atışması yaparak Ali Çetinle birlikte kolbastı oynadık. Saat 24 ü geçerken uzun yolculuk ve ilk günün yorgunluğu nedeniyle bazı arkadaşlar uykuya çekilirken ben kalan arkadaşlara “hadin yıldız toplamaya gidelim” diye bir teklifte bulundum. Bu durum, ışıktan uzaklaşarak gecenin zifiri karanlığında üzerimize akan yıldız yağmuruyla aracısız yüzleşmek demekti. 7-8 kişi hadin gidelim deyince kamp alanından yukarı doğru yürüdük. Gece saat 01 sularında orman içinden bir patikada ilerledik. Şelale ve Alaradan uzaklaşınca birden havanın ne kadar sıcak olduğunu farkettik. Ama Alara vadisi içinde ormanın ortasında ve söndürdüğümüz tepe lambalarından sonra tek bir dünyevi ışıkla temas etmeyen gözlerimiz üzerimizi örten yıldız desenli bir çarşaf gibi gökyüzüyle o kadar yakınlaştık ki elimizi uzatıp avuç avuç yıldız topladık desek abartmış olmayız. Bunu etkinlik boyunca her gece tekrarladık.

Çadırlarımıza dönerek yıldızlı bir geceyi üstümüze çekip başımızı Alara’nın turkuaz mavisine yaslayarak derin bir uykuya daldık.

One Response to “ALARANIN GÖZLERİ -1”

Trackbacks/Pingbacks

  1. [...] ALARANIN GÖZLERİ -1 [...]


Leave a Reply

Advert

Günü birlik veya kamplı, elinde fotoğraf makinesi, sırtında çantası olmanın verdiği hazla dolaşmaya MERHABA.

-
Her yer görülmeye değer anlayışı ve sevdasıyla yürümenin, tanımanın ve anlamanın tadına varabilmek amacıyla farklılıklar yaşıyoruz birlikte.

Yalnızca ülkemiz değil, gidilebilen her coğrafya içindir sözümüz.

Takvim

Aralık 2009
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Eki   Oca »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031