Categorized | Trekking Yazıları, Yazılar

ALARANIN GÖZLERİ – 3

ALARANIN GÖZLERİ – 3

29 haziran

GEYİK DAĞI’NA DOĞRU

Dağda az uyku şehirdeki çok uykudan evladır dercesine sabah erkenden herkes ayağa kalkıyor. Hiç bir gün kurduğum saatin uyandırmasına gerek kalmadan hep saat çalmadan uyandım. Erkenden yine kalkıp kahvaltımızı yaptık. Nehir faslı bitmiş dağ faslı başlamıştı. Kamp alanımızdan 6 tane kütüğü araca koyduk. Çünkü gideceğimiz yaylalar 2000 metre civarında yüksekliği olan yerler ve orman alanından yukarıda. O yüzden oralarda odun bulma şansımız yoktu. Giderken ormandan çıkmadan biraz da ince tutuşturma odunu topladık.Artık yörüklerin göç yollarından ve dağlarda yol kenarlarındaki yörük mezarlarının yanlarından geçiyorduk. Birkaç kez ulu çınarların altında çay molası verdik. Zaman zaman yolumuz tarihi kervan yollarıyla kesişiyordu. Çünkü gittiğimiz yer Osmanlıdan da önce kervan yolu olarak kullanılan ve bazı yerlerde mermer döşeli bölümleri hala bozulmamış yerlere rasladık. Zaten Alara han, Alara Kalesi, Ali Köprüsü, Kemer köprü yol güzergahımızda. Gelisanrda da mola verip çay içtik ve Osmanlıdan kalma şirin bir kervan konaklama yapısıyla karşılaştık. Tam bir kervansaray niteliğinde olmasa da develerin dinleneceği özellikli bir handı. Artık buralarda ağaç kalmamış çıplak dağlar ardarda uzanıp gidiyordu. Goruca boğazına çıkarken sağ yanımızda bulunan mezarlığın öyküsünü Ali Çetin’den dinledik. Kırkkızlar mezarlığı. Kırk tane genç kız hocada okumaktan dönerken tipiye yakalanıp burada ölmüş. Eskiden yörüklerde eğitim imkanı olmadığından zaman zaman dağlarda bir hocayla anlaşırlardı. Ve çocuklarını o hocaya göndererek kuran okumasını, namaz kılmasını ve ufak tefek dini bilgiler öğrenirlerdi. İşte burada soğuktan donarak ölen kırkkızlar böyle bir gruptu. Öldükleri yerde defnederek çevresini bir duvarla çevirmişler. Kırk tane kızın aynı yörede hocaya gittiğini düşününce zamanında bu dağların her koyağında bir yörük obasının yayladığını düşünmek hiç de zor değil. Şimdilerde artık o boğazı çanlı mayalar ve  kadife etekli genç kızların çektiği göç katarları yok. Pınar gözlü, elma yanaklı yörük kızları yok. Yavuklusuna kavuşmak için tuz verdiği koyun sürüsünü kavalının nağmeleriyle su içirmeden dereden geçiren, kavalının içine nefesini değil sevdasını, ruhunu üfleyen yiğit yörük çobanları da yok. Şimdi o masaldan arta kalmış yörük obaları  bu yaylaları mesken tutmuşlar ev yapmışlar, motorize olmuşlar ve kara çadırlarını atarak develerini satarak modern dünyanın koşullarına geçmişler. Böylece 3000 yıllık çadırlı hayat ve onunla birlikte o masalsı yaşantı ve kültür de tarih olup gitmiş.

Çınar altlarında çeşme başlarında uzun uzun molalar vererek ikindiye doğru Geyik dağı eteklerine ulaştık. Çok güzel göl kenarlarına yerleşmiş yörük yaylalrından geçerek Eğri Göl’e ulaştığımızda değişen hava, değişen atmosfer ve nefesimizin direk gökyüzüne açıldığı olağanüstü bir sayfayı açmıştık hayatımıza. Gölün kıyısında hafif içeri kıvrılan bir koyakta çeşmenin başına kampımızı attık. Ama ne kamp. Ahşaptan kenarları açık 2 katlı bir kulübemiz var. Üstünde 4 tarafı sedir olan kulübede oturduk ve göle nazır kahve içiyoruz. Yanımızda çeşme. Az ilerimizde güneş enerjisiyle ısınan ve deposunda sıcak suyu ile modern bir alan. Ve kapalı bir tuvalet. Beş yıldızlı bir kamp. Aslında burası yaz aylarında buraya çıkıp bir ay boyunca bedava hekimlik yapan ve çevre köyleden hastalara bakan Hadimli Doktor Kemal beyin yeri imiş. Tesisi de o yapmış, bize de bir güzel kullanmak düştü.Rehberimiz Ali Çetin’in de dostu. Gideceğimiz gün geldi ve Doktorla da tanışmış olduk. Böylesi  aslında dağcılara yakışmayan ama konforunu da inkara edemeyeceğimiz 5 yıldızlı kamp alanına yerleştikten sonra arkadaşların keçi keçi diye mırıldandıklarını duydum. Ne yazık ki, etkinlik ilanına keçi kavurması yedireceğiz deme gafletinde bulunmuşum. Sürekli hatırlatıp duruyorlar. Baktık olmayacak, Ali Çetin’le çıkıp Gölün karşı yamacındaki Kızılağaç Yaylası’na vardık. Köy fırınından sıcak pidelerimizi aldık ama keçi konusunda pek başarılı olamadık. Birkaç kişiye söylediysek de keçiler otlamaya çıktı filan dediler. Ama Ali Çetin maharetini göstererek son adamımız İdris’ten işi bağladı. İdris bize keçiyi keserek tam ortasından bölüp yarım keçiyi poşetlere doldurarak bir saat içinde teslim etti.

Kampa getirerek bayan arkadaşların maharetli ellerine bırakarak gezintiye çıktık. Kampın arkasında 2350 metre yükseklikteki isimsiz bir tepeye tırmanarak oraya Ali Tepesi adını verdik. Aşağı yukarı Uludağ zirvesine yakın bir yüksekliğe adımı vermiş olmaktan koltuğum kabarak zirvesinden Eğri Göl ve Geyik Dağının resimlerini çektik. Aşağıda akşamın son kızıllığı gölün üstüne çökerken kampa doğru yöneldik. Yaklaşık 2,5 saat sonra kampa yaklaştığımızda kavurmanın mis gibi kokusu geliyordu burnumuza. Güneşin batma anında keskin bir ısı çizgisi yaşadık. Güneş batar batmaz  hava birden sertleşiverdi. Ateşin alevlerini harlandırıp onunla daha samimi olma zamanıydı. Neyse ki odunumuz gayet bol.Ve bu arada kavurma servisi başladı. Sizi gidi kavurmacılar yeyin de sesiniz kesilsin bakalım. 2-3 saatlik bir akşam yürüyüşünden sonra tam da kıvamında bir zamanlamayla saldırıya geçtik kavurmaya.Karnımızı bir güzel doyurup ahalinin keçi hayalinin de önüne geçtikten sonra yarın akşamın menüsünü de belirledik. Keçiden kalan kemikli etle odun ateşinde kuru fasulye. Ne de olsa gezi programında bunun da sözünü vermiştim millete. Bundan sonra sözler verirsem iki olsun. Kardeşim dağda ne bulursak onu yiyeceğiz diyeceğim. Fasulyemizi de ısladıktan sonra kamp ateşi çevresinde közleme menüsüne geçtik. Genelde közleme menümüz patates, soğan ve sarmısak oluyordu. Şarkılar türküler sohbetler eşliğinde çıtırdayan kamp ateşimize gecenin sessiliği, uzaktan zaman zaman havlayan köpek sesleri ve rüzgarın sesi eşlik ediyordu. Sabah saat 06 gibi Geyik Dağı çıkışımızı başlatmaya karar verdiğimizde saat 24 gibi olmuştu. Çoğu arkadaş uykuya çekildiğinde Yavuz Sami ve ben şöyle karanlığa dalıp yaylada daha da üstümüze yaklaşmış yıldız tarlasına el uzattık. Saçlarımıza yıldız yağdı. Sabah kalktığımızda üstümüz başımız yıldız doluydu.İnsan baktıkça uzayın büyüleyici derinliğnde sonsuz bir yolculuğa çıkmış gibi ürperiyordu.

Yarın yorucu bir gün olacak.

Yıldız desenli yorganımızı üstümüze çekip kendimizi uykunun sıcak kollarına bıraktık.

Leave a Reply

Advert

Günü birlik veya kamplı, elinde fotoğraf makinesi, sırtında çantası olmanın verdiği hazla dolaşmaya MERHABA.

-
Her yer görülmeye değer anlayışı ve sevdasıyla yürümenin, tanımanın ve anlamanın tadına varabilmek amacıyla farklılıklar yaşıyoruz birlikte.

Yalnızca ülkemiz değil, gidilebilen her coğrafya içindir sözümüz.

Takvim

Aralık 2009
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Eki   Oca »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031