Categorized | Gezi Yazıları

SURİYE ÜLKESİNDE ŞAM ŞEHRİNDE -4. Kısım

SURİYE ÜLKESİNDE ŞAM ŞEHRİNDE -4. Kısım

SURİYE ÜLKESİNDE ŞAM ŞEHRİNDE -4. Kısım

namaras_ali_cetin_suriye_059

Her sabah olduğu gibi Meral teyze ile bin bir çeşit yiyecek dolu kahvaltımızı yapıyoruz. Hava sabahları biraz bulutlu oluyor ve de serin. Ama öğlene doğru ısınıyor. Yani, çöl iklimi. Meral teyze bizi her sabahki güler yüzü ve tatlı diliyle Behice ve eşi Abdurrahman’a teslim ediyor. Çok yere götürmeleri için birkaç kez uyarıyor.

Çok az trafik ışığının olduğu, Şam’lı sürücülerin hiç trafik kuralı tanımadığı dar sokaklardan geçerek Zabadani’ye doğru gidiyoruz. Ömer’de tam bir Suriye sürücüsü oldu. Kolayca adapte oluverdi kuralsız ortama. Kural tanımama duygusu zaten içersinde varmış Ömer’in, diyoruz.

Zabadani’ye varmadan önce 2400 rakımındaki Monta Rosa (pembe tepe) ya çıkıyoruz. Burada, Suriye’de çok az olan turistik otellerden bir tane var. Tepenin üzerine yapılmış, kışın buraya çok kar yağdığı için yer bulmakta zor oluyormuş. Yazında serin olduğu için hem Suudi Arapların, hemde Suriyelilerin akın ettiği bir yer. Monta Rosa’nın çok güzel manzarası var. Burası, bölgenin en yüksek yerlerinden birisi. Şam’a 40 km.uzaklıkta. Tepeden bakınca, aşağılarda ovanın tam ortasında küçük ama yeşil Zerizer gölünün harika bir görüntüsü var. Zerizer gölünü korumaya almışlar. Suriye’de bu türden yerler Çok değerli.

Monta Rosa’dan sonra meyve ve sebze bahçelerinin arasından Zabadani’ye doğru iniyoruz. Yol kenarlarında elma, armut, lahana, marul satan köylüleri görüyoruz. Bu bölgede dünyanın en sulu elması, dünyanın en meşhur Şam kaysısı ve en güzel kirazının yetiştiğini söylüyorlar.

Zabadani, kaynak suları bol olan, etrafı dağlarla çevrili, serin bir vadi. Şam zenginlerinin ve Suudi Arapların yazlık yeri. Burası lüks villaların çok olduğu bir yer. Yaz aylarında Avrupa’ya gitmeyen zengin Suudi Araplar Zabadani’ye geliyorlar. Suudiler için çöllerde çadırlar kurularak deve güreşleri ve şahin avcılığı yaptırılıyor. Suudiler Şam’lı kızlarla çok evlilik yapıyorlarmış. Evlilikte mehil parası yüksek tutuluyormuş ve o nedenle Suudi erkeklerle evlenip ayrılan çokca zengin olan kadın varmış Şam’da. Yani evlilikten önce kadın, evleneceği erkekle, ileride ayrılması durumunda alacağı para miktarında pazarlık ediyor ve bu antlaşma şahitler huzurunda yasal nitelik kazanıyor. Eğer erkek eşinden boşanmak isterse o zaman bu parayı tamamı tamamına ödemek zorunda. Suriye’de kadınlar daha çok erkeğine nasıl davranması konusunda ailede eğitilerek yetiştiriliyor. Suriye’de ‘Şam’dan kız al, hayatını yaşa’ deyimi atasözü olmuş. Erkek akşam eve gelince mutlaka kadın kapıda süslenerek karşılıyormuş. Eğer ki erkeğin canı sıkkın, morali bozuksa, kadın, kocasının moralini düzeltmek için her şeyi yapıyor, en sonunda teybe bir müzik koyup dans ederek moral düzeltme seansını tamamlıyor.
namaras_ali_cetin_suriye_059
Zebadani’nin lüks villalarının arasından yukarılara doğru tırmanıyoruz. Villalar ya taştan yapılmış ya da taş kaplama. Taş işçiliği bir sanat olmuş burada. Yukarıya Bludan köyüne çıkıyoruz. Bludan’dan, Zabadani’nin ve Lübnan, Ürdün sınırındaki dağların eşsiz bir görünümü var. Bludan köyü artık zengin Şamlıların ve zengin Suudilerin köyü olmuş. Bludan köyünün içendeki, dünyanın en derin, en geniş el yapımı mağarasını geziyoruz. Buradaki dağdan eskiden oyularak kum çıkarılıyormuş. Kum ocağının sahibi Musa adında Hıristiyan bir köylü.2006 yılında Musa’nın oğlu devlete müracaat ederek, bu dağın altını köylülerle birlikte kazarak Turistik bir mağara ortaya çıkarıyor. Mağaranın içerisinde, çay bahçeleri, lokanta, göletler ve akan dereler yapmışlar. İçeride sobalarda yanıyor. Görülmeye değer bir ortam yaratmışlar köylüler.Zebadani’den Bedevilerin tek telli müzik aleti olan Rebabe isimli çalgısını alıyoruz.

Zebadani’den dönerken Şam’a başka bir yoldan geliyoruz. Etrafı çıplak ve boz dağlarla duvar gibi örülmüş derin bir vadiden, köylerin içinden geçerek Feije köyüne geliyoruz. Feije köyünün tam ortasından, derenin içinden bir kaynak suyu çkıyor. Buradan eskilerde Ünlü Barada nehri akarmış. Barada nehri Feije kaynağını da alarak Şam şehrinin içinden geçerken yedi kola ayrılarak hem Şam’ın içme suyu olarak kullanılır, hemde Şam’ın bağlarını, bahçelerini sularmış. Bu gün artık Barada nehrinin Şam’ın içinden akan kollarının yatakları kuru birer dere olarak kalmışlar.

Feije kaynağının hemen kenarında güzel bir lokantaya oturuyoruz. Behice ve eşi Abdurrahman hemen değişik, Şam’a özgü tatları olan yemekleri söylüyorlar. Yemekten önce yine kuru yemişler geliyor. Lokantada oturan hemen herkes nargilesini tüttürüyor. En bol olan kavrulmuş karpuz çekirdeği. Abdurrahman nargilesini tüttürürken, bizde yemek öncesi çekirdek yiyerek oyalanıyoruz. Feije kaynağının 80 km. çevresine yerleşim yasaklanmış. O nedenle tepeler tellerle çevrili ve boş. Abdurrahman,’Feije suyunun Yapılan bütün tahlillerinde hiçbir mikroba rastlanmadığını ve bu durumun Japon’ların da dikkatini çektiğini, o nedenle Japonlar, Feije kaynağından su alarak Japonya’da tahlil yaptırdıklarını’ söyledi. Feije suyu evlerde içme suyu olarak halen rahatça kullanılmaktadır.

Yine Muhajirin semtindeki Meral teyzenin evinde sabah kahvaltımızı yapıyoruz. Meral teyze oruç tutuyor ama sabah bize kahvaltı hazırlıyor, biz kahvaltı yaparken bizimle birlikte masada oturuyor sohbet ediyor. Bugün bizi Basil ve eşi Hele Şam dışına gezmeye götürecekler.

Şam’dan 54 km. sonra Maalula kasabasına varıyoruz. Maalula çok eski bir Arami köyü. Hz. İsa’nın dili olan Aramicenin halen konuşulduğu bir kasaba. Burada da Hıristiyan halk ile Müslüman halk birlikte yaşıyorlar. Hem kilise, hem cami var. Suriye de hoş görünün en güzeli yaşanmaktadır. Zaten kimlik kartlarında din hanesi bulunmamaktadır. Yani Türkiye de olduğu gibi insanların kimlik kartlarına bakarak hangi dinden olduklarını öğrenemiyorsunuz.

Maalula kasabası Hıristiyanlar açısından kutsal bir yer. Burada ünlü Marta Takla kilisesini mutlaka görmek gerekir. Marta Takla Anadolulu bir Bayan, Konya’dan kaçarak Kıbrıs üzerinden Suriye ülkesine geliyor. Maalula köyünün yakınındaki dağın önüne gelince, takipçileri düşmanlardan kurtulamıyor ve bu dağ yarılarak Marta Takla’nın geçmesini ve takipçilerden kurtulmasını sağlıyor. Marta Takla burada yaşıyor ve burada ölüyor. Maalula’nın en tepesindeki bir başka tarihi taş kiliseye çıkıyoruz. Bu kilise Malula’ya hâkim bir yerde. Kilisede Şarapta yapılıyor. Bu Şaraplardan bize de ikram ediyorlar, Ömer ile şarabın tadına bakıyoruz.

Maalula’dan sonra Basil bizi Sednaya Köyüne götürüyor. Sednaya oldukça büyük bir köy. Her yerde olduğu gibi burada da camiler ve kiliseler yan yana. M.S. 100.yılında yapılmış büyükçe tarihi bir kiliseyi geziyoruz. Burası hem kilise olarak, hemde yetimhane olarak kullanılıyor. Kiliseyi tam olarak gezmek zor. Sednaya köyünü de geziyoruz. Burası, Şirin bir Suriye kasabası. Hava biraz soğuk, Sednaya’da oldukça yüksekte bir yer. Kilisenin duvarının önünde arabalarımızı park ettiğimiz yerde, Hele’nin yaptığı börekleri afiyetle yiyoruz. Buradan çok yükseklere doğru tırmanıyoruz. Bölgenin en yüksek tepesi ve her yere hâkim. Zirvede, tamamen taştan yapılmış Şiro-Bim kilisesi var. M.S. 300 yılında yapılmış Ermeni Ortodoks kilisesinin kalıntılarını ve onun yerine yapılan taş kiliseyi geziyoruz. Kilisenin papazları bize lokum ikram ediyorlar.

namaras_ali_cetin_suriye_059

Maalula’yı,Sednaya kasabasını ve Şiro-Bim Kilisesini görmek hem Suriye deki tarihi tanımak hemde kültürel mozaiği görüp anlamak açısından oldukça önemli. Suriye tarihen insanlığın en önemli gelişim alanlarının başında gelen bir coğrafya.Şam’ı gezmek,tanımak demek ,insanlığın gelişim tarihini tanımak demektir.

Şam şehrinde mutlu olduk,Meral teyze ,Mejdi,Basil,Behice,Hele,Abdurrahman ve küçük Ayla bize dost oldular,rehber oldular,kardeş oldular.Meral teyze bize ‘Ehlen ve Sehlen’ diyerek kapısını açtı ve’ Beyti Beytak’ deyip sıcacık kalbiyle bizi kucaklayarak misafir etti.Sekiz gün doyumsuz bir Şam gezisinden sonra yine kara yoluyla Halep’e doğru hareket ettik.Karayoluyla gitmek bize Suriye Ülkesini hem sosyal,hemde coğrafi açıdan bir bütün olarak daha iyi tanımamızı sağladı.Sabah herkesle vedalaştıktan sonra Mejdi ve eşi Reşa bizi Şam çıkışına kadar geçirdiler.

Hama ve Humms üzerinden Halep’e geldik.Halep’te,Aziziye semtinde Mandolon motelin kapısında otel sahibi Mejdi’nin dostu Gorg Mubayed bizi karşıladı.Mandolon Motel içi,eski Halep’i size görüntüsüyle hemen anlatıveriyor.Taş yapısı,mimarisi,masif donanımı bir bütün olarak gerçekten görülmeye de,konaklama yada değer bir motel .Halep ayrı bir tarih.Taş döşeme sokakları,taş yapı lokantaları.bütün ihtişamıyla duran Halep kalesi,gezmekle bitiremeyeceğiniz Halep kapalı çarşısı ve Türkçe bilen ermeni esnafıyla Halep’i görmek tanımak gerekmektedir.

Suriye,Hıristiyan ve Müslümanların iç içe yaşadıkları,komşuluk yaptıkları,Her iki halkın bayramda birbirini ziyaret edebildiği ve hem Hıristiyanların,Hem Müslümanların bayram günlerinin resmi tatil olduğu bir hoşgörü ülkesidir. Suriye ülkesini tanımak bir zenginlik katacaktır yaşamınıza.

Kasım 2009

Ali ÇETİN

Leave a Reply

Advert

Günü birlik veya kamplı, elinde fotoğraf makinesi, sırtında çantası olmanın verdiği hazla dolaşmaya MERHABA.

-
Her yer görülmeye değer anlayışı ve sevdasıyla yürümenin, tanımanın ve anlamanın tadına varabilmek amacıyla farklılıklar yaşıyoruz birlikte.

Yalnızca ülkemiz değil, gidilebilen her coğrafya içindir sözümüz.

Takvim

Şubat 2010
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Oca   May »
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728