Categorized | Trekking Yazıları, Yazılar

KONAKLAYIP GİDEN KERVAN YOLLARINDA, ERCİYES DAĞINA GİDER

KONAKLAYIP GİDEN KERVAN YOLLARINDA, ERCİYES DAĞINA GİDER


Erciyes Dağına sevdalanmıştık ne zamandır. 14 Eylül 2012 Cuma akşamı Kayseri’ye doğru yola çıkınca, Erciyes dağı sevdası, merak ve heyecana dönüştü. Gizemlidir dağlar, öyle bir uzaktan görünüşleri, albenileri vardır. Birde sır olan içsel yaşamları vardır onların. Dağların yaşamı, dağlarla yaşamadan bilinmez. Dağları yaşamak için, engin vadilere inmek, sivri, bıçak gibi zirvelerine çıkmak, kayasına tutunmak ve de çarşağından hızla inerken tozunu yutmak gerekir ki, Dağları yaşamış olalım. Dağların koyaklarına inmekte, zirvelerine çıkmakta zordur, zorludur. Dağlar bir yandan yorar, üşütür insanı, bir yandan da duygular değişir, düşünce yorgunluğu yok olur dağlarda. İnsan şehir hayatının gürültüsüne, karmaşasına dönünce anlar dağların önemini ve işte yeniden başlar dağların sevdası, bir tutku olur doğa, bir yaşam biçimine dönüşür bu sevda.

http://namaras.org/anasayfa/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif

Kayseri’ye yaklaşınca ala şafakta, kocaman bir kütle olarak gördük Erciyes’ i, bozkırın orta yerinde, öylesine Lök gibi oturuvermişti kıpırtısız, dingin ve kendinden emin. Kimimizin içine korku düştü, kimimiz tedirgin olduk, kimimiz heyecanlandık ve kimimiz de sevdayla baktı dimdik duran tepesine.

Bu duygularla girdik şehir merkezinden geçerek Hacılara. Erciyes’in koynundaki Hacılar kasabasında Mustafa ve Gülseren dostlarımızın evine misafir olduk. Boz dağın yamacında, yemyeşil bir bahçenin içerisindeki evlerinde ağırladılar bizi. Numan ve Zikriye’nin aile dostları, Gülseren ve Mustafa ailesi bizi sevgiyle, dostlukla karşıladılar. 13 kişilik ekibin misafirlik için çok olacağı geçti aklımdan ama biraz ürkütücü, soğuk, sır dolu Erciyes dağının bağrındaki sıcacık, güler yüzlü ve candan bir aileye misafir olmak ısıttı içimizi birden. Kırk yıllık dostluk sıcaklığıyla ağırlanmıştık. Sucuk, pastırma, peynir, tereyağı, zeytin, yumurta, reçel, katmerler ve evlerinin önünden tazecik toplanan domates ile biberlerin kokusu ve tadı bir harikaydı. Gece yolculuğunun yorgunluğu ve dağa gitmenin heyecanının açlığıyla saldırdık kahvaltı sofrasına. Bu kahvaltı bizleri Erciyes’in zirvesine çıkarır diye espri yaptık. Gerçekten harika bir kahvaltıydı. Organik besleyici, güç ve direnç verecek bir sofraydı. Kahvaltıdan sonra dostlarımıza teşekkür ederek onlardan ayrıldık.

Hacılar çarşısına gelerek oradan alış verişimizi yaptık. Bolca su, ekmek, domates, peynir aldık. Hacılara gelmişken HADAK dağcılık kulübüne de uğramak istedik ama kulüp lokali kapalıydı. Oradan bir arkadaş bizimle ilgilendi ve HADAK sekreteriyle telefonla görüşmemizi sağladı. Sekreter arkadaştan bilgi aldıktan sonra doğru Tekir Yaylasına gittik. Burada önce jandarmaya isimlerimizi yazdırıp kimliklerimizi bıraktık. Teleferikle 2650 rakımına çıkıp oradan yürüyerek 2750 rakımındaki kamp alanına çıktık. Ali Göçer dostumun deyişiyle, bir aslan gibi yatarak bizi gözetleyen Erciyes Dağının kuyruğuna basmadan çadırlarımızı kurduk.

Kamp alanımızdan Erciyes’in zirvesine bakan gözlerde dikkat, heyecan, korku ve kaçamak sevdalı bakışlar vardı. Kampımızı kurduktan sonra, çevrede keşif gezisi yaptık. Numan, Turhan, Mustafa Şen ve Ender eskiden teleferik ayağı yapılırken artta kalıp atılan kalas parçalarını omuzlayıp geldiler. Kamp alanımızda kamp ateşi için odunlarımızı hazırladık. Bir yandan da arkadaşlarımız Zikriye, Hüsniye, Gülseren, Mevlüde ve Seda akşam yemeği için hazırlıklara başladılar. Domatesli, soğanlı, sarımsaklı bulgur pilavını ve salatamızı, kamp ateşimizin karşısında afiyetle yedik.

Gecenin sürprizini Mustafa Şen yaptı. Ender’in Doğum günü için Manavgat’tan alıp getirdiği pastanın üzerine mumlar dikerek yaktı. 2750 metrede Ender’e hoş bir doğum günü kutlaması oldu.

Erciyes Dağının karanlığıyla birlikte soğuğu da çöktü kampımıza. Birden yıldızlar indi üzerimize. Sanki yıldızlı gökyüzü bizi Erciyes Dağının karanlığına karşı aydınlatıyor, soğuğuna karşıda ısıtıyordu. Kamp ateşimiz alev alevdi. Bayram Abinin coşkusu ise hiç tükenmiyordu. Bayram abi ile Turhan ellerine birer ateşli köz alarak karanlık gecede ateş dansına başladılar. Hepimiz neşe içerisindeydik. Arif ile Numan’ın sesi yanık türkülerle geceyi bölerek, Erciyes Dağının yamaçlarında yankılandı. Hava soğuktu, alev alev yanan kamp ateşimizin karşısında biraz önümüzü, biraz arkamızı ısıtarak oturuyorduk. Saat 21,30 da saman yolu ve yıldız dolu gökyüzünü bir yorgan gibi üzerimize çekerek, gecenin sessizliğinde uykuya daldık.

Sabah saat 04,oo te dinç, dinamik ama heyecanlı olarak uyandık. Zirve çantalarımızı hazırladık. Saat 04,40 ta, Erciyes Dağının zirvesine giden belirgin patikadan yürümeye başladık. Erciyes Dağı, şafağa yaklaşılan saatlerin koyu karanlığında, yıldızlı gökyüzünün bağrına, bir bıçak saplanmış gibi tarihe şahitlik edercesine, dimdik duruyordu. Heybetli, ürkütücü ve de muhteşemdi.

Tan yeri ağarıp ufukta güneşin kızılı bir çizgi gibi belirmeye başladığında, ilk tepenin yamacına ulaşmıştık. Bayram abi tan yeri ağarırken 2900 metreden bizi uğurladı. Ekibimiz 12 kişiydi. Erciyes Dağı dik, taşlık ve yorucuydu. Ekipte kopma yaratmadan, yorularak ama zorlanmadan ilerliyorduk. Bütün ekibin performansı iyiydi. Bazı arkadaşlarımızın Erciyes Dağı, ilk yüksek dağ çıkışlarıydı. Yüksek irtifanın belirtilerine karşı dikkatliydik. Sürekli birbirimizi kollayarak ilerliyorduk. Dağcılık; dostluk, dayanışma ve güven demektir. Dağcılıkta bireyci davranışlara ve bencilliğe yer olmaz. Bu duyguyu; doğanın saflığı temizliği ve gizemi yaratır.

3450 rakımında uzunca soluklandık. İlk defa bu yüksekliğe çıkan arkadaşlar dönüp baktılar heyecanla bozkıra. Manzaranın büyüsüyle doldu ruhlarımız. Doyumsuz bir tan kızılı durmaktaydı karşımızda. Merakla, heyecanla ve korkuyla izledi gözler Erciyes dağının heybetini ve albenisini.

3450 rakımında Hüsnüye, Gülseren, Seda, Zikriye ve Mevlüde bizleri zirveye doğru uğurladılar. Dik yamacı çıkarken güneş ışıklarıyla sırtımızı yalıyordu ama hava soğuk, hava olabildiğince sertti.

3650 Rakımında soluklandık. Hörgüç kayası zirveyi arkasına almış “gelmeyin, geçirtmem” dercesine bir bıçak gibi duruyordu karşımızda. 3650 rakımında Polonyalı bir ekip ile karşılaştık. Arif’i, Polonyalı dağcı ekip ile sohbette baş başa bıraktık. Hörgüç kayayı geçince zirve, dimdik, kaygan ve zorlu bir yamaç olarak dikildi önümüze. Her adım atışımızda çarsak bizi bir adım geriye atıyordu, onun için sıkı basmak gerekiyordu. Her yanımız kayalık ve etrafımızdaki taşlar, her an kopup üzerimize gelmeye hazırdı. Bizden önce zirve yapıp dönmek isteyen gurup bizim çıkışımızı bekliyordu yukarıda. Her adım taş yuvarlanması ve tehlike demekti Erciyes’te. Birbirimizden kopmadan ve birbirimizi kollayarak yürüyorduk.

Dağcılık, ülkemizde henüz bir anlayış, bir yaşam biçimi olarak algılanmıyor. Erciyes Dağının zirvesi, sarp, tehlikeli fakat güzel bir zirve. Buraya gelen herkes illaki zirve yapmak ister. Hörgüç kayaya kadar gelerek buradan dönen birçok insan oluyordur. Kayseri’deki dağcılık kulüpleri daha duyarlı olmalı ve zirve çıkışının 150-200 metrelik bölümünde iple güvenlik almalıdırlar. Burada her zaman düşüp yaralananlar oluyormuş. Bizden önceki guruptan da iki kişi düşerek yaralandı.

Zorlu bir tırmanıştan sonra Numan, Ender, Mustafa, Turhan, Mustafa Özkul ile birlikte 3916 rakımından dört bir yanımızdaki bozkıra bakarak yaşıyoruz zirveye çıkmanın mutluluğunu.

Zirvedeki buzulun üzerinden kar sıyırıyor Turhan ile Numan. Zirve defterini yazıp, fotoğraf çekiyoruz. Sonra oturup dinleniyoruz bir süre. Sanırım uzun soluklanmayı  hak ettik diye düşünüp gülümsüyoruz hep birlikte. Keyifle yemeklerimizi yiyoruz zirvede.

Şeytan deresinin zorlu çarsağından koşup tozu dumana katarak inmeye başlıyoruz.

Erciyes zirve etkinliğimizi başarıyla tamamlıyoruz. Kamp yerinde toplanıyoruz. Hepimiz mutluyuz. Tüm sevinçleri birlikte yaşıyoruz ekip ruhuyla. Sevinçlerimizi de bölüşüyoruz.

Bayram abi, Hüsnüye, Gülseren, Zikriye, Mevlüde, Seda, Turhan, Mustafa Özkul, Mustafa Şen, Arif, Ender, Numan yani 13 arkadaş hepimiz mutluyuz ve hep birlikte Erciyes dağının zirvesine bakarak ayrılıyoruz kamp yerinden.

Bu güzel etkinliğe hepimiz aynı oranda değer kattık, aynı oranda güzel ve anlamlı yaptık. Yorulmasına yorulduk, zaman zaman tedirginde olduk ama mutluluğumuza değer katıp döndük Erciyes dağından.

HEP BİRLİKTE YENİ  ZİRVE VE MUTLULUKLARA.

15-16 EYLÜL 2012

ALİ ÇETİN

Leave a Reply

Advert

Günü birlik veya kamplı, elinde fotoğraf makinesi, sırtında çantası olmanın verdiği hazla dolaşmaya MERHABA.

-
Her yer görülmeye değer anlayışı ve sevdasıyla yürümenin, tanımanın ve anlamanın tadına varabilmek amacıyla farklılıklar yaşıyoruz birlikte.

Yalnızca ülkemiz değil, gidilebilen her coğrafya içindir sözümüz.

Takvim

Ekim 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Ağu    
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031