<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>namaras.org -</title>
	<atom:link href="http://namaras.org/anasayfa/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://namaras.org/anasayfa</link>
	<description>Ali ÇETİN&#039;in kişisel sayfasıdır.</description>
	<lastBuildDate>Sat, 27 Aug 2011 09:01:02 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>KOVADA GÖLÜ’NDE KİRAZ YİYEN BALIKLAR</title>
		<link>http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/kovada-golu%e2%80%99nde-kiraz-yiyen-baliklar/</link>
		<comments>http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/kovada-golu%e2%80%99nde-kiraz-yiyen-baliklar/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Aug 2011 08:52:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Çetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gezi Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Trekking Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[ali çetin]]></category>
		<category><![CDATA[balık]]></category>
		<category><![CDATA[çetin]]></category>
		<category><![CDATA[gökceylan]]></category>
		<category><![CDATA[gölü]]></category>
		<category><![CDATA[kiraz]]></category>
		<category><![CDATA[kovada]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa]]></category>
		<category><![CDATA[namaras]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://namaras.org/anasayfa/?p=693</guid>
		<description><![CDATA[KOVADA GÖLÜ’NDE KİRAZ YİYEN BALIKLAR
VE
ÇEVRE GÖNÜLLÜSÜ MUSTAFA’NIN ÖYKÜSÜ
Dağların, bitmez tükenmez bir albenisi vardır her zaman. Dağlar, gün olur cilve yapar, gün olur göz kırpar, gün olur alır koynunda saklar insanı. Yaz aylarında bir başkadır dağların kucağı, kış aylarında ise bir başka. Yaz sıcakları bastırdığı zaman, yani Antalya gibi sahillerde yumurta güneş altında pişerken, alıp başını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3>KOVADA GÖLÜ’NDE KİRAZ YİYEN BALIKLAR</h3>
<h3>VE</h3>
<h3>ÇEVRE GÖNÜLLÜSÜ MUSTAFA’NIN ÖYKÜSÜ</h3>
<p>Dağların, bitmez tükenmez bir albenisi vardır her zaman. Dağlar, gün olur cilve yapar, gün olur göz kırpar, gün olur alır koynunda saklar insanı. Yaz aylarında bir başkadır dağların kucağı, kış aylarında ise bir başka. Yaz sıcakları bastırdığı zaman, yani Antalya gibi sahillerde yumurta güneş altında pişerken, alıp başını gidersen, bir saat sonrasında, üşümeye başladığın, soğuk pınarların başında alırsın soluğu. Toroslar yeşiliyle kucakladığı için Akdeniz’i, bir solukta çıkıverirsin derin vadilerden geçerek, ulu çınarların altındaki derelere, pınarlara, göllere.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-695" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/kovada-golu%e2%80%99nde-kiraz-yiyen-baliklar/namaras-org-kovada-goludsc00563/"><img class="aligncenter size-full wp-image-695" title="namaras-org-kovada-goluDSC00563" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/namaras-org-kovada-goluDSC00563.jpg" alt="namaras-org-kovada-goluDSC00563" width="800" height="533" /></a></p>
<p>Kovada gölü, bir solukta alıp başını gidilen yerlerden birisidir. Antalya’dan iki saat gittikten sonra Denizden 900 metre yükseklikte, yeşil ormanların arasında, yeşil bir göl sizi karşılar. Büyülenirsiniz. İnsanı büyüleyen sadece serinlik değil, yeşilin koyu tonu, gölün koyu yeşili ve yeşilin göle yansıyan görüntüsüdür. Çok sık olan çınarların ve meşe ağaçlarının arasından belli belirsiz fark edersiniz gölün suyunu. Birçok yerde gölü görebilmek için ağaç dallarını aralayıp bakmak gerekmektedir. Balık şıpırtılarının, kanat çırpan sakar mekelerin ve angutların uçuşmalarıyla irkilirsiniz.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-696" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/kovada-golu%e2%80%99nde-kiraz-yiyen-baliklar/namaras-org-kovada-goludsc00655/"><img class="aligncenter size-full wp-image-696" title="namaras-org-kovada-goluDSC00655" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/namaras-org-kovada-goluDSC00655.jpg" alt="namaras-org-kovada-goluDSC00655" width="800" height="533" /></a></p>
<p>Doğanın bu görsel sunumu içerisinde kaybolurken, bir yandan da kamp kurabileceğimiz en uygun yeri arıyorduk. Kiraz bahçesinin yanında ki bir kamp alanına girdik. Bu ortamda, bu sessizlikte çokça konforlu bir kamp alanıydı burası. Suyu, bankları, tuvaleti ve çadır kurulacak yerleri vardı. Çevreye bir göz attıktan sonra “çadırları kuralım, buradan daha iyi yer bulamayız bana sorarsanız”dedi Numan. Çadırlarımızı kurduk. Odun toplamak için ormana doğru girerken “hoş geldiniz” sesiyle ormanların içinden elinde kazması ve tahrasıyla birisi geliyordu bize doğru. Kırıntı köyünden Mustafa Gökceylan’dı gelen. Mustafa yıllar önce kovada gölüne geldiğimizde bize göl balığı yedirmişti. Balıkların tadı daha damağımızdan silinmemişken Mustafa Gökceylan’ı yeniden görmek mutlu etti bizi.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-697" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/kovada-golu%e2%80%99nde-kiraz-yiyen-baliklar/namaras-org-kovada-goludsc00658/"><img class="aligncenter size-full wp-image-697" title="namaras-org-kovada-goluDSC00658" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/namaras-org-kovada-goluDSC00658.jpg" alt="namaras-org-kovada-goluDSC00658" width="800" height="533" /></a></p>
<p>Kampımızı kurduktan sonra göl çevresinde yürüyüş yapmak için Mustafa’nın gösterdiği patikadan ormanın içerisine daldık. Göl manzaralı, tarihi taş döşeme yollara bezmeyen patikadan bir süre yürüdükten sonra oturulacak yerler yapılmış olan bir seyir tepesinde mola vererek, ormanla bütünlenmiş göl manzarasını seyre daldık. İnsan bıkmadan saatlerce oturup, gölü, gölün yeşilini, balıkların gölde yarattığı ışıltıları, uçuşan göl kuşlarını ve göl çevresindeki yeşil ortamı seyredebilir. Hava serin, manzara güzel, seyir tepesini terk etmek istemiyoruz.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-699" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/kovada-golu%e2%80%99nde-kiraz-yiyen-baliklar/namaras-org-kovada-goludsc00797/"><img class="aligncenter size-full wp-image-699" title="namaras-org-kovada-goluDSC00797" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/namaras-org-kovada-goluDSC00797.jpg" alt="namaras-org-kovada-goluDSC00797" width="800" height="533" /></a></p>
<p>Akşama doğru kamp yerimize dönüp, topladığımız odunlarla kamp ateşimizi yakıyoruz. Temmuz ayının başındayız, hava serin, hem üzerimize kalın şeylerimizi giyiyoruz, hem de kamp ateşinin başına biraz daha yaklaşıyoruz. Sessiz ortamda, kıpırdayan göl sularının melodisiyle, gökyüzünün ahengi bizlere huzur veriyordu.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-700" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/kovada-golu%e2%80%99nde-kiraz-yiyen-baliklar/namaras-org-kovada-goludsc00798/"><img class="aligncenter size-full wp-image-700" title="namaras-org-kovada-goluDSC00798" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/namaras-org-kovada-goluDSC00798.jpg" alt="namaras-org-kovada-goluDSC00798" width="800" height="491" /></a></p>
<p>Çadırlarımızda, güzel, deliksiz uykumuzdan sonra, erkenden dingin sabahta uyandık. Yürüyüş için hazırlandık. Mustafa, kamp masamıza amcasının bahçesinden topladığı kirazları bırakmıştı. Hüseyin’in avucuna doldurduğu kirazları yiyerek ormanın arasında başka bir patika yoldan, bambaşka bir dünyaya doğru adımlamaya başladık.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-700" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/kovada-golu%e2%80%99nde-kiraz-yiyen-baliklar/namaras-org-kovada-goludsc00798/"></a><a rel="attachment wp-att-701" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/kovada-golu%e2%80%99nde-kiraz-yiyen-baliklar/namaras-org-kovada-goludsc00804/"><img class="aligncenter size-full wp-image-701" title="namaras-org-kovada-goluDSC00804" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/namaras-org-kovada-goluDSC00804.jpg" alt="namaras-org-kovada-goluDSC00804" width="800" height="533" /></a></p>
<p>Kovada gölü,1970 yılında milli park ilan edilmiş. Isparta’ya 58 km. Antalya’ya 156 km. uzaklıktadır. Göl içerisinde 59 adet yerli olmak üzere 26 adet kış göçmeni,48 adet yaz göçmeni,20 adet transit göçen olmak üzere 153 adet kuş türü bulunmaktadır. Pullu sazan, kadife, sudak, havuz balığı ve kerevit göl içi canlıları olarak varlıklarını sürdürmektedir. Yoğun ormanları ise, kızılçam, karaçam, meşe, köknar, sedir, çınar, ardıç ve çitlembik ağaçlarıyla ve yaban keçisi, yaban domuzu, sansar, porsuk, tilki ve sincaplarıyla dört mevsim yaşam dolu bir çevre olma özelliğini sürdürebilmektedir.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-702" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/kovada-golu%e2%80%99nde-kiraz-yiyen-baliklar/namaras-org-kovada-goludsc00811/"><img class="aligncenter size-full wp-image-702" title="namaras-org-kovada-goluDSC00811" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/namaras-org-kovada-goluDSC00811.jpg" alt="namaras-org-kovada-goluDSC00811" width="800" height="437" /></a></p>
<p>1958 yılına kadar kovada gölü ile Eğirdir gölü, birleşik bir göldü.1958 yılında kovada HES yapılınca su yatağı derinleştiriliyor, su yatağı derinleştirilince iki göl ayrılıyor ve sadece bir kanalla göller arası su dolaşımı sürdürülüyor. Eğirdir gölü ile kovada gölü arası 20 km. mesafede. Kovada gölü, Eğirdir gölünden 20 m. Daha düşük rakımda. Kovada gölü, göl içi canlılarıyla, çevresindeki orman ve dağlarıyla doğa harikası olan bir coğrafya.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-704" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/kovada-golu%e2%80%99nde-kiraz-yiyen-baliklar/namaras-org-kovada-goludsc00814/"><img class="aligncenter size-full wp-image-704" title="namaras-org-kovada-goluDSC00814" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/namaras-org-kovada-goluDSC00814.jpg" alt="namaras-org-kovada-goluDSC00814" width="800" height="478" /></a></p>
<p>Kovada Gölünün güzelliğine gönül veren, güzelliği anlayan ve göl ile yaşamı özleşen, birde Kırıntı köyünden Mustafa Gökceylan var. Mustafa, Kırıntı köyünde yaşayan, bahçecilik, balıkçılıkla geçimini sağlayan bir insanoğludur. İkinci gün akşamında, Mustafa arkadaşımızın gölden avladığı, gölün doğal balığı olan kara sazanları yiyoruz. Kara sazan balıklarının lezzetine doyum olmuyor.”Kovada gölünün kara sazanları kirazla beslenirler,onun için lezzeti çoktur,ama illa ki ben pişirmeliyim” diyor Mustafa gülerek. Temmuz sıcağındayız,900 metre rakımında, akşam kamp ateşinin başına sokulup, pırıl pırıl yıldızların hoş aydınlığında balıklarımızı yiyoruz. Kovada gölü çevresinde mevsiminde yetişen kirazın, elmanın, domatesin tadı bir başka güzelliktedir.”Keyifte, mutlulukta bu olsa gerek diyor.”Hüseyin ellerini kızaran kamp ateşine uzatarak.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-706" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/kovada-golu%e2%80%99nde-kiraz-yiyen-baliklar/namaras-org-kovada-goludsc00825/"><img class="aligncenter size-full wp-image-706" title="namaras-org-kovada-goluDSC00825" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/namaras-org-kovada-goluDSC00825.jpg" alt="namaras-org-kovada-goluDSC00825" width="800" height="533" /></a></p>
<p>Mustafa Gökceylan, Kovada gölünün güzelliklerinin farkına varınca, göle ve göl çevresine daha başka bir gözle ve duyguyla bakmaya başlıyor. Bu farkındalıkla yaşamına değer kattığını düşünüyor.1989 yılının ilkbaharında göl kenarına birkaç tane kıl çadır kuruyor. Amacı kovada gölünü gelenlere tanıtmak ve de para kazanmak. Gelenleri göl çevresinde gezdiriyor, göl balıklarından yediriyor. Bunu yetkililerden izin alarak yapıyor. Göl çevresi çok sık ormanlık olduğu için gezmek ve gezdirmek zor. Mustafa, eşi ve çocuklarıyla birlikte orman içerisinde, göl kenarında parkurlar açmaya başlıyor. Tarihi yollara benzeyen, taş döşeme patikalar açıyor. Kovada gölüne gelenler mutlu. Bedava rehberlik yapan birisinin olması herkesi etkilediği gibi, Kovada gölü milli park yetkilileri de Mustafa’nın çalışmalarının, çevreye olan duyarlılığının farkına varıyorlar ve 1990 yılında çadır alanını, taş yapılaşma için Mustafa’ya kiraya veriyorlar. Bir şartları var yetkililerin:”göl çevresine sürekli parkurlar açacak, gölde ve göl çevresinde kaçak avlanmayı takip edecek. Mustafa için,1990 yılından sonra gölü korumak, göl çevresinde parkurlar açmak, Mustafa’nın bir uğraşı, yaşam biçimi olarak yaşamını daha da anlamlaştırıyor.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-707" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/kovada-golu%e2%80%99nde-kiraz-yiyen-baliklar/namaras-org-kovada-goludsc00836/"><img class="aligncenter size-full wp-image-707" title="namaras-org-kovada-goluDSC00836" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/namaras-org-kovada-goluDSC00836.jpg" alt="namaras-org-kovada-goluDSC00836" width="800" height="533" /></a></p>
<p>Artık Kovada gölünde kaçak balık avlamak, kaçak göl kuşlarını avlamak, göl çevresindeki ormanlarda kaçak yaban keçisi, ayı, tavşan avlamak Çevre köylüler için zorlaşmış. Mustafa gece, gündüz sürekli gölü ve çevresini kollamaktadır. Çevre gönüllüsü Mustafa’nın huzuru çok sürmüyor. Yakıldı mı, yandı mı bilinmez ama bir gece Mustafa’nın taş evi ve lokantası yanıp kül oluyor. Mustafa doğa gönüllüsü, Mustafa, çalışkan. Yetkililer Mustafa’yı devlet işçisi olarak işe alıyorlar.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-708" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/kovada-golu%e2%80%99nde-kiraz-yiyen-baliklar/namaras-org-kovada-goludsc00838/"><img class="aligncenter size-full wp-image-708" title="namaras-org-kovada-goluDSC00838" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/namaras-org-kovada-goluDSC00838.jpg" alt="namaras-org-kovada-goluDSC00838" width="800" height="533" /></a></p>
<p>Mustafa Gökceylan, Gölde kaçak balık avcılığının önüne geçmiş. Gölün kirlenmesinin geçebildiği kadar önüne geçmiş. Kuşlar özgür uçmaya başlamışlar kovada gölünde.26 km.lik göl çevresinde 12 km. parkur açmış. Çatal tepeye, çınçın tepeye parkurlar açmış.”Amacım, kendi imkânlarımla da olsa Aktıran dağına ve Zortu sivrisine de parkur açmak.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-709" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/kovada-golu%e2%80%99nde-kiraz-yiyen-baliklar/namaras-org-kovada-goludsc00848/"><img class="aligncenter size-full wp-image-709" title="namaras-org-kovada-goluDSC00848" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/namaras-org-kovada-goluDSC00848.jpg" alt="namaras-org-kovada-goluDSC00848" width="800" height="533" /></a></p>
<p>Birkaç yıl öncesinde Kovada gölü, Çevre Orman İl Müdürlüğü bünyesinde, Valilik başkanlığında kurulan Eko Bir (Eğirdir ve Kovada gölü koruma birliği) e bağlanmış. Kaçak balık avlayamayan, kaçak kuş avlayamayan bir kısım köylüler, Mustafa’yı Valiye şikâyet etmişler. Bunun üzerine yetkililer Mustafa’yı işten çıkarıyorlar.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-710" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/kovada-golu%e2%80%99nde-kiraz-yiyen-baliklar/namaras-org-kovada-goludsc00855/"><img class="aligncenter size-full wp-image-710" title="namaras-org-kovada-goluDSC00855" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/namaras-org-kovada-goluDSC00855.jpg" alt="namaras-org-kovada-goluDSC00855" width="800" height="533" /></a></p>
<p>Mustafa, işten atılmasına karşın bırakmamış, bırakamamış Kovada gölünü. Kovada Mustafasız, Mustafa Kovada sız öksüz oluyor. Mustafa, Kovada gölüne, sakar mekelere, çitlembiklere, sedirlere, kara sazana, kadife balığına, çim sazanına sevdalı. Göl canlılarının mutluluğu mutlu ediyor onu.”geceleri uyku tutmaz gezerim göl çevresini” diyor hüzünlü. Hiç bir beklentisi yok.”göle sevdalı, emek vermiş birisini neden işten atarlar anlamadım, Valinin haberi olsa attırmazdı.”diyor.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-711" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/kovada-golu%e2%80%99nde-kiraz-yiyen-baliklar/namaras-org-kovada-goludsc00857/"><img class="aligncenter size-large wp-image-711" title="namaras-org-kovada-goluDSC00857" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/namaras-org-kovada-goluDSC00857-682x1024.jpg" alt="namaras-org-kovada-goluDSC00857" width="682" height="1024" /></a></p>
<p>Anlamak zor! Belki bir araştıran yetkili olur. Böylesi insanları çoğaltmak, örnek olarak göstermek, her köyde en az bir tane yetiştirmek, yeni yeni çevre gönüllüleri yaratmak gerekirken, böyle insanları yok etmek, yok etmeye çalışmak doğaya, çevreye ve de Kovada Gölüne verilen en büyük zarardır biline.</p>
<p>ALİ ÇETİN</p>
<p><a href="mailto:sinanalicetin@yahoo.com">sinanalicetin@yahoo.com</a></p>
<p>www. namaras.org</p>
<p>-Temmuz 2011-</p>
<p>katılanlar:</p>
<p>-Ali ÇETİN</p>
<p>-Hüseyin ÇETİN</p>
<p>-Numan Gündüz</p>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/kovada-golu%e2%80%99nde-kiraz-yiyen-baliklar/&amp;t=KOVADA+G%C3%96L%C3%9C%E2%80%99NDE+K%C4%B0RAZ+Y%C4%B0YEN+BALIKLAR" rel="nofollow" title="Bunu Facebook'da paylaşın">Bunu Facebook'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=KOVADA+G%C3%96L%C3%9C%E2%80%99NDE+K%C4%B0RAZ+Y%C4%B0YEN+BALIKLAR+-+http://namaras.org/anasayfa/namaras693+(via+@alicetinnamaras)" rel="nofollow" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/kovada-golu%e2%80%99nde-kiraz-yiyen-baliklar/&amp;title=KOVADA+G%C3%96L%C3%9C%E2%80%99NDE+K%C4%B0RAZ+Y%C4%B0YEN+BALIKLAR" rel="nofollow" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-reddit">
			<a href="http://reddit.com/submit?url=http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/kovada-golu%e2%80%99nde-kiraz-yiyen-baliklar/&amp;title=KOVADA+G%C3%96L%C3%9C%E2%80%99NDE+K%C4%B0RAZ+Y%C4%B0YEN+BALIKLAR" rel="nofollow" title="Bunu Reddit'de paylaşın ">Bunu Reddit'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22KOVADA%20G%C3%96L%C3%9C%E2%80%99NDE%20K%C4%B0RAZ%20Y%C4%B0YEN%20BALIKLAR%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%22KOVADA%20G%C3%96L%C3%9C%E2%80%99NDE%20K%C4%B0RAZ%20Y%C4%B0YEN%20BALIKLAR%0D%0AVE%0D%0A%C3%87EVRE%20G%C3%96N%C3%9CLL%C3%9CS%C3%9C%20MUSTAFA%E2%80%99NIN%20%C3%96YK%C3%9CS%C3%9C%0D%0ADa%C4%9Flar%C4%B1n%2C%20bitmez%20t%C3%BCkenmez%20bir%20albenisi%20vard%C4%B1r%20her%20zaman.%20Da%C4%9Flar%2C%20g%C3%BCn%20olur%20cilve%20yapar%2C%20g%C3%BCn%20olur%20g%C3%B6z%20k%C4%B1rpar%2C%20g%C3%BCn%20olur%20al%C4%B1r%20koynunda%20saklar%20insan%C4%B1.%20Yaz%20aylar%C4%B1nda%20bir%20ba%C5%9Fkad%C4%B1r%20da%C4%9Flar%C4%B1n%20kuca%C4%9F%C4%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/kovada-golu%e2%80%99nde-kiraz-yiyen-baliklar/" rel="nofollow" title="Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin ">Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin </a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/kovada-golu’nde-kiraz-yiyen-baliklar/feed" rel="nofollow" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=KOVADA+G%C3%96L%C3%9C%E2%80%99NDE+K%C4%B0RAZ+Y%C4%B0YEN+BALIKLAR&amp;link=http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/kovada-golu%e2%80%99nde-kiraz-yiyen-baliklar/" rel="nofollow" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-blogger">
			<a href="http://www.blogger.com/blog_this.pyra?t&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/kovada-golu%e2%80%99nde-kiraz-yiyen-baliklar/&amp;n=KOVADA+G%C3%96L%C3%9C%E2%80%99NDE+K%C4%B0RAZ+Y%C4%B0YEN+BALIKLAR&amp;pli=1" rel="nofollow" title="Blog this on Blogger">Blog this on Blogger</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/kovada-golu%e2%80%99nde-kiraz-yiyen-baliklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>‘YAYLANIN YOLLARI DAŞDIR, KETİRDİR’</title>
		<link>http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/</link>
		<comments>http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Aug 2011 22:40:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Çetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gezi Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Trekking Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[afşar]]></category>
		<category><![CDATA[akdağ]]></category>
		<category><![CDATA[alavada]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[ali çetin]]></category>
		<category><![CDATA[alidürbe]]></category>
		<category><![CDATA[avşar]]></category>
		<category><![CDATA[çetin]]></category>
		<category><![CDATA[namaras]]></category>
		<category><![CDATA[toros]]></category>
		<category><![CDATA[yayla]]></category>
		<category><![CDATA[yoruk]]></category>
		<category><![CDATA[zobu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://namaras.org/anasayfa/?p=654</guid>
		<description><![CDATA[ALİDÜRBE-MORCA-SALAMUT-GEYRAN YAYLALARI
Orta Toros dağlarından, Toroslar’ın en ilginç, en şaşırtıcı bölgesinin bir bölümünden söz edeceğim. Eski devirlerde dağlık Kilikya anlamına gelen Cilicie Trachee adı verilen bölgenin, Akseki’nin doğusundan başlayarak, yaylalarda dört gün boyunca yaptığımız trans, bizleri aldı götürdü dağların arasındaki koyaklara. Heybetli dağların arasındaki zorlu geçitlerden geçerek, kar suları ile giderdik susuzluğumuzu. Dünyanın hiçbir dağı, toros [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>ALİDÜRBE-MORCA-SALAMUT-GEYRAN YAYLALARI</strong></h3>
<p>Orta Toros dağlarından, Toroslar’ın en ilginç, en şaşırtıcı bölgesinin bir bölümünden söz edeceğim. Eski devirlerde dağlık Kilikya anlamına gelen Cilicie Trachee adı verilen bölgenin, Akseki’nin doğusundan başlayarak, yaylalarda dört gün boyunca yaptığımız trans, bizleri aldı götürdü dağların arasındaki koyaklara. Heybetli dağların arasındaki zorlu geçitlerden geçerek, kar suları ile giderdik susuzluğumuzu. Dünyanın hiçbir dağı, toros dağlarının buralarda taşıdığı heybeti ve güzelliği göstermez dersek, sanırım yanlış söylemiş olmayız.  Köpüklü akan muarları, koyu ormanlı dik yamaçları, kardan taçlı başları, sarp, geçit vermez ve göklerle öpüşen dağlarıyla Alidürbe-Morca-Salamut-Geyran güzergâhındaki yolculuğumuz bizleri büyüledi.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-657" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/namaras-org-yaylanin-yollaridsc00870/"><img class="aligncenter size-full wp-image-657" title="namaras-org-yaylanin-yollariDSC00870" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/namaras-org-yaylanin-yollariDSC00870.jpg" alt="namaras-org-yaylanin-yollariDSC00870" width="800" height="533" /></a></p>
<p>Yüksekliği 2200 rakamına ulaşan yaylalar, derin vadiler ve yaşayanların koyak, alan dedikleri obalardan geçtik. Bazen taş muarlardan, bazen derin kuyulardan, bazen heybetli dağların kuzey çarşaklarında upuzun yatan karlardan içtik suyumuzu.</p>
<p>Temmuz ayı başlarında, bir öğle vakti,1600 rakımında bulunan ünlü Alidürbe yaylasında, uçsuz bucaksız Alidürbe alanının bir bucağında, imalıtaş tepeciğinin gölgelediği taştan yapılmış yayla evine misafir oluyoruz. Burada Ahmetler köyünden Osman Koç yaylıyor. Taş evin arkasındaki tek ağacın altında molamızı veriyoruz.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-658" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/namaras-org-yaylanin-yollaridsc00876/"><img class="aligncenter size-full wp-image-658" title="namaras-org-yaylanin-yollariDSC00876" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/namaras-org-yaylanin-yollariDSC00876.jpg" alt="namaras-org-yaylanin-yollariDSC00876" width="800" height="519" /></a></p>
<p>Burası, Ahmetler köyünün kuyu yaylasıdır. Su, sadece kuyularda var ve her oba’da bir kuyu açılmış. Osman Koç, bizi hem sevinçle, hem de merakla karşılıyor. Koca Alidürbe alanında sanki başka yayla evi yokmuş gibi duruyor taş ev. Oysaki her bucak bir ev, bir oba saklıyor koynunda. Burada, bal ve yoğurt ağırlıklı bir öğle yemeği yiyoruz, taze keçi yoğurdundan buz gibi ayranımızı da içiyoruz. Çaylarımızı içerken Osman Koç’tan yol güzergâhımızla ilgili bilgiyi de alıyoruz.</p>
<p>Yolcu yolunda gerek diyerek, her biri 25 er kilo ağırlığındaki sırt çantalarımızı sırtımıza alarak, Alidürbe Ahmetler Kuyusu yaylasından, Hacıheseli kuyu yaylasına doğru yürüyoruz.  Ahmetler köyünden olan Ömer, dayısı Osman Koç’tan aldığı bilgilerle de daha bir güvenle atıyor adımlarını. Yinede Ömer Öğretmenin aklı, Alavada yaylasından Geyran yaylasına giden kestirme yolda. Bu yolu çok daha iyi bildiğini ve yorulmadan gideceğimizi söylüyor. Ama biz yorulmak ve de yaylaları tanımak istiyoruz.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-659" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/namaras-org-yaylanin-yollaridsc00881/"><img class="aligncenter size-full wp-image-659" title="namaras-org-yaylanin-yollariDSC00881" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/namaras-org-yaylanin-yollariDSC00881.jpg" alt="namaras-org-yaylanin-yollariDSC00881" width="800" height="395" /></a></p>
<p>Alidürbe alanının ortasından Hacıheseli kuyusuna doğru yürüyoruz. Burası da 1600 rakımında, eşsiz ve büyüleyici, uçsuz bucaksız kocaman bir alan. Hacıheseli ‘Hacı İsalı’ kuyu yaylasının önünde, karşımızdan, Ahmetler köyü, Şırlavık yaylasından Pantır ile oğlu Ali geliyor. Bizi görünce gülerek yanımıza geliyorlar. Pantır, Şırlavık yaylasıyla ve çimi ile yaptıkları yayla kavgasıyla özdeşleşmiş birisi. Ömer’i hemen tanıyorlar. Sonrada Pantır, beni tanıyor ve “Ulan Alı nereye gidiyorsunuz” diyor gülerek. Mola verip oturuyoruz. Gülseren’i görünce, Aramızda birde kadının olmasına şaşırıyorlar. Yolumuzu anlatıyoruz.”Olmaz, oradan gidemezsiniz, siz ancak Geyran’a, gök çukur yaylası üzerinden, Salamut’ tan geçerek gidersiniz, yoksa perişan olursunuz, etme Alı oradan gidilmez” diyor. Pantır’ın oğlu Kara Ali bizi şırlavık yaylasının altına kadar götürüyor, oradan bize gök çukur yaylasına giden patikayı gösteriyor.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-660" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/namaras-org-yaylanin-yollaridsc00933/"><img class="aligncenter size-full wp-image-660" title="namaras-org-yaylanin-yollariDSC00933" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/namaras-org-yaylanin-yollariDSC00933.jpg" alt="namaras-org-yaylanin-yollariDSC00933" width="800" height="576" /></a></p>
<p>Önümüzde dimdik duran taş ve çakıl yığınından oluşan upuzun tepeye tırmanıyoruz. Göç yolu döne döne gidiyor. Arkamızda Tomsubaşı tepesi bir lök gibi oturuyor Alidürbe alanının üzerinde. Batıda Alavada dağı tükenmekte olan ardıç ağaçlarıyla hüzünlü duruyor Alidürbe alanının üstünde. Kuzey yanımızda eğri kar tepesi, karlı yamaçlarıyla sanki geçişimizi onaylarcasına heybetli duruyor üstümüzde. Tomsubaşı tepesinin hemen ardında ise Ahmetler köyünün say yatak ve bozlağan yaylaları bulunmaktadır.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-661" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/namaras-org-yaylanin-yollaridsc00981/"><img class="aligncenter size-full wp-image-661" title="namaras-org-yaylanin-yollariDSC00981" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/namaras-org-yaylanin-yollariDSC00981.jpg" alt="namaras-org-yaylanin-yollariDSC00981" width="800" height="545" /></a></p>
<p>Şırlavık Yaylasında yılların anılarıyla yaşıyor koca Pantır.”Ne kavgalar ettik bu dağlar taşlar için, şu gördüğün dağlar her gün mavzer sesiyle yankılanırdı. Nice keçi sürüleri heba oldu bu yayla kavgalarında” diyerek ah çekip dertleniyor. Pantır 80 yaşında, gözleri çakmak gibi, dimdik duruyor ve “bu dağların havasından Alı, bu hava insanı gocatmaz” diyor. Ahmetler köylüleri ile Çimi köylüleri beklide yüzlerce yıldır kavga ediyorlar toros yaylaları için. Hem kavga etmişler, hemde yüzyıllardır aynı yaylalarda yaylamışlar. Zobu,Höke Yusuf’un Memed Ali,Yirik Çavuş,Adı Güzel,Pantır,Zobunun Osman koç,Musa Çavuş,Deli Hacı,İbiş ve Kara Aptullah’ın  çarık izleri hiç silinmemiş orta toroslardan,ketirlerden,koyaklardan.Ahmetler Yörükleri göçerliklerini  toroslarda tüm zorluklara karşın sürdürmeye devam ediyor.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-662" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/namaras-org-yaylanin-yollaridsc01022/"><img class="aligncenter size-full wp-image-662" title="namaras-org-yaylanin-yollariDSC01022" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/namaras-org-yaylanin-yollariDSC01022.jpg" alt="namaras-org-yaylanin-yollariDSC01022" width="800" height="553" /></a></p>
<p>Ahmetler, Afşar Boyundan olan, orta Asya’dan bugüne adı hiç değişmeyen bir Yörük cemaati adıdır. (1).1220 yılında,Alaattin Keykubat ,Alaiye’yi almadan önce,Karaman oğullarına bağlı olarak,Karaman,Hadim,Ermenek,Bozkır taraflarında yaşayan,zaman zaman Toroslara yaylağa çıkan ve  Toros yaylalarını iyi bilen Yörükan Türkmenlerinden bir cemaat..Alaattin Keykubat Alanya’yı alınca Torosların Akdenize bakan yüzüne,Afşar Boyuna bağlı (Karaman) cemaatler akın akın inmeye başlıyorlar.(2) Ahmetler cemaati de bunlardan birisi ve ilk önce Alidürbe’de ve AlidürbeAkdağda yaylıyorlar, sonrasında da gelip şimdiki köylerini yurt tutuyorlar.(3)1471 yılından  sonra Ahmetler köyü,Alaiye kalesi askerleri için tımar olarak veriliyor ve Alaiye Livasına bağlı Döngü(Çöngere) nahiyesine bağlanıyor.(4)İşte o zamandan günümüze Alidürbe Kuyu ve Alidürbe Akdağ yaylalarına yaylağa çıkıyor Ahmetler Yörükleri ve de o günden bugüne Çimi köylüleri ile ikisinin yayla sorunları hep olagelmiş.Alidürbe yaylalarında Çimi köylülerine hiç rastlamadık,Çimi köylüleriyle de konuşmak tanışmak isterdik.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-663" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/namaras-org-yaylanin-yollaridsc01058/"><img class="aligncenter size-full wp-image-663" title="namaras-org-yaylanin-yollariDSC01058" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/namaras-org-yaylanin-yollariDSC01058.jpg" alt="namaras-org-yaylanin-yollariDSC01058" width="800" height="533" /></a></p>
<p>Orta Toroslarda Batı Taş elinden başlayarak tüm Taş eli platosunda her taraf yayla. Uçsuz bucaksız vadiler, bitmez tükenmez sıradağlar ve derin koyaklar bulunmaktadır. Buna karşın, Yörüklerin yayla kavgaları hiç bitmemiş, hiç bölüşememişler Toros’ları.</p>
<p>Şırlavık yaylasının karşısındaki patika yoldan dolana dolana çıkıyoruz. Çıkıyoruz ama bu tepe bitti derken yeni bir tepe çıkıyor karşımıza.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-664" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/namaras-org-yaylanin-yollaridsc01125/"><img class="aligncenter size-full wp-image-664" title="namaras-org-yaylanin-yollariDSC01125" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/namaras-org-yaylanin-yollariDSC01125.jpg" alt="namaras-org-yaylanin-yollariDSC01125" width="800" height="445" /></a></p>
<p>Tepenin başına çıkınca mola veriyoruz. Gülseren, Hüseyin, Numan ve Ömer ile birlikte beş kişiyiz. Yükleri eşit paylaşmaya çalıştık ama yinede Hüseyin, benim sırt çantası ile Numan’ın sırt çantasını bir süre taşıyarak test ediyor. Hüseyin, grubumuzun neşe kaynağıdır. Her mola yerinde her tepe çıkışımızda değişik espriler bularak ortamımızı sürekli neşeli tutuyor. Tepeden yeşil otlarla kaplı üzerinde otlayan bir oğlak sürüsü olan yeni bir koyağa iniyoruz. Oğlağın çobanı 12-13 yaşlarında bir çocuk. Çağırıyoruz. Önce tedirginlikle bizi inceliyor. Gülseren’e bakıyor. Aramızda bir kadının olması onu biraz rahatlatıyor. Biraz çekingen bir tavırla yanımıza yaklaşıyor. Hüseyin, öğretmen olmanın deneyimiyle çocuğa sorular soruyor, onu rahatlatıyor. Ramazan yanımıza gelip, biraz rahatlayınca ve sırt çantalarımızı, batonlarımızı iyice inceledikten sonra, Bana dönerek “Amca, siz terörist misiniz, maden arayıcısı mısınız?”diye soruyor. Hepimiz gülüyoruz. Dağcı olduğumuzu ve isimlerimizi ve de nereli olduğumuzu, bize yolu, Pantırın tarif ettiğini anlatınca, Ramazan rahatlıyor.”Bende Pantırın Alı’nın oğlak çobanıyım” diyor gülerek.1800 metre rakımındayız. Toros güneşi kara kırmızı yakmış Ramazanın yanaklarını, elinde çoban sopası, başında eğri duran şapkasının altından bakan yeşil gözleri ışıl ışıl.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-666" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/namaras-org-yaylanin-yollaridsc01203/"><img class="aligncenter size-full wp-image-666" title="namaras-org-yaylanin-yollariDSC01203" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/namaras-org-yaylanin-yollariDSC01203.jpg" alt="namaras-org-yaylanin-yollariDSC01203" width="800" height="522" /></a></p>
<p>Ramazan önümüze geçiyor.”Ben sizi obaya götüreyim. Yoksa obanın köpekleri sizi parçalar” diyor. Ramazan bize yardım etmeye çok hevesli. Durmadan gülüyor ve gülmek yanmış yüzüne o kadar çok yakışıyor ki, Akdağ da ve ıssız Toroslar da, bu dağların sahibi sanırsınız onu.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-667" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/namaras-org-yaylanin-yollaridsc01266/"><img class="aligncenter size-full wp-image-667" title="namaras-org-yaylanin-yollariDSC01266" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/namaras-org-yaylanin-yollariDSC01266.jpg" alt="namaras-org-yaylanin-yollariDSC01266" width="800" height="560" /></a></p>
<p>Ramazan önde, ben arkasında birkaç tepe daha inip çıkarak yürüyoruz. Gülseren, Numan, Hüseyin ve Ömer epeyce arkada kalıyorlar. Obanın göründüğü tepede mola veriyoruz. Ramazan sohbet etmeyi seviyor. Belikli çoktandır bu dağlara gelip giden olmamış.”Amca bunların başkanı sen misin? ” diye soruyor bana. Evet diyorum.”Zaten belli, sen olmasan, bunlar bu dağlarda yiter gider” diyor gülerek. Bende gülüyorum. Hep birlikte Ramazan’ın obasına varıyoruz, Katırcı ini yaylasına. Oba, sırtını kocaman bir kayaya dayayarak taşlarla yapılmış, üzeri kıl çadırla örtülü derme çatma bir barınaktan oluşmuş tek bi Yörük evi. Ne yol geliyor, ne telefon çekiyor, ne televizyon, radyo çekiyor ve suyu da yok. Bir taşın üzerine kar kuyusundan kesip getirdikleri büyükçe bir kar parçasını koymuşlar ve kar parçasının önünde damlayan su birikiyor. Biriken suyu içiyorlar. Obada 92 yaşında Emine teyze, kız torunu, erkek torunu Ramazan ve oğlu Süleyman ve eşi bir oba olarak, tek başlarına yaşıyorlar torosların ıssız bir koyağında. Emine teyze ile kız torunu sürekli evin yanındalar, oğlu Süleyman’la, onun eşi sürüyü güdüyorlar, Ramazanda Pantıroğlu Ali’nin aylıklı oğlak çobanı.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-668" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/namaras-org-yaylanin-yollaridsc01304/"><img class="aligncenter size-full wp-image-668" title="namaras-org-yaylanin-yollariDSC01304" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/namaras-org-yaylanin-yollariDSC01304.jpg" alt="namaras-org-yaylanin-yollariDSC01304" width="800" height="533" /></a></p>
<p>Emine teyze ve torunu bize su veriyorlar. Büyükçe bir leğende yoğurtla karı karıştırıp,’yorgunluğunuzu alır’ diyerek bize yoğurtlu karlama ikram ediyorlar. Bizi ağırlamak için heyecanlı bir telaşları var. Candan insanlar. Misafir gelmesinin telaşı ve mutluluğu var yüzlerinde. Durmadan konuşmak istiyorlar. Emine teyzenin yüzündeki çizgilerde tüm orta torosların sarplığını, geçit vermezliğini, sığınana kucak açışını ve sığınanı saklama sıcaklığını görüyoruz. Manavgat’ın Gençler köyünden Emine teyzeye hoşça kal deyip, Yörük yaşamının son insanlarını geride bırakarak yolumuza devam ediyoruz. Akşama epeyce yol almamız gerekiyor. Ramazan bize yolu göstermek istiyor.’Size yolu göstermez isem kaybolursunuz’ diyor. Önümüze düşüyor. Ablası da sırtına bidonları alarak bizimle geliyor. Bizim gideceğimiz yönde, yaya olarak bir saatlik mesafede çeşme varmış, oradan su getirecek.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-668" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/namaras-org-yaylanin-yollaridsc01304/"></a><a rel="attachment wp-att-669" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/namaras-org-yaylanin-yollaridsc01327/"><img class="aligncenter size-full wp-image-669" title="namaras-org-yaylanin-yollariDSC01327" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/namaras-org-yaylanin-yollariDSC01327.jpg" alt="namaras-org-yaylanin-yollariDSC01327" width="800" height="533" /></a></p>
<p>Çandır sırtının yamacından, ince belirli belirsiz bir keçi yolundan yürüyoruz. Biraz yürüdükten sonra, yine büyük kayaların arasına gizlenmiş, kar koyağı denen yerin ağzında, tek bir evden oluşan bir oba daha görüyoruz. Ramazan:”burası Memed amcamın obası” diyor. Taş evin kapısında çul asılı yani evde kimse yok, ev sahipleri dağlara keçilerini gütmeye gitmişler. Daha yolumuz çok mu Ramazan? Diyorum.”Ihı şu dağı aşacağız, sonra bir daha dolanacağız amma ben göstermezsem bulamazsınız” diyor. Ramazan, rehberlik yapıyor olmaktan çok mutlu.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-670" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/namaras-org-yaylanin-yollaridsc01452/"><img class="aligncenter size-full wp-image-670" title="namaras-org-yaylanin-yollariDSC01452" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/namaras-org-yaylanin-yollariDSC01452.jpg" alt="namaras-org-yaylanin-yollariDSC01452" width="800" height="458" /></a></p>
<p>Bir saat yürüdükten sonra, Ramazanın ablasının su doldurup götüreceği çeşmenin önünde mola veriyoruz. Soğuk yayla suyunu kana kana içiyoruz. Burası keklik muarı. Çeşme bir dağın yamacına otların arasına gizlenmiş, Ramazan olmasa beklide görmeden geçip gideceğiz. Çeşmeden sonra ıssız dağın yamacında 2000’ li rakımda yürüyoruz. Dört saat yürüdükten sonra akşam kalacağımız obayı uzaktan görünce, bizde seviniyoruz, Ramazan’da. Ramazan obayı eliyle göstererek :”Ben olmasam kesinlikle bulamazdınız, işte Gök çukur yaylası orası” diyor. Obada 4 tane üzeri çadırlı yayla evi var. Önce çocuklar koşuşturuyor bize doğru, sonra merakla kadınlar bakıyorlar, en son erkekler çıkıyor evlerden. Yanımızda Ramazan olduğu için fazla telaşlanmıyorlar ama merakla bize bakıyorlar. İsmail’in evini soruyoruz. Kayaların dibindeki evden bir adam çıkıyor “İsmail benim, buyurun” diyor. Ona, Pantır’dan selam getirdiğimizi söylüyoruz, burada geceleyeceğimizi, kim olduğumuzu anlatıyoruz İsmail’e. Bütün oba etrafımıza toplanıyor. Önce merakla bizi dinliyorlar, sonra sorular soruyorlar. Grubumuzda Gülseren’in olması Yörükleri rahatlatıyor ve kadınlarında bizimle çabucak kaynaşmalarını sağlıyor. Gülseren’le çadırımızı evin yanındaki düzlüğe kuruyoruz. Hüseyin, Numan ve Ömer, İsmail’in boş olan yayla çadır evinde yatacaklar.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-671" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/namaras-org-yaylanin-yollaridsc01539/"><img class="aligncenter size-full wp-image-671" title="namaras-org-yaylanin-yollariDSC01539" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/namaras-org-yaylanin-yollariDSC01539.jpg" alt="namaras-org-yaylanin-yollariDSC01539" width="800" height="505" /></a></p>
<p>Gök çukur yaylasında Güneş dağların arkasında kaybolup gidiyor ama ortalık daha aydınlık. Hava soğuyor, hemen polarlarımızı giyiyoruz. Yinede dışarıda oturmak bizi üşütüyor. “Eve girelim” diyor İsmail. Yemek hazırlamışlar, bolca yoğurt ve koca bir tabakta bal var soframızda. Komşularda tabaklarla yoğurt getiriyorlar. Afiyetle akşam yemeğimizi yiyoruz. İsmail Tosun, Gençler köyünden, neyi neden yaptığını bilen, bilinçli bir Yörük. Yemekten sonra çaylarımızı içerken koyu bir sohbete dalıyoruz. Yayla kavgasından bıkmış, usanmış ama yılmamış.”Buralarda, dedemin dedesi de oturmuş, daha gerisini bilemiyorum, kimseye zararımız yok, bu ıssız toroslarda keçilerimizi üç ay güdüyoruz. Komşumuz Güneycik köyünün yaylası, Güneycik köyü muhtarı, bizleri yaylaya çıkarmamak, yayladan vazgeçirmek için neler neler yaptı köylüleriyle birlikte. Bu tarafa gelen yolu ve patikayı duvarla kapattılar. Keçilerimizi kovaladılar, sürekli huzursuz ettiler. Dağ onların olsa ne geçecek ellerine bilmem, yok Ali bey, kesinlikle yaylamızdan vazgeçmeyiz, daşdır, ketirdir ama bu yayla, bizim yaylamızdır.”İsmail dertli.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-671" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/namaras-org-yaylanin-yollaridsc01539/"></a><a rel="attachment wp-att-672" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/namaras-org-yaylanin-yollaridsc01571/"><img class="aligncenter size-full wp-image-672" title="namaras-org-yaylanin-yollariDSC01571" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/namaras-org-yaylanin-yollariDSC01571.jpg" alt="namaras-org-yaylanin-yollariDSC01571" width="800" height="477" /></a></p>
<p>Küçücük, üzeri kıl çadırla örtülü taş evin içersinde geç vakte kadar oturuyoruz. Gök çukur yaylasında, taş evde sohbet güzel ama sabah yola gideceğiz.”Biz yatalım” diyoruz. İsmail hiç istemiyor yatmamızı, günler sonra sohbet edeceği birilerini bulmuş. Hep beraber dışarı çıkıyoruz. Gökyüzü pırıl pırıl, ama yıldızlardan gökyüzünü göremiyoruz. Hepimiz başlarımızı gökyüzüne doğru kaldırıp, saman yolunun yoğunluğunu seyre dalıyoruz. İsmail, karısı ve çocukları da seyre dalıyorlar gökyüzünü, yıldızları. Her gün yaşadıkları yerde, sanki gökyüzünde bu kadar çok yıldız olduğunu ilk kez görmüşçesine bakıyorlar.”Yıldız yorganı” diyor, İsmail’in karısı Elif. Biz çadırlarımıza girip, yıldız yorganıyla üzerimizi örterek, Gök çukur yaylasının sessiz gecesinde uyuyoruz.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-673" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/namaras-org-yaylanin-yollaridsc01668/"><img class="aligncenter size-full wp-image-673" title="namaras-org-yaylanin-yollariDSC01668" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/namaras-org-yaylanin-yollariDSC01668.jpg" alt="namaras-org-yaylanin-yollariDSC01668" width="800" height="533" /></a></p>
<p>Sabah erkenden,”gün” üzerimize gelmeden kalkıyoruz, hava serin, hava pırıl pırıl. Açık havaya kahvaltımızı hazırlamış İsmail’in karısı Elif. Kahvaltı sofrası güzel ama bir tek akşam yediğimiz bal eksik, belki balı getirirler diye, hatırlatmak için:”akşam yediğimiz bal çok çok güzeldi” diyorum. Sonra, başka bir Yörük obasında öğreniyoruz ki, bal Yörüklerde, yemekten sonra sadece tatlı olarak sofraya getirilirmiş.</p>
<p>Çadırlarımızı toplayıp, sırt çantalarımızı hazırladıktan sonra, Morca yaylasına giden yolu İsmail’e tarif ettiriyoruz. Bütün oba bizi uğurlamak için yanımıza geliyor, hepsiyle vedalaşıp ketirleri yani taşlık vadiyi tırmanmak için aşağıya doğru inmeye başlıyoruz. Taşlık vadide yol yok, yolu kendimiz bulacağız. Ketirlerin arası, yayla çayı ve çiçeklerle dolu. Hüseyin çay toplamaya başlıyor. Yol arıyoruz, ketir(5) aralarında taşlar bıçak gibi keskin, bir süre zorlanıyoruz ama sonunda ketirden çıkıyoruz. Toroslarda, dağın kuzey yamaçlarında ki çiçekler başka, dağın güney yamaçlarındaki çiçekler başka cins. Bilmiyorum, beklide bu durum sadece toroslara özgü bile olabilir. Temmuz ayındayız, karlar dağların eteklerinde yeni erimiş. Her yan yemyeşil. Ketirler bir dolambaç gibi, birinden çıkınca tamda sonuna geldik derken yeni bir ketir labirentine giriyorsunuz.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-674" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/namaras-org-yaylanin-yollaridsc01703/"><img class="aligncenter size-full wp-image-674" title="namaras-org-yaylanin-yollariDSC01703" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/namaras-org-yaylanin-yollariDSC01703.jpg" alt="namaras-org-yaylanin-yollariDSC01703" width="800" height="533" /></a></p>
<p>Morca yaylasına giden patikayı gören yere çıkınca tek bir ardıç ağacını görüyoruz zirvede.2100 metre rakımında, Ardıç ağacının koyu gölgesinde dağların koyaklarının bizleri büyüleyen görüntüsüne dalıp dinleniyoruz bir süre. Önümüzde irili ufaklı yığınla tepeler var. Çok uzaklarda bir dağın çarşaklarını görüyoruz ve buranın altında Morca yaylasının olacağını tahmin ediyoruz. Gökçukur ile morca yaylası arasında hiç su yok, sadece, kar çukurlarını bulup kar çıkarmanız gerekiyor. Onun için sularımızı dikkatli içiyoruz.</p>
<p>Sabah saat 08 de yola koyulduk ve öğleden sonra saat 13 de bir keçi sürüsü gördük. Çobana uzaktan seslendik. Çoban yanımıza geldi ve hemen önümüzdeki tepenin arkasında morca yaylası olduğunu söyledi. Tepeyi aşınca yayla evlerini ve birde dağın kuzey yamacına yatmış gülümseyerek bizi bekleyen karları gördük. Ama karlarla aramızda derin bir koyak durmaktaydı. Bir yanda koyağı inip çıkmanın zorluğu vardı ama bir yanda da boş su şişelerimiz. Bir kar yığınlarına baktık. Birde koyağa. Adımlarımız biraz daha açıldı. Keyfimize diyecek yoktu. Numan ile Gülseren kocaman bir karın önünü açarak su birikmesini sağladılar. Küçük bir şişe pekmezimiz vardı sırt çantamızda. Numan pekmezi çıkararak birkaç su şişesine böldü ve içlerini kar ile doldurdu.2200 metre rakımında, bu kadar yürüyüşten sonra karlı pekmez içmenin verdiği zevki ve tadı anlatmak çok zor. Karların üzerine uzanıp yatıyoruz. Hepimiz mutluyuz. Ömer, köylünün birisine sesleniyor. Hüseyin, elleriyle kar sıyırıp yemekte. Gülseren, şapkasına kar doldurup başına geçiriyor. Numan ise pekmezli karlamaya doyamıyor.</p>
<p>Morca yaylası, Akseki’nin Erteşe köylülerinin yaylağı. Akdağın kuzey yüzünde, uzunca bir çarşağın ortasındaki mor kayalıkların altında. Erişilmesi zor bir yayla. Keçi sürüleri için uygun bir ortama sahip. Hem kovanlar, hemde keçi, koyun sürüleri için ayı ve kurt saldırısı tehlikesi çok fazla. Onun için Yörükler sürüleri yalnız bırakmıyorlar. Arılarını’ da geceleri bekliyorlar. Bizim gelişimizi gören Yörükler, uzaktan bir süre bize bakıp, durumu anlamaya çalışıyorlar. Sonra bir tanesi yanımıza geliyor. Kim olduğumuzu anlatınca rahatlıyor. Su istiyoruz. Buralarda kaynak suyu yok. Derin su kuyular açmışlar. Bazen Eylül ayının ortalarına doğru kuyu sularının kurtlandığı oluyormuş. Morcalı,”arkadaşlar, madem dağcıymışsınız, gelin eve gidelim, yoğurt, bal ne varsa yemek yiyelim” diye bizi evine davet ediyor. Bizim sadece suya ihtiyacımız var. Onun için sadece su istiyoruz. Morcalı gidiyor ve oğluyla bize bir bidon kuyu suyu gönderiyor. Suyu, şişelerimize dolduruyoruz. Morca yaylası, sarp dağların hemen yamacında dağ yamaçlarından hiç kar’ın ve de yaban keçilerinin eksik olmadığı, kartal yuvası görünümünde bir yayla. Geceleri gökyüzünün gerçek rengini, yıldızların ahengini görebilmek ve yıldız yorganının altında tatlı, derin bir uyku uyuyabilmek için, ya gök çukurda ya da morca yaylasında gecelemek gerekiyor.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-675" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/namaras-org-yaylanin-yollaridsc01712/"><img class="aligncenter size-full wp-image-675" title="namaras-org-yaylanin-yollariDSC01712" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/namaras-org-yaylanin-yollariDSC01712.jpg" alt="namaras-org-yaylanin-yollariDSC01712" width="800" height="535" /></a></p>
<p>Morca yaylasından bir süre yürüdükten sonra önümüze eşiz bir vadi çıkıyor. Ardıç ağaçlarının korumasında eşiz bir sedir ormanı görüyoruz aşağılarda. Bir kaç asırlık sedirlerden oluşan bir orman. Doğuya doğru Sedir ormanlarının ortasındaki geniş, çıplak bir tepede Ağbelen yaylasını görüyoruz. Ağbelen, Gündoğmuş’ un Güney yaka köyünün yaylası. Ağbelen yaylasını teğet geçip, dev sedir(katran)ağaçlarının içinden geçerek Katran ağaçlarının arasında tahtadan yapılmış evleriyle Salamut yaylası çıkıyor karşımıza. Salamut yaylasının girişindeki, şarıl şarıl akan çeşmenin önüne sırt çantalarımızı indirip, buz gibi sedir kokulu Salamut suyu ile serinliyoruz. Burada bir süre dinlendikten sonra, akşam konaklayacağımız Çatma alanına doğru yola çıkıyoruz. Artık 1600-1700 metre rakımlarındayız. Her dönemeçte karşılaştığımız dev sedir ağaçları bizleri büyülüyor.</p>
<p>Saat akşam 19.00 da Çatma alanının yukarısındaki Uşak muarının başında mola veriyoruz. Katran ağaçlarının altındaki çeşmesinden şırıl şırıl akıyor uşak muarı. Burası çatma alanını kuşbakışı gören eşiz manzaraya sahip bir yer. Burada bir çay demleyip arkasından Hüseyin’in yayla çaylı, ısırganlı bulgur pilavını yiyiyoruz. Acaba, uşak muarının yanında yatsak mı diye düşünüyoruz, çünkü çatma alanında su yok. Uşak muarının çevresinde çadır kurabileceğimiz bir ortamda yok. Su şişelerimizi doldurup, çatma alanına doğru iniyoruz. Çatma alanı, çok büyük bir alan, Yamaçlarının birkaç asırlık sedir ormanlarıyla kaplı olduğu dağların arasında yemyeşil bir vadidir. Yemyeşil otlarında Fatma Ananın koyun sürüsü otluyor.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-675" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/namaras-org-yaylanin-yollaridsc01712/"></a><a rel="attachment wp-att-676" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/namaras-org-yaylanin-yollaridsc01792/"><img class="aligncenter size-full wp-image-676" title="namaras-org-yaylanin-yollariDSC01792" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/namaras-org-yaylanin-yollariDSC01792.jpg" alt="namaras-org-yaylanin-yollariDSC01792" width="800" height="513" /></a></p>
<p>Ömer koyunları görünce duygulanıyor. Buralarda çocukken çok koyun gütmüş. Artık Ömer’in çocukluğunun geçtiği dağlardayız. Ömer durmadan anlatmak anlatmak istiyor. Her taşta, her ağaçta her tepede anıları var. Güneş indi inecek, hava kararmadan çadırlarımızı kurup, odun toplamalıyız. Hüseyin, Gülseren ve ben çadırları kuruyoruz. Numan ile Ömer odun toplamaya gidiyorlar. Kurumuş katran kütüklerini yuvarlayarak getiriyorlar. Kayalığın önüne taşların arasına ateşimizi yakıyoruz. Fersin köyünden, Kır Veli’nin kızı Fatma ana, hem koyunlarını otlatıyor, hem de bizimle sohbet ediyor. Bu yaylalarda sürekli konuşacak birilerini bulmak zor. Onun için Fatma ana durmadan Gülseren’e sorular soruyor. Ateşimiz görünce çatma alanında kovanlarını bekleyen Mehmet Keleş yanımıza geliyor. Burası Manavul (Pınarbaşı) köyünün yaylası, çok güzel bir kamp alanı. Havası güzel, her yan sedir, ardıçve şimşir ormanı. Ateşimiz kömürleşiyor. Sucuklarımızı çaltı ormanından kestiğimiz şişlere diziyoruz. Numan pişiriyor. Aramızda en usta mangal yapan Numan var. Fatma Ana ve Mehmet Keleş’le birlikte akşam yemeğimizi yiyoruz. Kömürde demlediğimiz çayları içerken yine koyu bir sohbete dalıyoruz. Mehmet Keleş’in gece karanlığında gözleri sürekli kovanlarında.”Gece ayı’lar gelip kovanlardaki balı yiyorlar” diyor. Ömer,”Ben ateşin başına develik, çalba dalları serip açık havada yatacağım” diyor. Fatma Ana, keçesiyle koyunlarının başında yatıyor.”Korkmuyor musun?” diyor Gülseren.”Niye, korkayım ki” diyerek gece karanlığında, otların hışırtısıyla, koyunların arasında kaybolup gidiyor Fatma ana.</p>
<p>Sabah, Fatma ananın sesiyle Çadırlarımızdan çıktık.”Yola gidecek insan erken kalkar, kalkın ısıcak çökmeden evlek boğazını tutun” diyerek çadırlarımızı sallayıp bizi uyandırdı. Fatma ana, sıcacık, saf, tertemiz, hiç bozulmamış, her davranışı içten.</p>
<p>Ateşi canlandırıp, kahvaltımızı yapıyoruz. Güneş Çatma alanına inmeden çadırlarımızı toplayıp, sırt çantalarımızı alarak evlek boğazına doğru tırmanıyoruz. Evlek boğazı Belki de toroslar da Şimşir ağacının en çok olduğu boğaz. Her şimşir ağacı bir anıt ağaç, hemde birkaç asırlık. Dev Şimşir ve ardıç ağaçlarının arasında tırmanıyoruz, sol tarafımızda Gedefi dağı, sağ tarafımızda Aktop dağı. Üç saat tırmandıktan sonra evlek boğazına çıkmadan hemen aşağıda Gedefi dağının eteğinde bir çeşme görüyoruz. Çeşmenin suyundan hem kana kana içiyoruz, hem de su şişelerimizi dolduruyoruz. Çeşmenin suyu buz gibi, soğuk mu, soğuk.  Burada bir süre dinleniyoruz. Artık geldiğimiz dağlar belli belirsiz görünüyor. Buralarda toroslar iç içe geçmiş durumda. Çeşmeden sonra tam evlek boğazının çatma alanına bakan yüzünde bir oba görüyoruz. Gedefi dağının kayalıklarının gölgesinde bir keçi sürüsü yatıyor. Obanın önünde bir Yörük kadını lor kaynatıyor. Biraz ileride de bir kadınla bir erkek keçileri kırkıyor. Selam veriyoruz ve kimin yaylası olduğunu soruyoruz. Yayla evinin içerisinden eli değnekli bir adam çıkıyor.”Kimi soruyorsunuz, hele hoş geldiniz, siz nerden gelip nereye gidersiniz” diyerek önce bizi sorguluyor. Dağcı olduğumuzu anlatıyoruz, Ömer”ben Ahmetlerden Musa çavuşun oğluyum” diyor.”Bana fersinden Kendirli (Ahmet Özkaynak) derler, buyurun oturun hele, Avrat koş çay koy ocağa, ama önce bir soğuk ayran yapıp getir uşaklar serinlesinler” diyor.”Sadece ayran içip gidelim, yolumuz uzun diyoruz.” “Olmaz” diyor Kendirli.”ben size çay içirip yemek yedirtmeden buradan göndermem” diyor. Oturuyoruz, Durmadan sorular soruyor Kendirli. Bolca taze keçi peyniri, yoğurt ve çay geliyor. Yemek yerken, Kendirli ”yahu şu yaylalara ne zamandır gelip gidende yok, adam yüzüne hasiret kaldık, sizinle iki laf etmeden bırakacağımı mı sandınız” diyor gülerek.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-677" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/namaras-org-yaylanin-yollaridsc01805/"><img class="aligncenter size-full wp-image-677" title="namaras-org-yaylanin-yollariDSC01805" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/namaras-org-yaylanin-yollariDSC01805.jpg" alt="namaras-org-yaylanin-yollariDSC01805" width="800" height="652" /></a></p>
<p>Evlek boğazına çıkınca yine torosların şaşırtan, uçsuz bucaksız, derin vadilerinden biri uzanıyor önümüzde. Burası ünlü Geyran yaylası. Dolana dolana iniyoruz, Geyran yaylasının en yukarıda ki büyük alana. Alanın yamaçlarında yayla evleri var. Yürüyoruz ama bitmek tükenmek bilmiyor büyük alan. Büyük alandan, Bülüç alanına aşıp, bülüç alanının sonundaki Goca olukta mola veriyoruz. Saat 17.00.Üçüncü gün burada konaklayacağız. Artık 1500 metre rakımına indik. Goca oluğun suyu buz gibi. Hava serin. Suya başımızı sokuyoruz ama su o kadar soğuk ki, suyun altında saçlarımızı yıkamak çok zor, ama yinede saçlarımızı sabunlayarak yıkıyoruz. Ayaklarımızı buz gibi soğuk suyun içerisinde tutabildiğimiz kadar tutuyoruz. Rahatlıyoruz ve goca oluğun arkasındaki salkım söğütlerin altına koyu gölgeye uzanıyoruz. Hemen yorgunluğumuzu alıyor geyran yaylasının havası ve goca oluğun soğuk suyu.  Günün akşamında Geyran yaylasında yatacağız.</p>
<p>Üçüncü günün akşamında Geyran yaylasında yatacağız. Çadırlarımızı salkım söğütlerin arasına kuruyoruz. Her yan otlarla kaplı. Çadırlarımızın altı sanki pamuk serilmiş gibi. Hemen önümüzde goca oluk şırıl şırıl akıyor. Aşağılarda da Geyran yaylasının üçüncü ve en büyük alanı kızıl alan uzanıyor. Gün batımında, katran ve ardıç ormanlarının arasından ufka doğru kıvrılarak akan bir görüntüsü var kızıl alanın. Goca oluğun bulunduğu yer 1350 metre rakımında. Akşam gün inerken hava soğumaya başlıyor. Yine odun toplamaya başlıyoruz. Geyran yaylası Akseki’nin yedi köyünün ortak çıktıkları bir yayla. Mahmutlar, Sadıklar, Taşlıca(Kilissalı ya da Geysi),Cemeller.</p>
<p>Goca oluğun yukarısında çukur obada Mahmutlar köyünden Nebi Özdemir yaylıyor. Nebi’nin bir keçi sürüsü var. Kızları Ayşenur ile Nurgül, bize keçi peyniri, yoğurt ve çadırlarının yanında besledikleri tavuklarının yumurtalarını getiriyorlar. Akşam sadece yoğurdu ve kalan son yiyeceklerimizi yiyoruz. Peynir ile yumurtayı sabah kahvaltısına bırakıyoruz.</p>
<p>Gece hava serin oluyor Geyran yaylasında. Dingin gökyüzündeki Elif teyzenin ışıl ışıl yıldız yorganını üzerimize çekerek derin bir uykuya dalıyoruz. Çok güzel uyuyoruz. Sabah erkenden dinlenmiş olarak uyanıyoruz. Akşamdan kalan ateşimizi hareketlendirip, keçi peynirini tavaya koyup kömürlerin üzerine koyuyoruz. Kömürde, taze keçi peyniri yavaş yavaş eriyerek pişiyor. Peynirimiz iyice pişince üzerine yayla yumurtalarını kırıyoruz. Geyran yaylasında bundan daha güçlü ve lezzetli bir başka kahvaltı olamazdı.</p>
<p>Kahvaltı sonrası yavaş yavaş toparlanıyoruz, ama Hüseyin boş durmuyor, Numan ve beni ıslatmaya çalışıyor. Numan’la birlikte, Hüseyin’i tutuyoruz ve kaldırıp boylu boyunca Goca oluğun soğuk sularının dolu olduğu afur’un içine yatırıyoruz. Hüseyin, ohhh çekerek çıkıyor afur’un içinden.(6)”Benim bütün amacım, beni suya yatırmanızı sağlamaktı, çok rahatladım” diyor. Hep birlikte gülüyoruz.78 km yürüyerek alidürbeden Geyrana trans yapmanın mutluluğuyla burada noktalıyoruz yolculuğumuzu. Toros Dağlarının koyakları, vadileri bilinmezlikle dolu. Her koyak, her vadi keşfedilmeyi bekliyor.</p>
<p>Katılanlar:(Gülseren Çetin-Hüseyin çetin-Numan Gündüz-Ömer Güngör-Ali Çetin)</p>
<p>Temmuz 2011</p>
<p>ALİ ÇETİN</p>
<p>sinanalicetin@yahoo.com</p>
<p>namaras.org</p>
<p><a rel="attachment wp-att-719" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/dsc00901/"><img class="aligncenter size-full wp-image-719" title="DSC00901" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/DSC00901.jpg" alt="DSC00901" width="800" height="533" /></a><a rel="attachment wp-att-718" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/dsc00887/"><img class="aligncenter size-full wp-image-718" title="DSC00887" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/DSC00887.jpg" alt="DSC00887" width="800" height="492" /></a><a rel="attachment wp-att-717" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/dsc00886/"><img class="aligncenter size-full wp-image-717" title="DSC00886" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/08/DSC00886.jpg" alt="DSC00886" width="800" height="523" /></a></p>
<p>Dip not:1)Cevdet Türkay(oymak. Aşiretler ve cemaatler)</p>
<p>2)İbn Bibi (Selçukname)</p>
<p>3)Yazıcı zade Ali(Tevarih-i al-i Selçuk)</p>
<p>4)İbrahim Hakkı Konyalı</p>
<p>5)Ketir: Keskin ve sivri taşlardan, orman gibi oluşmuş kayalıklara denir.</p>
<p>6)Afur: keçi ve koyun sürülerinin su içebilmesi için ağaçtan ya da betondan yapılmış dar küçük, uzunca havuzlar.</p>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/&amp;t=%E2%80%98YAYLANIN+YOLLARI+DA%C5%9EDIR%2C+KET%C4%B0RD%C4%B0R%E2%80%99" rel="nofollow" title="Bunu Facebook'da paylaşın">Bunu Facebook'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=%E2%80%98YAYLANIN+YOLLARI+DA%C5%9EDIR%2C+KET%C4%B0RD%C4%B0R%E2%80%99+-+http://namaras.org/anasayfa/namaras654+(via+@alicetinnamaras)" rel="nofollow" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/&amp;title=%E2%80%98YAYLANIN+YOLLARI+DA%C5%9EDIR%2C+KET%C4%B0RD%C4%B0R%E2%80%99" rel="nofollow" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-reddit">
			<a href="http://reddit.com/submit?url=http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/&amp;title=%E2%80%98YAYLANIN+YOLLARI+DA%C5%9EDIR%2C+KET%C4%B0RD%C4%B0R%E2%80%99" rel="nofollow" title="Bunu Reddit'de paylaşın ">Bunu Reddit'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22%E2%80%98YAYLANIN%20YOLLARI%20DA%C5%9EDIR%2C%20KET%C4%B0RD%C4%B0R%E2%80%99%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%22AL%C4%B0D%C3%9CRBE-MORCA-SALAMUT-GEYRAN%20YAYLALARI%0D%0AOrta%20Toros%20da%C4%9Flar%C4%B1ndan%2C%20Toroslar%E2%80%99%C4%B1n%20en%20ilgin%C3%A7%2C%20en%20%C5%9Fa%C5%9F%C4%B1rt%C4%B1c%C4%B1%20b%C3%B6lgesinin%20bir%20b%C3%B6l%C3%BCm%C3%BCnden%20s%C3%B6z%20edece%C4%9Fim.%20Eski%20devirlerde%20da%C4%9Fl%C4%B1k%20Kilikya%20anlam%C4%B1na%20gelen%20Cilicie%20Trachee%20ad%C4%B1%20verilen%20b%C3%B6lgenin%2C%20Akseki%E2%80%99nin%20do%C4%9Fusundan%20ba%C5%9Flayarak%2C%20yaylalarda%20d%C3%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/" rel="nofollow" title="Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin ">Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin </a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/feed" rel="nofollow" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=%E2%80%98YAYLANIN+YOLLARI+DA%C5%9EDIR%2C+KET%C4%B0RD%C4%B0R%E2%80%99&amp;link=http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/" rel="nofollow" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-blogger">
			<a href="http://www.blogger.com/blog_this.pyra?t&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/&amp;n=%E2%80%98YAYLANIN+YOLLARI+DA%C5%9EDIR%2C+KET%C4%B0RD%C4%B0R%E2%80%99&amp;pli=1" rel="nofollow" title="Blog this on Blogger">Blog this on Blogger</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://namaras.org/anasayfa/2011/08/27/yaylanin-yollari-dasdir-ketirdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KÖY ENSTİTÜLERİNDEN BU GÜNE UZANAN YOLDA  BİR EĞİTİMCİ</title>
		<link>http://namaras.org/anasayfa/2011/06/04/koy-enstitulerinden-bu-gune-uzanan-yolda-bir-egitimci/</link>
		<comments>http://namaras.org/anasayfa/2011/06/04/koy-enstitulerinden-bu-gune-uzanan-yolda-bir-egitimci/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Jun 2011 13:47:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Çetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[aksu]]></category>
		<category><![CDATA[ali çetin]]></category>
		<category><![CDATA[altındal]]></category>
		<category><![CDATA[enstitüleri]]></category>
		<category><![CDATA[köy]]></category>
		<category><![CDATA[lisesi]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[namaras.org]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://namaras.org/anasayfa/?p=625</guid>
		<description><![CDATA[KÖY ENSTİTÜLERİNDEN BU GÜNE UZANAN YOLDA
BİR EĞİTİMCİ
MEHMET ALTINDAL
 
Cumhuriyet sonrası dönemde ülkemiz nüfusunun yoğunluğu köylerde yaşamaktaydı. O dönemde, Türkiye tam bir köylü toplumudur. Kapalı ve kendine yeterli yarı feodal ekonomik dönem yaşamaktadır. Şehirlerde nüfus yoğunluğu az, şehirler gelişmemiştir. ülkeyi geliştirmenin yolu, köyleri geliştirmekten geçeceği ve köyleri geliştirmenin yolunun da eğitimden geçeceği gerçeği kendini dayatıyor yönetenlere.
Dönemin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KÖY ENSTİTÜLERİNDEN BU GÜNE UZANAN YOLDA</strong></p>
<p><strong>BİR EĞİTİMCİ</strong></p>
<p><strong><em>MEHMET ALTINDAL</em></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Cumhuriyet sonrası dönem</strong>de ülkemiz nüfusunun yoğunluğu köylerde yaşamaktaydı. O dönemde, Türkiye tam bir köylü toplumudur. Kapalı ve kendine yeterli yarı feodal ekonomik dönem yaşamaktadır. Şehirlerde nüfus yoğunluğu az, şehirler gelişmemiştir. ülkeyi geliştirmenin yolu, köyleri geliştirmekten geçeceği ve köyleri geliştirmenin yolunun da eğitimden geçeceği gerçeği kendini dayatıyor yönetenlere.</p>
<p>Dönemin Milli Eğitim Bakanı H.Ali Yücel ve Milli Eğitim Genel müdürü Hakkı Tonguç, ülkenin objektivitesine uygun bir eğitim, öğretim okulları projesi geliştirip hayat veriyorlar.</p>
<p><span id="more-625"></span></p>
<p><a rel="attachment wp-att-627" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/06/04/koy-enstitulerinden-bu-gune-uzanan-yolda-bir-egitimci/namaras-org_dsc05533/"><img class="aligncenter size-full wp-image-627" title="namaras.org_DSC05533" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/06/namaras.org_DSC05533.jpg" alt="namaras.org_DSC05533" width="600" height="400" /></a></p>
<p>&#8220;Yaparak ve Yaşayarak öğrenilen&#8221;</p>
<p>Köylerin kalkınmasına yönelik Eğitim Öğretim Okullarını açıyorlar ve köylü çocuklarını, köylerinden alıp bu okullarda eğitime başlamalarını sağlıyorlar.</p>
<p>İşte bu dönemin sonlarında Aksu Köy Enstitüsüne,  1946 yılının 10 Kasımında kayıt ettirilen Mehmet Altındal 1931 yılında Gündoğmuş&#8217;un Güney yaka köyünde doğuyor. Babası &#8220;iyi bir çoban&#8221; adayı olarak büyütüyor onu.11 yaşına gelince &#8220;eğitmen, oğlunuz gelsin okula yazılsın diye tutturdu&#8221; diyerek Karadere köyünün üç yıllık ilkokuluna gönderiyor babası. Çobanlıktan vakit buldukça gidiyor okula. Babasının 450 den çok kıl keçisi sürüsü var. o dönemde çocuğunu okula gönderen çok az aile var köyde. Yaşam hayvan otlatmakla ve tarlalarda çiftçilikte geçtiği için, okuyor olmanın bir önemi yok köylüler için.</p>
<p>Mehmet Altındal ilkokul üçüncü yani son sınıfa geliyor. Okul bitecek. Okul kapanmadan Öğretmen, çocukların babalarını okula toplantıya çağırıyor:&#8221;Arkadaşlar, Antalya, Aksu’da bir okul var, orada okuyan çocuklar benim gibi öğretmen oluyorlar. Devlet Gündoğmuş ilçesinden elli çocuk istiyor. Bizde köyden çocuk gönderelim&#8221; diyor.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-633" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/06/04/koy-enstitulerinden-bu-gune-uzanan-yolda-bir-egitimci/namaras-org_resim-122/"><img class="aligncenter size-full wp-image-633" title="namaras.org_Resim (122)" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/06/namaras.org_Resim-122.jpg" alt="namaras.org_Resim (122)" width="599" height="782" /></a></p>
<p>O zamanlarda çocuğu okula göndermek zahmetli iş. Mehmet Altındal&#8217;ın babası da &#8220;olmaz&#8221; diyor. Babaya göre, Mehmet akıllı, kıvrak bir çocuk. Tam çoban olacak özelliklere sahip, ama annesi Vezir Ayşe&#8217;yi köyün öğretmeni ikna ediyor,&#8221;Mehmet, alim olacak, temiz giyinecek, hep devletten maaş alacak&#8221; diyor. Vezir Ayşe&#8217;si &#8220;çocuğum okuyacak diye diretiyor kocasına ve adam çaresiz&#8221; tamam &#8221; diyor.</p>
<p>Mehmet, köyden diğer çocuklarla beraber Gündoğmuş’a gidiyor. Gündoğmuş’ta sadece yedi çocuğun babası, günlüğü 150 kuruştan iki yıllık senet imzalıyorlar. Senet imzalamayı göze alamayan babalar çocuklarını köye götürüyor. O zaman, Aksu Köy Enstütüsü, ilk okumayı üçe kadar okuyan köy çocuklarını Aksuya getirerek, yatılı olarak 4. ve 5. sınıfları Macun ilkokulunda okutuyor. Mehmet ve 50 arkadaşı, Gündoğmuş’tan yürüyerek Manavgat&#8217;a geliyorlar ve oradan kamyonla Aksu&#8217;ya gidiyorlar.&#8221;1946 yılının 10 Kasımında köy Enstitüsüne kayıt oldum&#8221; diyor Mehmet Altındal.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-632" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/06/04/koy-enstitulerinden-bu-gune-uzanan-yolda-bir-egitimci/namaras-org_resim-121/"><img class="aligncenter size-full wp-image-632" title="namaras.org_Resim (121)" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/06/namaras.org_Resim-121.jpg" alt="namaras.org_Resim (121)" width="599" height="791" /></a></p>
<p>&#8220;  Kızlar ve erkekler aynı sınıfta, tarlada, pulluğun arkasında, tavuklarla, arılarla ve inşaatta birlikteydik. Hem yapıyorduk, hem eğitim alıyorduk, hemde sürekli ülkenin ve dünyanın ünlü yazarlarının romanlarını okuyorduk dinlenme aralarında. Çalışmaya ara verip, elimizdeki iş aletlerini bırakınca, ceplerimizden kitaplarımızı çıkarıp, okumaya başlıyorduk. Dinlenmek, okumak demekti bizim için&#8221;</p>
<p>Köy Enstitüleri beş yılda tamamlanıyor. İlk iki yılı temel eğitim. Üçüncü sınıfta uzmanlığa ayrılıyor çocuklar. Mehmet’te, arıcılık, koyun, keçi ve kümes hayvanı yetiştirme alanlarını seçiyor. Heyecanla öğreniyorlar, hayvan yetiştiriciliğini, arıcılığı. Öğrenecekler ki, köylerdeki çocukları eğitecekler, köylüleri eğitecekler ve Türkiye kalkınacak. Ama 1953 yılında, Mehmet 5. sınıfta iken köy Enstitülerinin adı tabelalardan siliniyor, eğitim 6 yıla çıkarılıyor. Mili Eğitim&#8217;deki &#8220;öğretmeni iş başında yetiştirme büroları”kapatılıyor. DP. İktidarda. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-631" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/06/04/koy-enstitulerinden-bu-gune-uzanan-yolda-bir-egitimci/namaras-org_resim-119/"><img class="aligncenter size-full wp-image-631" title="namaras.org_Resim (119)" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/06/namaras.org_Resim-119.jpg" alt="namaras.org_Resim (119)" width="599" height="793" /></a></p>
<p>Köy Enstitülerinin kapatılıyor.</p>
<p>Köy Enstitülerindeki Eğitim Öğretimin yetiştirdiği gençlerin gelişmişlik düzeyi, ülkeyi yönetenleri ürkütüyor. Köy Enstitüsü eğitimi alanların eğittiği çocuklardan ve bu öğretmenlerin köylere bilinç götürmeleriyle gözü açılan yurdum insanından rahatsız oluyor ülkeyi yönetenler.</p>
<p>Mehmet Altındal 1954 yılında Köy Enstitüsü Eğitimi aldığı aksu Öğretmen okulunu bitiriyor. Ama o kendini köy Enstitüsü mezunu olarak görüyor, çünkü aldığı eğitim ve bilinç böyle düşündürüyor onu. Köyüne gelip, bir döşek, bir yorgan, bir yastık balyası ve tahta valizini bir ata yükleyerek Akseki&#8217;ye gidiyor. Akseki’den bir kamyona binerek Konya’ya, oradan da trenle Gaziantep&#8217;e ve oradan kamyonla Urfa&#8217;nın Bozova ilçesinin Deniz bacı köyüne varıyor. köyde ne okul var, nede Muhtardan başka doğru dürüst Türkçe konuşmasını bilen.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-629" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/06/04/koy-enstitulerinden-bu-gune-uzanan-yolda-bir-egitimci/namaras-org_resim-105/"><img class="aligncenter size-full wp-image-629" title="namaras.org_Resim (105)" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/06/namaras.org_Resim-105.jpg" alt="namaras.org_Resim (105)" width="599" height="464" /></a></p>
<p>Muhtarla birlikte önce kerpiçten bir oda olarak okul yapıyorlar. Sonra 18 sayfa Kürtçe kelime yazıp, Türkçe karşılıklarını da karşılarına yazarak, Kürtçeyi öğreniyor ve 9 kız,9 erkek, 18 çocuğun babalarıyla konuşarak onların okula gelmesini sağlayarak eğitime başlıyor.148,75 TL. Mehmet öğretmenin ilk aylığı. Onuda severek ve isteyerek okula harcıyor.&#8221;İki yıl gelip geçiverdi Deniz bacı köyünde&#8221;diyor.</p>
<p>Mehmet Altındal öğretmeni,1960 yılının ekim ayı ortalarında, yayladan döndüğümüzde, babam, Güneycik köyüne okula kayıt ettirmeye götürdüğünde tanıdım. Namaras köyünde okul yoktu.4 km. uzağımızda bulunan Güneycik köyünde okul vardı. Her gün sabah 16 çocuk yürüyerek Güneycik&#8217; gider, akşam tekrar eve dönerdik. Anam sarı kel pambıktan topladığı pamukları eğirip, dokuyarak bana paçası nakışlı bir uzun pantolonumsu giysi dikmişti. M.Altındal, babamla yanımıza geldi, eliyle başımı okşadı ve babama dönerek:&#8221;Ali amca, çocuk akıllı, okur bu çocuk, sen, terzi kır Mahmut&#8217;a götür pantolon diktir, ayağındaki giysiyle olmaz&#8221; dedi. Öğretmen başımı okşadıktan sonra:&#8221;akıllı&#8221; deyince, aklılı olup, olmamanın başın okşanmasıyla anlaşıldığını düşündüm. Çünkü Yörükler tekenin, koçun iyisini belini okşayıp anlarlardı.</p>
<p>Mehmet Altındal, Bölgemiz açısından sadece bir öğretmen değil,sosyal,kültürel ve ekonomik bir olaydı.Köylerimiz,Köy Enstitüsü öğretmenleriyle birlikte Bilimle,teknikle,imeceyle ve demokrasi kültürüyle tanıştılar.Yani Köy Enstitüleri ülkemiz için,yepyeni bir sosyal yaşam,yeni kültürel değerler ve canlanan ekonomi demekti.</p>
<p>1957-58 Eğitim-öğretim yılında Gündoğmuş ilçesinde ve köylerinde toplam 15 öğretmen eğitim vermektedir. Az sayıda eğitimci olmasına karşın, birçok öğretmen hakkında solcu, köylüyü düzene karşı kışkırtıyor diye, sürekli olarak soruşturma açılmaktadır. Gün geçmiyor ki Mehmet öğretmen içinde Güneycik köyüne bir müfettiş gelmesin. Birçok kezde, bazen iki, bazen üç, bir keresinde de altı müfettiş birlikte soruşturmaya geliyorlar. Köylüler şaşırıyorlar bu duruma. Fakat Köylüler öğretmenlerini tanımışlardır. Çocuklarını okutan, köylüye her konuda örnek olan, köye faydalı bir insandır öğretmen ama ülkeyi yönetenlerin niye Köy Enstitüsünü bitirmiş bir öğretmenle bu kadar çok uğraştığını bir türlü anlayamazlar. Namaraslılar da, Güneycikliler de her zaman öğretmenlerinin arkasında durmuşlardır.</p>
<p>Köy Enstitülerinde demokrasi kültürü gelişmiştir, eğitimde, çalışma hayatında yani yapılan her işte tartışarak karar alma kültürünü edinmiştir öğrenciler. Öğretmenler edindikleri bu kültürü köylere taşımışlardır. Demokrasi, Köy Enstitüsü öğretmenleri açısından bir yaşam biçimi olarak algılanmış ve bu kültürü hem sınıflarda öğrencileriyle, hem de köyde köylülere örnek olarak yaşatmışlardır.</p>
<p>Mehmet Altındal’ın okuttuğu bütün öğrencileriyle ilgili unutamadığı birçok anısı var. Lara, Örnek köydeki evinde zorlu bir hastalığa karşı dimdik duruyor. Yaşamda, bütün eğitimcilik yıllarındaki dik duruşunu hastalıkla mücadelede de gösteriyor. Yaşamda her zorluğun altından kalkan Öğretmenim, bu hastalığ ında üstesinden gelecek ve Güneyyaka köyünde  Naşide ablanın yetiştirdiği domatesleri birlikte yiyeceğiz. İkimizinde sözü var biline. Öğrencilerinin ziyarete gelmesinden çok mutlu oluyor ve gelen her öğrencisini şaşırtacak anılarla dolu Öğretmen Mehmet Altındal. Bu gün bile bütün öğrencilerinin okul numaralarını biliyor. Çünkü Köy Enstitülerinde onları, öğretmenleri okul numaralarıyla çağırırlarmış. Benimle ilgili anısı, öğretmenimi ve beni çok heyecanlandırdı. Mehmet Altındal Öğretmen bu anısını yaşamından bir ders olarak anlattı.</p>
<p>&#8220;Siz dördüncü sınıftaydınız. Ali Çetin ve Durmuş Sözen sınıfın en iyi matematik problemi çözen öğrencileriydi. Bir matematik probleminin çözümünde, Durmuş ile Ali farklı sonuçlar buldu. Sınıfta inatlaşma olunca, bende Durmuş&#8217;un sonucu doğrudur diye tavır koydum. Ali, benim tavır koymamı hazmedemedi ve &#8220;öğretmenim, Durmuş size portakal ve balık getiriyor ya, onun için onunki doğru diyorsunuz&#8221; dedi. Birden ne yapacağımı şaşırdım ve &#8220;Durmuş kalk ayağa oğlum, getirdiğin portakal ve balıkların parasını sana vermiyor muyum&#8221; dedim. Durmuş:&#8221; veriyorsunuz öğretmenim&#8221; dedi ama huzursuz olmuştum. Evde aynı problemi tekrar çözdüm ve baktım ki gerçekten Ali&#8217;nin çözdüğü sonuç doğru. Bir kaç gün sonra sınıfa gelip bu matematik problemini yeniden çözdüm. İşte senin bana böyle tepki gösterme cesaretinde benimde eğitimde demokrasi anlayışımın etkisi olduğunu düşünüyorum.&#8221;dedi. Mehmet  Altındal. Her anlattığı şeyde duygulanıyor, heyecanlanıyordu, Sanki yeni öğretmen olmuştu, ya da sınıftan yeni çıkmıştı teneffüse.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-628" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/06/04/koy-enstitulerinden-bu-gune-uzanan-yolda-bir-egitimci/namaras-org_dsc05536/"><img class="aligncenter size-full wp-image-628" title="namaras.org_DSC05536" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/06/namaras.org_DSC05536.jpg" alt="namaras.org_DSC05536" width="600" height="400" /></a></p>
<p>Aksu Köy Enstitüsünün son mezunlarından biri olmanın gururuyla 81 yaşında yaptıklarının ve yaşadıklarının ve başarılı öğrenciler yetiştirmenin haklı övüncüyle yaşıyor Öğretmen Mehmet Altındal. Bir kültür olarak bir döneme damgasını vuranların listesine eklenmiş çoktan. Yanında yaşam arkadaşı, omuzdaşı, yoldaşı Naşide Hanımla birlikte.</p>
<p>Mehmet Öğretmen, Köy Enstitüsü son sınıfta iken köyün dağında Naşide hanım odun toplarken, keçilere dal keserken onun yanına gizlice gidip, ona sevdiğini söyleyebilmiş. O yıllarda, köyde bir kıza arkadaş olalım diyebilmek nerdeyse olanaksız bir şey. Ama Köy Enstitüsünde medeni cesaretli olmayı, sevgiyi paylaşmayı, yaşam hakkında karar alma kültürünü ediniyorlar ve Edindikleri her yeni değere, kültürüde yaşamlarında hayat veriyorlar.</p>
<p>Köy Enstitüleriyle ülkemizde bir dönem kapanmadı, gelişmenin, değişimin önüne set çekildi. Açılan aydınlık yol tıkanarak güneşin ışıklarının girişi engellendi.</p>
<p>ALİ ÇETİN</p>
<p>sinanalicetin@yahoo.com</p>
<p>namaras.org</p>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2011/06/04/koy-enstitulerinden-bu-gune-uzanan-yolda-bir-egitimci/&amp;t=+K%C3%96Y+ENST%C4%B0T%C3%9CLER%C4%B0NDEN+BU+G%C3%9CNE+UZANAN+YOLDA++B%C4%B0R+E%C4%9E%C4%B0T%C4%B0MC%C4%B0" rel="nofollow" title="Bunu Facebook'da paylaşın">Bunu Facebook'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=+K%C3%96Y+ENST%C4%B0T%C3%9CLER%C4%B0NDEN+BU+G%C3%9CNE+UZANAN+YOLDA++B%C4%B0R+E%C4%9E%C4%B0T%C4%B0MC%C4%B0+-+http://namaras.org/anasayfa/namaras625+(via+@alicetinnamaras)" rel="nofollow" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://namaras.org/anasayfa/2011/06/04/koy-enstitulerinden-bu-gune-uzanan-yolda-bir-egitimci/&amp;title=+K%C3%96Y+ENST%C4%B0T%C3%9CLER%C4%B0NDEN+BU+G%C3%9CNE+UZANAN+YOLDA++B%C4%B0R+E%C4%9E%C4%B0T%C4%B0MC%C4%B0" rel="nofollow" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-reddit">
			<a href="http://reddit.com/submit?url=http://namaras.org/anasayfa/2011/06/04/koy-enstitulerinden-bu-gune-uzanan-yolda-bir-egitimci/&amp;title=+K%C3%96Y+ENST%C4%B0T%C3%9CLER%C4%B0NDEN+BU+G%C3%9CNE+UZANAN+YOLDA++B%C4%B0R+E%C4%9E%C4%B0T%C4%B0MC%C4%B0" rel="nofollow" title="Bunu Reddit'de paylaşın ">Bunu Reddit'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22%20K%C3%96Y%20ENST%C4%B0T%C3%9CLER%C4%B0NDEN%20BU%20G%C3%9CNE%20UZANAN%20YOLDA%20%20B%C4%B0R%20E%C4%9E%C4%B0T%C4%B0MC%C4%B0%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%22K%C3%96Y%20ENST%C4%B0T%C3%9CLER%C4%B0NDEN%20BU%20G%C3%9CNE%20UZANAN%20YOLDA%0D%0A%0D%0AB%C4%B0R%20E%C4%9E%C4%B0T%C4%B0MC%C4%B0%0D%0A%0D%0AMEHMET%20ALTINDAL%0D%0A%0D%0A%20%0D%0A%0D%0ACumhuriyet%20sonras%C4%B1%20d%C3%B6nemde%20%C3%BClkemiz%20n%C3%BCfusunun%20yo%C4%9Funlu%C4%9Fu%20k%C3%B6ylerde%20ya%C5%9Famaktayd%C4%B1.%20O%20d%C3%B6nemde%2C%20T%C3%BCrkiye%20tam%20bir%20k%C3%B6yl%C3%BC%20toplumudur.%20Kapal%C4%B1%20ve%20kendine%20yeterli%20yar%C4%B1%20feodal%20ekonomik%20d%C3%B6nem%20ya%C5%9Famaktad%C4%B1r%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://namaras.org/anasayfa/2011/06/04/koy-enstitulerinden-bu-gune-uzanan-yolda-bir-egitimci/" rel="nofollow" title="Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin ">Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin </a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://namaras.org/anasayfa/2011/06/04/koy-enstitulerinden-bu-gune-uzanan-yolda-bir-egitimci/feed" rel="nofollow" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=+K%C3%96Y+ENST%C4%B0T%C3%9CLER%C4%B0NDEN+BU+G%C3%9CNE+UZANAN+YOLDA++B%C4%B0R+E%C4%9E%C4%B0T%C4%B0MC%C4%B0&amp;link=http://namaras.org/anasayfa/2011/06/04/koy-enstitulerinden-bu-gune-uzanan-yolda-bir-egitimci/" rel="nofollow" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-blogger">
			<a href="http://www.blogger.com/blog_this.pyra?t&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2011/06/04/koy-enstitulerinden-bu-gune-uzanan-yolda-bir-egitimci/&amp;n=+K%C3%96Y+ENST%C4%B0T%C3%9CLER%C4%B0NDEN+BU+G%C3%9CNE+UZANAN+YOLDA++B%C4%B0R+E%C4%9E%C4%B0T%C4%B0MC%C4%B0&amp;pli=1" rel="nofollow" title="Blog this on Blogger">Blog this on Blogger</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://namaras.org/anasayfa/2011/06/04/koy-enstitulerinden-bu-gune-uzanan-yolda-bir-egitimci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BİR LİKYA MASALI</title>
		<link>http://namaras.org/anasayfa/2011/05/30/bir-likya-masali/</link>
		<comments>http://namaras.org/anasayfa/2011/05/30/bir-likya-masali/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 May 2011 20:57:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Çetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Trekking Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[gocer]]></category>
		<category><![CDATA[likya]]></category>
		<category><![CDATA[masali]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://namaras.org/anasayfa/?p=589</guid>
		<description><![CDATA[BİR LİKYA MASALI
-İnsan bazen masalla gerçeği karıştırır.-
 
Katılan Arkadaşlarımız: Ali Çetin, Gülseren Çetin, Mustafa İlhan, Yavuz Koçan, Aslı Koçan, Ali Göçer, Dilek Kelebek, Serpil Ünal, Ekrem Ünal, Haldun Aras, Feyha Aras, Beyhan Karaduman, Nilgün Gün, Esin Dinç, Sami Cankaya, Filiz Cankaya,Ümran Turp, Ahmet Yılmaz
Uzun süredir tasarladığımız Likya gezisine 15 kişi ile katılmayı kararlaştırmıştık. Daha fazla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;"><strong>BİR LİKYA MASALI</strong></span></h1>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;"><em>-İnsan bazen masalla gerçeği karıştırır.-</em></span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;"> </span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;">Katılan Arkadaşlarımız: Ali Çetin, Gülseren Çetin, Mustafa İlhan, Yavuz Koçan, Aslı Koçan, Ali Göçer, Dilek Kelebek, Serpil Ünal, Ekrem Ünal, Haldun Aras, Feyha Aras, Beyhan Karaduman, Nilgün Gün, Esin Dinç, Sami Cankaya, Filiz Cankaya,Ümran Turp, Ahmet Yılmaz</span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;">Uzun süredir tasarladığımız Likya gezisine 15 kişi ile katılmayı kararlaştırmıştık. Daha fazla kalabalık olmak istemiyorduk. Çünkü sayının fazla olması hem ulaşım açısından hem de grubun dokusu açısından çok da uygun değildi. Hepimiz tek otobüsten bilet almıştık. 15 kişi olarak Fethiye otogarına ulaştığımızda 19 mayıs sabahı 9.30 du. Otogarda Rehberimiz, arkadaşımız yöreyi iyi bilen Ali Çetin eşi Gülseren hanım ve Alara gezisinde de bize refakat eden Mustafa İlhan bizi bekliyordu.</span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;"><a rel="attachment wp-att-622" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/05/30/bir-likya-masali/namaras-org_likya_yolulikya-yolu-419/"><img class="aligncenter size-full wp-image-622" title="namaras.org_likya_yoluLİKYA YOLU 419" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/05/namaras.org_likya_yoluLİKYA-YOLU-419.jpg" alt="namaras.org_likya_yoluLİKYA YOLU 419" width="599" height="401" /></a><br />
</span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><strong><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;">1.    Gün 20 mayıs 2011</span></strong></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;">Hemen otogar yakınındaki marketten ve yakınlardaki manavdan ihtiyaçlarımızı temin ettik.  Antalya bölgesi olması nedeniyle sebzeler hep günlüktü.  2 minibüse doluştuk. Aslında sayımız bir minibüslüktü ama çadırda kalacağımız için eşyalarımız oldukça yer kaplıyordu. O yüzden ilk gün ve son gün bizi ve eşyalarımızı 2 minibüs taşıyacaktı. Aralarda daha çok yürüyeceğimiz için tek minibüs bize yetecekti.  Doğruca Saklı kanyona doğru yola çıktık.</span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;">Saklı kanyon oldukça etkileyici ve heybetli bir vadi. Mevsim gereği yukarıdan akıp gelen kar suları nedeniyle biraz bulanık. Sanırım yaz aylarında çok daha berrak akacaktır. Gerçi yanlardaki kayalardan fışkırarak kanyonu besleyen kollar mavi mavi köpük köpük ve içilir nitelikte akmakta.  Hep birlikte duvara monte edilmiş yürüyüş yolundan ilerleyip aslında esas dereye girilecek yere kadar vardık. Yine de heybeti etkileyici bir kanyon. Daha ilerilere gidebilsek 16 km ye kadar uzanan ve derenin içinden  zaman zaman göbek hizasını geçen debisi yüksek sularda yürümemiz gerekecekti. Ama buna vaktimiz de yoktu böyle bir etkinlik de planlamamıştık. Kanyondan çıkarak XANTOS atik ketine vardık. Antik Liya kentlerinin en ünlülerinden biri olan bu kentin oldukça ilginç bir hikayesi var. Tarihinde hiç işgal edilmemiş ve düşmana teslim olmamış bir kent. Kentlerine bir saldırı olduğu zaman kendi çocuklarını ve kadınlarını öldüren kent erkekleri düşmanla son ferdine kadar ölümüne savaşıp kentlerini teslim etmemekle ünlü. Üç kez işgal girişiminden başarıyla çıkmış ve ünlü Romalı Brütüsün bile askerlerine canını seven kaçıp kurtulsun diye kenti igalden vazgeçtiği bir görkemli bir Likya kenti. 16 Likya kent yönetimi içinde parlementoya üç temsilci veren üç kentten biri. (Ben Ali Çetin’in yalancısıyım. Rehber olarak o böyle anlattı ben de yazdım) Ayakta kalmış sütunları, mezarları ve tiyatrosuyla tarih öncesinden sıcak bir selam veriyor gelenlere. Buradan yine ünlü bir Likya kenti olan Patara’ya geçiyoruz. Tarihin ilk parlemento binasını ziyaret ediyoruz. Bu yıl dünya parlemnto toplantısı burada olacakmış ve bu yüzden de hummalı bir restarasyon çalışması var. Buradan dünyanın en güzel kumsallarından biri olan patara plajına da şöyle bir girip çıktıktan sonra akşamın yaklaşmakta olduğunu gözönüne alarak Leton antik kentini gezmekten vazgeçip kamp alanımıza doğru yola çıktık.</span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;"><a rel="attachment wp-att-619" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/05/30/bir-likya-masali/namaras-org_likya_yolulikya-yolu-128/"><img class="aligncenter size-full wp-image-619" title="namaras.org_likya_yoluLİKYA YOLU 128" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/05/namaras.org_likya_yoluLİKYA-YOLU-128.jpg" alt="namaras.org_likya_yoluLİKYA YOLU 128" width="599" height="401" /></a><br />
</span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;">Yol yorgunluğumuz nedeniye çoğumuzun uyuduğu yollardan geçerek Bodurga köyü bel mahallesinden sonra Pataraya doğru 4 km daha oldukça dar yollardan geçerek Belceğiz’e geldik. Beşceğiz denen yer gerçekten bir bel. Yüksek çam ağaçlarının arasında cennetten emanet alınıp buraya kondurulmuş bir çiçek tarlası arasında bir yer. Bir yanı bu olağanüstü renk armonisiyle bezenmiş çiçek tarlası bir tarafta ulu çam ağaçları ve bir yanda da akdenizin kışkırtıcı mavisi. Koyun tam tepesine konuçlandık. Akşam güneşinin büyüsüne kapılıp dakikalarca fotoğraf çekildik ve koyun gittikçe koyulaşan mavilerini içimize, belleğimize kazıdık.  Çadırlarımızı kurmuştuk ve karnımız oldukça acıkmıştı. Ama Ali Çetin yine yapacağını yapmış 2 yıl önceki Alara gezimizde olduğu gibi keçiyi kestirmişti. Köyden bizimle birlikte kamp yerine gelen Osman ve ailesinin  gayretli bir çalışma göstermesiyle kavurma kısa sürede hazır hale gelmişti. Ali Çetinle birlikte tadına bakma ve kalite kontrol bahanesiyle epeyce otlandığımı söylemeliyim. Arada bir Yavuz’a baktırarak etin kıvamını ölmüşlüğümüz olmuştur. Kavurma tam kıvamındaydı. Keçi eti doğası gereği biraz sert olsa da çok lezzetliydi. Yarın da yahni yapacağız. Etin kemikli kısmını bunun için ayırdık. Karnımızı güzelce doyurduktan sonra semaverde pişen çay da hani kaymak gibi gidiyordu. Kor ateşe atılan soğanalar sarmısaklar, patlıcan ve patatesler elbette bu işi bilenlere bir mesaj verecektir.</span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;">Eeeee, dağ başına çadırlarını kurmuş, karnını kavurmayla ve bilumum yan ürünlerle doyurmuş, üstüne üslük bol bol da çayını içimiş bir ahali ne yapar. Bol ateş de ağaçların artık kuru olmasıyla rahatça yanıyor. Ateş başında sohbetler, türküler şarkılar arada bayan arkadaşlarımızın kurtlarını dökme eylemleriyle gece yarısına kadar sürüp gitti.</span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;"><a rel="attachment wp-att-616" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/05/30/bir-likya-masali/namaras-org_likya_yoludsc08481/"><img class="aligncenter size-full wp-image-616" title="namaras.org_likya_yoluDSC08481" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/05/namaras.org_likya_yoluDSC08481.jpg" alt="namaras.org_likya_yoluDSC08481" width="600" height="400" /></a><br />
</span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;">Ben dolunaydan birkaç gün sapmasına rağmen yine de akşamdan biraz sonra doğacak mehtabı bekliyorum. Bekledikçe o naz yapıyor bir türlü gelmiyor. Önümüzde bir dag var ayın çıkışını geciktiriyor olsa gerek. Eeee Ay yoksa aydan kırparak çoğaltılan yıldızlar üstümüzde sık desenli bir yorgan gibi uzanıyor. Biz de yıldız tplarız. Baktıkça uzayın derinliği içinde kaybolup gidiyor insan. Bu ne derinlik, bu ne güzellik.  İlk günün yorgunluğu nedeniyle bazı arkadaşlar yatmaya gitti, bizim ay hala kendini göstermedi. Ama ben ısrarla çıkışını bekledim . Onunla merhabalaşmadan uyuyamazdım. Sonra dağın tepe noktasına yakın bir yerden başını çıkardığında vakit epeyce ilerlemişti. Biraz da onunla hasbihal ettikten sonra çadırlarımızda bizi bekleyen uykunu kollarına bırakıverdik kendimizi. Çok huzurlu çok sıcak bir geceyi geride bırakıp uyandığımızda sabah saat 6 idi. Ben hiç kimseye kalkış saati  vermemiştim ama herkes 6 da uyanmış çadırlarını topluyordu. Aşağıda sabah dinginliğinin olağanüstü maviliği ile akdeniz koyları bize selam veriyordu.</span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;"><a rel="attachment wp-att-651" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/05/30/bir-likya-masali/namaras-orgdsc08605/"><img class="aligncenter size-full wp-image-651" title="namaras.orgDSC08605" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/05/namaras.orgDSC08605.jpg" alt="namaras.orgDSC08605" width="790" height="600" /></a><br />
</span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><strong><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;">2. gün 21 Mayıs</span></strong></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;"> Dün  hem yol yorgunluğu hem de gezmenin getirdiği yorgunlukla kimi arkadaşlar erken yatmıştı. Ben 01.30 a kadar gecenin derin sessizliği içinde dağın ardından doğan ayın hışırtısını dinlemiş, zaman zaman davetsiz konuklar gibi geceyi ortasından delen baykuşların sesini duyarak uykuya dalmıştım. Telefonumun saatini de 06.30 a kurmuştum. Ama daha sattin zili çalmadan uyanıp çadırımın fermuarını açıverince yukarıdan aşağı koyun içine düşecekmişim gibi tertemiz bir maviliğe açmıştım gözlerimi. Çadırdan çıktığımda baktım ki herkes ayakta va çadırlarını topluyorlar.  Akşamdan kalan ateşimiz alevlenmiş, semaverden çayın buğusu çıkmaya başlamış bile.</span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;"><a rel="attachment wp-att-649" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/05/30/bir-likya-masali/namaras-orgdsc08107/"><img class="aligncenter size-full wp-image-649" title="namaras.orgDSC08107" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/05/namaras.orgDSC08107.jpg" alt="namaras.orgDSC08107" width="900" height="600" /></a><br />
</span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;"> Bol oksiyeni ve derin mavileri ciğerlerimize doldurarak bol bol fotoğraf çekilerek kahvaltımızı yaptık. Eşyalarımızı yakınımızda bulunan aracımıza taşıdık. Akşam kamp çadırlarımızı kurarken bir bölümünü görüp de sabah buralarda bol fotoğraf çekeriz dediğimiz duvar içinde bir tarlanın gördüğümüzden çok fazla boyutta çiçekle bezenmiş bir tarla olduğunu farkediyoruz. Harika bir renk armonisiyle dokunmuş çiçek tarlası hepimiz coşkulandırdı. Hemen hepimiz tarlaya dalıp sarı, kırmızı, mor renklerin tepeden akdenizin mavi koyuna nasıl aktığına tanıklık ettik.  Tarlanın sahibi Halil abinin bir köşede bulunan gariban evini de ziyaret ettik. Bir hazinenin üstünde aç oturan allahın garip bir kulu mu desem, işte öyle bir şey.  Belceğiz mevkii bize olağandışı görsellikler sundu. Hep birlikte 4 km uzağımızda bulunan ve akşam çok büyük bir gayretle bize nefis bir kavurma hazırlayan Bel’deki Fatma kadının evine doğru yürüyüşe geçtik. Fatma kadın evine ulaştığımızda eşi ve çocukları ile çayı hazır etmiş bizi bekliyordu. Çayımızı içtik, kimimiz başını yıkadı, konukseverliklerinden büyük bir hoşnutlukla ayrılıp esas Likya yolu yüryüşümüze başladık. Hemen köy çıkışında Gey parkuru ile Sidyma parkurunun kesişme noktasından sağa dödük. Dodurga köyü üzerinden Alınca’ya çıkacağız. Yaklaşık 1.5 saatlik bir inişten donra Dodurga köyüne ulaştığımızda oldukça şaşırıyoruz. Çünkü camisinden tutun da derme çatma köy evlerinin duvarlarında, bahçe duvarlarında Likya ve Roma yazılarıyla süslenmiş bolca antik taşların olduğunu gördük. Evin bahçesinde üzerine basılarak yürünen yerlerde üzerinde kabartma figürlerin olduğu taşların olması burada ne kadar da doğal. Ekrem Ünal bizden önce araçla bu köye geldiğinde bir köy evindeki teyzeyle anlaşarak bizler için yiyecek bir şeyler hazırlatmış. Doğrusu bu hazır yemek hoş bir ikram oldu bize. Çayımızı da içip tarlaların otları arasında kalmış bolca mezarların, lahitlerin arasından geçerek Boğaziçi köyüne doğru 6 km lik parkurumuza başladık. Oldukça da hoş bir parkur. Önce hafif yükselerek sonra da sürekli kıvrıla kıvrıla şağı inerek Boğaziçi köyüne ulaştık. Yolda Feyha hanımın az biraz dizi ağrısa da sorun yapmadı. Tabi zaman zaman yollarda yürüyüşçülerle  de karşılaştığımız oldu. Boğaziçi köyünden Alınca’ya çıkan yol hem yokuş hem de asfalt. Açıkçası asfalttan yürümek hiç de hoş değil. İstanbuldan gelip asfaltta yürümek bir karamizah gibi gelecekti. Bu yüzden yine yörenin en güzel manzaralı bölgelerinden biri olan yediburunların üst tarafına kampımızı attık. Yarın Alıncaya kadar asfaltta yürümek yerine araçla çıkmayı tasarladık. Rehberimiz Ali Çetin daha önce gelip kamp kuracağımız alanları tespit ettiği için hiç yer aramadan yedi burunları kuşbakışı görecek bir mevkiye çadırlarımızı kurup bol fotoğraflardan sonra akşam yemeği hazırlığına giriştik. Bu akşam menüde yahni var. Dünkü keçiden kalan kemikli etlerle yahni ve pilav yapacağız. Ateşimizi hemen yakıp yahni tenceremizi ateşe koyduk. Hızlı ve yüksek ateşte pişmesinden ve de keçi eti olmasından dolayı et biraz sert olsa da oldukça lezzetli bir yahni yedik. Çaylarımız ve ardından ateşbaşı sohbetleri ve türkülerimiz. Patlıcan közlemeler, patates soğan sarımsak közlemeler yahninin üstüne eklenen olağanüstü lezzetler olarak belleğimizdeki yerini aldılar. Saat 11 den saat 01 e kadar parti parti çadırlarımıza çekilerek gecenin huzur verici kollarına bıraktık kendimizi.</span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;"> </span></p>
<div id="attachment_591" class="wp-caption aligncenter" style="width: 730px"><a rel="attachment wp-att-591" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/05/30/bir-likya-masali/229531_1632606229461_1665823005_1248835_4597239_n/"><img class="size-full wp-image-591" title="Likya yolu" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/05/229531_1632606229461_1665823005_1248835_4597239_n.jpg" alt="Likya yolu" width="720" height="480" /></a><p class="wp-caption-text">Likya yolu</p></div>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><a rel="attachment wp-att-650" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/05/30/bir-likya-masali/namaras-orgdsc08252/"><img class="aligncenter size-full wp-image-650" title="namaras.orgDSC08252" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/05/namaras.orgDSC08252.jpg" alt="namaras.orgDSC08252" width="900" height="600" /></a></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><strong><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;">3.gün.22 Mayıs</span></strong></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;">Sabah yine 06 da uyanıp çadırlarımızı toplamaya başladık. Akşama doğru ya da öğle saatlerinde denzin üzerinde gri bir pus oluyor ve güzel fotoğraf vermiyor. Ama sabahleyin sanki doğa da uyumuş dinlenmiş de sabah zindeliği yüzüne vurmuş gibi deniz pırıl pırıl ve sessizce duran sonsuz bir mavi. Yer yer turkuza çalan mavinin akvaryum gibi tepeden görüntüsü enfes manzaralar sunuyor bize. Grup içinde kaliteli fotoğraf makinaları olan Ahmet Yılmaz, Yavz Koçan, Ali Çetin, haldun Aras ve Beyhan karaduman var. Hepmiz bir kayanın başına çıkarak çeşitli pozlar vererek fotoğraflar çekiliyoruz. İlk iki gün çadırımı tam uç noktaya kuruyorum ki daha çadırdan çıkmadan dışarıya başımı uzattığımda denzin içine çıkıverecekmişim gibi önümde hiç bir engel bulunmayan noktaya kuruyorum çadırımı. O manzaraya bayılıyorum. Dışarı çıktığımda denizin tamamanını göreceğim kuşkusuz ama doğayla bir tatlı oyun oynar gibi bu muzipliği yapmak hoşuma gidiyor. Çadırımın fermuarını açıyorum: Önümde sakince yatan Yediburunlar ve aralardaki çüçük koylar. Karayolunun olmadığı bu alanlara yazın teknelerin yanaştığını biliyorum. Onlar paranın verdiği avantajı kullanıyorlar ama bizim yaşadığımız bu güzelliği de yaşayamıyorlar.</span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;"><a rel="attachment wp-att-606" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/05/30/bir-likya-masali/namaras-org_likya_yoludsc07967-kopya/"><img class="aligncenter size-full wp-image-606" title="namaras.org_likya_yoluDSC07967 - Kopya" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/05/namaras.org_likya_yoluDSC07967-Kopya.jpg" alt="namaras.org_likya_yoluDSC07967 - Kopya" width="600" height="400" /></a><br />
</span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;"> Çadırlarını toplarken arkadaşlarımızdan birini akrep ısırdı. Doğanın bu ıssız alanında onların ülkesine gelmiş ve onları rahatsız etmiştik. Hakları vardı mekanlarını korumak için savaşmaya. Ama biz de iyi insanlardık onları seviyorduk ama belki bizi anlayamamıştı akrepçik, korkmuş ve kendini koruma içgüdüsüyle ısırıvermişti. Biliyordum buralarda akrepten zarar gören birini duymamıştık, ama yine de biz pozitif bilime de inanan okumuş kentliler olarak önlem almalıydık. Arkadaşımızı Ali Çetin’e emanet ederek Fethiye’de hastaneye gönderdik. Serum verip bir süre beklettikten sonra bıraktılar. Arkadaşımız öğleden sonra Kabak koyunda bize yeniden katıldı. Arkadaşımızı hastaneye bırakan aracımız geri gelip çantalarımızı ve bizi Alınca’ya taşıdı.</span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;"><a rel="attachment wp-att-648" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/05/30/bir-likya-masali/namaras-orgdsc07506/"><img class="aligncenter size-full wp-image-648" title="namaras.orgDSC07506" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/05/namaras.orgDSC07506.jpg" alt="namaras.orgDSC07506" width="988" height="600" /></a><br />
</span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;"> Alınca çevrede dağınık, kimileri turizme hitap edecek küçük değişikliklikler yapılan derme çatma evleri yanında belki de ülkemizin en görsel manzaralarının olduğu bir bölge. Bu parkurun en yüksek yerlerinden bir nokta. Aşağıdaki  koylara tepeden bakıyor. Kabak koyu parkurunu yukarıdan aşağıya doğru yapacağız. Kabak koyuna 6 km mesafede. Ama aşağıdan bakıldığında 90 derece dik bir kayadan aşağı inilmiş gibi gözüken görsel açıdan çok hoş bir parkur. Kayaların arasından kıvrılarak inen dar patikalar var. Bazı alanlarda gözetleme balkonları Kabak koyunu avucumuzun içine kadar getiriyor sanki. Bu parkurun inişi fazla olduğundan inişten rahatsız olan bazı arkadaşlarımızı araçla gönderip kalanlarla yapıyoruz. Biz aşağı inerken aşağıdan epeyce bir yürüyüş gruplarıyla karşılaştık. Yokuşta oldukça zorlanmışa benziyorlardı. Ali Çetin bizim için tersinden bir parkur yaparak işimizi kolaylaştırmıştı açıkçası. Kabak koyunda parkur sonuna geldiğimizde ve köyün içinde yanlış bir patikaya saparak epeyce uğraştık. Köyün içinde köyü kaybettik ama sonunda deniz kıyısına indiğimizde bizim önden giden arkadaşlarımızla karşılaştık. Denize girmişlerdi. Bizimle yürümediklerine kepsi de pişman olmuştu. Çünkü araç yolu da epeyce uzun olduğundan yormuştu onları. Kabak koyu çok duyduğum, giden arkadaşların övgüyle bahsettikleri bir koydu. Ama ben hemen burayı unutmak, zihnimden silmek istiyorum. Kelimenin tam anlamıyla içine etmişler. Tam Kumsalın üstüne çok geniş alanı tamamen kapatan bir tesis yapmışlar. Yol kenarlarındaki çöpler, yeni yapılan beton binalar, tam denizin kıyısına yapılan havuz vs. Vs. Kepaze bir turizm rezaletine dönüşmüş. Açıkçası bir tatil için buraya bedava sefer düzenleseler de gelmem. Üstelik denizinin çakıl taşları da çok kötü. Hemen buradan uzaklaşıp araç girişine engel oldukları 2 km yukardaki ana yola kadar yürüdük. Bazı arkadaşlar sahilden kiraladıkları kamyonetle çıktılar. Artık yolumuz Faralya idi.</span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;"><a rel="attachment wp-att-601" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/05/30/bir-likya-masali/namaras-org_likya_yoludsc06672/"><img class="aligncenter size-full wp-image-601" title="namaras.org_likya_yoluDSC06672" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/05/namaras.org_likya_yoluDSC06672.jpg" alt="namaras.org_likya_yoluDSC06672" width="599" height="417" /></a><br />
</span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;">Araç bizi Faralya’da Montenegro Motel’in bahçesine kadar götürdü. Motelin sahibi Bayram Karadağ; motel sizin, nereye çadır kurmak istiyorsanız kurun dedi. 2 adet yer gösterdi, tuvalet ve duş ihtiyacınızı buradan karşılayabilirsiniz dedi. Açıkçası son derece sevimli, huzur verici ve doğalllığı bozulmamış bir mekan. Küçük 2 kişilik taş ve ahşap odaları olan, insanın dinlenebileceği bir mekan. Tam da Kelebekler vadisne bakmasıyla da görsel açıdan çok hoşlandıımız bir yer oldu. Mülk sahibi Bayram Karadağ genç, sempatik sıcakkanlı  biri. Bizi kendi evimizdeymişiz gibi rahat ettirdi. Vakit geç olduğu için kendimiz bir yemek organizasyonuna girmeden akşam yemeği ve sabah kahvaltıısı için tahminimizden uygun bir fiyat verrdiği için hemen yemek işini Motele kaydırdık. Burada Ali Çetin’in maharetini unutmamak gerek. Bazı arkadaşlarımız çadıra veda edip uygun fiyattaki odalarda kalmayı tercih ettiler. Yemekten sonra da bedava ve sınırsız çaylarımızı içerken Bayram Karadağ saz, ortağı gitar, dayısı darbuka ve solist olarak gece 040 a kadar özellikle enfes söyledikleri ege türküleri ağırlıklı bir konser verdiler. Üstelik hepsi de çok kibar insanlardı. İyi bir iletişim kurduk ve türkü isteklerimize hiç hayır demediler. Bizikiler (bayanları kasdediyorum) bol bol da kurtlarını dökerek eğlendiler. Açıkçası oralara gitmek isteyen arkadaşlara gönül rahatlığı ile tavsiye edebileceğim bir yer. <a style="color: #0065cc;" href="http://www.montenegromotel.com/" target="_blank"><span style="color: #3b5998;">http://www.montenegromotel.com/</span></a></span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;">Adresinden ulaşabilirsiniz.</span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;"> Benim nedense bu gün fazla uykum geldiğinden belki de sabaha kadar sürecek konsere ara verdirmek zorunda kaldığım için üzgünüm. Çünkü sesten uyuyamam. Arkadaşlarım eğlenceye daha devam edeceklerdi ama olmadı. Ahmet Yılmaz’ın ve Filiz Cankaya’nın masa üstüne başlarını koyup   gündüzden yorulmuş yaramaz çocuklar gibi uyumalarını fotoğraflayamamamız bir kayıp.</span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;"> Gece.</span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;"><a rel="attachment wp-att-611" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/05/30/bir-likya-masali/namaras-org_likya_yoludsc08244/"><img class="aligncenter size-full wp-image-611" title="namaras.org_likya_yoluDSC08244" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/05/namaras.org_likya_yoluDSC08244.jpg" alt="namaras.org_likya_yoluDSC08244" width="600" height="400" /></a><br />
</span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><strong><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;">4.gün.23 Mayıs</span></strong></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;"> Sabah kalkıp çantalarımızı topladık Artık son günümüz. Motelin terasında güzel bir sabah kahvaltısından sonra Kelebekler vadisine doğru inişe geçtik. Haldun Aras, Feyha aras, Nilgün Gün ve ekrem Ünal vadiye inmediler, ama vadinin tepesinden harika resimler çekmişler. Bugünkü programımız kelebekler vadisi, deniz ve Kaya köy. Vadiye iniş oldukça dik. Riskli bölgelerde iniş ipi var. Güzel bir yardımlaşma ile yaklaşık birbuçu saatte iniş yapıyoruz. Kimi yerlerde durup fotoğraflar çekiliyoruz. Vadiye indikten sonra deniz tarafına doğru değil de dağ tarafına doğru dönüyoruz. Çünkü yukarıda şelaleler var. Dönüşte daha zor olur diye önce şelalalere gidelim dedik.  Mevsim daha çok ısınmadığı için şelalenin suyu oldukça fazla. Şelale görüp de altına girmemek olur mu. Ahmet yılmaz, Sami Cankaya ve ben hemen altına giriyoruz şelalenin. Çivi gibi bir su.  Bunca yürüyüş, sıcak ve yorgunluktan sonra ilaç gibi geliyor. Epeyce suyla oynadıktan sonra koya inip denize bırakıyoruz kendimizi. Deniz bu kadar mı güzel olur yoksa özlemişmiyiz ama inanılmaz güzel bir deniz ziyafeti çekiyoruz kendimize. Tekneler geliyor bir saat kadar sahilde kalıp gidiyorlar. Kelebekler vadisi 2 yıl önce gördüğüm doğal haliyle duruyor. Umarım bozulmaz. Kabak koyu gibi rezil edilmez de bu doğa harikası hali hep böyle hizmet verir insanlara.</span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;"><a rel="attachment wp-att-614" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/05/30/bir-likya-masali/namaras-org_likya_yoludsc08441/"><img class="aligncenter size-full wp-image-614" title="namaras.org_likya_yoluDSC08441" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/05/namaras.org_likya_yoluDSC08441.jpg" alt="namaras.org_likya_yoluDSC08441" width="599" height="963" /></a><br />
</span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;"> Birbuçuk saatte indiğimiz yeri 45 dakikada çıkmak planladığımızdan daha fazla zaman bıraktı bize. Motelde duşumuzu alıp çayımızı içmek ve son topralanma için oldukça geniş zamanımız oldu. Saat 14.30 da araçlarımıza binerek Kaya Köye doğru yola çıktık.</span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;"> Aslında kaya köy bir retarasyondan geçse ve bunu kültür bakanlığı üslenip tek elden yapsa Anadoludan göçüp gitmek zorunda kalan bir halkın Anadoluda bıraktıklarını canlandırmış olur. Hem de bir turistik alan olarak daha çok şey ifade eder. Bu haliyle insana girip dolaşsam mı yoksa kıyıdan fotoğraf çekip dönsem mi duygusu veriyor.</span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;">Tam kaya köye girişteki gözlemecide yediğimiz otlu peynirli gözlemenin lezzeti de bu gezide unutulmayacak damak tatlarından oldu.</span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;"> Aracımıza binip otogara geldik. Saat 18.30 hareket saatimiz.</span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;">Sadece Umran uçakla dönecek. Biz geldiğimiz otobüsle geri döneceğiz.</span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;"> Bu masal burada tabi ki bitmeyecek. Hem bu güzellik bir anı olarak belleğimizde yer edecek. Hem de Likya yolunun kalan etaplarını kısmet olursa etap etap tamamlayacağız.</span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;"> </span></p>
<blockquote>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;"><strong>Yazar Ali Göçer&#8217;e teşekkürler&#8230;.</strong></span></p>
<p style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"><span style="font-family: Tahoma; color: #333333; font-size: 8.5pt;"><strong><a rel="attachment wp-att-647" href="http://namaras.org/anasayfa/2011/05/30/bir-likya-masali/namaras-orgdsc08188/"><img class="aligncenter size-full wp-image-647" title="namaras.orgDSC08188" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2011/05/namaras.orgDSC08188.jpg" alt="namaras.orgDSC08188" width="900" height="600" /></a><br />
</strong></span></p></blockquote>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2011/05/30/bir-likya-masali/&amp;t=B%C4%B0R+L%C4%B0KYA+MASALI" rel="nofollow" title="Bunu Facebook'da paylaşın">Bunu Facebook'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=B%C4%B0R+L%C4%B0KYA+MASALI+-+http://namaras.org/anasayfa/namaras589+(via+@alicetinnamaras)" rel="nofollow" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://namaras.org/anasayfa/2011/05/30/bir-likya-masali/&amp;title=B%C4%B0R+L%C4%B0KYA+MASALI" rel="nofollow" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-reddit">
			<a href="http://reddit.com/submit?url=http://namaras.org/anasayfa/2011/05/30/bir-likya-masali/&amp;title=B%C4%B0R+L%C4%B0KYA+MASALI" rel="nofollow" title="Bunu Reddit'de paylaşın ">Bunu Reddit'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22B%C4%B0R%20L%C4%B0KYA%20MASALI%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%22B%C4%B0R%20L%C4%B0KYA%20MASALI%0D%0A-%C4%B0nsan%20bazen%20masalla%20ger%C3%A7e%C4%9Fi%20kar%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1r%C4%B1r.-%0D%0A%20%0D%0AKat%C4%B1lan%20Arkada%C5%9Flar%C4%B1m%C4%B1z%3A%20Ali%20%C3%87etin%2C%20G%C3%BClseren%20%C3%87etin%2C%20Mustafa%20%C4%B0lhan%2C%20Yavuz%20Ko%C3%A7an%2C%20Asl%C4%B1%20Ko%C3%A7an%2C%20Ali%20G%C3%B6%C3%A7er%2C%20Dilek%20Kelebek%2C%20Serpil%20%C3%9Cnal%2C%20Ekrem%20%C3%9Cnal%2C%20Haldun%20Aras%2C%20Feyha%20Aras%2C%20Beyhan%20Karaduman%2C%20Nilg%C3%BCn%20G%C3%BCn%2C%20Esin%20Din%C3%A7%2C%20S%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://namaras.org/anasayfa/2011/05/30/bir-likya-masali/" rel="nofollow" title="Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin ">Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin </a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://namaras.org/anasayfa/2011/05/30/bir-likya-masali/feed" rel="nofollow" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=B%C4%B0R+L%C4%B0KYA+MASALI&amp;link=http://namaras.org/anasayfa/2011/05/30/bir-likya-masali/" rel="nofollow" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-blogger">
			<a href="http://www.blogger.com/blog_this.pyra?t&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2011/05/30/bir-likya-masali/&amp;n=B%C4%B0R+L%C4%B0KYA+MASALI&amp;pli=1" rel="nofollow" title="Blog this on Blogger">Blog this on Blogger</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://namaras.org/anasayfa/2011/05/30/bir-likya-masali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SURİYE ÜLKESİNDE ŞAM ŞEHRİNDE -4. Kısım</title>
		<link>http://namaras.org/anasayfa/2010/02/22/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-4-kisim/</link>
		<comments>http://namaras.org/anasayfa/2010/02/22/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-4-kisim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Feb 2010 20:12:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Çetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gezi Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://namaras.org/anasayfa/?p=511</guid>
		<description><![CDATA[SURİYE ÜLKESİNDE ŞAM ŞEHRİNDE -4. Kısım

Her sabah olduğu gibi Meral teyze ile bin bir çeşit yiyecek dolu kahvaltımızı yapıyoruz. Hava sabahları biraz bulutlu oluyor ve de serin. Ama öğlene doğru ısınıyor. Yani, çöl iklimi. Meral teyze bizi her sabahki güler yüzü ve tatlı diliyle Behice ve eşi Abdurrahman’a teslim ediyor. Çok yere götürmeleri için birkaç [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>SURİYE ÜLKESİNDE ŞAM ŞEHRİNDE -4. Kısım</p>
<p><a rel="attachment wp-att-461" href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-2-kisim/namaras_ali_cetin_suriye_059/"><img class="aligncenter size-full wp-image-461" title="namaras_ali_cetin_suriye_059" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/namaras_ali_cetin_suriye_027.JPG" alt="namaras_ali_cetin_suriye_059" width="800" height="533" /></a></p>
<p>Her sabah olduğu gibi Meral teyze ile bin bir çeşit yiyecek dolu kahvaltımızı yapıyoruz. Hava sabahları biraz bulutlu oluyor ve de serin. Ama öğlene doğru ısınıyor. Yani, çöl iklimi. Meral teyze bizi her sabahki güler yüzü ve tatlı diliyle Behice ve eşi Abdurrahman’a teslim ediyor. Çok yere götürmeleri için birkaç kez uyarıyor.</p>
<p>Çok az trafik ışığının olduğu, Şam’lı sürücülerin hiç trafik kuralı tanımadığı dar sokaklardan geçerek Zabadani’ye doğru gidiyoruz. Ömer’de tam bir Suriye sürücüsü oldu. Kolayca adapte oluverdi kuralsız ortama. Kural tanımama duygusu zaten içersinde varmış Ömer’in, diyoruz.</p>
<p>Zabadani’ye varmadan önce 2400 rakımındaki Monta Rosa (pembe tepe)  ya çıkıyoruz. Burada, Suriye’de çok az olan turistik otellerden bir tane var. Tepenin üzerine yapılmış, kışın buraya çok kar yağdığı için yer bulmakta zor oluyormuş. Yazında serin olduğu için hem Suudi Arapların, hemde Suriyelilerin akın ettiği bir yer. Monta Rosa’nın çok güzel manzarası var. Burası, bölgenin en yüksek yerlerinden birisi. Şam’a 40 km.uzaklıkta. Tepeden bakınca, aşağılarda ovanın tam ortasında küçük ama yeşil Zerizer gölünün harika bir görüntüsü var. Zerizer gölünü korumaya almışlar. Suriye’de bu türden yerler Çok değerli.</p>
<p>Monta Rosa’dan sonra meyve ve sebze bahçelerinin arasından Zabadani’ye doğru iniyoruz. Yol kenarlarında elma, armut, lahana, marul satan köylüleri görüyoruz. Bu bölgede dünyanın en sulu elması, dünyanın en meşhur Şam kaysısı ve en güzel kirazının yetiştiğini söylüyorlar.</p>
<p>Zabadani, kaynak suları bol olan, etrafı dağlarla çevrili, serin bir vadi. Şam zenginlerinin ve Suudi Arapların yazlık yeri. Burası lüks villaların çok olduğu bir yer. Yaz aylarında Avrupa’ya gitmeyen zengin Suudi Araplar Zabadani’ye geliyorlar. Suudiler için çöllerde çadırlar kurularak deve güreşleri ve şahin avcılığı yaptırılıyor. Suudiler Şam’lı kızlarla çok evlilik yapıyorlarmış. Evlilikte mehil parası yüksek tutuluyormuş ve o nedenle Suudi erkeklerle evlenip ayrılan çokca zengin olan kadın varmış Şam’da. Yani evlilikten önce kadın, evleneceği erkekle, ileride ayrılması durumunda alacağı para miktarında pazarlık ediyor ve bu antlaşma şahitler huzurunda yasal nitelik kazanıyor. Eğer erkek eşinden boşanmak isterse o zaman bu parayı tamamı tamamına ödemek zorunda. Suriye’de kadınlar daha çok erkeğine nasıl davranması konusunda ailede eğitilerek yetiştiriliyor. Suriye’de ‘Şam’dan kız al, hayatını yaşa’ deyimi atasözü olmuş. Erkek akşam eve gelince mutlaka kadın kapıda süslenerek karşılıyormuş. Eğer ki erkeğin canı sıkkın, morali bozuksa, kadın, kocasının moralini düzeltmek için her şeyi yapıyor, en sonunda teybe bir müzik koyup dans ederek moral düzeltme seansını tamamlıyor.<br />
<a rel="attachment wp-att-461" href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-2-kisim/namaras_ali_cetin_suriye_059/"><img class="aligncenter size-full wp-image-461" title="namaras_ali_cetin_suriye_059" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/namaras_ali_cetin_suriye_004.JPG" alt="namaras_ali_cetin_suriye_059" width="800" height="533" /></a><br />
Zebadani’nin lüks villalarının arasından yukarılara doğru tırmanıyoruz. Villalar ya taştan yapılmış ya da taş kaplama. Taş işçiliği bir sanat olmuş burada. Yukarıya Bludan köyüne çıkıyoruz. Bludan’dan, Zabadani’nin ve Lübnan, Ürdün sınırındaki dağların eşsiz bir görünümü var. Bludan köyü artık zengin Şamlıların ve zengin Suudilerin köyü olmuş. Bludan köyünün içendeki, dünyanın en derin, en geniş el yapımı mağarasını geziyoruz. Buradaki dağdan eskiden oyularak kum çıkarılıyormuş. Kum ocağının sahibi Musa adında Hıristiyan bir köylü.2006 yılında Musa’nın oğlu devlete müracaat ederek, bu dağın altını köylülerle birlikte kazarak Turistik bir mağara ortaya çıkarıyor. Mağaranın içerisinde, çay bahçeleri, lokanta, göletler ve akan dereler yapmışlar. İçeride sobalarda yanıyor. Görülmeye değer bir ortam yaratmışlar köylüler.Zebadani’den Bedevilerin tek telli müzik aleti olan  Rebabe isimli çalgısını alıyoruz.</p>
<p>Zebadani’den dönerken Şam’a başka bir yoldan geliyoruz. Etrafı çıplak ve boz dağlarla duvar gibi örülmüş derin bir vadiden, köylerin içinden geçerek Feije köyüne geliyoruz. Feije köyünün tam ortasından, derenin içinden bir kaynak suyu çkıyor. Buradan eskilerde Ünlü Barada nehri akarmış. Barada nehri Feije kaynağını da alarak Şam şehrinin içinden geçerken yedi kola ayrılarak hem Şam’ın içme suyu olarak kullanılır, hemde Şam’ın bağlarını, bahçelerini sularmış. Bu gün artık Barada nehrinin Şam’ın içinden akan kollarının yatakları kuru birer dere olarak kalmışlar.</p>
<p>Feije kaynağının hemen kenarında güzel bir lokantaya oturuyoruz. Behice ve eşi Abdurrahman hemen değişik, Şam’a özgü tatları olan yemekleri söylüyorlar. Yemekten önce yine kuru yemişler geliyor. Lokantada oturan hemen herkes nargilesini tüttürüyor. En bol olan kavrulmuş karpuz çekirdeği. Abdurrahman nargilesini tüttürürken, bizde yemek öncesi çekirdek yiyerek oyalanıyoruz. Feije kaynağının 80 km. çevresine yerleşim yasaklanmış. O nedenle tepeler tellerle çevrili ve boş. Abdurrahman,’Feije suyunun Yapılan bütün tahlillerinde hiçbir mikroba rastlanmadığını ve bu durumun Japon’ların da dikkatini çektiğini, o nedenle Japonlar, Feije kaynağından su alarak Japonya’da tahlil yaptırdıklarını’ söyledi. Feije suyu evlerde içme suyu olarak halen rahatça kullanılmaktadır.</p>
<p>Yine Muhajirin semtindeki Meral teyzenin evinde sabah kahvaltımızı yapıyoruz. Meral teyze oruç tutuyor ama sabah bize kahvaltı hazırlıyor, biz kahvaltı yaparken bizimle birlikte masada oturuyor sohbet ediyor. Bugün bizi Basil ve eşi Hele Şam dışına gezmeye götürecekler.</p>
<p>Şam’dan 54 km. sonra Maalula kasabasına varıyoruz. Maalula çok eski bir Arami köyü. Hz. İsa’nın dili olan Aramicenin halen konuşulduğu bir kasaba. Burada da Hıristiyan halk ile Müslüman halk birlikte yaşıyorlar. Hem kilise, hem cami var. Suriye de hoş görünün en güzeli yaşanmaktadır. Zaten kimlik kartlarında din hanesi bulunmamaktadır. Yani Türkiye de olduğu gibi insanların kimlik kartlarına bakarak hangi dinden olduklarını öğrenemiyorsunuz.</p>
<p>Maalula kasabası Hıristiyanlar açısından kutsal bir yer. Burada ünlü Marta Takla kilisesini mutlaka görmek gerekir. Marta Takla Anadolulu bir Bayan, Konya’dan kaçarak Kıbrıs üzerinden Suriye ülkesine geliyor. Maalula köyünün yakınındaki dağın önüne gelince, takipçileri düşmanlardan kurtulamıyor ve bu dağ yarılarak Marta Takla’nın geçmesini ve takipçilerden kurtulmasını sağlıyor. Marta Takla burada yaşıyor ve burada ölüyor. Maalula’nın en tepesindeki bir başka tarihi taş kiliseye çıkıyoruz. Bu kilise Malula’ya hâkim bir yerde. Kilisede Şarapta yapılıyor. Bu Şaraplardan bize de ikram ediyorlar, Ömer ile şarabın tadına bakıyoruz.</p>
<p>Maalula’dan sonra Basil bizi Sednaya Köyüne götürüyor. Sednaya oldukça büyük bir köy. Her yerde olduğu gibi burada da camiler ve kiliseler yan yana. M.S. 100.yılında yapılmış büyükçe tarihi bir kiliseyi geziyoruz. Burası hem kilise olarak, hemde yetimhane olarak kullanılıyor. Kiliseyi tam olarak gezmek zor. Sednaya köyünü de geziyoruz. Burası, Şirin bir Suriye kasabası. Hava biraz soğuk, Sednaya’da oldukça yüksekte bir yer. Kilisenin duvarının önünde arabalarımızı park ettiğimiz yerde, Hele’nin yaptığı börekleri afiyetle yiyoruz. Buradan çok yükseklere doğru tırmanıyoruz. Bölgenin en yüksek tepesi ve her yere hâkim. Zirvede, tamamen taştan yapılmış Şiro-Bim kilisesi var. M.S. 300 yılında yapılmış Ermeni Ortodoks kilisesinin kalıntılarını ve onun yerine yapılan taş kiliseyi geziyoruz. Kilisenin papazları bize lokum ikram ediyorlar.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-461" href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-2-kisim/namaras_ali_cetin_suriye_059/"><img class="aligncenter size-full wp-image-461" title="namaras_ali_cetin_suriye_059" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/namaras_ali_cetin_suriye_037.JPG" alt="namaras_ali_cetin_suriye_059" width="800" height="533" /></a></p>
<p>Maalula’yı,Sednaya kasabasını ve Şiro-Bim Kilisesini görmek hem Suriye deki tarihi tanımak hemde kültürel mozaiği görüp anlamak açısından oldukça önemli.  Suriye tarihen  insanlığın en önemli  gelişim alanlarının başında gelen bir coğrafya.Şam’ı  gezmek,tanımak demek ,insanlığın gelişim tarihini tanımak demektir.</p>
<p>Şam şehrinde mutlu olduk,Meral teyze ,Mejdi,Basil,Behice,Hele,Abdurrahman ve küçük Ayla bize dost oldular,rehber oldular,kardeş oldular.Meral teyze bize ‘Ehlen ve Sehlen’ diyerek kapısını açtı ve’ Beyti Beytak’ deyip   sıcacık kalbiyle bizi kucaklayarak  misafir etti.Sekiz gün doyumsuz bir Şam gezisinden sonra  yine kara yoluyla Halep’e doğru hareket ettik.Karayoluyla gitmek bize Suriye Ülkesini hem sosyal,hemde coğrafi açıdan bir bütün olarak daha iyi tanımamızı sağladı.Sabah herkesle vedalaştıktan sonra Mejdi ve eşi Reşa  bizi Şam çıkışına kadar geçirdiler.</p>
<p>Hama ve Humms üzerinden Halep’e geldik.Halep’te,Aziziye semtinde Mandolon motelin kapısında otel sahibi  Mejdi’nin dostu Gorg Mubayed  bizi karşıladı.Mandolon Motel içi,eski Halep’i  size görüntüsüyle hemen anlatıveriyor.Taş yapısı,mimarisi,masif donanımı  bir bütün olarak gerçekten görülmeye de,konaklama yada değer bir motel .Halep ayrı bir tarih.Taş döşeme sokakları,taş yapı lokantaları.bütün ihtişamıyla duran Halep  kalesi,gezmekle bitiremeyeceğiniz Halep kapalı çarşısı ve Türkçe bilen ermeni esnafıyla Halep’i görmek tanımak gerekmektedir.</p>
<p>Suriye,Hıristiyan ve Müslümanların iç içe yaşadıkları,komşuluk yaptıkları,Her iki halkın bayramda birbirini ziyaret edebildiği ve hem Hıristiyanların,Hem Müslümanların bayram günlerinin resmi tatil olduğu bir hoşgörü ülkesidir. Suriye ülkesini tanımak bir zenginlik katacaktır yaşamınıza.</p>
<p>Kasım 2009</p>
<blockquote><p>Ali ÇETİN</p></blockquote>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2010/02/22/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-4-kisim/&amp;t=SUR%C4%B0YE+%C3%9CLKES%C4%B0NDE+%C5%9EAM+%C5%9EEHR%C4%B0NDE+-4.+K%C4%B1s%C4%B1m" rel="nofollow" title="Bunu Facebook'da paylaşın">Bunu Facebook'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=SUR%C4%B0YE+%C3%9CLKES%C4%B0NDE+%C5%9EAM+%C5%9EEHR%C4%B0NDE+-4.+K%C4%B1s%C4%B1m+-+http://namaras.org/anasayfa/namaras511+(via+@alicetinnamaras)" rel="nofollow" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://namaras.org/anasayfa/2010/02/22/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-4-kisim/&amp;title=SUR%C4%B0YE+%C3%9CLKES%C4%B0NDE+%C5%9EAM+%C5%9EEHR%C4%B0NDE+-4.+K%C4%B1s%C4%B1m" rel="nofollow" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-reddit">
			<a href="http://reddit.com/submit?url=http://namaras.org/anasayfa/2010/02/22/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-4-kisim/&amp;title=SUR%C4%B0YE+%C3%9CLKES%C4%B0NDE+%C5%9EAM+%C5%9EEHR%C4%B0NDE+-4.+K%C4%B1s%C4%B1m" rel="nofollow" title="Bunu Reddit'de paylaşın ">Bunu Reddit'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22SUR%C4%B0YE%20%C3%9CLKES%C4%B0NDE%20%C5%9EAM%20%C5%9EEHR%C4%B0NDE%20-4.%20K%C4%B1s%C4%B1m%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%22SUR%C4%B0YE%20%C3%9CLKES%C4%B0NDE%20%C5%9EAM%20%C5%9EEHR%C4%B0NDE%20-4.%20K%C4%B1s%C4%B1m%0D%0A%0D%0A%0D%0A%0D%0AHer%20sabah%20oldu%C4%9Fu%20gibi%20Meral%20teyze%20ile%20bin%20bir%20%C3%A7e%C5%9Fit%20yiyecek%20dolu%20kahvalt%C4%B1m%C4%B1z%C4%B1%20yap%C4%B1yoruz.%20Hava%20sabahlar%C4%B1%20biraz%20bulutlu%20oluyor%20ve%20de%20serin.%20Ama%20%C3%B6%C4%9Flene%20do%C4%9Fru%20%C4%B1s%C4%B1n%C4%B1yor.%20Yani%2C%20%C3%A7%C3%B6l%20iklimi.%20Meral%20teyze%20bizi%20her%20sabahki%20g%C3%BCler%20y%C3%BCz%C3%BC%20ve%20%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://namaras.org/anasayfa/2010/02/22/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-4-kisim/" rel="nofollow" title="Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin ">Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin </a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://namaras.org/anasayfa/2010/02/22/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-4-kisim/feed" rel="nofollow" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=SUR%C4%B0YE+%C3%9CLKES%C4%B0NDE+%C5%9EAM+%C5%9EEHR%C4%B0NDE+-4.+K%C4%B1s%C4%B1m&amp;link=http://namaras.org/anasayfa/2010/02/22/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-4-kisim/" rel="nofollow" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-blogger">
			<a href="http://www.blogger.com/blog_this.pyra?t&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2010/02/22/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-4-kisim/&amp;n=SUR%C4%B0YE+%C3%9CLKES%C4%B0NDE+%C5%9EAM+%C5%9EEHR%C4%B0NDE+-4.+K%C4%B1s%C4%B1m&amp;pli=1" rel="nofollow" title="Blog this on Blogger">Blog this on Blogger</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://namaras.org/anasayfa/2010/02/22/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-4-kisim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SURİYE ÜLKESİNDE ŞAM ŞEHRİNDE -3. Kısım</title>
		<link>http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-3-kisim/</link>
		<comments>http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-3-kisim/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 10:23:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Çetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gezi Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[başer]]></category>
		<category><![CDATA[esad]]></category>
		<category><![CDATA[majdi]]></category>
		<category><![CDATA[mithat]]></category>
		<category><![CDATA[paia]]></category>
		<category><![CDATA[paul]]></category>
		<category><![CDATA[şaare el müstakim]]></category>
		<category><![CDATA[şam]]></category>
		<category><![CDATA[suriye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://namaras.org/anasayfa/?p=403</guid>
		<description><![CDATA[SURİYE ÜLKESİNDE ŞAM ŞEHRİNDE -3. Kısım
Eski Şam’ı gezmeye devam ediyoruz. Eski Şam’ı doğudan batıya kesen Şaare el müstakim yolu yani Mithat paşa çarşısını geçerek dosdoğru gidiyoruz.’ Bu yol bizi Haniye kilisesine götürür’ diyor Mejdi. Haniye kilisesi muhteşem bir yer. Hıristiyanlığın ilk yıllarında yapılmış. Yarısı yerin altında, muhteşem bir taş yapı. Sn Paul(Savul) bu kilisede iki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>SURİYE ÜLKESİNDE ŞAM ŞEHRİNDE -3. Kısım</strong></p>
<p>Eski Şam’ı gezmeye devam ediyoruz. Eski Şam’ı doğudan batıya kesen Şaare el müstakim yolu yani Mithat paşa çarşısını geçerek dosdoğru gidiyoruz.’ Bu yol bizi Haniye kilisesine götürür’ diyor Mejdi. Haniye kilisesi muhteşem bir yer. Hıristiyanlığın ilk yıllarında yapılmış. Yarısı yerin altında, muhteşem bir taş yapı. Sn Paul(Savul) bu kilisede iki yıl yaşamış. Fark edilince, öldürülmek istenmiş ve büyükçe bir sepet içerisinde surlardan sarkıtılarak kaçması sağlanmış.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-469" href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-3-kisim/namaras_ali_cetin_suriye_004/"><img class="aligncenter size-full wp-image-469" title="namaras_ali_cetin_suriye_004" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/namaras_ali_cetin_suriye_004.JPG" alt="namaras_ali_cetin_suriye_004" width="800" height="533" /></a></p>
<p>Mejdi ve Eşi Reşa bizi Şam sokaklarında gezdiriyorlar. Bazen arabayla gidiyoruz ama park edecek yer bulmak oldukça zor. Ömer araba park etme ve şoförlük konusunda oldukça Şam’lı oldu. Mejdi ve ben Ömer’le gidiyoruz, Gülseren ve Filiz, Reşa’nın arabasındalar. Bir yere biz park ediyoruz. Reşa’da zorlanarak bir boşluğa giriyor ve biraz öndeki arabanın tamponuna vurarak, biraz arkadaki arabanın tamponuna vurarak iki arabayı iteleyerek kendine yer açıyor. Suriye’de, arabanıntamponuna vurmak oldukça normal bir olay.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-470" href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-3-kisim/namaras_ali_cetin_suriye_036/"><img class="aligncenter size-full wp-image-470" title="namaras_ali_cetin_suriye_036" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/namaras_ali_cetin_suriye_036.JPG" alt="namaras_ali_cetin_suriye_036" width="800" height="533" /></a></p>
<p>Şam’da sedef işçiliği çok gelişmiş. Sedef satranç takımı almak istiyoruz. Sedef pahalı. Mejdi, bizi bir çarşıya götürüyor, orada sedefle ilgili çok şey öğreniyoruz. Plastik işleme ile sedefi birbirinden ayırtmak, anlamayan için imkânsız. Sedef satranç, tavla takımı, sedef bir kutu ve sedef işlemeli ayna alıyoruz. Hepsinin pazarlığını Mejdi yapıyor ve o nedenle de çok uygun fiyatla alıyoruz. Suriye’de alışverişlerde mutlaka sıkı pazarlık etmek gerekiyor.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-471" href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-3-kisim/namaras_ali_cetin_suriye_037/"><img class="aligncenter size-full wp-image-471" title="namaras_ali_cetin_suriye_037" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/namaras_ali_cetin_suriye_037.JPG" alt="namaras_ali_cetin_suriye_037" width="800" height="533" /></a></p>
<p>Şam’dan doğuya, havaalanına doğru 15-20 km. gidiyoruz. Burada yolun iki tarafında bahçeler var. Burası Huta bölgesi. Şam’ın meyve ve sebzelerinin yetiştiği en verimli tarım alanı. Huta bölgesinde eskiden en güzel erik ve kaysı yetişen bahçeler bulunmaktaymış. Huta bahçelerini geçince Karia Şamia denen, küçük bir Şam şehrinin inşa edildiği yere geliyoruz. Eski Şam’ı aynıyla buraya inşa etmişler. Harika bir yer. Çarşısıyla, kiliseleriyle, camileriyle, kapalı çarşısıyla ve mağazalarıyla eski Şam’dayız. Lokantasına oturuyoruz. Önce tabaklarda kuru yemişler geliyor. Yemekler hazır oluncaya kadar kuruyemişle oyalanacağız. Şam usulü kebap ve yemekleri yedikten sonra Şam’ın olmazsa olmazı mırra hemen geliyor. Ömer’le, benim çok hoşumuza gidiyor mırra içmek. Gülseren’de çok seviyor. Biz her gittiğimiz yerde yeni tatlara bakmasını seviyoruz.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-472" href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-3-kisim/namaras_ali_cetin_suriye_054/"><img class="aligncenter size-full wp-image-472" title="namaras_ali_cetin_suriye_054" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/namaras_ali_cetin_suriye_054.JPG" alt="namaras_ali_cetin_suriye_054" width="800" height="533" /></a></p>
<p>Şam’a gelince Kasyun tepesine çıkıp Şam’ın gece görünüşünü seyretmeden olmaz.1200 rakımındaki Kasyun tepesine arabayla dolana dolana çıkıyoruz. Buradan Şam’ı seyretmek muhteşemdi. Kafeteryalar var ama oturmuyoruz. Şam şehri ışıl ışıldı. Bir süre buradan seyre dalıyoruz, bütün Şehir ayaklarımızın altında. Kasyun tepesinden Cezmatiye Caddesine iniyoruz. Akşamın saat 10,u.Boydan boya ışıl ışıl bir cadde. En az 500 m. Uzunluğunda ve sıra sıra tatlıcı dükkânları. Burası cıvıl cıvıldı. Geceleri Şam’ın en hareketli caddesiymiş. Behice’nin eşi Abdurrahman bize felafil denen, nohut ve bakladan, bolca baharatla karıştırılıp, sızma zeytinyağında kızartırılarak yapılan köfte alıyor. Köfteleri bir kâğıt torbaya dolduruyorlar. Ellerimizle afiyetle yiyoruz. Tadı çok hoşumuza gidiyor.  Dükkânların içi ve önü, yığınla tatlı tepsileriyle dopdoluydu. Basil, bir tatlıcıya bir şeyler söylüyor Arapça olarak ve hepimize büyükçe birer parça tatlı ikram ediyorlar. İkram o kadar çok ki, Ömer hemen para vermek istiyor ama Basil,’ikram, para almazlar’ diyor. Tatlıcıların fotoğraflarını çekiyorum. Her fotoğrafını çektiğim tatlıcı büyükçe bir parça tatlı ikram ediyor. Hayatımda en çok tatlı yediğim gün oluyor bu gün. Şam tatlı, avuami, burma, baklava ve ayaküstü küçük dükkânlarda da satılan künefe. Bütün tatlılar bol fıstıklı. Suriye’de kuru yemişin her türlüsü çok ucuz.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-473" href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-3-kisim/namaras_ali_cetin_suriye_058/"><img class="aligncenter size-full wp-image-473" title="namaras_ali_cetin_suriye_058" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/namaras_ali_cetin_suriye_058.JPG" alt="namaras_ali_cetin_suriye_058" width="800" height="533" /></a></p>
<p>Akşam, Muhajirin semtindeki eve gelince Meral teyzenin gülen yüzü ve tatlı dili ile karşılanıyoruz. Meral teyze aynı zamanda tedirgin.’Acaba biz iyi gezdirildik mi, memnun kaldık mı? Merak ediyor. Bizim her yanı gezmemizi ve Şam’a ait bütün yiyecek çeşitlerini tatmamızı istiyor.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-474" href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-3-kisim/namaras_ali_cetin_suriye_071/"><img class="aligncenter size-full wp-image-474" title="namaras_ali_cetin_suriye_071" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/namaras_ali_cetin_suriye_071.JPG" alt="namaras_ali_cetin_suriye_071" width="800" height="533" /></a></p>
<p><a rel="attachment wp-att-475" href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-3-kisim/namaras_ali_cetin_suriye_073/"><img class="aligncenter size-large wp-image-475" title="namaras_ali_cetin_suriye_073" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/namaras_ali_cetin_suriye_073-682x1024.jpg" alt="namaras_ali_cetin_suriye_073" width="682" height="1024" /></a></p>
<p>Yazının devamı;</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-1-kisim/">http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-1-kisim/</a></p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-2-kisim/">http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-2-kisim/</a></p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-3-kisim/">http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-3-kisim/</a></p>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-3-kisim/&amp;t=SUR%C4%B0YE+%C3%9CLKES%C4%B0NDE+%C5%9EAM+%C5%9EEHR%C4%B0NDE+-3.+K%C4%B1s%C4%B1m" rel="nofollow" title="Bunu Facebook'da paylaşın">Bunu Facebook'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=SUR%C4%B0YE+%C3%9CLKES%C4%B0NDE+%C5%9EAM+%C5%9EEHR%C4%B0NDE+-3.+K%C4%B1s%C4%B1m+-+http://namaras.org/anasayfa/namaras403+(via+@alicetinnamaras)" rel="nofollow" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-3-kisim/&amp;title=SUR%C4%B0YE+%C3%9CLKES%C4%B0NDE+%C5%9EAM+%C5%9EEHR%C4%B0NDE+-3.+K%C4%B1s%C4%B1m" rel="nofollow" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-reddit">
			<a href="http://reddit.com/submit?url=http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-3-kisim/&amp;title=SUR%C4%B0YE+%C3%9CLKES%C4%B0NDE+%C5%9EAM+%C5%9EEHR%C4%B0NDE+-3.+K%C4%B1s%C4%B1m" rel="nofollow" title="Bunu Reddit'de paylaşın ">Bunu Reddit'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22SUR%C4%B0YE%20%C3%9CLKES%C4%B0NDE%20%C5%9EAM%20%C5%9EEHR%C4%B0NDE%20-3.%20K%C4%B1s%C4%B1m%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%22SUR%C4%B0YE%20%C3%9CLKES%C4%B0NDE%20%C5%9EAM%20%C5%9EEHR%C4%B0NDE%20-3.%20K%C4%B1s%C4%B1m%0D%0A%0D%0AEski%20%C5%9Eam%E2%80%99%C4%B1%20gezmeye%20devam%20ediyoruz.%20Eski%20%C5%9Eam%E2%80%99%C4%B1%20do%C4%9Fudan%20bat%C4%B1ya%20kesen%20%C5%9Eaare%20el%20m%C3%BCstakim%20yolu%20yani%20Mithat%20pa%C5%9Fa%20%C3%A7ar%C5%9F%C4%B1s%C4%B1n%C4%B1%20ge%C3%A7erek%20dosdo%C4%9Fru%20gidiyoruz.%E2%80%99%20Bu%20yol%20bizi%20Haniye%20kilisesine%20g%C3%B6t%C3%BCr%C3%BCr%E2%80%99%20diyor%20Mejdi.%20Haniye%20kilisesi%20muhte%C5%9Fe%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-3-kisim/" rel="nofollow" title="Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin ">Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin </a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-3-kisim/feed" rel="nofollow" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=SUR%C4%B0YE+%C3%9CLKES%C4%B0NDE+%C5%9EAM+%C5%9EEHR%C4%B0NDE+-3.+K%C4%B1s%C4%B1m&amp;link=http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-3-kisim/" rel="nofollow" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-blogger">
			<a href="http://www.blogger.com/blog_this.pyra?t&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-3-kisim/&amp;n=SUR%C4%B0YE+%C3%9CLKES%C4%B0NDE+%C5%9EAM+%C5%9EEHR%C4%B0NDE+-3.+K%C4%B1s%C4%B1m&amp;pli=1" rel="nofollow" title="Blog this on Blogger">Blog this on Blogger</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-3-kisim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SURİYE ÜLKESİNDE ŞAM ŞEHRİNDE -2. Kısım</title>
		<link>http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-2-kisim/</link>
		<comments>http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-2-kisim/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 10:19:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Çetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gezi Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[2500]]></category>
		<category><![CDATA[arap]]></category>
		<category><![CDATA[başer]]></category>
		<category><![CDATA[esad]]></category>
		<category><![CDATA[mö]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[şam]]></category>
		<category><![CDATA[suriye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://namaras.org/anasayfa/?p=400</guid>
		<description><![CDATA[SURİYE ÜLKESİNDE ŞAM ŞEHRİNDE -2. Kısım
Şam deyince, turistik açıdan ilk akla gelen yerlerin başında Emevi camisi gelmektedir. Emevi camisi muhteşem mimarisi olan bir cami, etrafı ve içerisi çok kalabalık. Cami olarak, müze olarak çok hareketli bir yer. Süslemeler, sütunlar bir harika. Caminin içerisinde Hz. Yahya’nın kesilen başının gömülü olduğu bir mezar bulunmaktadır Emevi camisinin hemen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>SURİYE ÜLKESİNDE ŞAM ŞEHRİNDE -2. Kısım</strong></p>
<p>Şam deyince, turistik açıdan ilk akla gelen yerlerin başında Emevi camisi gelmektedir. Emevi camisi muhteşem mimarisi olan bir cami, etrafı ve içerisi çok kalabalık. Cami olarak, müze olarak çok hareketli bir yer. Süslemeler, sütunlar bir harika. Caminin içerisinde Hz. Yahya’nın kesilen başının gömülü olduğu bir mezar bulunmaktadır Emevi camisinin hemen yan tarafında Selahattin Eyyubi’nin mezarı var. Emevi Camisi yakınında ayrıca Hz. Ali’nin kızı Hz. Rukiye’nin altın süslemeli mezarının olduğu camiye yoğun bir ziyaretçi akını olmaktadır. Burası yani caminin içersine girince mezarın olduğu bölüm haremlik, selamlık olarak ayrılmış, bir yanda kadınlar, diğer yanda erkekler ziyarette ve ibadette bulunmakta. İbadet iki türlü yapılmakta, mezarın önünde namaz kılınmakta, hemde mezarın demirlerine kadınlarda erkeklerde sarılıp, ağlayayarak kendilerinden geçerken, mezar demirlerini öpüyorlar. Her ibadetçi demirleri öpmek için yarışıyor.H1N1 gribinin salgın olduğu günlerde bu ibadet şekli bize biraz garip geldi. Sonra eski bir valilik konağına giriyoruz. Eski Şam evi örneğini görüyoruz. Tamamı taş yapı, geniş bir bahçe. Şamlılar gerçekten zevklerine düşkün insanlarmış. Bu tarihi yoğunluk bölgeyi, Eski Şam’ın en yoğun, en kalabalık bölgesi yapmaktadır. Emevi camisinin olduğu yerde M.Ö. 2 binli yıllarda Arami Hadad tapınağı bulunmaktadır. Daha sonra Hadad tapınağı düzeltilerek Jüpiter tapınağı oluyor. Hıristiyanlık döneminde de burası kilise olarak düzenleniyor. Daha sonra ise cami olarak yeniden düzenlenerek bu günkü mimarisiyle varlığını Emevi Camisi olarak sürdürüyor.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-456" href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-2-kisim/namaras_ali_cetin_suriye_006/"><img class="aligncenter size-full wp-image-456" title="namaras_ali_cetin_suriye_006" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/namaras_ali_cetin_suriye_006.JPG" alt="namaras_ali_cetin_suriye_006" width="800" height="533" /></a></p>
<p>Eski Şam Kale içi olarak çok güzel bir yer. Bazı bazı yıkıntılar olsa da, eski taş yapılar, dar sokaklar, tek tek geziler görülmesi gereken yerler. Taş bina yapımında, yapı ustalığının en güzel örnekleri burada görülebilir. Eski Şam’ın, eski dar, taş evlerin arasındaki taş döşeme sokaklarına hayran kalıyoruz. Durmadan yürüyoruz. Zaten bir şehri gezip tanımak için yapılması gereken sokak aralarında sürekli yürümek ve hatta kaybolmak.</p>
<p>Öğlen sonrası yani saat 15,00 gibi yorulduğumuzu düşünerek Behice ve Hele bizi muhteşem bit taş binanın içindeki lokantaya götürüyorlar. Önce taş bina bizi büyülüyor, sonra oturanlara bakıyoruz, kadın, erkek, başı kapalı, açık herkes nargile içiyor. Yemekleri yedikten sonra hemen arkasından Arap kahvesi mırra geliyor. Durmadan ve az az veriyorlar. Mırra hoşumuza gidiyor. Ayrıca çok güzel olan Arap kahvesini de içiyoruz. Çok güzel. İçimizi ferahlatıyor. Sanıyorum, Şam’da kaldığımız 10 gün süresince hayatımız boyunca içmediğimiz kadar kahve içtik. Bu lokantanın adı BEYT CEDDİ (Dedemin evi) lokantası. Eski Şam’ın dar sokaklarının hoş manzarasının içinden geçerek varılıyor. Hem temiz, hemde yemekleri oldukça lezzetli.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-457" href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-2-kisim/namaras_ali_cetin_suriye_010/"><img class="aligncenter size-large wp-image-457" title="namaras_ali_cetin_suriye_010" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/namaras_ali_cetin_suriye_010-682x1024.jpg" alt="namaras_ali_cetin_suriye_010" width="682" height="1024" /></a></p>
<p>Suriye, Arap ülkeleri içersindeki en gelişmiş, en modern ülke. Hıristiyan halk ve Müslüman halk her yerde birlikte yaşıyorlar. Hoşgörü toplumu havasını hemen yaşamdan algılayabiliyorsunuz.</p>
<p>Eski Şam şehri, Müslüman Arapların ve Hıristiyan Arapların birlikte, iç içe yaşadıkları bir yer. Yüzlerce yıldır oluşan Şamlı olma kültürü gelişmiş. Buda, hoşgörü, saygı, tahammül ve kabullenme demek. Şam, dünyanın en eski şehirlerinden birisi. En eski Başkentlerinden ve kesintisiz başkentlik yapmış en eski şehir. M.Ö. 2500-1500 arasında ilk Arami’lerin başkenti olmuş. Hititler ile Mısır arasında, yani iki medeniyetin kesişme noktasında sürekli olarak var olmuştur. Kenanlılar ve Finikeliler Suriye topraklarında kurulan en eski ve en ünlü devletlerdir. Dünyada ilk alfabe Finikelilerin eseridir. Burada, Finikeliler dünyanın en büyük ticaret devletini kurmuşlardır. İlk cam üretimi, ilk müzik notası, ilk ziraat burada yapılmıştır. Yani Şam aynı zamanda ilklerinde şehri olmuştur tarih boyunca. Finikeliler dünyaya alfabeyi buradan taşımışlar, Yunanlılara kırmızı rengi yine Finikeliler öğretmişlerdir. Suriye’de kurulan devletler her zaman uysal olmuşlar ve esas olarak ticaretle uğraşmışlardır. 1400 lü yıllarda Timur Şam’ı işgal ettiği zaman 30.000 ustayı buradan alarak Semerkant’ta götürüyor. Yine 1860 yılında yeni gelen Osmanlı valisiyle birlikte Hıristiyanlara karşı kışkırtmalar başlıyor, çıkan olaylardan sonra beşbin Hıristiyan usta mısıra göç ediyor. Yani Suriye her dönem ticaretin, sanatın geliştiği bir yer olagelmiştir.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-458" href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-2-kisim/namaras_ali_cetin_suriye_014/"><img class="aligncenter size-full wp-image-458" title="namaras_ali_cetin_suriye_014" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/namaras_ali_cetin_suriye_014.JPG" alt="namaras_ali_cetin_suriye_014" width="800" height="533" /></a></p>
<p>Eski Şam yani kale içi dopdolu tarih. Dar ve taş döşeme sokakları, taş yapılarıyla İnsanı büyülüyor. İslami ve Hıristiyan yaşam, sokakta ve sosyal hayatta kendini giyimden, yemek kültürüne kadar, her alanda iç içeliğini size gösteriyor. Şam sokaklarında bir yanda modern giyim tarzıyla yaşam hayatın her alanında sürerken, diğer yanda ise bir dükkânın girişinde seccadesini serip namaz kılan başı örtülü bir bayanı yadırgamadan görebilirsiniz. Suriye’de, bayanlarda başörtüleri var ama giyim olarak oldukça modern. Başörtülü ve tayt giymiş ya da başı bağlı etek giymiş bir bayanı her yerde görebilirsiniz.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-459" href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-2-kisim/namaras_ali_cetin_suriye_023/"><img class="aligncenter size-full wp-image-459" title="namaras_ali_cetin_suriye_023" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/namaras_ali_cetin_suriye_023.JPG" alt="namaras_ali_cetin_suriye_023" width="800" height="533" /></a></p>
<p>Şam şehrini öyle birkaç günde gezip tanımak mümkün değil. Şam’ın her sokağı tarih, başka bir tarihi medeniyet sunuyor. Hamidiye kapalı çarşısına giriyoruz. Yoğun bir kalabalık sel gibi akıyor. Gülseren ile Filiz meşhur Suriye işi agrabina denen masa örtülerini arıyorlar. Basil ‘Sakın ben fiyat sorarken Türkçe konuşmayın’diyor. Neden diye soruyoruz? Yabancılara yüksek fiyat söylediklerini öğreniyoruz. Kapalı çarşıda fiyatlar oldukça pahalı. Basil bizi kapalı çarşının yan sokaklarına götürüyor, yıkık dökük bir binanın yıkık dökük merdivenlerinden yukarı çıkıyoruz, küçük bir dükkân burası ve raflarında çeşit çeşit masa örtüleri var. Burada fiyatlar, Hamidiye çarşısındaki fiyatların üçte biri. Basil’in tanıdığı olmasından dolayı daha uygun fiyata alıyoruz masa örtülerini. Fanila, atletler Suriye’de oldukça ucuz. Çünkü Suriye’de pamuk üretimi çok fazla. O nedenle pamuklu şeyler hem ucuz, hemde oldukça kaliteli. Basil’den, Adidasın  Suriye’de fabrikası olduğunu öğrenince, bir adidas mağazasına giriyoruz, genelde fiyatlar çok ucuz değil ama çoraplar çok ucuz olduğu için hemen adidas çoraplardan çok alıyoruz. Türk parasıyla bir TL’ye adidas spor çorapları.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-460" href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-2-kisim/namaras_ali_cetin_suriye_027/"><img class="aligncenter size-full wp-image-460" title="namaras_ali_cetin_suriye_027" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/namaras_ali_cetin_suriye_027.JPG" alt="namaras_ali_cetin_suriye_027" width="800" height="533" /></a></p>
<p>Hamidiye kapalı çarşısını sokak sokak geziyoruz. Çarşının her sokağının ayrı bir özelliği var ve insanı büyülüyor. Behice,’Hamidiye kapalı çarşısına gelince buradan dövme dondurma yemeden çıkılmaz’diyor. Çarşının ortasındaki Bakdash dondurma soluna giriyoruz. İçerisi tıklım tıklım dolu. Oturacak yer bulmak zor, biraz bekleyip bir yere oturuyoruz. Dövme fıstıklı dondurma yiyoruz.’Fıstıklı  güzeldir’diyor Behice.Bakdash dondurma salonu 1895 yılında açılıyor.Dövme dondurmanın ilk çıktığı yerin Şam olduğunu söylüyor Behice.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-461" href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-2-kisim/namaras_ali_cetin_suriye_059/"><img class="aligncenter size-full wp-image-461" title="namaras_ali_cetin_suriye_059" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/namaras_ali_cetin_suriye_059.JPG" alt="namaras_ali_cetin_suriye_059" width="800" height="533" /></a></p>
<p>Şam tam bir tarih ve ticaret şehri. Bir kaç yıl önce her şey daha ucuzmuş. Artık dünyaya daha çok açılmaya başlamışlar ve bunu daha çok Türkiye üzerinden yapıyorlar. O nedenle son yıllarda Türkiye ile sürekli turizm ve ticari antlaşmalar imzalanıyor. Eski Şam yani kale içi, daha çok Hıristiyan Arapların oturduğu yer. Çok hareketli. Daha çok kadınları görüyorsunuz sokaklarda. Suriye’de sokaklar oldukça güvenli. Kadılara yönelik herhangi bir rahatsız edici davranış olmuyor. Kadın erkek, gezerken hırsızlık korkusu yaşamadan gezebiliyorsunuz. Bunda devletin sokaklarda ve hemen her alanda sıkı denetiminin etkisi var. Kadınlar, gece, gündüz her saatte sokaktalar. Kadınlar, evlendikten sonrada kendi soyadlarını kullanmaya devam ediyorlar. Akşam eşine ‘sen evde çocuklara bak biz kadın arkadaşlarla eğlenmeye gideceğiz, geç gelebiliriz’ diyebiliyorlar. Erkekler ise bu durumu anlayışla karşılıyorlar. Kadıların, geceleri eğlenmek için kadın arkadaşlarıyla sokağa çıkmaları sosyal yaşam biçimi olarak yerleşmiş topluma.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-462" href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-2-kisim/namaras_ali_cetin_suriye_076/"><img class="aligncenter size-large wp-image-462" title="namaras_ali_cetin_suriye_076" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/namaras_ali_cetin_suriye_076-682x1024.jpg" alt="namaras_ali_cetin_suriye_076" width="682" height="1024" /></a></p>
<p>Suriye’de erkekler üç kadına kadar evlenebiliyorlar. Medeni hayatta İslam kuralları geçerlidir. Evlenirken dini nikâh resmileştirerek yapılıyor. Kadınla erkek, evlenmeden önce pazarlık ediyorlar ve boşanma olunca kadının kaç para alacağı konusunda anlaşıyorlar. Bu durum şahitler önünde resmileştiriliyor. Ayrıca mahkemeler dışındaki, noter vs. türü yerlerdeki şahitliklerde, bir erkeğe karşın iki kadının şahitliği geçerli oluyor. Şam’da aile ilişkisi oldukça belirleyicidir. İsmi öne çıkmış köklü ailelerin kızını, taşradan birinin isteyebilmesi imkânsızdır. Köklü bir ailenin kızına taşradan birisi talip çıkarsa, bunu kendine hakaret sayıyor. Ama bir müeyyidesi de yok, sadece kızının, taşralı birisiyle evlenmesine razı olmuyor. Kız istenmeden önceki tanışma törenlerine kesinlikle kadınlar katılmıyor. Erkekler gelip kızın ailesiyle tanışıyorlar.</p>
<p>Yazının devamı;</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-1-kisim/">http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-1-kisim/</a></p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-2-kisim/">http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-2-kisim/</a></p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-3-kisim/">http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-3-kisim/</a></p>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-2-kisim/&amp;t=SUR%C4%B0YE+%C3%9CLKES%C4%B0NDE+%C5%9EAM+%C5%9EEHR%C4%B0NDE+-2.+K%C4%B1s%C4%B1m" rel="nofollow" title="Bunu Facebook'da paylaşın">Bunu Facebook'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=SUR%C4%B0YE+%C3%9CLKES%C4%B0NDE+%C5%9EAM+%C5%9EEHR%C4%B0NDE+-2.+K%C4%B1s%C4%B1m+-+http://namaras.org/anasayfa/namaras400+(via+@alicetinnamaras)" rel="nofollow" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-2-kisim/&amp;title=SUR%C4%B0YE+%C3%9CLKES%C4%B0NDE+%C5%9EAM+%C5%9EEHR%C4%B0NDE+-2.+K%C4%B1s%C4%B1m" rel="nofollow" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-reddit">
			<a href="http://reddit.com/submit?url=http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-2-kisim/&amp;title=SUR%C4%B0YE+%C3%9CLKES%C4%B0NDE+%C5%9EAM+%C5%9EEHR%C4%B0NDE+-2.+K%C4%B1s%C4%B1m" rel="nofollow" title="Bunu Reddit'de paylaşın ">Bunu Reddit'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22SUR%C4%B0YE%20%C3%9CLKES%C4%B0NDE%20%C5%9EAM%20%C5%9EEHR%C4%B0NDE%20-2.%20K%C4%B1s%C4%B1m%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%22SUR%C4%B0YE%20%C3%9CLKES%C4%B0NDE%20%C5%9EAM%20%C5%9EEHR%C4%B0NDE%20-2.%20K%C4%B1s%C4%B1m%0D%0A%0D%0A%C5%9Eam%20deyince%2C%20turistik%20a%C3%A7%C4%B1dan%20ilk%20akla%20gelen%20yerlerin%20ba%C5%9F%C4%B1nda%20Emevi%20camisi%20gelmektedir.%20Emevi%20camisi%20muhte%C5%9Fem%20mimarisi%20olan%20bir%20cami%2C%20etraf%C4%B1%20ve%20i%C3%A7erisi%20%C3%A7ok%20kalabal%C4%B1k.%20Cami%20olarak%2C%20m%C3%BCze%20olarak%20%C3%A7ok%20hareketli%20bir%20yer.%20S%C3%BCslemeler%2C%20s%C3%BCtunlar%20%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-2-kisim/" rel="nofollow" title="Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin ">Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin </a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-2-kisim/feed" rel="nofollow" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=SUR%C4%B0YE+%C3%9CLKES%C4%B0NDE+%C5%9EAM+%C5%9EEHR%C4%B0NDE+-2.+K%C4%B1s%C4%B1m&amp;link=http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-2-kisim/" rel="nofollow" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-blogger">
			<a href="http://www.blogger.com/blog_this.pyra?t&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-2-kisim/&amp;n=SUR%C4%B0YE+%C3%9CLKES%C4%B0NDE+%C5%9EAM+%C5%9EEHR%C4%B0NDE+-2.+K%C4%B1s%C4%B1m&amp;pli=1" rel="nofollow" title="Blog this on Blogger">Blog this on Blogger</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-2-kisim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SURİYE ÜLKESİNDE ŞAM ŞEHRİNDE -1. Kısım</title>
		<link>http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-1-kisim/</link>
		<comments>http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-1-kisim/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 10:17:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Çetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gezi Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[başer]]></category>
		<category><![CDATA[esad]]></category>
		<category><![CDATA[kahvaltı]]></category>
		<category><![CDATA[megdus]]></category>
		<category><![CDATA[namaras]]></category>
		<category><![CDATA[şam]]></category>
		<category><![CDATA[suriye]]></category>
		<category><![CDATA[tsiyye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://namaras.org/anasayfa/?p=396</guid>
		<description><![CDATA[SURİYE ÜLKESİNDE ŞAM ŞEHRİNDE
Suriye gezisinin, birkaç zamandır hayalini kurup, planlarını yapıyorduk. Arabayla mı gitsek diye düşünürken, sonunda Turing kurumuna 150 TL. yi yatırıp, Arabayla çıkış işlemlerimizi tamamladıktan sonra, Hatay’a doğru yola koyulduk. Turing bize güzel bir Ortadoğu yol haritası verdi. Haritada yerler Latince yazılımıyla çok güzel gösteriliyor.

Cilve gözü sınır kapısına vardığımızda biraz tedirgindik. Arapça bilmiyorduk, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>SURİYE ÜLKESİNDE ŞAM ŞEHRİNDE</strong></p>
<p>Suriye gezisinin, birkaç zamandır hayalini kurup, planlarını yapıyorduk. Arabayla mı gitsek diye düşünürken, sonunda Turing kurumuna 150 TL. yi yatırıp, Arabayla çıkış işlemlerimizi tamamladıktan sonra, Hatay’a doğru yola koyulduk. Turing bize güzel bir Ortadoğu yol haritası verdi. Haritada yerler Latince yazılımıyla çok güzel gösteriliyor.</p>
<p style="text-align: center;"><a rel="attachment wp-att-444" href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-1-kisim/namaras_ali_cetin_suriye_055/"><img class="aligncenter size-full wp-image-444" title="namaras_ali_cetin_suriye_055" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/namaras_ali_cetin_suriye_055.JPG" alt="namaras_ali_cetin_suriye_055" width="480" height="320" /></a></p>
<p>Cilve gözü sınır kapısına vardığımızda biraz tedirgindik. Arapça bilmiyorduk, ilk kez araba ile yurtdışına çıkıyorduk. Cilvegözü’nde epeyce kalabalık Hataylı olduğunu görünce rahatladık. Hataylılar bize her konuda yardımcı oldular ve Suriye gümrüğünü geçtik. Suriye gümrüğündeki görevlilerde bize çok iyi, güler yüzlü davrandılar ve hiç bir sorun yaşamadan Babilhava sınır kapısından Suriye topraklarına girdik. Arabamızda çok az benzin vardı. Amacımız Suriye’den ucuz benzin almaktı. Hava kararmıştı. Saat akşamın 17,30 u olmuştu. Harita kucağımızda, Ömer arabayı kullanıyor, Filiz, Gülseren ve ben pür dikkat yola bakıyorduk. Çıkışta derme çatma bir çarşı görünce yavaşladık, amacımız benzin almaktı. Bidonla da benzin satılıyordu yol kenarlarında. Buradan benzin almaya çekinip yola devam ettik. Biraz gidince bir döner kavşakta tereddüt edip sola doğru saptık ama yinede emin olamadık. Ömer arabayı kenara çekti. Haritaya dikkatli bir biçimde bakınca yanlış gittiğimizi anlayıp, geriye döndük. Biz, İdlib şehri yoluna değil Halep yoluna sapmışız. Bir km. sonra geriye dönüp, döner kavşaktan İdlip yolunda otobana girdik. Suriye’de yolların otoban olmadığı, düzgün olmadığı konusunda duyumlar almıştık. Otobana girince biraz şaşırdık, çünkü güzel ve düzgün bir otobanda gidiyorduk.</p>
<p>İdlib Şehrinin varoşlarından geçtik ten sonra, benzin almak için bir tesise girdik ama Türkiye deki gibi gösterişli ve temiz değildi. Benzinci, Türk parası almadı, dolar verip arabanın deposunu doldurduk. Benzinin ucuz olması bizi epeyce sevindirdi. Benzincide tuvalet yoktu, yol üstünde yine başka bir derme çatma benzincide durduk. Derme çatma bir tuvaleti vardı ve tuvaletin kapısında da üstü başı dağınık birisi bekliyordu.  Tuvalet oldukça pisti. Çıkınca, Arap:’dolar, dolar’ diye önümüze dikildi. Türk parası gösterdik ama almadı, İlla de dolar istiyordu. Dolar yok deyince iki elini gökyüzüne kaldırarak ‘sizi allaha havale ediyorum’ diye hareket yaparak ‘Yallah yallah’ dedi. Gülerek oradan ayrıldık. Otoban boyunca azda olsa güzel tuvaletleri olan düzgün tesisler olduğunu sonradan gördük.</p>
<p>Ömer, Suriye trafiğine ve otobana çabucak adapte olmuştu. Yol güzeldi ama trafik kuralı ve hız sınırı yoktu. Araçlar hızla sağımızdan da, solumuzdan da gediveriyorlardı. Biz hem yola bakıyorduk ve hem de ‘aman Ömer, Aslan Ömer, Yiğit Ömer’ diyerek Ömer’e moral veriyorduk.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-439" href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-1-kisim/namaras_ali_cetin_suriye_021/"><img class="aligncenter size-full wp-image-439" title="namaras_ali_cetin_suriye_021" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/namaras_ali_cetin_suriye_021.JPG" alt="namaras_ali_cetin_suriye_021" width="800" height="533" /></a></p>
<p>Hama şehrine girmeden geçtik ten sonra, yanlışlıkla Homs şehrinin içine girdik. Şehrin içinde bir süre gittikten sonra bir polisin yanına yaklaşarak ‘Damaskus’ diyerek ileriye doğru işaret ettik. , polis yüzümüze anlamsız bakınca ‘Şam, Şam’ diyerek yeniden işaret ettik, polis ‘Müstakim, müstakim’ diyerek doğru gitmemiz gerektiğini işaret etti. Dört saat sonra, Telefonda Basil’in tarif ettiği Babil hava-Şam arasındaki ilk ve tek virajları görünce Şam’a yaklaştığımızı anladık. Artık Şam şehrinin girişindeydik. Ömer, teyzesinin oğlu Basil’i aradı. Basil ile yol üzerinde buluştuk. Basil, gülerek Eşi ile birlikte arabadan indi. Kucaklaştık. Basil önde, Şam’ın trafiği yoğun gecesine daldık. Muhajirin mahallesine gidiyorduk. Dar ve dik yokuşlu sokaklara sapıp, dimdik bir sokakta arabaları park ettik. Arabanın el frenini çeker çekmez, Ömer’in ilk ettiği laf ‘buradan nasıl kalkacağız acaba ‘ oldu.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-440" href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-1-kisim/namaras_ali_cetin_suriye_026/"><img class="aligncenter size-full wp-image-440" title="namaras_ali_cetin_suriye_026" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/namaras_ali_cetin_suriye_026.JPG" alt="namaras_ali_cetin_suriye_026" width="800" height="533" /></a></p>
<p>Ömer’in teyzesi, Meral teyze bizi bekliyordu. Basil, Basil’in eşi Hele ve Küçük kızı Ayla ve de Meral teyze bize öyle sıcak davrandılar ki birden kaynaşıverdik. Sanki Suriye’de değil, Türkiye ‘deymişiz gibi bir ortamdaydık. Teyze bizim için programları önceden yapmıştı. Koyu bir Antalya sohbetinden sonra epeyce geç vakitte yattık. Sabah Meral teyze erkenden kalkıp bize Şam usulü kahvaltı hazırlamıştı. Kahvaltıda küçücük patlıcanların içine ceviz, kırmızıbiber, sarımsak doldurularak, el yapımı halis zeytinyağına yatırılarak bekletilmiş Megdus yenmeli. Megdus’un çok güzel bir tadı var ama sadece sabahları yeniyor. İnsana enerji veren bir besin. Ayrıca tadına doyamadığımız Haşlanmış nohut ile iyece kurumuş yufka tabağa konuyor, üzerine de tahin, sarımsak ve yoğurt karıştırılarak dökülüyor, en üstede kızartılmış kırmızı toz biberli tereyağı dökülür. Ama Meral teyze ‘en önemlisi üzerine acı yakışır’ dedi. Sabah kahvaltısında yenen bu kahvaltılığın adı Tsiyye.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-441" href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-1-kisim/namaras_ali_cetin_suriye_028/"><img class="aligncenter size-full wp-image-441" title="namaras_ali_cetin_suriye_028" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/namaras_ali_cetin_suriye_028.JPG" alt="namaras_ali_cetin_suriye_028" width="800" height="533" /></a></p>
<p>Megdus ve Tsiyye bıkmadan her gün yenebilecek kahvaltılıklar.</p>
<p>Sabah yaptığımız sıkı kahvaltının arkasından Teyzenin öğretmen kızı Behice ve gelini Hele ile birlikte Şam şehir gezisine başladık. Kasyun tepesi 1200 metre rakımında eski Şam’ın batısında, bugün ise artık Şam şehrinin tam ortasında kalmış bir seyir tepesi. Kasyun tepesine çıkmadan Şam şehrini bir bütün olarak göremezsiniz. Muhajirin semti, işte bu Kasyun tepesinin güney yamacına sırtını dayamış, hem Şam’ın en lüks semtlerinden biri, hem de Osmanlıdan bu yana dışarıdan gelen elitlerin oturduğu bir semt. Muhajirin’in alt sokağında Cumhurbaşkanı Başer Esat oturmaktadır. Kasyun tepesinin Uzantısı olan küçük ve ormanlık bir tepede Cumhurbaşkanlığı köşkü bulunmaktadır. Ama Başer Esat, Muhajirin semtinin altındaki sokakta, halkın arasında oturmayı tercih etmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><a rel="attachment wp-att-453" href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-1-kisim/dsc02216/"><img class="aligncenter size-large wp-image-453" title="DSC02216" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/DSC02216-1024x682.jpg" alt="DSC02216" width="819" height="546" /></a></p>
<p><a rel="attachment wp-att-442" href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-1-kisim/namaras_ali_cetin_suriye_029/"><img class="aligncenter size-full wp-image-442" title="namaras_ali_cetin_suriye_029" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/namaras_ali_cetin_suriye_029.JPG" alt="namaras_ali_cetin_suriye_029" width="800" height="533" /></a></p>
<p><a rel="attachment wp-att-443" href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-1-kisim/namaras_ali_cetin_suriye_053/"><img class="aligncenter size-full wp-image-443" title="namaras_ali_cetin_suriye_053" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/namaras_ali_cetin_suriye_053.JPG" alt="namaras_ali_cetin_suriye_053" width="800" height="533" /></a></p>
<p>Yazının devamı;</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-1-kisim/">http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-1-kisim/</a></p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-2-kisim/">http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-2-kisim/</a></p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-3-kisim/">http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-3-kisim/</a></p>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-1-kisim/&amp;t=SUR%C4%B0YE+%C3%9CLKES%C4%B0NDE+%C5%9EAM+%C5%9EEHR%C4%B0NDE+-1.+K%C4%B1s%C4%B1m" rel="nofollow" title="Bunu Facebook'da paylaşın">Bunu Facebook'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=SUR%C4%B0YE+%C3%9CLKES%C4%B0NDE+%C5%9EAM+%C5%9EEHR%C4%B0NDE+-1.+K%C4%B1s%C4%B1m+-+http://namaras.org/anasayfa/namaras396+(via+@alicetinnamaras)" rel="nofollow" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-1-kisim/&amp;title=SUR%C4%B0YE+%C3%9CLKES%C4%B0NDE+%C5%9EAM+%C5%9EEHR%C4%B0NDE+-1.+K%C4%B1s%C4%B1m" rel="nofollow" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-reddit">
			<a href="http://reddit.com/submit?url=http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-1-kisim/&amp;title=SUR%C4%B0YE+%C3%9CLKES%C4%B0NDE+%C5%9EAM+%C5%9EEHR%C4%B0NDE+-1.+K%C4%B1s%C4%B1m" rel="nofollow" title="Bunu Reddit'de paylaşın ">Bunu Reddit'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22SUR%C4%B0YE%20%C3%9CLKES%C4%B0NDE%20%C5%9EAM%20%C5%9EEHR%C4%B0NDE%20-1.%20K%C4%B1s%C4%B1m%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%22SUR%C4%B0YE%20%C3%9CLKES%C4%B0NDE%20%C5%9EAM%20%C5%9EEHR%C4%B0NDE%0D%0A%0D%0ASuriye%20gezisinin%2C%20birka%C3%A7%20zamand%C4%B1r%20hayalini%20kurup%2C%20planlar%C4%B1n%C4%B1%20yap%C4%B1yorduk.%20Arabayla%20m%C4%B1%20gitsek%20diye%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCn%C3%BCrken%2C%20sonunda%20Turing%20kurumuna%20150%20TL.%20yi%20yat%C4%B1r%C4%B1p%2C%20Arabayla%20%C3%A7%C4%B1k%C4%B1%C5%9F%20i%C5%9Flemlerimizi%20tamamlad%C4%B1ktan%20sonra%2C%20Hatay%E2%80%99a%20do%C4%9Fru%20yola%20koyulduk.%20Turing%20b%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-1-kisim/" rel="nofollow" title="Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin ">Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin </a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-1-kisim/feed" rel="nofollow" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=SUR%C4%B0YE+%C3%9CLKES%C4%B0NDE+%C5%9EAM+%C5%9EEHR%C4%B0NDE+-1.+K%C4%B1s%C4%B1m&amp;link=http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-1-kisim/" rel="nofollow" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-blogger">
			<a href="http://www.blogger.com/blog_this.pyra?t&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-1-kisim/&amp;n=SUR%C4%B0YE+%C3%9CLKES%C4%B0NDE+%C5%9EAM+%C5%9EEHR%C4%B0NDE+-1.+K%C4%B1s%C4%B1m&amp;pli=1" rel="nofollow" title="Blog this on Blogger">Blog this on Blogger</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://namaras.org/anasayfa/2010/01/31/suriye-ulkesinde-sam-sehrinde-1-kisim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Olimpos Dağı’nın Gizemi Sınırların Ötesine Yolculuk</title>
		<link>http://namaras.org/anasayfa/2010/01/27/olimpos-dagi%e2%80%99nin-gizemi-sinirlarin-otesine-yolculuk/</link>
		<comments>http://namaras.org/anasayfa/2010/01/27/olimpos-dagi%e2%80%99nin-gizemi-sinirlarin-otesine-yolculuk/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Jan 2010 22:39:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Çetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Trekking Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[2003]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[çetin]]></category>
		<category><![CDATA[dağı]]></category>
		<category><![CDATA[ekim]]></category>
		<category><![CDATA[namaras]]></category>
		<category><![CDATA[olimpos]]></category>
		<category><![CDATA[tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[yunanistan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://namaras.org/anasayfa/?p=350</guid>
		<description><![CDATA[Atina’daki Pezoporikos Dağcılık Kulübü’nün davetlisi olarak 1 Ekim 2003’de Olimpos dağına tırmanmak için, Yunanistan’a gittik. Yunanistan’da 10 gün kaldık Olimpos dağına tırmandık. Bu gezi ilk değildi, daha önce gidenler, dağcılık için gidenler olmuştu, olmuştur. Başka ülkelere, başka yerlere gidenler de çok olmuştu. Burada Yunanistanlı dağcılarla, Türkiyeli dağcıların dayanışmasını, kardeşliğini, kültürünü ve Olimpos dağı tırmanışını dile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Atina’daki <em>Pezoporikos Dağcılık Kulübü</em>’nün davetlisi olarak 1 Ekim 2003’de Olimpos dağına tırmanmak için, Yunanistan’a gittik. Yunanistan’da 10 gün kaldık Olimpos dağına tırmandık. Bu gezi ilk değildi, daha önce gidenler, dağcılık için gidenler olmuştu, olmuştur. Başka ülkelere, başka yerlere gidenler de çok olmuştu. Burada Yunanistanlı dağcılarla, Türkiyeli dağcıların dayanışmasını, kardeşliğini, kültürünü ve Olimpos dağı tırmanışını dile getirmeye çalışacağız. 1 Ekim 2003 de saat 14.00’te İpsala sınır kapısına gelince Meriç nehrinin iki yakasındaki toprakların birbirinden farklı olmadığını bir kez daha görüyoruz. Oldum olası sınırlar ve yasaklar hep bana garip gelmiştir. Bu garip duyguyu birkez daha burada yaşıyorum.</p>
<p><span id="more-350"></span></p>
<p>Otobüsümüz Kipi’den (Yunanistan sınır kapısından) geçip, Dedeağaç’a (Aleksandrapolis) doğru yol almaya başlayınca köylerin, yolların, ormanların, çobanların ve koyunların bizimkilere benzediğini görüyoruz. İçimizde bir şeyler kaynaşıyor, bir şeyler akışıyor ve bir şeyler yıkılıyor giderek. Gümülcine (Komotini) ve İskeçe (Santi) şehirlerinin içinden geçerken, yol boyunca gördüğümüz camilerinden buraların Türklerin yaşadığı köyler olduğunu anlıyoruz. Elbette yollar, köyler, evler bize benziyor, ama bizimkilerin bir gömlek daha gelişmişi, düzenlisi, Avrupalısı dersek daha doğru olur.</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/050051_IMG.JPG"><img class="aligncenter size-full wp-image-352" title="050051_IMG" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/050051_IMG.JPG" alt="050051_IMG" width="480" height="360" /></a></p>
<p>Selanik, Atina’dan sonra Yunanistan’ın ikinci büyük şehri. Güzel, şirin, gelişmiş… Yerleşim ve yapılaşma olarak kendimizi İzmir’de hissediyoruz. Sokakları, insanları, lokantaları bize benziyor; yer yer gördüğümüz balon satan, çöp toplayan Türklerin tanıdık sesleri bize hiç yabancılık hissettirmiyor Selanik şehrinde. Selanik bizi ta Osmanlı’ya götürüyor. Osmanlı’nın oraları zapt etmesi değil sorun; ülkeler bağımsız olunca daha bir güzel, daha bir mutlu, daha bir şirin olmuştur her zaman. Osmanlı mimari açıdan, kültürel açıdan pek iz bırakmamış, pek müdahale etmemiş gittiği yerlerdeki halkların sosyal hayatlarına.<br />
Ama Selanik’te, İttihat ve Terakki’yi anımsıyor insan. Enver Paşa’nın, Talat Paşa’nın buralarda nasıl İttihat ve Terakki’yi örgütlediklerini, Mustafa Kemal’in Mahmut Şevket Paşa komutasındaki Hareket Ordusu ile birlikte nasıl İstanbul’a hareket ettiğini yeniden hatırladık. O günleri canlandırdı hafızamızda Selanik sokakları. Sonra grup olarak Atatürk’ün doğduğu ve müze haline gelen evi ziyaret ettik. 1821 yılında Yunanistan’ın Osmanlı’dan bağımsızlığını kazanmasından sonra 1912 Balkan Savaşı’na kadar Selanik, Osmanlı şehri olmaya devam etmiş.</p>
<p>Selanik sokakları akşam saat 21.00’den sonra bir başka canlanıyor eğlence mekânlarıyla. Gerçi dükkanlar saat 16.00 dan sonra kapanıyor, ama eğlenmeye meraklı Selanikliler, müziklerimizin ritimleri, enstrümanlarımızın görünümleri bize benziyor. En önemlisi Selanik de kadınlar sokakta, gece gündüz günün her saatinde kadınlar sosyal hayatta. Çöp topluyor, gazete satıyor, büfe işletiyor, taksi sürüyor ve gece tavernalarda korkmadan eğleniyor, korkmadan sokaklarda gezebiliyor. Selanik sokakları kadınlar için daha bir özgür. Özgürlük, demokrasi, huzur bunların hepsi kültür sorunu, eğitim sorunu. Avrupalılaşmak da eğitim sorunu. Bir ülkeye gidince önce eğitim düzeyine bakacaksınız ki, gelişmişlik düzeyini, sosyal hayatı, toplumsal hayattaki kadınların yerini öğrenebilesiniz. Yunanistan 12 yıllık temel eğitime 1960’lı yıllarda geçmiş. Bugün bir çoban da, bir çöpçü de, bir garson da lise mezunu Yunanistan’da ve eğitimin, toplum hayatına nasıl yansıdığını sokaktaki ikili ilişkilerde, insana verilen değerde açıkça görebiliyorsunuz.</p>
<p>Selanik’te iki gün kaldık. Ama bizim esas derdimiz Olimpos dağına tırmanmaktı. O nedenle Cuma günü 14.35’te Selanik’ten trene binerek Litochora’ya doğru hareket ettik. Trene bindikten sonra Litochora’ya nasıl gidebileceğimiz konusunda biraz az bilgilendiğimizi fark ettik. Ve liman şehri Litochora da trenden indik.  Ve hepimiz ağır sırt çantalarımızı sırtlayarak batıya doğru yürümeye başladık. 1 kilometre yürüdükten sonra bisikletli birisi bizi uyararak yanlış yöne gittiğimizi söyledi. 15.40’da Litochora’ya inmiştik.   16.10’dan itibaren bir süre yolda bekledik sonra deniz kenarındaki Camping Silvia’nın sahibi bizi davet etti.  Yunanlı campingci bizlere sahip çıkıp güzel bir misafirperverlik örneği gösterdi. İnsan olmanın Türk’ü Yunanlı’sı olmuyor, insan her yerde insandır. Campingci bize taksi çağırabileceğini söylemişti. Onun çağırdığı taksilere binerek Litochoro’ya gittik. Litochoro 300-400 rakımda, sırtını Yunanistan’ın en yüksek, en bilinen, en görkemli dağı Olimpos’a dayamış, hemen her dağcının bildiği, şirin, güzel, temiz ve düzenli bir kasaba yedi bin nüfuzu var. Otelimiz Mirto güzel bir otel, odalarımıza yerleştik, Gülseren’le odamızdan hemen Olimpos’un resimlerini çektik. Lotochoro’nun güzelliği bizi çok etkiledi.</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/2-olimpos.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-353" title="2-olimpos" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/2-olimpos.jpg" alt="2-olimpos" width="480" height="331" /></a></p>
<p>Gece Yunanlı dağcılar gelmişlerdi. Sabah onlarla kahvaltıda tanıştık. Lambis çok güzel Türkçe biliyor. Sanki kırk yıllık dostuz. Onlar bize, biz onlara çok yakındık. Sporun, dağcılığın güzel yanı bu olsa gerek. Hiçbir ayrım gözetmeden, hiçbir ön yargı olmadan yaklaşıyorsun insana, omuz veriyorsun, paylaşıyorsun. 08.30’da Pezopokiros Kulübü’nün otobüsüne binerek, Olimpos dağına doğru yol almaya başladık. Olimpos tanrıların dağı, bunu yollardaki tarihi izlerde görmeye başladık. Otobüsümüzle giderken müthiş bir orman manzarası karşıladı bizi dağın eteklerinde. Burası Ege’nin öte yakası, yani komşu kıyı, yani yüzyıllarca birlikte yaşadığımız, aş alıp verdiğimiz, alışveriş ettiğimiz, aynı kültürlere sahip iki halkın denizinin diğer yakasındaki parçası. Aynı bitki örtüsüne sahip dağlarımız, yoğun bir kök nar ve karaçam ormanı bizi büyülüyor. 09.00’da dağın ‘Diustaorosi’ denen bölgesinde otobüsümüzden indik.<br />
<strong>Partizanları saklayan dağ</strong></p>
<p><strong> </strong><br />
Olimpos sadece tanrılarıyla ünlü değil. Olimpos dağı ve Agios Dionisios Kilisesi, İkinci Dünya Savaşı’nda Yunan partizanlarını barındırmakla, onları saklamakla, korumakla da ünlü. Agios Dionisios Kilisesi, bin yıl önce yapılmış ve İkinci Dünya Savaşı’na kadar manastır olarak kullanılmış. İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi Almanya’sı Yunanistan’ı işgal edince Yunan partizanlarının saldırılarıyla baş edemeyen faşistler bu kiliseyi boşaltıp tahrip ediyorlar. O günden bu güne kilise partizanların anılarıyla yaşıyor ve şimdilerde restore ediliyor.<br />
Yemyeşil Olimpos ormanları<br />
Tırmanmaya başladık Olimpos dağına. Olimpos ormanlarının arasındaki patikalarda, yollarda yer yer yüklü katırlara rastlıyoruz. Katırlar dağ evlerine yük taşıyorlar.  Yanımızda rehberimiz Yorgo, Lambis, Lambis’in oğlu Aris ve Pezoporikos Kulüp Başkanı Tasoss Vasoss ve bir Yunanlı arkadaşı ile birlikte 23 kişilik ekip yürüyoruz.  Ve yürüyoruz yemyeşil Olimpos ormanlarının içerisinde.</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/050103_IMG.JPG"><img class="aligncenter size-full wp-image-394" title="050103_IMG" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/050103_IMG.JPG" alt="050103_IMG" width="480" height="360" /></a></p>
<p>Saat 09.00’da yürümeye başladık. Yunanistan’da dağcılık çok önemli. Bizi davet eden Pezoporikos Kulübü’nün Atina’da 250 üyesi var. Çok büyük bir kulüp değil ama aktif dağcılık kulübü. Yunanistan’da dağcılık bir statüye kavuşmuş. Devlet kulüplere belli oranda yardım ediyor. Belediyeler yardım ediyor. Devlet dağlara dağ evleri yapmış dağcılar için. Araba yollarını belirli yerler dışında açmamış. Olimpos dağı milli park, ama öyle her yere arabalarla gidilemiyor. Katırcılık işi bundan dolayı gelişmiş. Ekonomik bir yön kazanmış katırcılık. Dağlara köylüler katırlarla kum çakıl, çimento, kereste taşıyorlar. Dağ evlerine yiyecek, içecek taşıyorlar. Olimpos’da beş tane dağ evi var. Bir tanesi Dağcılık Federasyonu’nun, dört tanesi de ayrı ayrı kulüplerin. Dağ evleri hem kışın, hem de yazın aktif durumda; içerisinde su, yakacak, yiyecek hiç eksik olmuyor.<br />
Apollon bizlere yol açıyor<br />
Olimpos dağına ormanların içinden, dik bir dağ yolundan yürüyoruz. Bizim dışımızda 125 kişilik bir grup daha başka bir yoldan yürüyüşteler. Kalabalık bir dağ günündeyiz. Katırların çan sesleri ve ormanın uğultusuyla manzaraya bayılarak yorgunluk bile hissetmeden yol alıyoruz Yunanlı dostlarımızla. Buralar bize tanıdık geliyor. Sanki sararmış gürgen ağaçları arasından ışık yansıtarak Zeus’un emri ile Apollon bizlere yol açıyordu. Gürgenin böylesi ancak Olimpos’da olabilirdi, çünkü orası tanrıların dağı. Az da değil, 12 tanrının dağı. Böylesi sık, böylesi uzun, böylesi ahenkli ve sonbaharda sarının tonlarını böylesine gösterecek gürgenler tanrıların dağından başka nerede olabilirdi ki? Elbette tanrıların dağı Olimpos’da. Ardıç görünümlü karaçam ormanına ne demeli. Uzaktan bakınca, “Ne güzel ardıç ormanı” diyorsunuz. Ama biraz yaklaşınca karaçam sizi büyülüyor. Her adımda tanrıları, her adımda Yunan partizanları hissediyorsunuz ve bu ağaçlar partizanlar Nazileri kovsunlar, onlardan saklansınlar diye yaratılmış sanki.</p>
<p>1000 rakımdan yürüyüşe başlamıştık 1580 metrelerde Lambis yorulmaya başladı yükü ağırdı. Lambis Papadis Atinalı, Pezoporikos Dağcılık Kulübü’nün yönetici üyesi. Çok candan bir insan, dostumuz, kardeşimiz. Yani bizden biri. Lambis Papadis’in ailesi 1924 yılında Kapadokya’dan İstanbul’a göç etmişler yani aslen Kapadokyalı bir aileden gelme. 1963 yılında da İstanbul’dan Yunanistan’a göç etmişler yani bir Anadolulu Lambis. Ümit Durak’la ben Lambis’den, sırtındaki oldukça ağır yükünü hafifletmek için ipleri almak istedik, önce vermedi, sonra ben ipleri aldım.  Sonra dostumuz Lambis yine zorlanmaya başladı. Hafif bir kalp rahatsızlığı geçirmiş daha önce ve birkaç gün önce de ev boyarken düşüp belini incitmiş. Lambis’le birlikte en arkadan yürüyorduk.</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/050073_IMG.JPG"><img class="aligncenter size-full wp-image-354" title="050073_IMG" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/050073_IMG.JPG" alt="050073_IMG" width="480" height="360" /></a></p>
<p><strong>Tanrılar zirvesinde insan izi</strong><br />
Zirve gerçekten ‘tanrıların zirvesi’, tüm Yunanistan’a hâkim. Zeus buradan tüm Yunanistan’ı ve Ege adalarını çok rahat kontrol ediyormuş. İşte öylesine bir zirve Mitikas zirvesi. Dört bir yanı zor, uçurum.<br />
Güzel, hoş bir tırmanış ağırlıklı doğa yürüyüşü yapıyorduk, gürgen ve karaçam ormanlarının arasında tanrılarının dağına doğru. Hava güzel, güneşli orman sakin, görsel açıdan doyumsuz bir manzara içerisinde yürüyoruz. Saat 13.30’da 2150 metredeyiz ve ardıç görünümlü kısa boylu karaçamlar azalarak, yerini otsu bitki örtüsüne bırakıyor. 2510 metrede ilk dağ evini görüyoruz. Olimpos dağında dört tane dağ evi var. Rüzgâr hızını arttırıyor. Sanki Zeus bizi şöyle bir denemek istiyor. Ve bir baş hareketiyle Olimpos dağının zirvesini sallayıp, sert bir rüzgâr yaratarak, bizlerin dayanıklılığını ölçmek istermiş gibi sertleşiyor hava<br />
Yoruluyoruz, ama 2510 metreden sonra çok hoş ve tatlı bir yamaçtan dolanarak saat 16.30’da, yani 7 buçuk saatlik yürüyüşten sonra 2650 metre yükseklikte Yasos Apostolidis dağ evine ulaşıyoruz. Dağ evi Selanik Dağcılık Kulübü’nün. Tam Olimpos zirvesi Mitikas’ın karşısında. Çok güzel ve çok konforlu bir dağ evi. 250 kişiyi barındıracak kapasiteye sahip. Hem mimari açıdan, hem konfor açısından, çok güzel. Her şey düşünülmüş, tuvaletleri, suyu, şöminesi, yemek salonu, yatakhaneleri tam bir konfora sahip. Bu dağ evine Profesör Yasos Apostolidis’in adını vermişler. Prof. Apostolidis bir dağcı. Yıllar önce altı öğrencisiyle birlikte kışın Olimpos dağının zirvesi Mitikas’a tırmanmak istiyor. Dağın kuzey doğusundaki, yani tam dağ evine bakan yüzündeki çarşaklı, uçurum olan yamaçta buzların üzerinden yürürken buz kütlesi kırılıyor ve Yasos Apostolidis’le birlikte altı öğrencisi yaşamlarını yitiriyorlar. Dağın girişine anıt mezar yapmışlar ve dağ evine de ismini vermişler.<br />
<strong> </strong></p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/91840007.JPG"><img class="aligncenter size-full wp-image-392" title="91840007" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/91840007.JPG" alt="91840007" width="480" height="332" /></a></p>
<p><strong>Tanrıların oturduğu zirve</strong></p>
<p>Yorulmuştuk, susamıştık. Sabah su konusunda yeterli bilgilenemediğimiz için az su almıştık yanımıza, ama yolda dayanışma örneği gösterip suyumuzu, yiyeceğimizi paylaştık.  Dağ evine gelince önce suyumuzu içtik, üzerlerimizi değiştik ve biraz mola verdikten sonra, tam dağ evinin karşısında köşk gibi duran, tanrıların sırayla oturduğu iskemlelere benzeyen Mitikas zirvesine hayranlıkla baktık. Karşımızda gerçekten “tanrıların dağı Olimpos”, birden yükselivermişti. Olimpos zirvesi öyle bir konumdaydı ki, ne rüzgar sarsabilirdi, üzerinde ne de kar durabilirdi. Yağmur da zarar veremezdi Olimpos’a. Dik, yalın ve albenili yalçın bir doruk Olimpos dağı. Berrak bir görünüme sahip. Ulaşılması oldukça zor ve o nedenle orada yaşar tanrılar. Yani Zeus ve 12 Tanrısı.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-553" href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/27/olimpos-dagi%e2%80%99nin-gizemi-sinirlarin-otesine-yolculuk/denhemnellllll-066-2/"><img class="aligncenter size-full wp-image-553" title="DENHEMNEllllll 066" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/DENHEMNEllllll-066.jpg" alt="DENHEMNEllllll 066" width="896" height="592" /></a><br />
Dağ evi çok kalabalıktı. Bizlerle birlikte 125 kişi vardı. Yunanlı dostlarımız Pezoporikos Kulübü Başkanı Tasos Vasos, Lambis ve Yorgo bizleri önce dağ evinin 5 nolu yatakhanesine yerleştiriyorlar. Bizim için önceden rezerve yapmışlar. 5 nolu odada 16 yatak var. Dostlarımız çok misafirperver. Her sorunumuzla bire bir ilgileniyorlar. Ben Lambis’e durmadan soruyorum. Öğrenmeliyim buraları, bilgi meraktan doğmamış mı? Zaten bilimin temelinde merak, öğrenme tutkusu yatmıyor mu? Lambis sabırlı bilgili ve dostlarına durmadan, bıkmadan cevap veriyor.  O bir Yunanlı ve Yunanistan’ı anlatmak istiyor. Türkiye’den ‘mübadele’de çok insan gitmiş Yunanistan’a. Yunanistan’ın yüzde 25 Türkiye’den gelmiş. İstanbullu, İzmirli, Antalyalı, Manisalı, Kayserili aileden gelen bir çok Yunanlı’yla tanışıyoruz. Arkadaşlarımızın birkaç tanesi bir masada Türkçe bilen birkaç Yunanlı dağcıyla hemen sıcak, koyu bir sohbete giriyorlar. Öyle sıcak öyle içten bir sohbet ki, iki halkın insanlarını birbirinden ayırmak mümkün değil. Diğer masada birkaç arkadaşımız yine bir Yunanlı’yla derin sohbetteler. Herkes kaynaşmış, dostluklar gelişiyor. Sıcak bir ortam ve ne güzel şey dağcılık. Ne güzel şey dost olmak. O ortamı görünce söylenecek tek şey geliyor aklıma: <strong>“Halklar düşman olamaz.”</strong></p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/050101_IMG.JPG"><img class="aligncenter size-full wp-image-355" title="050101_IMG" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/050101_IMG.JPG" alt="050101_IMG" width="480" height="360" /></a></p>
<p>Saat 17.30’da dağ evinde akşam yemeğimizi yiyoruz. Hemen her çeşit yemek var mutfakta. Mutfak temiz ve organize, yalnız Olimpos dağı su fakiri. Bizim Beydağları gibi her yanından şarıl şarıl sular akmıyor. Belli ki Tanrılar suyu sevmiyor. Dağ evinde her şey var. Katırlarla her türlü erzak buraya yığılmış. Meyve suları, bira, şarap ne ararsan. Hava berrak, karşımızda Olimpos. Dolunayın şarapsız anlamı olmaz tabi ki. Dağ evinin porsiyonları oldukça çok, bir porsiyon bir kişiyi doyuracak çoklukta. Her porsiyon 4 Euro. Türk alışkanlığı ile her birimiz en az ikişer porsiyon aldık ve hemen hepimizin yemeklerinin bir kısmı tabaklarda kaldı. Dağ evinde Selanik Üniversitesi Dağcılık Kulübü’nden gençler var. Giyimleri armaları onları ayırt etmemizi sağlıyor. Dağcılık kulübü gençleri gruplar halinde birer hafta dağ evinde nöbet tutuyorlarmış. Her an hazır bekliyorlar bir sorun olursa, kurtarıcı olarak onlar görev alıyor. Yunanistan’da dağcılık belli bir sisteme oturmuş ve onun içinde gelişmekte. Akşamdan Yorgo ve dört arkadaşı giderek bizim için Mitikas çıkan 300 metrelik zor bir bölüme ip çakıyorlar. Yorgo Gegelbauer rehberimiz, bizi hiç yormadan dağ evine çıkarıyor. Sakin rahat bir dağcı. Siemens  firmasında çalışıyormuş. Onu çok sevdik.</p>
<p>Akşam yataklarımıza çekiliyoruz , dağ evi kalabalık. Jeneratörler sayesinde ışık sorunu yok. Yataklar konforlu.  Sabah 06.30’da kalkıyoruz, kahvaltımızı yapıyoruz. 07.20 yine yunanlı dostlarımızla birlikte hareket ediyoruz Olimpos’a doğru. En önde rehberimiz Yorgo, Yorgo’ya güveniyoruz. Profesör Yasos Apostolidis’in düşüp öldüğü tehlikeli yamaçtan geçip güney doğuya dolanıyoruz. Hepimiz iplere karabinalarımızı geçiriyoruz. Önümüz kayalık ve birazcık da olsa teknik tırmanış gerektiriyor. Bazı arkadaşlar bazılarımız hakkında tereddüt geçiriyor; Tırmanmaya başlıyoruz. Gülseren korkunç bir performans gösteriyor ve önlerde çıkıyor zirveye. Tüm arkadaşları tek tek kutlamak gerek. Hepsi iyi bir performansla çıkıyor zirveye. Hepimiz mutluyuz, birbirimizi kutluyoruz. Zirve gerçekten ‘tanrıların zirvesi’, tüm Yunanistan’a hakim. Zeus buradan tüm Yunanistan’ı ve Ege adalarını çok rahat kontrol ediyormuş. İşte öylesine bir zirve Mitikas zirvesi. Dört bir yanı zor uçurum. Çıkmakta zor ve riskli inmekte.</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/91840008.JPG"><img class="aligncenter size-full wp-image-356" title="91840008" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/91840008.JPG" alt="91840008" width="480" height="332" /></a><br />
.<br />
Dağcılık, disiplin, uyum, dayanışma gerektirir. Dağ başıbozukluğu, kendiliğindenciliği affetmez. Dağcı önündekini ve ardındakini kollamalı, ne dağla, ne dağcıyla, ne de kendisiyle yarışmamalı. Dağcı doğayı sevmeli, doğayı benimsemeli ve bir yaşam biçimi olarak algılamalı. Onun için bilinçli olmalı ki dağları aşabilmeli. Tek sıra halinde Yunanlı dostlarımızla birlikte tepeye doğru iplerle tırmanmaya başladık. Her dağın kendine özgü kayalıkları, bitkileri, geçitleri vardır. Her dağ bir başka güzel, bir başka gizemlidir. Olimpos dağı tanrılarıyla gizemli bir mitolojik dağ. Bize geçit verdi, bizi zorladı ve ağırladı bizi zirvesinde;<strong>Tanrıların dağı Olimpos.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Buraya tanrılardan sonra ilk olarak çoban – avcı Hiristos Kakolos çıkıyor. 1913 yılında Yunanistan’a gelen İsviçreli dağcılara Kakolos rehberlik ediyor. Onları 2717 metreye yani zirveye çıkarıyor. Daha sonra 1974 yılında 90 yaşında iken oğlu ve torunu ile birlikte son bir zirve yapıyor Kakolos. Kakolos’un ayrı bir yeri var Yunanlı dağcıların kalbinde.<br />
Zirvede hava sakin, güneşli, berrak. Apollon ışığını bizden esirgememişti. Zeus oğullarına, kızlarına emir vermişti. Onlar da bizim kaynaşmamıza, mutluluğumuza ortak oluvermişlerdi. Zeus, Afrodit, Artemis, Hera, Apollon, Dionysos, Ares yani tüm tanrılar yanımızdaydı. Sonra Yorgo bize Olimpos Dağı ve karşı tepeler hakkında bilgi verdi. Lambis Yorgo’yu tercüme etti.<br />
Olimpos’un en yüksek zirvesi 2917 metre ile Mitikas. Sonra kuzeyde 2911 metre ile Stafani, batıda 2905 metre ile okul anlamına gelen Şukol zirvesi, güneyde 2890 metre ile üzerinde küçük bir kilisenin de bulunduğu Aryusondonyos zirvesi ve doğuda 2000 metre ile Yoros Papos zirvesi bulunmakta. Kuzey batıdaki vadiye Kazan vadisi deniyor. Olimpos zirvesine 5 Ekim 2003’te 08.45 te çıkmıştık. Zirvede 1 saat 15 dakika kaldıktan sonra güneyden yine dikkatli bir inişle Skala tepesine geçtik. Skala, iskele anlamına geliyor. 2866 metre yüksekliğindeki Skala tepesinde müthiş bir rüzgar vardı. Neredeyse bizi uçuracaktı. Bir yanlış da yapmamıştık ki Zeus’un gazabı diyelim. Pazar olduğu için durmadan dağcılar gidip geliyordu, bazen Türkiyeli Rum’lara rastlayıp sohbet ediyorduk. Skala tepesinde bir süre dinlendik.</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/98550015.JPG"><img class="aligncenter size-full wp-image-357" title="98550015" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/98550015.JPG" alt="98550015" width="480" height="332" /></a></p>
<p>Müthiş bir rüzgarla yani tahmini, saatte 80- 90 km hızla esen bir rüzgarla Skala’dan aşağıya doğru yürümeye başlardık. Rüzgar uçurdu uçuracaktı.   Birçoğumuzu savurdu rüzgar. Rüzgarla zorlu bir mücadeleden sonra 12.45’te Olimpos’un kuzey doğusundaki Aldis Hellenique dağ evine ulaştık. Burası 2100 metre yükseklikte. Rüzgar iyice azalmıştı ama bizi de yormuştu. Bu dağ evi Yunanistan Dağcılık Federasyonu’na ait. 1937 yılında yapılmış ve daha sonra ilaveler yapılarak konforlu hale getirilmiş. Dağ evinde yarım saat mola verdikten sonra arabaların ulaşabileceği yani en son araba yolunun geldiği Testere Şelalesi’nin (Prionia) olduğu yeri yürümeye başladık. İnişimizdeki vadi de çok güzeldi. Karaçamla gürgenin renk uyumunu belki de hiçbir yerde bu kadar güzel göremezsiniz. İnsanın ormanın içinde kaybolası geliyor. Çekiyor orman içine, sıcacık, sevgi dolu, albenili. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Partizanların Nazilere karşı nasıl direndiğini, nasıl ormanların arasında kaybolduklarını ve nasıl ansızın ortaya çıkıverdiklerini düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz buradan geçerken. Saat 15.30 da Testere (Prionia) Şelalesi’nin oraya geldik. Burası Olimpos Milli Parkı’nın başlangıç noktası. Araçlar oraya kadar gelebiliyor. Rakım 1000 metre. Buradan sonra araç yolu yok. Avcılık yasak, çok güzel korunuyor Olimpos dağı. Şelalenin bir yanı otopark diğer yanı katır parkı. Yani katırların bağlandığı bölge.</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/050053_IMG.JPG"><img class="aligncenter size-full wp-image-388" title="050053_IMG" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/050053_IMG.JPG" alt="050053_IMG" width="480" height="360" /></a></p>
<p>Artık dağ yürüyüşümüzün sonuna gelmiştik. Olimpos’un suyundan kana kana içtik hepimiz. İkinci gün ilk kez doğal akarsuyla karşılaşıyorduk, yorulmuştuk ama mutluyduk. Biz yabancı değildik buralara, biz dosttuk, kardeştik. Sevgi getirmiştik, dostluk ve kardeşlik getirmiştik buralara ve kaynaşıvermiştik insanlarla. Halklar düşman olamaz.Akşamdan dağ dönüşü otelden eşyalarımızı alıp otobüsümüze yükledik. Atina’ya doğru giderken, Atina yolunun oldukça yukarısında, Ege’ye kuşbakışı bakan Panteleimon köyüne yemeğe götürdü bizi Pezeperikos Kulübü. Burası çok güzel bir köy. Burada 18.30’da güzel bir akşam yemeği yedik. Yunanlıların şarapları çok güzel, her lokantada şaraplar maşrapada geliyor. Hoş ve kolay içilen bir tadı var, fıçı şaraplarının. Burada sohbetimiz çok güzeldi. Artık iki farklı ulusun insanları değildik. Biz bize benziyorduk.</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/050105_IMG.JPG"><img class="aligncenter size-full wp-image-390" title="050105_IMG" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/050105_IMG.JPG" alt="050105_IMG" width="480" height="360" /></a></p>
<p>Gece Atina’ya geldik. Yorgo ile diğer dostlarla vedalaşarak ayrıldık, sonraki gün sabah saat 10.00’da Lambis gelerek tarihi Atina’yı gezdirdi. Perikles’in, Sokrates’in, İskender’in Atina’sını gezdik, Partheon tüm muhteşemliğiyle duruyordu, Akropolis’in tepesinde. Öğlen Lambis ve Tasos’la birlikte yemek yedik, onlara teşekkür ettik. 6 Ekim akşamı EOS Dağcılık Kulübü’nü ziyaret ettik. Bu kulüp 1928 yılında kurulmuş, başkanı Thanos Klaudotos. 1690 üyesi var kulübün. İki tane dağ evi var. Yılda 500 euro devlet yardımı alıyor. Ayrıca belediye yardımı da alıyor. 6 Ekim 19.30’da Helenic Alpine Club of Athens’i (Atina Dağcılık Kulübü) ziyaretimizde bize bir çok ikramda bulundular. Kulüp üyesi Katya bize tercümanlık yaptı. Antoni Kukulas dostlukla koşturdu bizim için.<br />
Dağcılar aynı dili konuşur</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/91840004.JPG"><img class="aligncenter size-full wp-image-391" title="91840004" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2010/01/91840004.JPG" alt="91840004" width="480" height="332" /></a><br />
Sonra bizi yemeğe götürdüler. Çok güzel bir akşam geçirdik, kendimizi hiçbir an yabancı bir ülkede hissetmeden gezdik, eğlendik, dağda yürüdük. Andonis bizi gemimize kadar uğurlamaya geldi. Hep gülen sevgi dolu bir can dostu Andonis.  7 Ekim saat 16.30’da Pire Limanı’ndan  Rodos’a hareket ettik. Gemimizle, dostlarımızdan ayrılıyorduk, çok güzel günler geçirdik, Selanik’de, Atina’da, Olimpos dağında ve Rodos’ta. Ayrılışımıza üzülüyorduk. Dost olmak öyle kolay iş değildi. Spor, dağcılık kaynaştırıvermişti bizleri, aynı dili konuşuyorduk dağcılar olarak. İnsanı seviyorduk, paylaşmasını seviyorduk, yüzyıllardır aynı kültürü birlikte paylaşarak dostça kardeşçe yaşamıştık. Güzel şey dostluk, onlar Ege’nin o yanında, biz bu yanında ve hiç sevmedim oldum olası yasakları, sınırları ben.<br />
Biz Lambis’i, Yorgo’yu, Tasos’u tanımaktan çok mutluyuz. Biz halkların kardeş olduğunu bu gezimizde daha iyi görüp, yaşadık.  Selam Yunanlı dostlarımıza. Lambis’e, Tasos’a, Yorgo’ya, Çavuş Andon’a bin selam.</p>
<blockquote><p>Ali ÇETİN                                                           Ekim 2003</p></blockquote>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2010/01/27/olimpos-dagi%e2%80%99nin-gizemi-sinirlarin-otesine-yolculuk/&amp;t=Olimpos+Da%C4%9F%C4%B1%E2%80%99n%C4%B1n+Gizemi+S%C4%B1n%C4%B1rlar%C4%B1n+%C3%96tesine+Yolculuk" rel="nofollow" title="Bunu Facebook'da paylaşın">Bunu Facebook'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=Olimpos+Da%C4%9F%C4%B1%E2%80%99n%C4%B1n+Gizemi+S%C4%B1n%C4%B1rlar%C4%B1n+%C3%96tesine+Yolculuk+-+http://namaras.org/anasayfa/namaras350+(via+@alicetinnamaras)" rel="nofollow" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://namaras.org/anasayfa/2010/01/27/olimpos-dagi%e2%80%99nin-gizemi-sinirlarin-otesine-yolculuk/&amp;title=Olimpos+Da%C4%9F%C4%B1%E2%80%99n%C4%B1n+Gizemi+S%C4%B1n%C4%B1rlar%C4%B1n+%C3%96tesine+Yolculuk" rel="nofollow" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-reddit">
			<a href="http://reddit.com/submit?url=http://namaras.org/anasayfa/2010/01/27/olimpos-dagi%e2%80%99nin-gizemi-sinirlarin-otesine-yolculuk/&amp;title=Olimpos+Da%C4%9F%C4%B1%E2%80%99n%C4%B1n+Gizemi+S%C4%B1n%C4%B1rlar%C4%B1n+%C3%96tesine+Yolculuk" rel="nofollow" title="Bunu Reddit'de paylaşın ">Bunu Reddit'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22Olimpos%20Da%C4%9F%C4%B1%E2%80%99n%C4%B1n%20Gizemi%20S%C4%B1n%C4%B1rlar%C4%B1n%20%C3%96tesine%20Yolculuk%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%22Atina%E2%80%99daki%20Pezoporikos%20Da%C4%9Fc%C4%B1l%C4%B1k%20Kul%C3%BCb%C3%BC%E2%80%99n%C3%BCn%20davetlisi%20olarak%201%20Ekim%202003%E2%80%99de%20Olimpos%20da%C4%9F%C4%B1na%20t%C4%B1rmanmak%20i%C3%A7in%2C%20Yunanistan%E2%80%99a%20gittik.%20Yunanistan%E2%80%99da%2010%20g%C3%BCn%20kald%C4%B1k%20Olimpos%20da%C4%9F%C4%B1na%20t%C4%B1rmand%C4%B1k.%20Bu%20gezi%20ilk%20de%C4%9Fildi%2C%20daha%20%C3%B6nce%20gidenler%2C%20da%C4%9Fc%C4%B1l%C4%B1k%20i%C3%A7in%20gidenler%20olmu%C5%9Ftu%2C%20olmu%C5%9Ftur.%20Ba%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://namaras.org/anasayfa/2010/01/27/olimpos-dagi%e2%80%99nin-gizemi-sinirlarin-otesine-yolculuk/" rel="nofollow" title="Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin ">Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin </a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://namaras.org/anasayfa/2010/01/27/olimpos-dagi’nin-gizemi-sinirlarin-otesine-yolculuk/feed" rel="nofollow" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=Olimpos+Da%C4%9F%C4%B1%E2%80%99n%C4%B1n+Gizemi+S%C4%B1n%C4%B1rlar%C4%B1n+%C3%96tesine+Yolculuk&amp;link=http://namaras.org/anasayfa/2010/01/27/olimpos-dagi%e2%80%99nin-gizemi-sinirlarin-otesine-yolculuk/" rel="nofollow" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-blogger">
			<a href="http://www.blogger.com/blog_this.pyra?t&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2010/01/27/olimpos-dagi%e2%80%99nin-gizemi-sinirlarin-otesine-yolculuk/&amp;n=Olimpos+Da%C4%9F%C4%B1%E2%80%99n%C4%B1n+Gizemi+S%C4%B1n%C4%B1rlar%C4%B1n+%C3%96tesine+Yolculuk&amp;pli=1" rel="nofollow" title="Blog this on Blogger">Blog this on Blogger</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://namaras.org/anasayfa/2010/01/27/olimpos-dagi%e2%80%99nin-gizemi-sinirlarin-otesine-yolculuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DÜNYAMIZ KİRLENMEYE DEVAM EDİYOR</title>
		<link>http://namaras.org/anasayfa/2009/12/22/dunyamiz-kirlenmeye-devam-ediyor/</link>
		<comments>http://namaras.org/anasayfa/2009/12/22/dunyamiz-kirlenmeye-devam-ediyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Dec 2009 11:08:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Çetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[çetin]]></category>
		<category><![CDATA[cin]]></category>
		<category><![CDATA[gazı]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[kirlilik]]></category>
		<category><![CDATA[kyoto]]></category>
		<category><![CDATA[protokol]]></category>
		<category><![CDATA[sera]]></category>
		<category><![CDATA[tbmm]]></category>
		<category><![CDATA[turkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://namaras.org/anasayfa/?p=270</guid>
		<description><![CDATA[DÜNYAMIZ KİRLENMEYE DEVAM EDİYOR.
İklim değişikliğine karşı, ülkelere sera gazı salınımlarını düzenleme yükümlülüğü getiren Kyoto protokolü,TBMM’de  5 şubatta ,3 ret,6 çekimser oya karşın 243 oyla kabul edildi.
Böylece protokolü onaylayan ülke sayısı 181oldu.       Sera gazı salınımı en yüksek ülkelerden ABD Kyoto protokolünü imzalamış olmasına karşın,protokolü onaylamıyor.Çin  ise hala imzalamış [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DÜNYAMIZ KİRLENMEYE DEVAM EDİYOR.</strong></p>
<p>İklim değişikliğine karşı, ülkelere sera gazı salınımlarını düzenleme yükümlülüğü getiren Kyoto protokolü,TBMM’de  5 şubatta ,3 ret,6 çekimser oya karşın 243 oyla kabul edildi.</p>
<p>Böylece protokolü onaylayan ülke sayısı 181oldu.       Sera gazı salınımı en yüksek ülkelerden ABD Kyoto protokolünü imzalamış olmasına karşın,protokolü onaylamıyor.Çin  ise hala imzalamış değil.</p>
<p>Kyoto protokolü ,temelde  sanayileşmiş ülkelerin,2012’ye kadar,1990 daki sera gazı salınım oranlarının,yüzde beş altına inmesini öngörüyor.       Buna karşın,sanayileşmiş ülkeler ağırdan alıyor.       Dünya değişiyor.Coğrafyalar tahrip oluyor,kirleniyor.Doğada var olan canlı türleri bir bir tükenerek ,yok oluyor.       Değişimin önünde durmanın olanağı yok.Ancak bilimsel veriler ışığında ve alt kültürel birikimimizin elverdiği ölçüde gelişimin tarifini yapabiliriz.</p>
<p>Gelişip değişen her şey gibi,dünyamızda yaşlanıyor.Yaşlanan dünyanın,doğuşu oldugu gibi ölümüde olacaktır.Bu doğanın,olmazsa olmaz yasasının bir gereğidir.       Bilim böyle yol gösteriyor diye her şeye boş vermemiz gerekmiyor.Değişimi olumlu anlamda götürmek ,iradi olarak yönlendirmek insan soyunun elindedir.       Ama öyle olmuyor.      Olmuyor çünkü,insan soyunun gelişimi,tarihen önce doğa ile mücadele,sonra kendisi ile sınıflar mücadelesi olarak tarihini oluşturmaktadır</p>
<p>.Her iki mücadelede de esas olarak doğa zarar görmekte,yaşlanmaktadır.       İnsan soyunun zenginleşmesi ,sınıflar mücadelesi sonucu ,paranın belli ellerde toplanması ile kazanç hırsını geliştirmiştir.Buda,doğanın tahribatını arttırmıştır.Bilim ise,giderek ,insan yaşamını iyileştirmeden çok ,sınıflar mücadelesinde öldürücü bir silah olurken,zenginliğin gelişiminde de  ,doğa tahribatını yapan,yaratan bir silah olarak insanlığın hizmetine girmiştir.       Bu gün gelinen noktada ,gelişen bilimin ürettiği teknolojinin, insan eliyle doğaya verdiği zarar,en başta iklim değişimi olarak karşımıza çıkmaktadır.Buradan, bilime karşı olduğumuz çıkarılmamalıdır.Haşaa!Biz tamda bilimden yana, her şeyin bilimsel olmasından yanayız.      Ama bilimin, doğa ile insan arası ve sınıflar arası savaşlara verdiği hizmete karşıyız.      İşte seragazı salınımı,termik santraller ,derelerin,ırmakların kirlenmesinin, endemik bitki türlerinin bir bir yok oluşunun, çeşitli hayvan ve kuş türlerinin yok oluşunun altındaki neden budur.      Bilim doğanın gelişiminin, güzelleşmesinin ve dengesinin korunmasında kullanılırsa, hem doğa,hemde insan soyu daha uzun ve daha mutlu yaşayacaktır.      Ama tüm bunlara karşın KYOTO protokolünün imzalanmasında ülkeler yavaş davranıyor.</p>
<p>Protokolü imzalasalar bile,önemsemiyorlar.Kitlelerin tavır alışlarına bağlı olarak tepkileri izole edebilmek için adım atıyorlar.     Dünya sadece çalışanların,işçi ve emekçilerin dünyası değildir.     Dünya,çocukların,kadınların,gençlerin,yaşlıların,zengin ve fakirlerinde dünyasıdır.Bunu sanayileşmiş ülkelerin zenginleri ve yönetenleri bir an önce anlarlarsa, başta kendileri için hayırlı olacaktır.</p>
<p>ALİ ÇETİN</p>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/22/dunyamiz-kirlenmeye-devam-ediyor/&amp;t=D%C3%9CNYAMIZ+K%C4%B0RLENMEYE+DEVAM+ED%C4%B0YOR" rel="nofollow" title="Bunu Facebook'da paylaşın">Bunu Facebook'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=D%C3%9CNYAMIZ+K%C4%B0RLENMEYE+DEVAM+ED%C4%B0YOR+-+http://namaras.org/anasayfa/namaras270+(via+@alicetinnamaras)" rel="nofollow" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/22/dunyamiz-kirlenmeye-devam-ediyor/&amp;title=D%C3%9CNYAMIZ+K%C4%B0RLENMEYE+DEVAM+ED%C4%B0YOR" rel="nofollow" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-reddit">
			<a href="http://reddit.com/submit?url=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/22/dunyamiz-kirlenmeye-devam-ediyor/&amp;title=D%C3%9CNYAMIZ+K%C4%B0RLENMEYE+DEVAM+ED%C4%B0YOR" rel="nofollow" title="Bunu Reddit'de paylaşın ">Bunu Reddit'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22D%C3%9CNYAMIZ%20K%C4%B0RLENMEYE%20DEVAM%20ED%C4%B0YOR%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%22D%C3%9CNYAMIZ%20K%C4%B0RLENMEYE%20DEVAM%20ED%C4%B0YOR.%0D%0A%0D%0A%C4%B0klim%20de%C4%9Fi%C5%9Fikli%C4%9Fine%20kar%C5%9F%C4%B1%2C%20%C3%BClkelere%20sera%20gaz%C4%B1%20sal%C4%B1n%C4%B1mlar%C4%B1n%C4%B1%20d%C3%BCzenleme%20y%C3%BCk%C3%BCml%C3%BCl%C3%BC%C4%9F%C3%BC%20getiren%20Kyoto%20protokol%C3%BC%2CTBMM%E2%80%99de%20%205%20%C5%9Fubatta%20%2C3%20ret%2C6%20%C3%A7ekimser%20oya%20kar%C5%9F%C4%B1n%20243%20oyla%20kabul%20edildi.%0D%0A%0D%0AB%C3%B6ylece%20protokol%C3%BC%20onaylayan%20%C3%BClke%20say%C4%B1s%C4%B1%20181oldu.%20%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://namaras.org/anasayfa/2009/12/22/dunyamiz-kirlenmeye-devam-ediyor/" rel="nofollow" title="Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin ">Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin </a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://namaras.org/anasayfa/2009/12/22/dunyamiz-kirlenmeye-devam-ediyor/feed" rel="nofollow" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=D%C3%9CNYAMIZ+K%C4%B0RLENMEYE+DEVAM+ED%C4%B0YOR&amp;link=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/22/dunyamiz-kirlenmeye-devam-ediyor/" rel="nofollow" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-blogger">
			<a href="http://www.blogger.com/blog_this.pyra?t&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/22/dunyamiz-kirlenmeye-devam-ediyor/&amp;n=D%C3%9CNYAMIZ+K%C4%B0RLENMEYE+DEVAM+ED%C4%B0YOR&amp;pli=1" rel="nofollow" title="Blog this on Blogger">Blog this on Blogger</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://namaras.org/anasayfa/2009/12/22/dunyamiz-kirlenmeye-devam-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ALARANIN GÖZLERİ &#8211; 7</title>
		<link>http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-7/</link>
		<comments>http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-7/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Dec 2009 19:22:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Çetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Trekking Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[7]]></category>
		<category><![CDATA[alara]]></category>
		<category><![CDATA[alaranın gozleri]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[çetin]]></category>
		<category><![CDATA[donus]]></category>
		<category><![CDATA[gozleri]]></category>
		<category><![CDATA[namaras]]></category>
		<category><![CDATA[org]]></category>
		<category><![CDATA[son]]></category>
		<category><![CDATA[trekking]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://namaras.org/anasayfa/?p=200</guid>
		<description><![CDATA[3 Temmuz
ALARA’DAN LARA’YA
 
Sabah kahvaltımızdan sonra 230 metre yüksekliğindeki dik ve zor Alara Kalesine tırmandık. Zirveden Alara Nehrinin muhteşem manzarasını ve büyüleyici turkuaz mevisini seyrettik. Bir tarafta da akdenizin sonsuz sahilleri uznıyor. Alara Nehrinin orman içinden nazlı bir türkmen kızı gibi süzülüşüne tanıklık ettik. Terlemiş ve yorulmuş olarak aşağı indiğimizde kendimizi Alaranın serin sularına bırakmak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>3 Temmuz</p>
<p><strong>ALARA’DAN LARA’YA</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Sabah kahvaltımızdan sonra 230 metre yüksekliğindeki dik ve zor Alara Kalesine tırmandık. Zirveden Alara Nehrinin muhteşem manzarasını ve büyüleyici turkuaz mevisini seyrettik. Bir tarafta da akdenizin sonsuz sahilleri uznıyor. Alara Nehrinin orman içinden nazlı bir türkmen kızı gibi süzülüşüne tanıklık ettik. Terlemiş ve yorulmuş olarak aşağı indiğimizde kendimizi Alaranın serin sularına bırakmak nasıl bir keyif olduğunu varın siz hayal edin. Bir de az ilerimizde ademin balık restoranında nehrin üzerine atılmış dubaların üstüne oturtulmuş şark köşeli verandada hahve çay içmenin keyfini de düşünün. Bu gezide güzellik bitmiyor. Ben yazmaktan yoruldum. Düşünün altınızdan nehir akıyor ve siz hemen üstüne hasır yastıklara yaslanarak türk kahvesi içiyorsunuz.</p>
<p>Bu fasıl da bittikten sonra Manavgattan Asuman-Mehmet kelebek çiftinin kıbrısta okuyan ve Manavgatta bir ahbaplarında misafir olan kızları Merveyi, Antalyadan da dedesinde misafir olan Cevatın çocukları Arda ve ve küçük oğlunu alarak  Lara plajına geldik. Çadır kuramazsınız diye bizi plaja almadılar. Ama Ali Çetin burada da maharetini göstererk gayri faal PTT  kampına girmekmiz için müdürden izin almayı başarınca kumsalın hemen bitişiğine yayıldık. Ben ve Yavuzun dışındaki arkadaşlar çadır kurdular. Sonra Alara’nın serin sularından Lara’nın ılık sularına kendimizi bıraktık. Bu da ayrı bir güzellikti. Akşam Gülseren hanımın kendi evinde yaptığı börek çörek ve çay ziyafetinden sonra bazı arkadaşlar yakın bölgelerdeki Beach Clup’lara aktılar.</p>
<p>Saat 24 gibi Yavuz 2 tane şezlongu getirerek altımıza koyup yıldızların altına uzandık. Yavuz en sadık müridim olarak hep benim yanımda oldu. Son kez yıldızların altında çadırsız uyuyalım dedik. Ama gece 2,5 da 2 plaj görevlisi başımıza dikilip kalkın ve şezlongu verin diyor. Sayımda eksik çıktı bizi işten atarlar diye şezlonglarımıza el koydular. Kardeşim sabah alsanız desiysek de söz dinletemedik. Neyse biz de fazla üstelemedik. Yere yatıp mışıl mışıl uyuduk.</p>
<blockquote><p>4 temmuz</p></blockquote>
<blockquote><p><strong>DÖNÜŞ</strong></p>
<p>Sabah 7.30 Hava limanı sonra  İstanbul.</p>
<p>Bir masalın sonu.</p>
<p>Her güzelliğin bir sonu oluyor.</p>
<p>Ama belleğimize asla unutulmayacak bir güzellik olarak kazınıp kalacak bu kesin.</p></blockquote>
<blockquote><p><strong>SON NOT:</strong></p>
<p>Hiçbir dağ etkinliğinde görmediğimiz derecede zengin bir menüyle neredeyse kilo alıp gelmemizi sağlayacak kadar leziz yemekler yapan Asuman, Gülseren ve Nilgün hanıma doğa güzelliğine bir de damak tadı güzelliği kattıkları için,</p>
<p>Haldun Aras’a mutluluğunu gözlerine, gözlerinden de gruba yansıtan bir pozitif enerji kattığı için,</p>
<p>Cevat’ın fiziki enerjisiyle gruba yüksek ferformans duygusu aşıladığı için,</p>
<p>Yavuza ve Mehmet’e her zaman ki gibi yine özverili katkıları için,</p>
<p>Sami’ye hem uyumu hem katılımcı tavrı hem de güzel sesiyle akşamlarımıza renk kattığı için,</p>
<p>Mesut Bilben’e işlevsel bıçağını grubun hizmetine sunduğu ve ilk kez bir geziyle ilgili tepkisini ortaya koyarak iyi ki katılmışım diye mail atacak kadar mutlu olduğunu bildirdiği için,</p>
<p>Ve tabi ki, bu olağanüstü doğa güzelliklerini bize yaşatan, çevreyi ve o çevredeki insanları iyi tanıdıkları için işlerimizi çok kolaylaştırıp konfor içinde bir aktivite yapmamızı sağlayan, rehber olmayı ilk günde bırakıp bizlerin dostu olacak kadar yakınlık gösteren, pozitif enerjileriyle hep hatırlayıp ilişkilerimizi sürdüreceğimiz Ali Çetin ve Mustafa İlhan’a ve ayrıca Kaptanımız Rafet beye çok çok teşekkür ediyoruz.</p></blockquote>
<p>15,7,2009</p>
<h2>Anka Gezi Grubu adına</h2>
<h2>Ali Göçer</h2>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-7/&amp;t=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+7" rel="nofollow" title="Bunu Facebook'da paylaşın">Bunu Facebook'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+7+-+http://namaras.org/anasayfa/namaras200+(via+@alicetinnamaras)" rel="nofollow" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-7/&amp;title=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+7" rel="nofollow" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-reddit">
			<a href="http://reddit.com/submit?url=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-7/&amp;title=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+7" rel="nofollow" title="Bunu Reddit'de paylaşın ">Bunu Reddit'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22ALARANIN%20G%C3%96ZLER%C4%B0%20-%207%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%223%20Temmuz%0D%0A%0D%0AALARA%E2%80%99DAN%20LARA%E2%80%99YA%0D%0A%0D%0A%20%0D%0A%0D%0ASabah%20kahvalt%C4%B1m%C4%B1zdan%20sonra%20230%20metre%20y%C3%BCksekli%C4%9Findeki%20dik%20ve%20zor%20Alara%20Kalesine%20t%C4%B1rmand%C4%B1k.%20Zirveden%20Alara%20Nehrinin%20muhte%C5%9Fem%20manzaras%C4%B1n%C4%B1%20ve%20b%C3%BCy%C3%BCleyici%20turkuaz%20mevisini%20seyrettik.%20Bir%20tarafta%20da%20akdenizin%20sonsuz%20sahilleri%20uzn%C4%B1yor.%20Alara%20Nehrinin%20orm%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-7/" rel="nofollow" title="Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin ">Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin </a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-7/feed" rel="nofollow" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+7&amp;link=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-7/" rel="nofollow" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-blogger">
			<a href="http://www.blogger.com/blog_this.pyra?t&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-7/&amp;n=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+7&amp;pli=1" rel="nofollow" title="Blog this on Blogger">Blog this on Blogger</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-7/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ALARANIN GÖZLERİ &#8211; 6</title>
		<link>http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-6/</link>
		<comments>http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-6/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Dec 2009 19:13:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Çetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Trekking Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[6]]></category>
		<category><![CDATA[alara]]></category>
		<category><![CDATA[alaranın g]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[anka]]></category>
		<category><![CDATA[çetin]]></category>
		<category><![CDATA[cetinj]]></category>
		<category><![CDATA[donus]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[gozleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://namaras.org/anasayfa/?p=196</guid>
		<description><![CDATA[2 Temmuz
ALARA’YA DÖNÜŞ
 
Sabah güneşi çadırımıza yaklaşırken başımızı Göksu’nun serin sularından kaldırıp yeni güne merhaba dedik. Yaşam ne kadar da güzel. Hemen yanıbaşımızda kayayı delip gelen Göksunun soğuk ve temiz suları, altımızda doğal bir minder gibi yemyeşil çayırlık, üstümüzde masmavi berrak bir gökyüzü ve saprarı bir güneşin pamuk gibi yumuşacık sıcaklığı. Midemiz sabah kahvaltısına hazır [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>2 Temmuz</p>
<p><strong>ALARA’YA DÖNÜŞ</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Sabah güneşi çadırımıza yaklaşırken başımızı Göksu’nun serin sularından kaldırıp yeni güne merhaba dedik. Yaşam ne kadar da güzel. Hemen yanıbaşımızda kayayı delip gelen Göksunun soğuk ve temiz suları, altımızda doğal bir minder gibi yemyeşil çayırlık, üstümüzde masmavi berrak bir gökyüzü ve saprarı bir güneşin pamuk gibi yumuşacık sıcaklığı. Midemiz sabah kahvaltısına hazır . Çayırlığa kurulmuş portatif masada akşamdan kalmış ve gece serinliğinde taş gib olmuş koyun yoğurdu sabah kahvaltısında nasıl olur demeyin. Bu atmosferde aslanlar gibi oluyor. Bir yörük çocuğu olarak bu tadı çok özlemişim. Sadece yoğurttan oluşan bir kahvaltı yaptım.</p>
<p>Yine yollar bizi bekliyordu.</p>
<p>Artık Alara’nın denize döküldüğü yere kadar gidecektik.</p>
<p>Eski kamp yerimize yaklaştığımızda buz gibi akan bir dağ çeşmesinin başında mola verdik.  Yemyeşil çayırlıkta son kez toplu bir resim alalım dedik. Burada Geyik dağı açı olarak en güzel yerinde duruyor. Resimden sonra toplandığımız çeşme başında dünden kalan yayık ayranımızı açtık. Nasıl bir ayran bu kadar farklı ve bu kadar lezzzetli olabiliyor. Bol kepçe birer bardak ayran içerek Geyik Dağı maceramızı tatlı bir lezzetle noktaladık. Yol boyunca küçücük göllerin yanına kurulmuş sevimli yaylalardan geçtik. Guruca geçidinde gelirken çay içip dalından kiraz yediğimiz yeyerde yeniden mola verdik. Çaylarımız kahvelerimizi içtik. Tam burada Osmanlıdan kalma bir han var. Oldukça ilginç ve büyük ağaçlarla desteklenmiş bir deve sığınağı. Malum zamanında burası kışın birkaç metre karın olduğu bir geçit.</p>
<p>Sonra yol boyunun en güzel dinlenme mekanlarından Kızılolukta asırlık çınarların altında karpuz peynir ekmekle öğle yemeğimizi yeyip Barçın Akdağın muhteşem manzarası eşliğinde saçlarımızdan akan son yayla rüzgarlarının serinliğini hissederek yaylalara veda ettik. Bir mola da Gündoğmuş kasabasında vererk ve orada sevdiklerimizi telefonla arayarak yaşadığımız masalsı günleri anlattık.</p>
<p>Gündoğmuştan sonra bir saat kadar sonra Alara Kalesi altında turkuaz renkli Alara nehri kıyısında kamp attık. Burası artık Akdeniz sıcaklığını taşısa da nehrin kıyısındaki küçük kumsaldan nehre girecek ve 2 gün boyunca serin sularda yıkanacaktık. Alaranın yukarısında doya doya yapamadığımzı işi buarada yapacak acısını çıkaracaktık.</p>
<p>Haldun Aras ve Nilgün buradan ayrılmak istedi. Hem Nilgünün anne babası Serikte yazlıkta idi onları görecekti hem de muhteşem yayladan sonra burası cazip gelmemişti. Gerçi başka bir güzellikti burası da.</p>
<p>Kampımızı kurduktan sonra doğal havuz biçimindeki nehrin bu bölümüne daldık. Hala debisi yüksek bir süre sürüklensek de karşıya rahatça geçebiliyorduk. Gülseren hanım da yarın yeniden buluşmak üzere bize veda edip Antalyaya evine döndü.</p>
<p>Asuman hanım akşam için parmaklarımızı yiyeceğimiz lezzette bir taze fasulye pişirerek bu akşamımızı da güzelleştirdi. Ne de olsa Gaziantepli. Antep ve Hatay mutfağının tüm inceliklerini biliyor.</p>
<p>Sonra kamp ateşimizin yanında közleme menüsü ile bu günü de belleğimize bir güzellik olarak kazıdık.</p>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-6/&amp;t=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+6" rel="nofollow" title="Bunu Facebook'da paylaşın">Bunu Facebook'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+6+-+http://namaras.org/anasayfa/namaras196+(via+@alicetinnamaras)" rel="nofollow" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-6/&amp;title=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+6" rel="nofollow" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-reddit">
			<a href="http://reddit.com/submit?url=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-6/&amp;title=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+6" rel="nofollow" title="Bunu Reddit'de paylaşın ">Bunu Reddit'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22ALARANIN%20G%C3%96ZLER%C4%B0%20-%206%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%222%20Temmuz%0D%0A%0D%0AALARA%E2%80%99YA%20D%C3%96N%C3%9C%C5%9E%0D%0A%0D%0A%20%0D%0A%0D%0ASabah%20g%C3%BCne%C5%9Fi%20%C3%A7ad%C4%B1r%C4%B1m%C4%B1za%20yakla%C5%9F%C4%B1rken%20ba%C5%9F%C4%B1m%C4%B1z%C4%B1%20G%C3%B6ksu%E2%80%99nun%20serin%20sular%C4%B1ndan%20kald%C4%B1r%C4%B1p%20yeni%20g%C3%BCne%20merhaba%20dedik.%20Ya%C5%9Fam%20ne%20kadar%20da%20g%C3%BCzel.%20Hemen%20yan%C4%B1ba%C5%9F%C4%B1m%C4%B1zda%20kayay%C4%B1%20delip%20gelen%20G%C3%B6ksunun%20so%C4%9Fuk%20ve%20temiz%20sular%C4%B1%2C%20alt%C4%B1m%C4%B1zda%20do%C4%9Fal%20bir%20minder%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-6/" rel="nofollow" title="Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin ">Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin </a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-6/feed" rel="nofollow" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+6&amp;link=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-6/" rel="nofollow" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-blogger">
			<a href="http://www.blogger.com/blog_this.pyra?t&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-6/&amp;n=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+6&amp;pli=1" rel="nofollow" title="Blog this on Blogger">Blog this on Blogger</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ALARANIN GÖZLERİ &#8211; 5</title>
		<link>http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-5/</link>
		<comments>http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-5/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Dec 2009 19:11:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Çetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Trekking Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[5]]></category>
		<category><![CDATA[alara]]></category>
		<category><![CDATA[alaranın]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[çetin]]></category>
		<category><![CDATA[göksu]]></category>
		<category><![CDATA[gozleri]]></category>
		<category><![CDATA[kürt]]></category>
		<category><![CDATA[namaras]]></category>
		<category><![CDATA[osman]]></category>
		<category><![CDATA[söbüçimen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://namaras.org/anasayfa/?p=194</guid>
		<description><![CDATA[1 Temmuz
GÖKSU’NUN GÖZLERİ
Kahvaltımızı yaptıktan sonra Söbüçimen, Toptaşı yaylalarından geçerek Kürt Osmanın koyun ağılına vardık. Koyun ağılı dediğime bakmayın adam ağa. Bir oğlu milletvekili bir oğlu belediye başkanı ve sürülerle koyunu var. Baktık Osman Ağanın mekanının önündeki çayırlıktan (s) çizerek avuç içi kadar bir dere akıp gidiyor. Ali Çetin işte Göksu bu dedi. Gerçekten dere bile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1 Temmuz</p>
<p><strong>GÖKSU’NUN GÖZLERİ</strong></p>
<p>Kahvaltımızı yaptıktan sonra Söbüçimen, Toptaşı yaylalarından geçerek Kürt Osmanın koyun ağılına vardık. Koyun ağılı dediğime bakmayın adam ağa. Bir oğlu milletvekili bir oğlu belediye başkanı ve sürülerle koyunu var. Baktık Osman Ağanın mekanının önündeki çayırlıktan (s) çizerek avuç içi kadar bir dere akıp gidiyor. Ali Çetin işte Göksu bu dedi. Gerçekten dere bile değil. Ama zarif ince, narin bir su. Biraz ilerde küçük bir gölet haline geliyor. Burada biriken ve batan su tepenin ardından bir kayadan çıkıyor dedi rehberimiz. Eh bu kadar geldik madem bir de çıktığı yeri görelim dedik. İyi ki de demişiz. Aracımızla oraya ulaştığımızda dağın altından kayaların içinden göksu yeniden çıkıyor, aşağı Hadime doğru küçük bir kanyon oluşturarak akıyordu. Buz gibi bir su. Çıplak ayakla ayaklarımız kesilerek girdik içine. Kana kana içtik.  Bizim ahali İstanbuldan kanyon sever. Kanlıçay, Sansarak, Serindere kanyonlarında hepisinin yürümüşlüğü vardır. Kanyonda birkaç saat yürüyelim dediler. Başladık Hadime doğru yürümeye. Aracımızı hemen suyun başındaki müthiş güzel el değmemiş bir çayırlıkta bıraktık.</p>
<p>Derenin iki yakasında renga renk çiçekler, dağ çayı, kekik, kuzu kulağı, ısırgan, gerdeme gibi harika bitkiler ve çiçekler var. Gördüğümüz her büğete dalarak bol bol yıkanarak ve tüm bu güzel otlardan toplayarak birkaç saatlik güzel bir yürüyüş yaptık. Dere aşağı indikçe yan kollarla giderek derinleşmeye ve büyümeye başladı Göksu. Alara blok halinde çıkan bir nehir. Oysa Göksu yan kollarla beslenerek büyüyen bir nehir. Öyle olması da doğaldı. Çünkü Göksu bu bölgenin en büyük nehirlerinden biri.Aracın yanına geldiğimizde herkes burada bir gece kamp atalım diyordu. Ben de aynı fikirdeydim. Rehberimiz Ali Çetine danıştık onda hayır yok ne diyorsak ona neden olmasın diyor. Geniş çayırlığa dağıldık, çadırlarımızı sere serpe kurduk. Bundan daha yumuşak döşek olabilir miydi. Bu keyifli kanyon yürüyüşünden onlarca doğal havuzda yıkanarak ve poşet poşet ot toplarak dönmüştük. Topladığımız otlardan ilk kez bugün dağcılara uygun doğal bir yemek yapacağız. Ali Çetin ve Gülseren Çetin ısırgan otlu bulgur pilavı ve ısırgan otu, kekik, yarpız, gerdeme, kuzu kulağı domates biberden oluşan muhteşem bir  de salata yaptı. Biz bunları hazırlarken kaptanımız ve rehberlerimizden Mustafa İlhan araçla gidip köy fırınından taze pide almıştı. Gelirken de Kürt Osmanın evine uğrayarak koyun yoğurdu ve yayık ayranı almışlar. Para teklif ettiğinde ana kadın kızıvermiş bizim rehbere. Oğlum ben bunlaradan para alsaydım sandık sandık param olurdu var git işine afiyet olsun demiş. Biz de geçmişine rahmet dedik.</p>
<p>Çayırlara yayılarak yemeğimizi yedikten sonra çayırlığı çevreleyen çanağın üstündeki tepelerde birkaç saatlik yürüyüş yaptık. Yine muhteşem manzaralara tanıklık ettik. Haldun Aras “ben burada bir ay kalabilirim” diyor. Bugün burası programımızda olmadığı için kütükleri yaylada bir köylüye vermiştik. Bu gece ilk kez kamp ateşi yakmadan oturacağız. Bulunduğumuz yer bir çanak olduğu için çok soğuk ta değil. Biraz serinleyince suyun kıyısından uzaklaşıp Türkler Yaylasına doğru aslında ılıman olan havada ve yıldızlkarın altında bir gece yürüyüşü yapıp sohbetin beline vurduk.</p>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-5/&amp;t=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+5" rel="nofollow" title="Bunu Facebook'da paylaşın">Bunu Facebook'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+5+-+http://namaras.org/anasayfa/namaras194+(via+@alicetinnamaras)" rel="nofollow" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-5/&amp;title=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+5" rel="nofollow" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-reddit">
			<a href="http://reddit.com/submit?url=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-5/&amp;title=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+5" rel="nofollow" title="Bunu Reddit'de paylaşın ">Bunu Reddit'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22ALARANIN%20G%C3%96ZLER%C4%B0%20-%205%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%221%20Temmuz%0D%0A%0D%0AG%C3%96KSU%E2%80%99NUN%20G%C3%96ZLER%C4%B0%0D%0A%0D%0AKahvalt%C4%B1m%C4%B1z%C4%B1%20yapt%C4%B1ktan%20sonra%20S%C3%B6b%C3%BC%C3%A7imen%2C%20Topta%C5%9F%C4%B1%20yaylalar%C4%B1ndan%20ge%C3%A7erek%20K%C3%BCrt%20Osman%C4%B1n%20koyun%20a%C4%9F%C4%B1l%C4%B1na%20vard%C4%B1k.%20Koyun%20a%C4%9F%C4%B1l%C4%B1%20dedi%C4%9Fime%20bakmay%C4%B1n%20adam%20a%C4%9Fa.%20Bir%20o%C4%9Flu%20milletvekili%20bir%20o%C4%9Flu%20belediye%20ba%C5%9Fkan%C4%B1%20ve%20s%C3%BCr%C3%BClerle%20koyunu%20var.%20Bakt%C4%B1k%20Osman%20A%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-5/" rel="nofollow" title="Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin ">Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin </a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-5/feed" rel="nofollow" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+5&amp;link=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-5/" rel="nofollow" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-blogger">
			<a href="http://www.blogger.com/blog_this.pyra?t&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-5/&amp;n=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+5&amp;pli=1" rel="nofollow" title="Blog this on Blogger">Blog this on Blogger</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-5/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ALARANIN GÖZLERİ &#8211; 4</title>
		<link>http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-4/</link>
		<comments>http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-4/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Dec 2009 19:09:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Çetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Trekking Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[4]]></category>
		<category><![CDATA[alara]]></category>
		<category><![CDATA[alaranın gozleri]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[anka]]></category>
		<category><![CDATA[çetin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[gocer]]></category>
		<category><![CDATA[grubu]]></category>
		<category><![CDATA[gurubu]]></category>
		<category><![CDATA[namaras]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://namaras.org/anasayfa/?p=191</guid>
		<description><![CDATA[30 haziran
ZİRVE GÜNÜ
Saat 05 e yaklaşırken saatimizin çalmasına gerek kalmadan uykumuzu almış ve dinlenmiş olarak uyanıverdik. Kahvaltımızı yaparak yola koyulduk. Güneşin yumuşak sarılığı karşı dağların kayalarına vurmaya başlamıştı.
Kar sularının aktığı yemyeşil dere kenarlarında zarif Toros laleleri ile ilk kez karşılaştık. Eriyen kar yataklarında kırmızı , sarı, mor çeşit çeşit çiçekler önümüzü kesiyordu. Ahmet Yılmaz ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>30 haziran</p>
<p><strong>ZİRVE GÜNÜ</strong></p>
<p>Saat 05 e yaklaşırken saatimizin çalmasına gerek kalmadan uykumuzu almış ve dinlenmiş olarak uyanıverdik. Kahvaltımızı yaparak yola koyulduk. Güneşin yumuşak sarılığı karşı dağların kayalarına vurmaya başlamıştı.</p>
<p>Kar sularının aktığı yemyeşil dere kenarlarında zarif Toros laleleri ile ilk kez karşılaştık. Eriyen kar yataklarında kırmızı , sarı, mor çeşit çeşit çiçekler önümüzü kesiyordu. Ahmet Yılmaz ne zaman baksam bir çiçeğin altına yatmış en güzel açıdan fotoğraflamaya çalışıyor. Yavuz almış başını bir tepenin yamacından gidiyor. Haldun Aras, Mehmet, Sami ve Mesut Bilben de onlara uyunca biz rehberler ve hanımlarla kalakaldık. Biz rehberimizin gösterdiği yoldan sapmadan uysal yürüyüşçüler olarak dağın dik yamacının altına kadar geldiğimizde bizim haşarı taife da toplanmaya başladı. Kar yamaçlarından mümkün olduğunca yan geçişlerle kara parçaları üzerinden 2 saat kadar yürüdükten sonra Geyik Dağı çıkışının en riskli ve dik yamacına gelmiştik. Aslında çok yaklaştığımız halde zirvenin altındaki kar çanağını dolaşarak çıkmak zorundaydık.  Bu da yolumuzu en az 2 saat uzatacaktı. Haldun Aras ve Gülseren Çetin biz burada kalacağız dediler. Aslında dağın yamacındaki kar blokları ve dağın sessizliğinin öyle görkemli bir sessiliği ve çekiciliği vardı ki ben de kalmak isterdim. Burası da ayrı bir güzellikti.</p>
<p>Dik çıkıştan taş düşme riskine karşı oldukça dikkatli ve yardımlaşarak yaklaşık bir saatte sırta çıktık. Bundan sonrasında sırt rotasından devam edecektik. Zirve görünmesine karşın her tepeyi aştıkça önümüzde bir iniş çıkış daha çıkıyordu. Elimizi uzatsak ulaşacakmışız gibi duran zirveye 2 satte çıktık. 11.30 gibi zirvedeydik. Ben, Mehmet ve Yavuz daha önce daha yüksek dağlara çıkmıştık. Ahmet Yılmaz,Mesut Bilben, Sami Cankaya, Nilgün Gün, Asuman Kelebek ve Cevat Gültay ilk kez bu kadar yüksekliğe çıkıyorlardı. Özellikle onları kutladık.Geyik dağı zirvesinden Eğri Gölle birlikte irili ufaklı göller ve ardında salkım salkım dağları izlemek doyumsuz tatdlar bıraktı belleğimizde.</p>
<p>Bazı arkadaşlar en az 4 çadır sığacak kadar ve çevresi duvarla örülmüş dümdüz bir alan haline getirilmiş zirveye postu serip bir süre bir güzel kestirdiler. Yerel halk buraya Giği Sultan tepesi diyor ve dua etmek için çıkıyorlarmış. Buraya çıkan çocuksuz evli çiftler “Giği Sultan geldim ocağına bir çocuk ver kucağıma” diye dua ederlermiş. Yerel inanışa göre Giği Sultan bir azize, bir ermiş.</p>
<p>Rivayet odur ki: Hadimli Bayram Ali Hoca kızını istemediği birisiyle evlendirmek istemiş. Giği Sultan bir sabah yatağında bulunamamış ve günlerce kendisinden haber alınamamış Günler sonra bir çoban Giği Sultanın eşarbını Geyik Dğının tepesinde bulduktan sonra burası kutsal kabul edilip dua için hep buraya çıkılır olmuş. Uygun mevsimde bir çok yerli halkın da çıktığı zirve bizim çıktığımız mevsim itibariyle Kaçkar kıvamında ve zorluğunda bir çıkış gerektiriyor.</p>
<p>Aynı yoldan dönüşe geçtik. Dik kayalıkları indikten sonra kimseyi tutamadık. Mehmet ve Cevat kardan kaymak için kendilerince bir yöntem bulup kaymaya başladılar. Baton yerine kullandıkları uzun değneklerini altlarına alarak kayıyorlardı. Bir ara Cevat’ın hızlandığını gördük. Kendini karların üzerine atarak durdu. Bu arada gözlük bir tarafa çanta bir tarafa gittiğini de söylemek lazım. Ama herkes birer çocuk olmuştu sanki, kayıyor, yuvarlanıyor ve ağızlarıyla düt düt sesleri çıkarıyorlardı. Karlı bölgeyi de geçtikten sonra herkes bildiği yoldan  ya da bir çiçeğe takılarak, bir kelebeğin peşine düşerek ayrı ayrı kamp alanına doğru dağınık biçimde yürüdüler. Hele Cevat Gültay arkadaşımızdaki enerjiye hayran kaldım. Adam bir dakika yerinde durmuyor. Resmini çekmek için bile çoğu kez yakalayamadığımı sonradan farkettim. Ali Çetin’le çayırlıklardan ilerleyerek 11 saat sonra kamp alanına ulaştık. Aslında yorulmuştuk. Çadıra girip yarım saat kadar kestirdim. Akşam üzeri yine herkes kamp ateşi etrafında toplandı. Ne de olsa kuru fasulyeyi kimse kaçırmak istemiyordu. Zirve gününün ödülü odun ateşinde ezile ezile pişmiş etli kuru fasulye tam da kıvamında olmuştu. Herkese de bol bol yetti. Açıkçası kavurmaya tercih edilecek bir lezzette idi. Ama bize düşen 2 si de çok güzeldi demek.</p>
<p>Artık programı günlük yapar olduk. O kadar çok altarnatif var ki, Alara’nın 2. gününde terkettik programlı olmayı. O gün canımız ne isterse ona karar veriyoruz. Kamp ateşi sohbetlerinin birinde Ali Çetin Göksu’nun kaynağına çok yakın olduğumuzdan ve içinde bulunduğumuz havzanın Göksuyu besleyen bir su havzası olduğundan sözetmişti. Aslında Alara’nın Gözleri projemiz içinde Göksu hiç gündemde yoktu. Ama madem bu kadar yakınına gelmiştik bir de onu görelim dedik. Geçen yıl Sarıgeçili Göçünde Göksu’nun ortalarını görmüş ve o muhteşem Göksu şelalaesinde yıkanmıştım. Bu kez de kaynağını görmek ilginç olabilirdi. Ama Ali Çetin Göksu Nehri yerine küçük bir dere göreceksiniz Göksu hayali gözünüzde küçülebilir dedi. Olsun hepsnin ayrı güzelliği vardı.</p>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-4/&amp;t=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+4" rel="nofollow" title="Bunu Facebook'da paylaşın">Bunu Facebook'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+4+-+http://namaras.org/anasayfa/namaras191+(via+@alicetinnamaras)" rel="nofollow" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-4/&amp;title=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+4" rel="nofollow" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-reddit">
			<a href="http://reddit.com/submit?url=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-4/&amp;title=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+4" rel="nofollow" title="Bunu Reddit'de paylaşın ">Bunu Reddit'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22ALARANIN%20G%C3%96ZLER%C4%B0%20-%204%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%2230%20haziran%0D%0A%0D%0AZ%C4%B0RVE%20G%C3%9CN%C3%9C%0D%0A%0D%0ASaat%2005%20e%20yakla%C5%9F%C4%B1rken%20saatimizin%20%C3%A7almas%C4%B1na%20gerek%20kalmadan%20uykumuzu%20alm%C4%B1%C5%9F%20ve%20dinlenmi%C5%9F%20olarak%20uyan%C4%B1verdik.%20Kahvalt%C4%B1m%C4%B1z%C4%B1%20yaparak%20yola%20koyulduk.%20G%C3%BCne%C5%9Fin%20yumu%C5%9Fak%20sar%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20kar%C5%9F%C4%B1%20da%C4%9Flar%C4%B1n%20kayalar%C4%B1na%20vurmaya%20ba%C5%9Flam%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1.%0D%0A%0D%0AKar%20sular%C4%B1n%C4%B1n%20akt%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-4/" rel="nofollow" title="Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin ">Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin </a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-4/feed" rel="nofollow" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+4&amp;link=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-4/" rel="nofollow" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-blogger">
			<a href="http://www.blogger.com/blog_this.pyra?t&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-4/&amp;n=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+4&amp;pli=1" rel="nofollow" title="Blog this on Blogger">Blog this on Blogger</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-4/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ALARANIN GÖZLERİ &#8211; 3</title>
		<link>http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-3/</link>
		<comments>http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-3/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Dec 2009 18:59:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Çetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Trekking Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[3]]></category>
		<category><![CDATA[alara]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[ali çetin]]></category>
		<category><![CDATA[anka]]></category>
		<category><![CDATA[çetin]]></category>
		<category><![CDATA[facebook]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[gocer]]></category>
		<category><![CDATA[gozleri]]></category>
		<category><![CDATA[grubu]]></category>
		<category><![CDATA[gurubu]]></category>
		<category><![CDATA[namaras]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://namaras.org/anasayfa/?p=188</guid>
		<description><![CDATA[29 haziran
GEYİK DAĞI’NA DOĞRU
Dağda az uyku şehirdeki çok uykudan evladır dercesine sabah erkenden herkes ayağa kalkıyor. Hiç bir gün kurduğum saatin uyandırmasına gerek kalmadan hep saat çalmadan uyandım. Erkenden yine kalkıp kahvaltımızı yaptık. Nehir faslı bitmiş dağ faslı başlamıştı. Kamp alanımızdan 6 tane kütüğü araca koyduk. Çünkü gideceğimiz yaylalar 2000 metre civarında yüksekliği olan yerler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>29 haziran</p>
<p><strong>GEYİK DAĞI’NA DOĞRU</strong></p>
<p>Dağda az uyku şehirdeki çok uykudan evladır dercesine sabah erkenden herkes ayağa kalkıyor. Hiç bir gün kurduğum saatin uyandırmasına gerek kalmadan hep saat çalmadan uyandım. Erkenden yine kalkıp kahvaltımızı yaptık. Nehir faslı bitmiş dağ faslı başlamıştı. Kamp alanımızdan 6 tane kütüğü araca koyduk. Çünkü gideceğimiz yaylalar 2000 metre civarında yüksekliği olan yerler ve orman alanından yukarıda. O yüzden oralarda odun bulma şansımız yoktu. Giderken ormandan çıkmadan biraz da ince tutuşturma odunu topladık.Artık yörüklerin göç yollarından ve dağlarda yol kenarlarındaki yörük mezarlarının yanlarından geçiyorduk. Birkaç kez ulu çınarların altında çay molası verdik. Zaman zaman yolumuz tarihi kervan yollarıyla kesişiyordu. Çünkü gittiğimiz yer Osmanlıdan da önce kervan yolu olarak kullanılan ve bazı yerlerde mermer döşeli bölümleri hala bozulmamış yerlere rasladık. Zaten Alara han, Alara Kalesi, Ali Köprüsü, Kemer köprü yol güzergahımızda. Gelisanrda da mola verip çay içtik ve Osmanlıdan kalma şirin bir kervan konaklama yapısıyla karşılaştık. Tam bir kervansaray niteliğinde olmasa da develerin dinleneceği özellikli bir handı. Artık buralarda ağaç kalmamış çıplak dağlar ardarda uzanıp gidiyordu. Goruca boğazına çıkarken sağ yanımızda bulunan mezarlığın öyküsünü Ali Çetin’den dinledik. Kırkkızlar mezarlığı. Kırk tane genç kız hocada okumaktan dönerken tipiye yakalanıp burada ölmüş. Eskiden yörüklerde eğitim imkanı olmadığından zaman zaman dağlarda bir hocayla anlaşırlardı. Ve çocuklarını o hocaya göndererek kuran okumasını, namaz kılmasını ve ufak tefek dini bilgiler öğrenirlerdi. İşte burada soğuktan donarak ölen kırkkızlar böyle bir gruptu. Öldükleri yerde defnederek çevresini bir duvarla çevirmişler. Kırk tane kızın aynı yörede hocaya gittiğini düşününce zamanında bu dağların her koyağında bir yörük obasının yayladığını düşünmek hiç de zor değil. Şimdilerde artık o boğazı çanlı mayalar ve  kadife etekli genç kızların çektiği göç katarları yok. Pınar gözlü, elma yanaklı yörük kızları yok. Yavuklusuna kavuşmak için tuz verdiği koyun sürüsünü kavalının nağmeleriyle su içirmeden dereden geçiren, kavalının içine nefesini değil sevdasını, ruhunu üfleyen yiğit yörük çobanları da yok. Şimdi o masaldan arta kalmış yörük obaları  bu yaylaları mesken tutmuşlar ev yapmışlar, motorize olmuşlar ve kara çadırlarını atarak develerini satarak modern dünyanın koşullarına geçmişler. Böylece 3000 yıllık çadırlı hayat ve onunla birlikte o masalsı yaşantı ve kültür de tarih olup gitmiş.</p>
<p>Çınar altlarında çeşme başlarında uzun uzun molalar vererek ikindiye doğru Geyik dağı eteklerine ulaştık. Çok güzel göl kenarlarına yerleşmiş yörük yaylalrından geçerek Eğri Göl’e ulaştığımızda değişen hava, değişen atmosfer ve nefesimizin direk gökyüzüne açıldığı olağanüstü bir sayfayı açmıştık hayatımıza. Gölün kıyısında hafif içeri kıvrılan bir koyakta çeşmenin başına kampımızı attık. Ama ne kamp. Ahşaptan kenarları açık 2 katlı bir kulübemiz var. Üstünde 4 tarafı sedir olan kulübede oturduk ve göle nazır kahve içiyoruz. Yanımızda çeşme. Az ilerimizde güneş enerjisiyle ısınan ve deposunda sıcak suyu ile modern bir alan. Ve kapalı bir tuvalet. Beş yıldızlı bir kamp. Aslında burası yaz aylarında buraya çıkıp bir ay boyunca bedava hekimlik yapan ve çevre köyleden hastalara bakan Hadimli Doktor Kemal beyin yeri imiş. Tesisi de o yapmış, bize de bir güzel kullanmak düştü.Rehberimiz Ali Çetin’in de dostu. Gideceğimiz gün geldi ve Doktorla da tanışmış olduk. Böylesi  aslında dağcılara yakışmayan ama konforunu da inkara edemeyeceğimiz 5 yıldızlı kamp alanına yerleştikten sonra arkadaşların keçi keçi diye mırıldandıklarını duydum. Ne yazık ki, etkinlik ilanına keçi kavurması yedireceğiz deme gafletinde bulunmuşum. Sürekli hatırlatıp duruyorlar. Baktık olmayacak, Ali Çetin’le çıkıp Gölün karşı yamacındaki Kızılağaç Yaylası’na vardık. Köy fırınından sıcak pidelerimizi aldık ama keçi konusunda pek başarılı olamadık. Birkaç kişiye söylediysek de keçiler otlamaya çıktı filan dediler. Ama Ali Çetin maharetini göstererek son adamımız İdris’ten işi bağladı. İdris bize keçiyi keserek tam ortasından bölüp yarım keçiyi poşetlere doldurarak bir saat içinde teslim etti.</p>
<p>Kampa getirerek bayan arkadaşların maharetli ellerine bırakarak gezintiye çıktık. Kampın arkasında 2350 metre yükseklikteki isimsiz bir tepeye tırmanarak oraya Ali Tepesi adını verdik. Aşağı yukarı Uludağ zirvesine yakın bir yüksekliğe adımı vermiş olmaktan koltuğum kabarak zirvesinden Eğri Göl ve Geyik Dağının resimlerini çektik. Aşağıda akşamın son kızıllığı gölün üstüne çökerken kampa doğru yöneldik. Yaklaşık 2,5 saat sonra kampa yaklaştığımızda kavurmanın mis gibi kokusu geliyordu burnumuza. Güneşin batma anında keskin bir ısı çizgisi yaşadık. Güneş batar batmaz  hava birden sertleşiverdi. Ateşin alevlerini harlandırıp onunla daha samimi olma zamanıydı. Neyse ki odunumuz gayet bol.Ve bu arada kavurma servisi başladı. Sizi gidi kavurmacılar yeyin de sesiniz kesilsin bakalım. 2-3 saatlik bir akşam yürüyüşünden sonra tam da kıvamında bir zamanlamayla saldırıya geçtik kavurmaya.Karnımızı bir güzel doyurup ahalinin keçi hayalinin de önüne geçtikten sonra yarın akşamın menüsünü de belirledik. Keçiden kalan kemikli etle odun ateşinde kuru fasulye. Ne de olsa gezi programında bunun da sözünü vermiştim millete. Bundan sonra sözler verirsem iki olsun. Kardeşim dağda ne bulursak onu yiyeceğiz diyeceğim. Fasulyemizi de ısladıktan sonra kamp ateşi çevresinde közleme menüsüne geçtik. Genelde közleme menümüz patates, soğan ve sarmısak oluyordu. Şarkılar türküler sohbetler eşliğinde çıtırdayan kamp ateşimize gecenin sessiliği, uzaktan zaman zaman havlayan köpek sesleri ve rüzgarın sesi eşlik ediyordu. Sabah saat 06 gibi Geyik Dağı çıkışımızı başlatmaya karar verdiğimizde saat 24 gibi olmuştu. Çoğu arkadaş uykuya çekildiğinde Yavuz Sami ve ben şöyle karanlığa dalıp yaylada daha da üstümüze yaklaşmış yıldız tarlasına el uzattık. Saçlarımıza yıldız yağdı. Sabah kalktığımızda üstümüz başımız yıldız doluydu.İnsan baktıkça uzayın büyüleyici derinliğnde sonsuz bir yolculuğa çıkmış gibi ürperiyordu.</p>
<p>Yarın yorucu bir gün olacak.</p>
<p>Yıldız desenli yorganımızı üstümüze çekip kendimizi uykunun sıcak kollarına bıraktık.</p>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-3/&amp;t=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+3" rel="nofollow" title="Bunu Facebook'da paylaşın">Bunu Facebook'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+3+-+http://namaras.org/anasayfa/namaras188+(via+@alicetinnamaras)" rel="nofollow" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-3/&amp;title=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+3" rel="nofollow" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-reddit">
			<a href="http://reddit.com/submit?url=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-3/&amp;title=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+3" rel="nofollow" title="Bunu Reddit'de paylaşın ">Bunu Reddit'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22ALARANIN%20G%C3%96ZLER%C4%B0%20-%203%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%2229%20haziran%0D%0A%0D%0AGEY%C4%B0K%20DA%C4%9EI%E2%80%99NA%20DO%C4%9ERU%0D%0A%0D%0ADa%C4%9Fda%20az%20uyku%20%C5%9Fehirdeki%20%C3%A7ok%20uykudan%20evlad%C4%B1r%20dercesine%20sabah%20erkenden%20herkes%20aya%C4%9Fa%20kalk%C4%B1yor.%20Hi%C3%A7%20bir%20g%C3%BCn%20kurdu%C4%9Fum%20saatin%20uyand%C4%B1rmas%C4%B1na%20gerek%20kalmadan%20hep%20saat%20%C3%A7almadan%20uyand%C4%B1m.%20Erkenden%20yine%20kalk%C4%B1p%20kahvalt%C4%B1m%C4%B1z%C4%B1%20yapt%C4%B1k.%20Nehir%20fasl%C4%B1%20bitmi%C5%9F%20d%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-3/" rel="nofollow" title="Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin ">Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin </a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-3/feed" rel="nofollow" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+3&amp;link=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-3/" rel="nofollow" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-blogger">
			<a href="http://www.blogger.com/blog_this.pyra?t&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-3/&amp;n=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+3&amp;pli=1" rel="nofollow" title="Blog this on Blogger">Blog this on Blogger</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-3/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ALARANIN GÖZLERİ &#8211; 2</title>
		<link>http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-2/</link>
		<comments>http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Dec 2009 18:57:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Çetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Trekking Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[2]]></category>
		<category><![CDATA[alara]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[anka]]></category>
		<category><![CDATA[çetin]]></category>
		<category><![CDATA[facebook]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[gocer]]></category>
		<category><![CDATA[gozunden]]></category>
		<category><![CDATA[grubu]]></category>
		<category><![CDATA[gurubu]]></category>
		<category><![CDATA[içmek]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://namaras.org/anasayfa/?p=185</guid>
		<description><![CDATA[28 haziran
ALARA’NIN GÖZÜ’NDEN SU İÇMEK
Güneşin altın ışıkları ve Alara’nın turkuaz mavisine gözlerimizi açtığımızda Mustafa İlhan ateşi yakmış çaylarımızı hazır etmişti. Sıkı bir kahvaltı yaptıktan sonra çadırlarımızı toplayıp aracımıza koyduk. Biraz aşağı yürüyüp ilk hedefimiz olan ve gezimize adını veren Alara’nın Gözlerine bakmaya gidecektik. Aslında şelalenin düştüğü yerden uzaklaşıp şelalenin sıfır noktasına çıkacaktık. Benim hayal ettiğim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>28 haziran</p>
<p><strong>ALARA’NIN GÖZÜ’NDEN SU İÇMEK</strong></p>
<p>Güneşin altın ışıkları ve Alara’nın turkuaz mavisine gözlerimizi açtığımızda Mustafa İlhan ateşi yakmış çaylarımızı hazır etmişti. Sıkı bir kahvaltı yaptıktan sonra çadırlarımızı toplayıp aracımıza koyduk. Biraz aşağı yürüyüp ilk hedefimiz olan ve gezimize adını veren Alara’nın Gözlerine bakmaya gidecektik. Aslında şelalenin düştüğü yerden uzaklaşıp şelalenin sıfır noktasına çıkacaktık. Benim hayal ettiğim durumlardan biri de şelalenin altında yüzmekti. Ama bunun mümkün olmayacağını şelaleye yaklaşınca anladım. Debisi o kadar yüksekti ki hem suyun sert akışından dolayı hem de suyun soğukluğundan dolayı bu mümkün olmadı. Bir de su sürükleyerek bizi alıp götürebilirdi.Toparlandıktan sonra nehir boyu yarım saat kadar yürüyerek nehrin karşısına geçip yamaçtan yanlamasına Alara’nın Gözüğne çıktık. Biraz riskli bir yan geçiş olsa da hep birlikte birbirimize yardım ederek ulaştık. Bir kayanın altında mağara ve önünde bir gölet var. Buraya yeşil göl diyorlar. Göl sanki olduğu gibi blok halinde aşağı uçuyor ve Uçan Şelale ya da Cündere Şelalasi’ni oluşturuyor.</p>
<p>Yeşille turkuaz renginin karışımındaki su öylesine leziz ki elimdeki yarım litre termosu 5 kez doldurarak içtim yine de doyamadım. Hiç bir şişkinlik yapmıyor, buz gibi.Bol bol resim aldıktan sonra geldiğimiz yoldan geri dönerek bir de şelaleyi yandan görüp köprü başına indik. Nehrin üzerine uzanmış verandada çay içtik. Artık gezimizin 2. gün etkinliğine geçebilirdik. Bir süre araçla gittikten sonra nehir boyundan yürüyerek Bayır Şelalesine inecektik.</p>
<p>Yolda giderken Ali Çetin’in bir sürprizi ile karşılaştık. Aracı durdurdu. İndik ve yanımızda yol kenarında üç tane kırmızı dut. Hemen daldık dutlara.<em>Abartısız söylüyorum hayatımda yediğim en lezzetli kara dutu yiyorduk.</em> Ellerimizin giysilerimizin akan dut suyundan kıp kırmızı olmasına aldırmadan yiyorduk. Mehmet kelebek ve Ahmet Yılmaz daha da ileri giderek ağacın başına tırmandılar ve avuç avuç yediler. Doyacak kadar yedikten sonra aracı gönderip nehir kıyısına indik. Kimi zaman nehire ayaklarımızı dokundurarak yürüyoruz ama içine girmeye cesaret edemedik. Ali Çetin kamp yerinde suya gireceğiz diyordu. 2 saat kadar yürüdükten sonra şeşalemize ulaştık. Alara şelalesi gibi olmasa da altında yıkanmamıza izin verecek kadar narin ama oldukça serin sulu bir şelale: Bayır Şelalesi.</p>
<p>Tam karşısına çadırlarımızı kurduk. 2. kampımız da bir şelale karşısı oldu. Çadırlarımızı kurduktan sonra hep hayal ettiğimiz Alara Nehrinde yıkanma isteğimizi gerçekleştirmek için uygun bir yer bulduk. Fakat öyle algın akıyor ki girmeye cesaret ister. İp atmaya karar verdik. İpi nehrin bu yakasına bir ağaca bağladım. Karşıda bir ağaca bağlamak için bir kahraman gerekiyordu. O kahramanı da bulduk. Suyu sevmeyen aslında yüzmeyi de pek iyi bilmeyen Yavuz Koçan ipi ele geçirerek karşıya geçmeyi başardı. İpi tam su yüzeyine paralel olarak gerdik. Yukardan suya atlayan arkadaşımız doğal olarak su tarafından sürüklenerek geliyor ipten tutunarak ayağa kalkıp kenara çıkıyordu. Eğlenceli bir oyun gibiydi. İp bir güvenlik şeridiydi. İpi kaçıranın işini düşünemiyorum doğal olarak. 70 km aşağıda Akdenizden toplayabilirdik. Yukarıda bir kayadan atlamaya başladık. Sürüklenen arkadaşımız ipten tutunarak aşağı geçmeden dışarı çıkıyordu. Bir ara Nilgün Gün arkadaşımızın suyun akıntısında geldiğini gördüm. İpten tuttu ama su o kadar güçlü ki insanın elini ipten çekip alabilir. Açıkçası biraz erkek gücü gerekiyor. Narin bayan arkadaşlar suyun gücüne direnemeyebilirdi. Nitekim Nilgün’ün gözlerinin endişe ile iri iri açıldığını gördüm. Elleri ipte geriliydi. Birden durumun vahametini kavradım. Allahtan ona çok uzak değildim.Birden süratla yaklaşarak Nilgün’ün kolundan yapıştım. Çünkü Nilgün suyun gücüyle gövdesi suya paralel olarak duruyor ve su elini ipten koparmaya çalışıyordu. Hemen kolundan yakalayarak ayağa kalkmasını sağladım ve dışarı çıkardık. Bu ciddi bir tehlike idi ama çok şükür ki olumsuz bir durum olmadan işi tatlıya bağlamıştık. Hep birlikte nehirden çıktık ve nehir biraz gözümüzde itici hale geldi. Çünkü bizim kafamızda kurduğumuz program bir kanyonda yürür gibi nehrin içinden saatlerce yürümek büğetlerde yüzmek karşıya geçmek filan idi. Oysa bırak yüzmeyi karşıya geçmek bile mümkün değildi. Biz biraz da istanbul civarında Serindenre, Kanlıçay Sansarak kanyonları gibi düşünmüştük.</p>
<p>Yanımızda akıp giden görselliği temizliği çoşkun akışı ve inanılmaz turkuaz rengi ile içine giremediğimiz dokunamadığımız bir doğa harikası Alara düşündüğümüz Alara değildi. Güzellik yanımızda ama ona dokunamıyorduk. Nehir maceramızı burada kesip Geyikdağı çıkışımızı erkene almaya karar verdik. Nasılsa Alara Kalesi ve Alara Hana gezinin sonuna doğru inecektik. Orada daha durgunlaşacağı için nehire girer bol bol yüzerdik. Belki Geyikdağı çok iyi geçer de programın ağırlığını oraya kaydırabilirdik. Onun için yarın sabah aşağıya yeniden yürümekten vazgeçerek direk Geyikdağı’na gitmeye karar verdik.</p>
<p>Nehir dönüşü akşam için odun toplayarak ateşimizi yaktık. Bir taraftan da Yavuz, Ahmet Yılmaz ve Mehmet balık hazırlığına başlamışlardı. Bu gün ikişer tane alabalık aldım.Gariban millet doya doya yesin dedim. Alara suyunun alabalığı oldukça lezzetli. Hanımlar da şelalenin altında bol su ile herşeyi tertemiz yıkayarak salataları yaptılar. Hava düne göre daha ılıman. Akşam yemeğimizi de bir güzel yedikten sonra gelsin çaylar, közde soğan ve közde patatesler faslı türkü faslına eşlik etti. Bu gün düne göre biraz daha erken yattık. Gerçi Yavuz ve ben yine gecenin yıldız topluluklarıyla ufak muhabbetlerimiz oldu ama 01 gibi biz de yatağa girdik.</p>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-2/&amp;t=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+2" rel="nofollow" title="Bunu Facebook'da paylaşın">Bunu Facebook'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+2+-+http://namaras.org/anasayfa/namaras185+(via+@alicetinnamaras)" rel="nofollow" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-2/&amp;title=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+2" rel="nofollow" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-reddit">
			<a href="http://reddit.com/submit?url=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-2/&amp;title=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+2" rel="nofollow" title="Bunu Reddit'de paylaşın ">Bunu Reddit'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22ALARANIN%20G%C3%96ZLER%C4%B0%20-%202%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%2228%20haziran%0D%0A%0D%0AALARA%E2%80%99NIN%20G%C3%96Z%C3%9C%E2%80%99NDEN%20SU%20%C4%B0%C3%87MEK%0D%0A%0D%0AG%C3%BCne%C5%9Fin%20alt%C4%B1n%20%C4%B1%C5%9F%C4%B1klar%C4%B1%20ve%20Alara%E2%80%99n%C4%B1n%20turkuaz%20mavisine%20g%C3%B6zlerimizi%20a%C3%A7t%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%C4%B1zda%20Mustafa%20%C4%B0lhan%20ate%C5%9Fi%20yakm%C4%B1%C5%9F%20%C3%A7aylar%C4%B1m%C4%B1z%C4%B1%20haz%C4%B1r%20etmi%C5%9Fti.%20S%C4%B1k%C4%B1%20bir%20kahvalt%C4%B1%20yapt%C4%B1ktan%20sonra%20%C3%A7ad%C4%B1rlar%C4%B1m%C4%B1z%C4%B1%20toplay%C4%B1p%20arac%C4%B1m%C4%B1za%20koyduk.%20Bi%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-2/" rel="nofollow" title="Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin ">Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin </a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-2/feed" rel="nofollow" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+2&amp;link=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-2/" rel="nofollow" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-blogger">
			<a href="http://www.blogger.com/blog_this.pyra?t&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-2/&amp;n=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+2&amp;pli=1" rel="nofollow" title="Blog this on Blogger">Blog this on Blogger</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ALARANIN GÖZLERİ -1</title>
		<link>http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-1/</link>
		<comments>http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-1/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Dec 2009 18:54:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Çetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Trekking Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[1]]></category>
		<category><![CDATA[alaranın]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[anka]]></category>
		<category><![CDATA[çetin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[gozleri]]></category>
		<category><![CDATA[grubu]]></category>
		<category><![CDATA[gurubu]]></category>
		<category><![CDATA[namaras]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://namaras.org/anasayfa/?p=182</guid>
		<description><![CDATA[27 haziran 2009
ALARANIN GÖZLERİ
Aracımız Gündoğmuş istikametine döndüğünde geniş ve yüksek sedir ağaçlarının arasından zaman zaman yükseliyor, sonra  vadilerden geçiyorduk. Bizim için yabancı bir alanadı. İstanbul çevresini adım adım yıllardır doşaşmış bir grup olarak hiç bir etkinlik yapmadığımız Antalya bölgesindeydik. Ali Çetin ve Mustafa İlhan’la hemen kaynaştı grup. Gündoğmuş’ta da son alıverişimizi yaparak şelaleyi hedefleyip yeniden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>27 haziran 2009</p>
<p>ALARANIN GÖZLERİ</p>
<p>Aracımız Gündoğmuş istikametine döndüğünde geniş ve yüksek sedir ağaçlarının arasından zaman zaman yükseliyor, sonra  vadilerden geçiyorduk. Bizim için yabancı bir alanadı. İstanbul çevresini adım adım yıllardır doşaşmış bir grup olarak hiç bir etkinlik yapmadığımız Antalya bölgesindeydik. Ali Çetin ve Mustafa İlhan’la hemen kaynaştı grup. Gündoğmuş’ta da son alıverişimizi yaparak şelaleyi hedefleyip yeniden yola koyulduk. İkindi üzeri Barçın  Dağı’nın böğrünü delerek yaklaşık 40 meterden ileriye doğru çoşkun birçimde fışkırarak dökülen Alara Uçansu Şlalasi’ne ulaştık. İlk anda nefesimiz kesildi sanki. Görkemli bir doğa olayıyla karşı karşıya gelivermiştik. O, kayadan fışkırarak nasıl bir köpürüş ve nasıl bir uğultuyla aşağı dökülüştü.</p>
<p>Akşamın loşluğu içinde ak yeleleri rüzgarda savrulan bir küheylan gibi alara nehri kayadan fışkırıyordu. Altına yaklaşıp akşamın son kızıllığı titreyen su kabarcıklarına dokunurken yüzümüze vuran tatlı serinlikle ürpererek hayranlıkla, korkuyla ve bakışlarımızı alamadan defalarca resim çektik. Vadinin içi aslında sıcak olması gerekirken şelalenin  ve nehrin etkisiyle üşünecek derecede serindi. Bu ilk görkemli doğa şölenini doya doya resimledikten sonra kamp alanımıza dönüp çadırlarımızı kurmaya başladık. Sipariş ettiğimiz balıklarımız da gelmişti. Çadırların kurulmasından sonra birkaç kişi odun toplamaya çıktı, kalanlar da ateş yakma ve yiyecek malzemelerini çıkardı. Artık önümüzde uğuldayan şelale ve akan derenin uğultusuyla doğadaki çeşit çeşit böceklerin birbirine karışan sesi arasında bol yıldızlı bir gece bizi bekliyordu. Odun ateşinin közünde önce patlıcanları, soğan ve sarmısakları, yeşil ve kırmızı biberleri kızarttık. Onları salata yaparken bazı arkadaşlar da balık faslına geçti. Tabi yemek pişirme işi sadece hanımların işi değil kuşkusuz ama hanım eli elbette çok yakışıyor ve biz erkeklerden çok daha pratik biçimde sonuçlandırıyorlar. Sağolsun hanım arkadaşlar gezi boyunca yemek konusunda çok özverili davrandılar.</p>
<p>Odun ateşinde kızarmış onca leziz yiyecek olunca hanım arkadaşların yaptığı kokteyl balıktan da kebaptan da daha leziz oldu. Mehmet kelebek’in eşi Gaziantep ve Hatay mutfağının temsilcisi Asuman hanım bu gezimizde lezzet ustamız olarak hep ön planda oldu. Ali Çetinin eşi Gülseren hanım da Akdeniz mutfağını temsilen sebze ve doğa otlarından oluşan nefis salatalar yaptılar Ali çetinle birlikte. Bir diğer bayan arkadaşımız Nilgün hanım da yardımcı olunca biz erkeklere pek bir iş bırakmadılar.Yavuz Koçan balıklarda öne çıkan arkadaşımızdı. Mesut Bilben’in ise bıçağı kendisinden daha marifetli idi.  O iş yapmak yerine kendisini temsilen bıçağını verdi. Bu gezide bana da pek iş düşmedi. Mesut ve ben yiyici taifesinde idik.</p>
<p>Şelale kampımızda çabucak balıklar da kızarınca hemen karnımızı doyurduk. Çaylarımızı da içtikten sonra kamp ateşi çevresinde oturup gecenin keyfini çıkarmak kalıyordu. Artık türkü vakti gelmişti. Arkadaşlar günlük yürüyüşlerde genelde benden türkü isterler, çoğu zaman başka da pek söyleyen çıkmazdı. Ama bu gezimizde bana Sami Cankaya da eşlik etti. Hatta giderek açıldı ve bayrağı kaptırma tehlikesiyle karşı karşıya kaldım. O da bir repertuar kitapçığı ile gelmişti. Ama ikimizin de repertuarının çok uyuştuğunu gördüm. Böylece birlikte söyleme ve düet yapma şansımız oldu. Asuman hanımın da sesi güzel ve o da sık sık katıldı. Nilgün hanım çok söylemedi ama oldukça özgün sesiyle arada ve yüksek tezahüratlarımızla ona da söylettik.</p>
<p>Alimünyum folyoya sarılan patatesler ve taze süt mısırlar türkülere eşlik etti. Tam bir yeme içme ve türkü akşamı oldu. Hatta bir ara kim daha genç atışması yaparak Ali Çetinle birlikte kolbastı oynadık. Saat 24 ü geçerken uzun yolculuk ve ilk günün yorgunluğu nedeniyle bazı arkadaşlar uykuya çekilirken ben kalan arkadaşlara “hadin yıldız toplamaya gidelim” diye bir teklifte bulundum. Bu durum, ışıktan uzaklaşarak gecenin zifiri karanlığında üzerimize akan yıldız yağmuruyla aracısız yüzleşmek demekti. 7-8 kişi hadin gidelim deyince kamp alanından yukarı doğru yürüdük. Gece saat 01 sularında orman içinden bir patikada ilerledik. Şelale ve Alaradan uzaklaşınca birden havanın ne kadar sıcak olduğunu farkettik. Ama Alara vadisi içinde ormanın ortasında ve söndürdüğümüz tepe lambalarından sonra tek bir dünyevi ışıkla temas etmeyen gözlerimiz üzerimizi örten yıldız desenli bir çarşaf gibi gökyüzüyle o kadar yakınlaştık ki elimizi uzatıp avuç avuç yıldız topladık desek abartmış olmayız. Bunu etkinlik boyunca her gece tekrarladık.</p>
<p>Çadırlarımıza dönerek yıldızlı bir geceyi üstümüze çekip başımızı Alara’nın turkuaz mavisine yaslayarak derin bir uykuya daldık.</p>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-1/&amp;t=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-1" rel="nofollow" title="Bunu Facebook'da paylaşın">Bunu Facebook'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-1+-+http://namaras.org/anasayfa/namaras182+(via+@alicetinnamaras)" rel="nofollow" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-1/&amp;title=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-1" rel="nofollow" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-reddit">
			<a href="http://reddit.com/submit?url=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-1/&amp;title=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-1" rel="nofollow" title="Bunu Reddit'de paylaşın ">Bunu Reddit'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22ALARANIN%20G%C3%96ZLER%C4%B0%20-1%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%2227%20haziran%202009%0D%0A%0D%0AALARANIN%20G%C3%96ZLER%C4%B0%0D%0A%0D%0AArac%C4%B1m%C4%B1z%20G%C3%BCndo%C4%9Fmu%C5%9F%20istikametine%20d%C3%B6nd%C3%BC%C4%9F%C3%BCnde%20geni%C5%9F%20ve%20y%C3%BCksek%20sedir%20a%C4%9Fa%C3%A7lar%C4%B1n%C4%B1n%20aras%C4%B1ndan%20zaman%20zaman%20y%C3%BCkseliyor%2C%20sonra%20%C2%A0vadilerden%20ge%C3%A7iyorduk.%20Bizim%20i%C3%A7in%20yabanc%C4%B1%20bir%20alanad%C4%B1.%20%C4%B0stanbul%20%C3%A7evresini%20ad%C4%B1m%20ad%C4%B1m%20y%C4%B1llard%C4%B1r%20do%C5%9Fa%C5%9Fm%C4%B1%C5%9F%20bir%20gr%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-1/" rel="nofollow" title="Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin ">Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin </a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-1/feed" rel="nofollow" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-1&amp;link=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-1/" rel="nofollow" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-blogger">
			<a href="http://www.blogger.com/blog_this.pyra?t&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-1/&amp;n=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-1&amp;pli=1" rel="nofollow" title="Blog this on Blogger">Blog this on Blogger</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ALARANIN GÖZLERİ &#8211;</title>
		<link>http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri/</link>
		<comments>http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Dec 2009 18:49:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Çetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Trekking Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[alaranın]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[anka]]></category>
		<category><![CDATA[elsa]]></category>
		<category><![CDATA[facebook]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[gocer]]></category>
		<category><![CDATA[gozleri]]></category>
		<category><![CDATA[grubu]]></category>
		<category><![CDATA[gurubu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://namaras.org/anasayfa/?p=176</guid>
		<description><![CDATA[ARAGON’UN ELSA’NIN GÖZLERİ

ŞİİRİNE NAZİRE: ALARANIN GÖZLERİ
ÖYLE DERİN Kİ GÖZLERİN İÇMEYE EĞİLDİM DE
TURKUAZIN TÜM TONLARINI ORADA GÖRDÜM
ORADA ÜMİTSİZLİK YOK, ÖLÜMSE UZAK
ÖYLE MAVİ Kİ, HERŞEYİ UNUTTUM İÇLERİNDE
UÇSUZ BİR GÖKYÜZÜ GECE VE YILDIZLAR
SONRA GÜNEŞ,PARMAKLARINDAN AKAN SİS
BULUTLAR SENFONİK BİR ATEŞ GİBİ ORDA
DOKUNUP GEÇİNCE DUDAKLARININ LEVHASINA
GECEYİ YORGAN YAPIP ÇİÇEĞE YASLANINCA
YILDIZLAR TEK TEK GEÇER ÇADIRIMIN ÖNÜNDEN
ALARA TOROSLARIN GİZİNİ TAŞIR RUHUMA EŞ
UÇAN [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<pre><em>ARAGON’UN ELSA’NIN GÖZLERİ
</em></pre>
<pre><em>ŞİİRİNE NAZİRE: ALARANIN GÖZLERİ</em></pre>
<p>ÖYLE DERİN Kİ GÖZLERİN İÇMEYE EĞİLDİM DE<br />
TURKUAZIN TÜM TONLARINI ORADA GÖRDÜM<br />
ORADA ÜMİTSİZLİK YOK, ÖLÜMSE UZAK<br />
ÖYLE MAVİ Kİ, HERŞEYİ UNUTTUM İÇLERİNDE</p>
<p>UÇSUZ BİR GÖKYÜZÜ GECE VE YILDIZLAR<br />
SONRA GÜNEŞ,PARMAKLARINDAN AKAN SİS<br />
BULUTLAR SENFONİK BİR ATEŞ GİBİ ORDA<br />
DOKUNUP GEÇİNCE DUDAKLARININ LEVHASINA</p>
<p>GECEYİ YORGAN YAPIP ÇİÇEĞE YASLANINCA<br />
YILDIZLAR TEK TEK GEÇER ÇADIRIMIN ÖNÜNDEN<br />
ALARA TOROSLARIN GİZİNİ TAŞIR RUHUMA EŞ<br />
UÇAN ŞELALENİN TİREŞEN TENİNDE KIRILIRKEN GÜNEŞ</p>
<p>SOFRAMIZA OTURAN BİR KONUKTUR AKŞAM<br />
BİR AKDENİZ HÜZNÜNÜ TAŞIYIP RUHUNA TAMARAMIN<br />
GÖRDÜM ÇÖZÜLÜRKEN BİMECESİ ALARANIN<br />
GÖZLERİ ALARANIN GÖZLERİ ALARANIN GÖZLERİ</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/12/anka_gezi_grubu.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-177" title="anka_gezi_grubu" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/12/anka_gezi_grubu.jpg" alt="anka_gezi_grubu" width="200" height="134" /></a></p>
<h2><strong><em>ALARA’NIN GÖZLERİ</em></strong></h2>
<p><strong>DÜŞ </strong></p>
<p>Uzun bir geziyi tasarlamak da uzun zaman alıyor. Nisan ayı başlarında Tv de izlediğim bir programdan ilham alarak Alara Nehri’nin kaynağından 70 km boyunca yürüyerek Akdenize inmek düşüncesi müphem bir hayal olarak belleğimde aşama aşama yer etmeye başlamıştı. İz Tv de izlediğim programda bir grup nehrin kıyısından 3 günlük bir etkinlikle bazı bölgeleri aşarak Alara Hana kadar iniyorlardı. Rehberin adını not etmiştim. Ben de bir grupla buraya gidersem bölgeyi bilen bu rehber bize de yardımcı olabilir miydi? İnternet denen kutu iyi kullanıldığı zaman kuşkusuz çok faydalı işlere de vesile olabiliyor. Ali Çetin adını internetetn araştırarak  sonunda cep telefonuna ulaştım.</p>
<p>Kendisi Antalya da yaşıyormuş, bir grup yaparsam yardımcı olcağını söyledi. Ama Alara’nın kaynağından Akdenize kadar yürümenin bir haftayı alacağını bazı bölümleri araçla geçerek bazı bölümlerde nehirden yürüyebileceğimizi birkaç gün de Geyikdağı’na çıkabileceğimizi söyleyince benim Alara programım daha da zenginleşmiş işin içine yaklaşık 3000 metre yükseklikteki Geyikdağı da girmiş oldu. Ali Çetin’le birkeç kez mailleştik. Ancak kendisi İstanbul’a geleceğini o zaman bir araya gelirsek detayları konuşmanın daha yararlı olacağını bildirdi. Mayıs ayı başlarında İstanbul’da buluşarak uzun uzun konuştuk. Bu arada Anka Grubunun Facebook sayfasından etkinlik duyurusunu yaptım. İlgilenen çok sayıda insan vardı. Ama bu yıl ekonomik krizin etkisi ve yaz başlangıcındaki izin sorunları nedeniyle bir de bir haftalık çadır kamplarının zorluğundan dolayı sayı bir türlü netleşmiyordu. Ali Çetin biz gelmeden bir hafta önce gezi bölgemizde son bir keşif yapacak ve konaklayacağımız alanları tespit edecekti. Gezi tarihi yaklaştıkça sayı azaldı ve 12 kişi netleşti. Aslında 2 rehber bir de şöför olmak üzere 15 kişi böyle bir gezi için butik ve iyi bir sayı idi.Çok sayıda insanı Alara nehrinin debisi yüksek sularına girdirmek de riskli olabilirdi. Biletlerimizi ayarladık ve yola çıktık. Bazılarımız kara yolunu bazılarımız hava yolunu tercih etti. Cumartesi sabah 8-10 civarında Antalyada toplandık. Ali Çetin’le birlikte Mustafa ilhan de rehber olarak bize eşilik edecekti. Antalya’da tüm alışverişimizi yaparak aracımıza yerleştiridik. Bazı eksiklerimizi de gittiğimiz bölgelerden günlük olarak yapacaktık.</p>
<p>Artık bizim için heyecan saatleri yaklaşmıştı. Alara Nehri’nin dağın böğründen fışkırarak Cündere Şelalasi ya da Uçansu Şelalasi adı altında çıktığı noktaya ulaşacak ve oradan aşağı yürüyecektik.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Yazı &#8220;Alara&#8217;nın Gözleri&#8221; serisi olarak verilecektir. Okuduğunuz kısım giriş yazısıdır.</span></strong></p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #0000ff;">http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-1/</span></strong></li>
<li><span style="color: #0000ff;"> </span></li>
<li><strong><span style="color: #0000ff;">http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-2/</span></strong></li>
<li><span style="color: #0000ff;"> </span></li>
<li><strong><span style="color: #0000ff;">http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-3/</span></strong></li>
<li><span style="color: #0000ff;"> </span></li>
<li><strong><span style="color: #0000ff;">http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-4/</span></strong></li>
<li><span style="color: #0000ff;"> </span></li>
<li><strong><span style="color: #0000ff;">http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-5/</span></strong></li>
<li><span style="color: #0000ff;"> </span></li>
<li><strong><span style="color: #0000ff;">http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-6/</span></strong></li>
<li><span style="color: #0000ff;"> </span></li>
<li><strong><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #0000ff;">http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri-7/</span></span></strong></li>
</ul>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri/&amp;t=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+" rel="nofollow" title="Bunu Facebook'da paylaşın">Bunu Facebook'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-++-+http://namaras.org/anasayfa/namaras176+(via+@alicetinnamaras)" rel="nofollow" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri/&amp;title=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+" rel="nofollow" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-reddit">
			<a href="http://reddit.com/submit?url=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri/&amp;title=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+" rel="nofollow" title="Bunu Reddit'de paylaşın ">Bunu Reddit'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22ALARANIN%20G%C3%96ZLER%C4%B0%20-%20%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%22ARAGON%E2%80%99UN%20ELSA%E2%80%99NIN%20G%C3%96ZLER%C4%B0%0D%0A%0D%0A%C5%9E%C4%B0%C4%B0R%C4%B0NE%20NAZ%C4%B0RE%3A%20ALARANIN%20G%C3%96ZLER%C4%B0%0D%0A%C3%96YLE%20DER%C4%B0N%20K%C4%B0%20G%C3%96ZLER%C4%B0N%20%C4%B0%C3%87MEYE%20E%C4%9E%C4%B0LD%C4%B0M%20DE%0D%0ATURKUAZIN%20T%C3%9CM%20TONLARINI%20ORADA%20G%C3%96RD%C3%9CM%0D%0AORADA%20%C3%9CM%C4%B0TS%C4%B0ZL%C4%B0K%20YOK%2C%20%C3%96L%C3%9CMSE%20UZAK%0D%0A%C3%96YLE%20MAV%C4%B0%20K%C4%B0%2C%20HER%C5%9EEY%C4%B0%20UNUTTUM%20%C4%B0%C3%87LER%C4%B0NDE%0D%0A%0D%0AU%C3%87SUZ%20B%C4%B0R%20G%C3%96KY%C3%9CZ%C3%9C%20GECE%20VE%20YILDIZL%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri/" rel="nofollow" title="Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin ">Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin </a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri/feed" rel="nofollow" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+&amp;link=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri/" rel="nofollow" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-blogger">
			<a href="http://www.blogger.com/blog_this.pyra?t&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri/&amp;n=ALARANIN+G%C3%96ZLER%C4%B0+-+&amp;pli=1" rel="nofollow" title="Blog this on Blogger">Blog this on Blogger</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/alaranin-gozleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MANA-UWA &#8211; NEHRİNDEN TARİH AKAN ŞEHİR</title>
		<link>http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/mana-uwa-nehrinden-tarih-akan-sehir/</link>
		<comments>http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/mana-uwa-nehrinden-tarih-akan-sehir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Dec 2009 18:29:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Çetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gezi Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[abdi]]></category>
		<category><![CDATA[aspendos]]></category>
		<category><![CDATA[bereket]]></category>
		<category><![CDATA[çolaklı]]></category>
		<category><![CDATA[evrenseki]]></category>
		<category><![CDATA[geliyor]]></category>
		<category><![CDATA[gündogdu]]></category>
		<category><![CDATA[ırmak]]></category>
		<category><![CDATA[ismi]]></category>
		<category><![CDATA[kilikia]]></category>
		<category><![CDATA[kızılağaç]]></category>
		<category><![CDATA[kızılot]]></category>
		<category><![CDATA[likya]]></category>
		<category><![CDATA[mana]]></category>
		<category><![CDATA[manavgat]]></category>
		<category><![CDATA[nehir]]></category>
		<category><![CDATA[nereden]]></category>
		<category><![CDATA[resim]]></category>
		<category><![CDATA[side]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[titreyengöl]]></category>
		<category><![CDATA[uwa]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://namaras.org/anasayfa/?p=158</guid>
		<description><![CDATA[MANA-UWA
NEHRİNDEN TARİH AKAN ŞEHİR &#8211; MANAVGAT
Bereketli topraklar
Manavgat, Pamphylia Ovası’nın doğu kısmında yer alan, Likya ile Kilikia Bölgesi’ni birbirinden ayıran Manavgat Çayı üzerinde, Antalya’nın doğu coğrafyasının ortasında, Antalya’ya 70 km. yakınlıkta, şirin bir kenttir.
Manavgat Çayı’nın denize döküldüğü harika boğaz Titreyengöl ve Sorgun bölgeleriyle denize 3 kilometre, orta Torosların güney yanındaki Ulualan Ovası’nın tam ortasındadır. Günümüzde Manavgat, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>MANA-UWA</strong></p>
<p><strong>NEHRİNDEN TARİH AKAN ŞEHİR &#8211; MANAVGAT</strong></p>
<p><strong>Bereketli topraklar</strong></p>
<p>Manavgat, Pamphylia Ovası’nın doğu kısmında yer alan, Likya ile Kilikia Bölgesi’ni birbirinden ayıran Manavgat Çayı üzerinde, Antalya’nın doğu coğrafyasının ortasında, Antalya’ya 70 km. yakınlıkta, şirin bir kenttir.</p>
<p>Manavgat Çayı’nın denize döküldüğü harika boğaz Titreyengöl ve Sorgun bölgeleriyle denize 3 kilometre, orta Torosların güney yanındaki Ulualan Ovası’nın tam ortasındadır. Günümüzde Manavgat, Side, Boğaz ve Titreyengöl ile iç içe bir kent görünümündedir.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/12/namaras_ali_cetin_manavgat_cayi046.JPG"><img class="aligncenter size-full wp-image-244" title="namaras_ali_cetin_manavgat_cayi046" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/12/namaras_ali_cetin_manavgat_cayi046.JPG" alt="namaras_ali_cetin_manavgat_cayi046" width="560" height="373" /></a></p>
<p>Manavgat kenti, İlkçağ’da Side’nin önde gelen kasabalarından birisiydi. Dağlık Kilikia’nın batı yanında, Pamphylia’nın doğusunda, Manavgat Çayı’nın batı yakasındaki Hisar’ın etrafında bir İlkçağ kenti olarak kurulmuştur. Adı: Mana-uwa‘dır. Bu ad İlkçağ’da, Anasal Tanrıça tapınağı öğelerinden üretilmiştir. Mana-uwa; Luwi dilinde (Luwi’ler, Hititler zamanında Anadolu’nun güneyinde yaşayan halka verilen isimdir) Anasal Tanrıça’ya tapan halk demektir. Mana-uwa, MS 7. yüzyılda oldukça canlı bir kereste ticareti limanı ile Ermeni ve Rum papazların toplanma yeri olarak dikkati çekmektedir.</p>
<p>Mana-uwa, İlkçağ’da üzümü, şarapçılığı, ormanları ve kereste ticareti ile ünlüdür. Bölgenin ormanlarından kesilen kereste, gemilere yüklenerek Mısır’a, Kudüs’e götürülerek, oralarda gemi yapımında kullanılmaktadır. O nedenle burası, İlkçağ’da hareketli bir kenttir.</p>
<p><strong>Kültürler arasında bir köprü</strong></p>
<p>Manavgat Çayı üzerinde 20. yüzyıla kadar herhangi bir köprü yapılmamıştır. Bu ise, İlkçağ’dan 20. yüzyıla kadar burada ki, kereste ticaretinin önemi ve canlılığıyla açıklanabilir.</p>
<p>Manavgat Çayı üzerindeki ilk köprü yapımına 1930 yılında başlanan, demir aksamı Alman Groof firmasınca verilen ve 1932 yılında trafiğe açılan tarihi asma köprüdür. Bu yıllara kadar ırmak üzerinden geçişler sal ile yapılmaktadır.</p>
<p>Osmanlı Dönemi’nde, Manavgat Çayı’nın doğu yakasında, Alara Çayı ile arasındaki bölgede Senir Beyliği, batı yanında ise Köprüçay’ı ile arasında kalan alanda Tugayoğlu Beyliği varlıklarını sürdürmüşlerdir. Çayın doğu yakasındaki tepecik üzerine, bu bölgeye 12. ve 13. yüzyıllarda Türklerin gelişiyle Düşenbih Köyü kurulmuştur.</p>
<p><strong>Tarım, hayvancılık ve turizm kenti</strong></p>
<p>Irmağın varlığı her zaman Manavgat Kenti’ni, tarımda, hayvancılıkta, ticari açıdan ve de turizm açısından ilgi odağı olarak var etmiştir. Manavgat Çayı’nın İlkçağ’da ki adı Melas’tır. Melas; Yunanca ‘kara ırmak’ demektir.</p>
<p>Günümüzde, artık bir turizm merkezi olan Manavgat ile Alanya, Side, Manavgat Şelalesi arasında botlarla ve yelkenlilerle günübirlik binlerce turist gezi yapmakta, ırmağın buz gibi suyunda yüzerek serinlemektedirler. Manavgat Çayı, turizmin gelişmesiyle birlikte turist taşımacılığının yanı sıra, alabalık yetiştiriciliğinde ve bot ile yat yapımı tersaneciliğinde bölgenin en önemli yatırım alanı olma özelliğine sahiptir.</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/12/namaras_ali_cetin_manavgat_cayi045.JPG"><img class="aligncenter size-full wp-image-243" title="namaras_ali_cetin_manavgat_cayi045" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/12/namaras_ali_cetin_manavgat_cayi045.JPG" alt="namaras_ali_cetin_manavgat_cayi045" width="800" height="533" /></a></p>
<p>Zamanla Manavgat Çayı’nın taşıdığı alüvyonlarla, kentin çevresindeki ovalar verimli hale gelmiş, Türkbeleni altından geçen ve Titreyengöl’de çam ormanları arasından                                                                                                                                                                        denize dökülen çay, alüvyonların deniz ağzını kapatmasıyla su kendine yeni bir yol açmış ve bugünkü Boğaz’dan denize dökülmeye başlamıştır.</p>
<p><strong>Suyun şekillendirdiği bir mimari</strong></p>
<p>Kumsalının güzelliğiyle ve eşsiz manzarasıyla, denize bir yay çizerek dökülen ırmağın yarattığı 3 km uzunluğundaki kumsaldan doğa harikası bir yarımada ortaya çıkmıştır. Bu kumsalıyla, deniziyle ve güneşiyle görsellik harikası bir doğa olayıdır. Burası yerel adıyla Boğaz’dır. Side’ye alternatif turizm merkezi olarak Titreyengöl‘ün tüm güzelliğiyle var olmasında, bu doğa olayının sonucunda oluşmuştur.</p>
<p>Fıstık çamı ormanlarının arasında, hemen denizin kenarında doğa harikası bir göl ve önündeki denizle arasında uzanan, tertemiz kumsalıyla, doyumsuz bir görselliğe sahiptir Titreyengöl ve Sorgun bölgesi. Titreyengöl kumsalında saatlerce yürünebilir ve güneşin batışının bulunmaz, doyumsuz manzarası eşliğinde akşamın tadına varılır.</p>
<p>Bugün, Titreyengöl ve Sorgun çevresi, turistlerin en çok ilgisini çeken büyük beş yıldızlı otelleriyle ünlüdür. Bu bölgedeki otellerin 18 bin yatak kapasitesi bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Doğal miras</strong></p>
<p>Manavgat Çayı, Torosların güneye bakan yamaçlarından 980 metre yükseltiden doğar. Dünyanın en güçlü yeraltı kaynaklarıyla beslenen çay, aktıkça güçlenir. Kentin ortasından geçen çay, 93 kilometre yol kat ederek Akdeniz’e dökülür. Eşi, benzeri olmayan sarp, derin kanyonlardan geçen Manavgat Çayı, 185 metre yükseklikte beton kemer yapılarak inşa edilen ve dağların arasında eşsiz güzelliğiyle bir doğa harikası olan Oymapınar Barajı’nı oluşturmaktadır.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/12/namaras_ali_cetin_manavgat_cayi024.JPG"><img class="aligncenter size-full wp-image-237" title="namaras_ali_cetin_manavgat_cayi024" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/12/namaras_ali_cetin_manavgat_cayi024.JPG" alt="namaras_ali_cetin_manavgat_cayi024" width="560" height="373" /></a></p>
<p>.</p>
<p>Oymapınar Barajı’ndan sonra, Manavgat Çayı’nın oluşturduğu, küçük bir iç denizi andıran, irili ufaklı birçok adacığı olan ve derin, güzel koylarında plajları ve de balık lokantaları bulunan, yemyeşil çam ormanlarının arasında mavi ile yeşil karışımı bir görünümüyle Manavgat Barajı bulunmaktadır.</p>
<p>Manavgat Çayı üzerinde, derinliği ve büyüklüğüyle ünlü, dünyanın en güzel yeraltı mağaralarından biri olan Altın Beşik Mağarası bulunmaktadır. Bu mağara yeraltı sularıyla çayı besleyen en önemli kaynaklardan birisidir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Güzeller güzeli Manavgat Şelalesi</strong></p>
<p>Manavgat Çayı’nın son bileşeni antik Naras Köprüsü altından geçerek ırmağa karışan Kargıhan Çayı’dır. Kargıhan Çayı’nı da aldıktan sonra, eski alüvyon yığınlarından oluşan dereli tepeli bir arazide şiddetini kaybetmeden akan çay, Manavgat’tan 2 km. yukarılarda batıya doğru çevirdiği menderesini terk ederek dosdoğru inmeye başlar ve bu doğrulduğu yerden, 4 m. yükseklikten meşhur Manavgat Şelalesi’ni oluşturur. Çayın, çok yüksek debisi ile 4 metreden düşmesi ve etrafındaki arazinin coğrafi güzelliği, Manavgat Şelalesi’ni bölgenin en çekici yerlerinden biri yapmıştır.</p>
<p>Ünlü Manavgat Şelalesi’nden sonra yayılarak küçük şelaleyi oluşturan su, gitgide hızını kaybederek Manavgat içinde akışı oldukça yavaşlar ve mağrur bir edayla kent içinden geçerek denize dökülür.</p>
<p><strong>Köprülü Kanyon</strong></p>
<p>Manavgat’tan 59 km kuzeybatı yönünde gittikten sonra, eşsiz bir orman denizinden geçerek, ünlü Köprülü Kanyon’a, burada Köprüçay’ın üzerindeki tarihi oluk köprü hayranlık uyandıracak niteliktedir. Kanyonun uzunluğu 14  km. olup, derinliği 100 ile 500 metre arasındadır. Köprüçay üzerindeki oluklu köprü 2000 yıl sonra bile üzerinden halen araçların geçebildiği sağlamlıktadır. Köprünün altındaki manzarasıyla, çayın içerisindeki balıklarıyla insanın ruhunu dinlendiren bir doğa çıkar ortaya. nisan-mayıs ayları arasında çayda yapılan rafting ile, adrenalinler yükselerek, harika bir gün geçirilebilmektedir.</p>
<p>Köprülü Kanyon’dan sonra ister arabayla, ister St. Paul yolundan trekking yaparak gidilebilen antik Selge antik kenti, bütün ihtişamıyla dağın üzerinde durmaktadır.</p>
<p>Uçansu (Çündere) Şelalesi, Alara Çayı’nın ilk çıkış yeri olan, Çündere Köyü’nde Barcın Akdağ’ın 40 metre yamacından büyükçe bir kütle olarak kaynaktan fışkırarak, uğultuyla nehre inen suyun yarattığı görkemli bir şelaledir. Toroslara yağan karların erimesiyle nisan ayında coşan Uçansu Şelalesi, yarattığı gök kuşağı manzarasıyla, görsellik açısından bölgenin en görkemli doğa olaylarından birisidir.</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/12/namaras_ali_cetin_manavgat_cayi023.JPG"><img class="aligncenter size-full wp-image-236" title="namaras_ali_cetin_manavgat_cayi023" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/12/namaras_ali_cetin_manavgat_cayi023.JPG" alt="namaras_ali_cetin_manavgat_cayi023" width="800" height="533" /></a></p>
<p><strong>Tarihin yazıldığı kıyılar</strong></p>
<p>Side, antik çağlarda Mısır ticaret yolu üzerinde, sandalların konaklama yeri, sandal saray kent olarak kurulmuş, sonraları Pamphylia’nın en önemli köle ticaret merkezi olmuştur. Bir zamanlar binlerce kölenin ve bin bir çeşit malın alınıp satıldığı Side Çarşısı ve Side Limanı, bugün ülkemiz turizminin en önemli ticari merkezi haline gelmiştir.</p>
<p>Side, kilometrelerce uzunluktaki kumsalıyla, tertemiz denizi ve tarihi geçmişiyle, dünya insanları için aranılan bir tatil yeri ve turizm bölgesi olarak Manavgat Kenti’nin bir parçasıdır.</p>
<p><strong>Savaşçı kent Etanne</strong></p>
<p>Manavgat‘a 27 km. yakınlıkta bulunan Etanne antik kenti, Sırt Köyü yakınlarında, denize tepeden bakan, M.Ö. 3 yy. da kurulmuştur. Etanne, savaşçılığıyla ünlüdür ve kalıntıları kentin yerleşiminin olağanüstülüğünü gözler önüne sermektedir.</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/12/namaras_ali_cetin_manavgat_cayi034.JPG"><img class="aligncenter size-full wp-image-239" title="namaras_ali_cetin_manavgat_cayi034" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/12/namaras_ali_cetin_manavgat_cayi034.JPG" alt="namaras_ali_cetin_manavgat_cayi034" width="800" height="533" /></a></p>
<p><strong>Seleukeia </strong></p>
<p>Manavgat Bölgesi’nin en önemli antik kentlerinden biri olan Seleukeia, Manavgat’a 14 km uzaklıkta, Bucakşıhlar Köyü’nün üstündeki tepede, Etanne ile aynı dönemde kurulmuştur. Tiyatrosuyla, hamamıyla, agorası ve tapınaklarıyla günümüze kadar sağlam kalabilmiş, denize tepeden bakan antik bir kenttir. Burası M.Ö. 3.yy.da Suriye kralı Selevkus tarafından ya da onun anısına yaptırılmıştır.</p>
<p><strong>Dağların doruğunda yaşam; Selge</strong></p>
<p>Manavgat’a 77 km. uzaklıktaki Selge antik kenti, Köprülü Kanyon’un üzerinde bir ilk çağ kentidir. Kurucusu Grek Calchas adında birisidir. Zeytinyağı, şarap ve kereste en önemli ticari ürünleridir. Tiyatrosu ilginç yapısıyla bugün sağlam durmaktadır. Tiyatronun en üstünden görünen köprülü kanyon vadisi, özellikle gün doğumunda harikadır. Tiyatronun bitişiğinde Stadyum, onun yanında hamam ve batısında iki tapınak vardır. Bunların kalıntılarının gerisinde de dev bir sarnıç bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Su kemerleri ve tiyatro kenti; Aspendos</strong></p>
<p>Aspendos’un ilk kurulduğunda adı Azitawadda idi. Grek Mopsus hanedanının varislerince, Troya Savaşı’ndan sonra kurulmuş bir ilk çağ kentidir. Aspendos’un, bugünkü görkemli hali M.S. I.yy.da gerçekleşmiştir. M.S. 365 yılında ki deprem, hem Aspendos’a, hem de köprü çayı üzerindeki köprüye çok zarar vermiştir. Yıkılan köprü kalıntıları üstüne,1221 yılından sonra buraya hâkim olan Selçuklular tarafından yeniden, aslına uygun olarak köprü yapılmıştır. Tiyatroda, yine kervansaray olarak kullanıldığı için, Selçuklular tarafından tamir edilmiş ve günümüze kadar sağlam kalması sağlanmıştır. Aspendos tiyatrosu M.S. II. yy.da mimar Zeno tarafından klasik Roma stilinde yapılmıştır. Akustiği en güçlü tiyatrolardan birisidir. Günümüzde de konserler verilmektedir. Aspendos su kemerleri, Roma dünyasının en görkemli, teknik açıdan en orijinal kemerlerinden birisidir. Su kemerlerinin toplam uzunluğu 20 km.dir. Aspendos, Manavgat’a 30 km. uzaklıkta bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Turkuvaz renkli Alara</strong></p>
<p>Alarahan ve Alara Kalesi, Manavgat-Alanya sınırını oluşturan Alara Çayı’nın üzerinde, denizden 7 km. içeride bulunmaktadır. Alara Kalesi, Bizanslılar zamanında, hem Konya &#8211; Alanya, hem de Konya &#8211; Antalya yani İçanadoluyu Akdeniz’e bağlayan kervan yolu üzerinde bulunmaktadır. Selçuklular 1221 yılında Kolonoros’u (Alaiye) aldıktan sonra, Kolonoros komutanı Kyr Vart’ın kardeşi Kyr Mikail’in sahibi olduğu Alara Kalesi’ni takas yoluyla alarak, hem kaleyi yeniden restore etmişler, hem de kalenin hemen yanına, ırmağın kenarına Alarahan Kervansarayı’nı yaparak, kervan yolunun denetimini sağlamışlardır. Kale ve kervansaray, Manavgat’a 32 km. uzaklıkta, eski görkemli durumlarını korumaktadırlar.</p>
<p><strong>Gerçek Akdenizli bir turizm kenti</strong></p>
<p>1960–1970’li yıllarda esas geçimini pamuk ekimiyle, seracılık ve narinciye yetiştiriciliğiyle sağlayan Manavgat,1980’li yıllardan sonra turizmin çok hızlı gelişimiyle, zengin tarihi, eşsiz coğrafyası, temiz denizi, uzun kumsalları ve dört mevsiminin turizme uygunluğuyla Ülkemizin en önde gelen turizm bölgelerinden biri olarak yerini almıştır. Bu durum hızla şehirleşmesini ve büyümesini getirmiş, bölge halkının, ülkemiz insanlarının ve yabancıların yerleşimi için bir çekim merkezi olmasını sağlamıştır.</p>
<p>Manavgat, dört mevsim denize girilebilen, dağlarla ilişkilenmesi kolay,  sayısız trekking parkurlarının olduğu bir coğrafyası olan, ortasından süzülerek geçen yemyeşil ırmağı üzerinde botların turist taşıdığı, eşsiz güzelliğe sahip, kolay yaşanılır bir kenttir.</p>
<p><strong>Halkın pazarı</strong></p>
<p>Manavgat’a, pazartesi günleri periyodik olarak kış, yaz pazar kurulur. Manavgat Pazarı’nda giyimden, sebze ve meyveye, hediyelik eşyaya kadar her şey bulunabilir. Antalya bölgesinin en ünlü turistik pazarı burasıdır. Antalya’ya gelen turistler açısından mutlaka görülmeye ve gezilmeye değer bir pazardır.</p>
<p><strong>Çevresi ile bütün bir şehir</strong></p>
<p>Turizmin hızlı gelişimi, bölgenin kirlenmemiş olması, denizinin berraklığı, tarihi yapısının önemi, çevre güzelliği ve bozulmamış doğallığı Manavgat ‘ı biranda dünya insanlarının dinlence merkezi haline getirerek, turistik yığılma yaşanmıştır. Bu durum ise, sahile yakın olan köylerin, modern otellerin yapılmasıyla, turistik beldeler haline dönüşmelerini getirmiştir.</p>
<p>Manavgat çevresindeki Kızılot, Kızılağaç, Ilıca, Evrenseki, Çolaklı ve Gündoğdu köyleri turizmle ve turizm yatırımlarıyla, görünümleri, ekonomisi ve sosyal yaşamları hızla gelişen ve değişen yerler olmuşlardır.</p>
<p>Manavgat kenti tarihi ve turistik yerleriyle, coğrafyasıyla, iklimiyle Akdeniz bölgesinin en ilgi çekici yeridir.</p>
<p>Deniziyle, sahiliyle, ırmaklarıyla, şelaleleriyle, yürüyüş parkurlarıyla, kanyonlarıyla,</p>
<p>Kuşları, çiçekleri, dağları, dağlarındaki yaban hayatıyla ve dört mevsim güneşiyle dünyada az rastlanan bir çevresel çeşitlilik birlikteliğine sahip kent konumundadır.</p>
<p>Manavgat, bu konumuyla dünyanın bütün ülkelerine yakın şirin bir Akdeniz kentidir.</p>
<p>Manavgat Fotoğrafları:</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/12/DSC09945.JPG"><img src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/12/DSC09945.JPG" alt="DSC09945" title="DSC09945" width="480" height="320" class="aligncenter size-full wp-image-303" /></a><br />
<a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/12/DSC09935.JPG"><img src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/12/DSC09935.JPG" alt="DSC09935" title="DSC09935" width="480" height="320" class="aligncenter size-full wp-image-302" /></a></p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/12/DSC09873.JPG"><img src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/12/DSC09873.JPG" alt="DSC09873" title="DSC09873" width="480" height="322" class="aligncenter size-full wp-image-301" /></a></p>
<p>Devamı için tıklayınız.<br />
<a href="http://namaras.org/album/album/Manavgat%20Resimler/"><img src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/12/kar.png" alt="kar" title="kar" width="300" height="256" class="aligncenter size-full wp-image-305" /></a></p>
<p><strong> </strong></p>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/mana-uwa-nehrinden-tarih-akan-sehir/&amp;t=MANA-UWA+-+NEHR%C4%B0NDEN+TAR%C4%B0H+AKAN+%C5%9EEH%C4%B0R++" rel="nofollow" title="Bunu Facebook'da paylaşın">Bunu Facebook'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=MANA-UWA+-+NEHR%C4%B0NDEN+TAR%C4%B0H+AKAN+%C5%9EEH%C4%B0R+++-+http://namaras.org/anasayfa/namaras158+(via+@alicetinnamaras)" rel="nofollow" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/mana-uwa-nehrinden-tarih-akan-sehir/&amp;title=MANA-UWA+-+NEHR%C4%B0NDEN+TAR%C4%B0H+AKAN+%C5%9EEH%C4%B0R++" rel="nofollow" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-reddit">
			<a href="http://reddit.com/submit?url=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/mana-uwa-nehrinden-tarih-akan-sehir/&amp;title=MANA-UWA+-+NEHR%C4%B0NDEN+TAR%C4%B0H+AKAN+%C5%9EEH%C4%B0R++" rel="nofollow" title="Bunu Reddit'de paylaşın ">Bunu Reddit'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22MANA-UWA%20-%20NEHR%C4%B0NDEN%20TAR%C4%B0H%20AKAN%20%C5%9EEH%C4%B0R%20%20%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%22MANA-UWA%0D%0A%0D%0ANEHR%C4%B0NDEN%20TAR%C4%B0H%20AKAN%20%C5%9EEH%C4%B0R%20-%20MANAVGAT%0D%0A%0D%0ABereketli%20topraklar%0D%0A%0D%0AManavgat%2C%20Pamphylia%20Ovas%C4%B1%E2%80%99n%C4%B1n%20do%C4%9Fu%20k%C4%B1sm%C4%B1nda%20yer%20alan%2C%20Likya%20ile%20Kilikia%20B%C3%B6lgesi%E2%80%99ni%20birbirinden%20ay%C4%B1ran%20Manavgat%20%C3%87ay%C4%B1%20%C3%BCzerinde%2C%20Antalya%E2%80%99n%C4%B1n%20do%C4%9Fu%20co%C4%9Frafyas%C4%B1n%C4%B1n%20ortas%C4%B1nda%2C%20Antalya%E2%80%99ya%2070%20km.%20yak%C4%B1nl%C4%B1k%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/mana-uwa-nehrinden-tarih-akan-sehir/" rel="nofollow" title="Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin ">Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin </a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/mana-uwa-nehrinden-tarih-akan-sehir/feed" rel="nofollow" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=MANA-UWA+-+NEHR%C4%B0NDEN+TAR%C4%B0H+AKAN+%C5%9EEH%C4%B0R++&amp;link=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/mana-uwa-nehrinden-tarih-akan-sehir/" rel="nofollow" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-blogger">
			<a href="http://www.blogger.com/blog_this.pyra?t&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/mana-uwa-nehrinden-tarih-akan-sehir/&amp;n=MANA-UWA+-+NEHR%C4%B0NDEN+TAR%C4%B0H+AKAN+%C5%9EEH%C4%B0R++&amp;pli=1" rel="nofollow" title="Blog this on Blogger">Blog this on Blogger</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://namaras.org/anasayfa/2009/12/20/mana-uwa-nehrinden-tarih-akan-sehir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇOBAN KIZI SİDELYA, SORGUN ORMANINDA KEÇİLERİNİ OTLATIR, TiTREYEN GÖLDE YÜZERDİ !</title>
		<link>http://namaras.org/anasayfa/2009/10/21/coban-kizi-sidelya-sorgun-ormaninda-kecilerini-otlatir-titreyen-golde-yuzerdi/</link>
		<comments>http://namaras.org/anasayfa/2009/10/21/coban-kizi-sidelya-sorgun-ormaninda-kecilerini-otlatir-titreyen-golde-yuzerdi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Oct 2009 22:51:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Çetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[ali çetin]]></category>
		<category><![CDATA[çetin]]></category>
		<category><![CDATA[çoban]]></category>
		<category><![CDATA[keçi]]></category>
		<category><![CDATA[kızı]]></category>
		<category><![CDATA[manavgat]]></category>
		<category><![CDATA[mitoloji]]></category>
		<category><![CDATA[orman]]></category>
		<category><![CDATA[side]]></category>
		<category><![CDATA[sidelya]]></category>
		<category><![CDATA[sorgun]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[titreyengöl]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://namaras.org/anasayfa/?p=154</guid>
		<description><![CDATA[ÇOBAN KIZI SİDELYA, SORGUN ORMANINDA KEÇİLERİNİ OTLATIR, TiTREYEN GÖLDE YÜZERDİ&#8230;.

Dağları severim, dağların ormanlarını, kuşlarını, ballı çiçeklerini ve şırıl şırıl akan sularını severim. Dağlar özgürlüktür, dağlar sevgidir, aşktır, tutkudur. Dağların, dağların ormanlarının sesi huzur verir, dinlendirir insanı.
Gel görki,günümüzde dağlar acı çekiyor, ormanlar acı çekiyor, dağlar sorunlu, inliyor doğa.
Kapitalizm, önünde engel tanımaz, kapitalizm acımasızdır. Vicdanı, geleceği yoktur [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ÇOBAN KIZI SİDELYA, SORGUN ORMANINDA KEÇİLERİNİ OTLATIR, TiTREYEN GÖLDE YÜZERDİ&#8230;.</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_side018.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-325" title="namaras_ali_cetin_side018" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_side018.jpg" alt="namaras_ali_cetin_side018" width="800" height="535" /></a></p>
<p>Dağları severim, dağların ormanlarını, kuşlarını, ballı çiçeklerini ve şırıl şırıl akan sularını severim. Dağlar özgürlüktür, dağlar sevgidir, aşktır, tutkudur. Dağların, dağların ormanlarının sesi huzur verir, dinlendirir insanı.</p>
<p>Gel görki,günümüzde dağlar acı çekiyor, ormanlar acı çekiyor, dağlar sorunlu, inliyor doğa.</p>
<p>Kapitalizm, önünde engel tanımaz, kapitalizm acımasızdır. Vicdanı, geleceği yoktur kapitalizmin. Kapitalizm para, kar demektir. Para, dağ, orman, şırıl şırıl akan su, cıvıl cıvıl öten kuş tanımaz. Kapitalizm için her şey gelir getiren mülktür. Doğada, bir metadır.</p>
<p>İdealler ve idealleriyle yaşayan imanlar çoğalmadıkca, Kapitalizm hızla yok edecektir doğayı. İşte bu yok oluşa tanık olduğumuz yerlerden biriside SORGUN ÇAMLIĞIDIR.</p>
<p>Sorgun Çamlığı, hemen Akdenizin kenarında, onunla iç içe, ikinci bir iç deniz gibi uzanan denizle, mavi gök yüzüyle bütünleşen derin bir çamlık ormanıdır.</p>
<p>Sorgun Çamlık alanı 3749 dönümlük bir alandır. Tamamı 150-200 yıllık fıstık çamlaerı ve kızıl çamlarla kaplıdır. Bu ormanlık alan tarih boyunca varlığını hep sürdürmüştür. Çamların asıl etkisi kumul ilerlemesini önlemekte görülmektedir. Yüzlerce yıldır bu çamlar, sahilden ilerleyen kumları durdurmuştur.</p>
<p>3749 dönümlük çamlığın 639 dönümlük hemen deniz kenarındaki bölümü, zamanla Turizm yatırımı olarak otellere verilmiştir. Denizle fıstık çamlarının, kızıl çamların arasına otellerle bir set çekilmiştir.</p>
<p>Çamlığın kalan bölümün 2900 dönümlük alanı ise G1, G2 golf alanı adı altında 49 yıllığına otellere tahsis edilmiştir.Tahsise konu olan alanda dönüm başına 250 adet asırlık çam aşacı bulunmaktadır. Yapılacak olan G1 golf alanı 27 delikli olacakdır ve bunun içinde 432 dönüm sadece golf alanı için gerekmektedir. Bu demektirki 108.000 adet fıstık çamı ve kızılçam kesilecektir. Bu da demektir ki, Sorgun da, turizm yatırımı adı altında korkunç bir çevre katliamı yapılmaktadır. Buda ekolojik dengenin tamamen bozulması demektir.</p>
<p>Bugün yok olmakla yüz yüze olan Sorgun Çamlığında zamanla domuzlar saklanır, kurtlar, tilkiler, çakallar dolaşırmış. Çamlığın bir yerinin adı “ayı gürü”ymüş. Bir tarih yatar Sorgun Çamlığında. Side kenti, Romalılar hep çamlıklarıyla övünürlermiş. SİDE’de yaşarlarken eski çağlarda sideli çobanın kızı sidelya, keçilerini sorgunun gür çamlığında otlatır,yorulunca titreyengölün soğuk suyunda yüzermiş. ( o zamanlar titreyengöl melas çayının denize döküldüğü yer)</p>
<p>Biz, bölgeye Turizm yatırımına karşı değiliz, Ama ön araştırma yapılıp, gelecek ve çevre katliamına dönüşen yatırımlara karşıyız.</p>
<p>Küresel dünyanın sermayesi öyle bir gelmişki Sorgun Çamlığına Titreyen göl titremez olmuş, kuşlar ötmez, mantarlar, kuzu göbekleri yetişmez olmuş. Para için kesilmiş kocaman asırlık fıstık çamları, para için kirletilmiş Titreyengöl.</p>
<p>Ara ara gazetelerde “Sorguna yeşil bayrak verildi” yazısını görünce, “biz bir çam ağacı kesince yıllarca mahkemelerde sürünüyorduk, adamlar yüzlercesini kesiyorlar, kimse bir şey demediği gibi birde yeşil bayrak alıyorlar, diyor sorgun köylüleri.</p>
<p>Sorgun Çamlığı gibi çamlık, dünyada üç ülkede bulunmaktadır. Türkiye de Lara, Belek ve Sorgun aynı tür çamlık alanlardır. Buraların kumluk alanlarının altı kil tabakasıyla kaplıdır ve kil tabakası denizin içlerine kadar uzanır, o nedenle sürekli kumluk alan nemlidir, bu yüzdende çamlar yetişir kumluk alanda. Yani bölge korunması gereken bir alandır.</p>
<p>Ama sermaye değer tanımaz, sermeye için kar önceliktir, tüm değerler paraya tabidir. Önceleri yöre halkı turizmin gelişine ve gelişimine sevinmiş. Sonra görmüş ki, turizm adına doğa yok ediliyor, ne deniz kalıyor, ne orman kalıyor.</p>
<p>Bir gün birileri ormanın içine bir şantiye binası yapıyor, kocaman bir tabela asıyor, şantiye binasına en büyüğünden bir de türk bayrağı asıyor ve sonra başlıyor fıstık çamları bir bir kesilmeye.</p>
<p>1994 yılında Sorgun Çamlığı golf alanı olarak verilmiş. Sorgun, Manavgat ve Sideliler hemen tepki göstermişler. Verilen tahsis Turizm Bakanlığınca geri alınmış. On yıl beklemiş sermayedarlar, on yıl gözlerini dikmişler çamlığa, on yıl uymamışlar, on yıl boyunca sermayenin kaybını, getirisini hesaba vurmuşlar ve 2004 yılında Çamlığı ele geçirmişler. Bu kez tümünü almışlar çamlığın. Sadece 220 dönüm kalmış boş alan olarak koca çamlıktan. Bu kadarıda halka yeter dememişler ama ne dediklerini ve ne düşündüklerini zamanla görecek bölge halkı.</p>
<p>Bizde, yöre halkıda golf alanları yapılmasına karşı değiliz. Dünyanın her yerinde golf alanları, çorak arazilere yapılır, golf için çorak araziler değerlendirilir. Bizim ülkemizde ise tam tersi oluyor. Ağaçlar kesiliyor, deniz kirletiliyor, doğa yok ediliyor.</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_side013.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-324" title="namaras_ali_cetin_side013" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_side013.jpg" alt="namaras_ali_cetin_side013" width="800" height="535" /></a></p>
<p>Sorgunda yıllardır yöre halkının yazlık olarak kullandığı sahildeki çardakları yıkılıyor. Gerekce:sahil temizlenecek, sonra halkın elinden alınan yer, bir gecede bir yatırımcıya tahsis ediliveriyor.</p>
<p>Yöre halkı tepkili, bu kez örgütlenmişler, Sorguna sahipleniyorlar. Ama seslerine, yetkililerin kulakları kapalı. Yöre halkı çamlar kesilmesin, Sorgun çamlığında kuşlar ötsün, çiçekler açsın istiyorlar. İstiyorlarki Sorgun çamlığı kocaman bir kent parkı ilan edilsin.</p>
<p>Tarih hiçbir zaman hata yapanları hele hele doğayı katledenleri unutmamıştır. Tarihte, yöre halkıda, gelecek nesillerde Sorgun çamlığını katledenleri unutmayacaktır, affetmeyecektir.</p>
<p>Ali ÇETİN</p>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/21/coban-kizi-sidelya-sorgun-ormaninda-kecilerini-otlatir-titreyen-golde-yuzerdi/&amp;t=%C3%87OBAN+KIZI+S%C4%B0DELYA%2C+SORGUN+ORMANINDA+KE%C3%87%C4%B0LER%C4%B0N%C4%B0+OTLATIR%2C+TiTREYEN+G%C3%96LDE+Y%C3%9CZERD%C4%B0+%21" rel="nofollow" title="Bunu Facebook'da paylaşın">Bunu Facebook'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=%C3%87OBAN+KIZI+S%C4%B0DELYA%2C+SORGUN+ORMANINDA+KE%C3%87%C4%B0LER%C4%B0N%C4%B0+OTLATIR%2C+TiTREYEN+G%C3%96LDE+Y%5B..%5D+-+http://namaras.org/anasayfa/namaras154+(via+@alicetinnamaras)" rel="nofollow" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/21/coban-kizi-sidelya-sorgun-ormaninda-kecilerini-otlatir-titreyen-golde-yuzerdi/&amp;title=%C3%87OBAN+KIZI+S%C4%B0DELYA%2C+SORGUN+ORMANINDA+KE%C3%87%C4%B0LER%C4%B0N%C4%B0+OTLATIR%2C+TiTREYEN+G%C3%96LDE+Y%C3%9CZERD%C4%B0+%21" rel="nofollow" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-reddit">
			<a href="http://reddit.com/submit?url=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/21/coban-kizi-sidelya-sorgun-ormaninda-kecilerini-otlatir-titreyen-golde-yuzerdi/&amp;title=%C3%87OBAN+KIZI+S%C4%B0DELYA%2C+SORGUN+ORMANINDA+KE%C3%87%C4%B0LER%C4%B0N%C4%B0+OTLATIR%2C+TiTREYEN+G%C3%96LDE+Y%C3%9CZERD%C4%B0+%21" rel="nofollow" title="Bunu Reddit'de paylaşın ">Bunu Reddit'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22%C3%87OBAN%20KIZI%20S%C4%B0DELYA%2C%20SORGUN%20ORMANINDA%20KE%C3%87%C4%B0LER%C4%B0N%C4%B0%20OTLATIR%2C%20TiTREYEN%20G%C3%96LDE%20Y%C3%9CZERD%C4%B0%20%21%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%22%C3%87OBAN%20KIZI%20S%C4%B0DELYA%2C%20SORGUN%20ORMANINDA%20KE%C3%87%C4%B0LER%C4%B0N%C4%B0%20OTLATIR%2C%20TiTREYEN%20G%C3%96LDE%20Y%C3%9CZERD%C4%B0....%0D%0A%0D%0A%0D%0A%0D%0ADa%C4%9Flar%C4%B1%20severim%2C%20da%C4%9Flar%C4%B1n%20ormanlar%C4%B1n%C4%B1%2C%20ku%C5%9Flar%C4%B1n%C4%B1%2C%20ball%C4%B1%20%C3%A7i%C3%A7eklerini%20ve%20%C5%9F%C4%B1r%C4%B1l%20%C5%9F%C4%B1r%C4%B1l%20akan%20sular%C4%B1n%C4%B1%20severim.%20Da%C4%9Flar%20%C3%B6zg%C3%BCrl%C3%BCkt%C3%BCr%2C%20da%C4%9Flar%20sevgidir%2C%20a%C5%9Fkt%C4%B1r%2C%20tutkudur.%20Da%C4%9Flar%C4%B1n%2C%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://namaras.org/anasayfa/2009/10/21/coban-kizi-sidelya-sorgun-ormaninda-kecilerini-otlatir-titreyen-golde-yuzerdi/" rel="nofollow" title="Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin ">Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin </a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://namaras.org/anasayfa/2009/10/21/coban-kizi-sidelya-sorgun-ormaninda-kecilerini-otlatir-titreyen-golde-yuzerdi/feed" rel="nofollow" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=%C3%87OBAN+KIZI+S%C4%B0DELYA%2C+SORGUN+ORMANINDA+KE%C3%87%C4%B0LER%C4%B0N%C4%B0+OTLATIR%2C+TiTREYEN+G%C3%96LDE+Y%C3%9CZERD%C4%B0+%21&amp;link=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/21/coban-kizi-sidelya-sorgun-ormaninda-kecilerini-otlatir-titreyen-golde-yuzerdi/" rel="nofollow" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-blogger">
			<a href="http://www.blogger.com/blog_this.pyra?t&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/21/coban-kizi-sidelya-sorgun-ormaninda-kecilerini-otlatir-titreyen-golde-yuzerdi/&amp;n=%C3%87OBAN+KIZI+S%C4%B0DELYA%2C+SORGUN+ORMANINDA+KE%C3%87%C4%B0LER%C4%B0N%C4%B0+OTLATIR%2C+TiTREYEN+G%C3%96LDE+Y%C3%9CZERD%C4%B0+%21&amp;pli=1" rel="nofollow" title="Blog this on Blogger">Blog this on Blogger</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://namaras.org/anasayfa/2009/10/21/coban-kizi-sidelya-sorgun-ormaninda-kecilerini-otlatir-titreyen-golde-yuzerdi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GÖÇ YOLUNDA YÖRÜKLER</title>
		<link>http://namaras.org/anasayfa/2009/10/21/goc-yolunda-yorukler/</link>
		<comments>http://namaras.org/anasayfa/2009/10/21/goc-yolunda-yorukler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Oct 2009 22:39:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Çetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gezi Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[ağa]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[ali çetin]]></category>
		<category><![CDATA[bozkır]]></category>
		<category><![CDATA[çetin]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[efe]]></category>
		<category><![CDATA[göç]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[keçi]]></category>
		<category><![CDATA[koyun]]></category>
		<category><![CDATA[namaras]]></category>
		<category><![CDATA[yolunda]]></category>
		<category><![CDATA[yörükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://namaras.org/anasayfa/?p=147</guid>
		<description><![CDATA[GÖÇ YOLUNDA YÖRÜKLER
Yörüklük ,sosyal olay olarak yok olup giden bir yaşam biçimi.Onları bulmakta zor, bulup anlamakta .Yörükleri ancak tarih anlayabiliyor.Gelişen teknoloji ve kapitalizmin kemirgen dişleri ,tüm eski kültürler gibi,Yörük yaşamın’da ,ekonomik ve sosyal boyutuyla acımasızca tarihe ,tarihin arka planına koyuveriyor.
Düne bakmak cesaret işidir.Üstelik düne bakarken,dünün içerisine kendini koyup,yaşamı en doğru biçimde gelecekle ilişkilendirmek,çokça cesaret isteyen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2>GÖÇ YOLUNDA YÖRÜKLER</h2>
<p>Yörüklük ,sosyal olay olarak yok olup giden bir yaşam biçimi.Onları bulmakta zor, bulup anlamakta .Yörükleri ancak tarih anlayabiliyor.Gelişen teknoloji ve kapitalizmin kemirgen dişleri ,tüm eski kültürler gibi,Yörük yaşamın’da ,ekonomik ve sosyal boyutuyla acımasızca tarihe ,tarihin arka planına koyuveriyor.</p>
<p>Düne bakmak cesaret işidir.Üstelik düne bakarken,dünün içerisine kendini koyup,yaşamı en doğru biçimde gelecekle ilişkilendirmek,çokça cesaret isteyen bir algılama biçimidir.</p>
<p>Biz,Yörükleri dünüyle görmeyi ,anlamayı, kendi ortamlarıyla sevmeyi, saygı duymayı ilke edinerek yola çıktık.Her sosyal yaşam gibi,Yörük yaşamının da evreleri vardır.Kışı bir başka,ilkbaharı bir başka ,yazı bir başkadır.Biz bu başkaların ilk yazıyla ilişkilendik.</p>
<p>Yörük Osman ,Manavgat’ın  Namaras (çamlı tepe) köyünden, 450 keçi ve oğlak karışımı bir sürüsü var.Koca sürüyü eşi Nazifey’le birlikte güdüyor.Kendi deyimiyle “kahrını “çekiyor. “yalnızlık zor” diyor.”Ne yapıp edip” iki çocuğunu okutmaya karar vermiş. Onları sürünün  yanına getirtmiyor.”Çobanlıkta gelecek olmadığını” görmüş,”Ne varsa tahsilde var “diyenlerden.</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu054.JPG"><img class="aligncenter size-large wp-image-226" title="namaras_ali_cetin_yoruk_gocu054" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu054-769x1024.jpg" alt="namaras_ali_cetin_yoruk_gocu054" width="769" height="1024" /></a></p>
<p>Namaras köyü,Manavgat’a 31 km uzaklıkta.495 metre rakımında ,bir tepenin yamacında,Şirin mi şirin bir köy, her yan ormanlık,yemyeşil.Bir yanda Alara Vadisi yemyeşil orman deniziyle uçsuz bucaksız uzanır,bir yanda Karpuz Çayı Vadisi.Her zaman karlı,bembeyaz dağların arkasından güneş kıpkırmızı doğarak selamlar Namaraslıları.            Namaras  adı Eski Dağlık Klikyadan kalma bir Anadolu adı. Namarasın kuruluşu çok eskilerden 1530 yılında Kanuni’nin sadrazamlık vergi defterinde Namaras 115 ev ve 5079 akçe vergisi olan bir köy.Sonra 1902 yılında 12 hane olarak kalıyor Namaras köyü.Buradan anlaşılıyorki,1500 lü yıllarda Türklerin bir çok hakla ortak yaşadığı bir köy burası.</p>
<p>Köyün adı kağıt üzerinde çamlı tepe olmuş ;ama gerçek yaşamda Namaras.</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu034.JPG"><img class="aligncenter size-full wp-image-223" title="namaras_ali_cetin_yoruk_gocu034" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu034.JPG" alt="namaras_ali_cetin_yoruk_gocu034" width="800" height="600" /></a></p>
<p>Yörük Osman, Namaras’tan Bıttıların Ali onbaşının oğlu.”Çobanlığı Amcamdan ve onun oğlu kelce Ali’den  öğrendim “diyor.7 yaşında başlamış keçi sürüsünün arkasında çobanlığa.Herkes 7 yaşında mikrofon tutup şarkı söyleyecek değil ya ,Osman ‘da sürünün arkasında çobanlığa başlamış.”Bunu bildik ,bunu yapıyoruz” diyen, dünyaya keçilerinin ortamından, birde Antalya ‘dan ve İstanbul’dan gelen “iyi insanlar,gerçek dostlar” dediği dostlarından öğrendikleriyle bakan bir insanoğlu.</p>
<p>Osman’a ilk kez sürünün kış yatağından ,ilk yaz yatağına taşınacağında yardıma gittik.Mustafa ilhan ,Ömer ve Sabriyle birlikte gecenin alaca karanlığında, köye, yayan iki saat uzaklıktaki sürü yatağına varınca çok mutlu oldu Osman.Güldü ,gözlerinin içi parladı. Bir dağın yamacında sık ormanlı alanda ,tarihi harabelerin arasındaki yatakta yatıyordu sürü.Gece karanlığında oğlakları kümelerinden salınca bir kıyamettir koptu.Oğlak melemeleri keçi sesiyle, gecenin sessizliğiyle gelen  tanyeri kızıllığı öyle bir titreşimle kaynaştı ki ,tüm ormanlar hışırdayıp sallanarak selama durdular.</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu024.JPG"><img class="aligncenter size-full wp-image-219" title="namaras_ali_cetin_yoruk_gocu024" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu024.JPG" alt="namaras_ali_cetin_yoruk_gocu024" width="800" height="600" /></a></p>
<p>Orman sık,oğlaklar küçük ,daha ot bile yiyemiyorlar.Gece karanlığında sesleri ve kokularıyla buluyorlar annelerini.</p>
<p>Heyy deyip ,tan yerinin alaca karanlığında ormanın içerisinde, sesin arkasına düşüyoruz.Gün ucuyla tepeye ormanın arasındaki tarlaların olduğu açık alana çıkıyoruz.Burada Osman sürüyü gözden geçiriyor.Köylünün ekili arazilerine zarar vermeden ormanların arasından sürüyü ve en çokta küçük oğlakları kollayarak gidiyoruz yazlaya doğru.Mustafa ve Nazife küçücük körpeleri  kucaklıyorlar.Vadi yemyeşil ,cıvıl cıvıl kuş sesleri, dereler sulu, mevsim ilk bahar .</p>
<p>Altı saatlik zorlu bir uğraş sonunda oğlaklı keçi sürüsünü yazlasına ,çam ormanlarının arasına getiriyoruz.Burası Mahmut yıkığı ,Osman’ın dedesinden bu yana sürü yatağı.</p>
<p>Osman’ın  Keçileriyle ve yaşamıyla böyle yüzleşiyoruz.Yaşamı zor ;ama sakin,huzurlu, ormanların arasında, çalılardan yapılmış sürü yatağının başındaki taş duvarla örülmüş sayvant denen bir çoban damında geçiriyor gecelerini. Mayıs ayının gelmesini bekliyor.</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu014.JPG"><img class="aligncenter size-full wp-image-214" title="namaras_ali_cetin_yoruk_gocu014" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu014.JPG" alt="namaras_ali_cetin_yoruk_gocu014" width="800" height="600" /></a></p>
<p>Mayıs sonunda,Yörük göçünü yaşamak istiyoruz.İsmail  aslolan heyecanıyla Hikmet öğretmeni de yanına alarak İstanbul’dan yola  çıkıyor.Sabahın erken saatlerinde Antalya’dan Ümit’le beni de  alıyorlar ve öğlen saatlerinde Namaras köyüne varıyoruz.Namarasın altında ormanların arasındaki yağır ardıç denen yere varıyoruz.Bıttıların Ali onbaşının  Osman bizi görünce seviniyor.Gülerek yanımıza geliyor.Elinde hiç bırakmadığı dostu arkadaşı olan pıynar sopası.Keçiboynozu ağaçlarının altına ,keçilerin arasına ,gölgeye oturuyoruz, iki köpeği var,köpeklerle de tanışıp,yakınlaşıyoruz.</p>
<p>Davarlarla oğlaklar karışık .Göç sürüsü bu.Oğlaklar tazecik filizleri yemeye çalışırken,hiç de annelerinden uzaklaşmak istemiyorlar,durmadan emiyorlar.</p>
<p>Hava sıcak,gölge koyu. Çeşmenin suyu şırıl şırıl yaz sonunu getirecek heyecandan uzak bir şırıltı sesiyle akıyor.</p>
<p>Artık göçler eskisi gibi değil .Yörükler sonlarını yaşıyorlar.Bir sosyal yaşam biçimi olarak Yörüklük gitti gidiyor.Yağır ardıç yazla geri,göç öncesi yaylaya gitmek için hazırlanılan mekan.</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu003.JPG"><img class="aligncenter size-full wp-image-208" title="namaras_ali_cetin_yoruk_gocu003" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu003.JPG" alt="namaras_ali_cetin_yoruk_gocu003" width="800" height="600" /></a></p>
<p>Osman bizimle konuşurken davarlara bakıyor ve çeşmenin şırıltısının ahengiyle dalıp gidiyor.Namaras köyü yaz önü bir başka şenlenir.Çiçekler bir başka kokar tarlalarda,filizler bir başka canlanır polen toplayan bal arılarının altında .Kuş sesleri oğlak melemeleriyle karışıp hayat verir doğaya.Dağlar canlanırken köy sessizleşir,herkes yazlaya taşınır.Yaylaya gidecekler;develer,eşekler,atlar ve tüm yükler yazlaya götürülür.Burada her şey gözden geçirilip bir bir elden geçer.Develerin havutları ,kolonlar, yularlar, dizginler,ala ve yoz çuvallar tamir edilir ,sökükler dikilir.Gazal ve çuvaldız elden düşmez.Çobanlar sürünün çanlarını,oba başıda deveye takacağı hatap çanını hazırlar.Bıttıların Hasan Hüseyin gibi yayla hazırlığı yapan Yörük azdır.Bıttıların Hasan Hüseyin babasından böyle görmüştü.12 ay aynı elbiseyi giyerdi.Yün menevreği (pantolon) ve yün ceketini yaz kış hiç üzerinden çıkarmazdı.Oysa devenin havudu ,Ala kilim ,Ala çuvallar çok önemliydi.Ala kilim ,ala çuvallar ve lökün kirincinin yuları yörüğün şanı şerefiydi.Yörükler için Ala kilimli, ala çuvallı lök gücün zenginliğin göstergesidir.</p>
<p>İlk göç ağrık (ağırlık )olurdu. Göçün fazlalıkları, güzün yayladan göç öncesi  köye (sehil)getirilir.Yazın ise göçten sonra deve ile gelip yaylaya sonradan götürülür.</p>
<p>Yörükler için göç bir şölendir,coşkudur,bayramdır.Tatlı bir telaştır göç hazırlığı,zevk verir Yörük beylerine ,gelinlerine ,kızlarına ve delikanlılarına.Çocukları bir heyecan sarar.Göç öncesi tüm kadınlar çocuklarını kazanın içerisine oturtarak bir güzel çimdirirler.Çobanlar en yeni kilot pantolonları giyip ,sopalarını pıynar ağacından kesip hazırlarlar,ateşte pişerek sertleşen pıynar sopaları çobanın elinde bir dost, bir güvendir yayla yollarında.</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/DSCF1606.JPG"><img class="aligncenter size-full wp-image-365" title="DSCF1606" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/DSCF1606.JPG" alt="DSCF1606" width="361" height="480" /></a></p>
<p>Genç kızlar,gelinler en güzel alacalı elbiselerini giyerler.Uzun siyah saçlarını belik belik örerek göçe hazırlanırlar.Yörük beyi en önde giderken ,bir de sigara sarar ve derinden nefesleyerek dimdik durur atının üzerinde yıldızların altında.Sanki gecenin karanlığını yırtan odur..Allı pullu fistanıyla Lökü bir gelin çeker.</p>
<p>Hatap çanıyla lök sallanırken ,kirincinin, kayalık ‘ın (maya) çan sesleriyle yırtılır gece karanlığında göç yolları.Konaklaya konaklaya gelesandıra ya kadar sorunsuz gidilir.</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/Resim-069.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-366" title="Resim 069" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/Resim-069.jpg" alt="Resim 069" width="480" height="360" /></a></p>
<p>Gelesandıra, susam belinin önü olduğundan ,orada durup soluklanmak ,her şeyi yeniden gözden geçirmek gerekir.Köyden yola çıkarken aklı susam belindedir yörüğün.</p>
<p>Gelesandırayla kurucadır şu dağların eteği</p>
<p>Yenice bazarla ,gök tepe güzeller yatağı</p>
<p>Susam belinin yolları enerdir ,taştır.</p>
<p>Ağlamış ağlamış gelinler kızlar da gözleri yaştır.</p>
<p>Osman duygu yüklüydü .Bize bakıp gülüyordu.</p>
<p>”Ben “dedi gücük Medine “Ben Bıttının Hasan Hüseyin in kızıyım.Bu Ak Ali de benim herif.Hoş geldiniz ağam gelmesine de ,davarı siz mi götüreceksiniz.”diyerek bizi süzdü.Güldü!</p>
<p>İsmail hem konuşuyor ,hem de fotoğraf çekiyordu .Hem davarlarla hem de Yörüklerle çabuk kaynaşmıştı.Kelce Aliyle anında dost oluverdiler.Kelce Ali eski çoban ,o dağları, dağlar onu tanıyor.</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu011.JPG"><img class="aligncenter size-full wp-image-212" title="namaras_ali_cetin_yoruk_gocu011" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu011.JPG" alt="namaras_ali_cetin_yoruk_gocu011" width="800" height="600" /></a></p>
<p>Mevsim ilkyaz,her yan yemyeşil ,dağlar taze tomurcuklu,otlar diz boyuydu.Keçi boynuzu ağacının koyu gölgesi bizi kucaklamış,biraz ilerideki şırıl şırıl akan çeşmenin suyunun sesi dinlendiriyordu.</p>
<p><strong>ON GOYUN BİR GOÇ ,GÜNDE GON, GÜNDE GÖÇ</strong></p>
<p>Güneş dönmüştü  ,oğlaklı sürüyü  Heyy… cooo… sesleriyle yaylaya doğru kovduk.Osman en önde tekeee…. diyerek bir ıslık tutturup yürüdü.Zorlu ve dikkatli bir uğraşla sürüyü yarım saat sonra havlu içi denen çok otlu bir tarlaya sapıttık.otların arasında kayboluverdi koca sürü.Yolun kenarına, gölgeye oturduk.Sürü üç saat hiç kıpırdamadan yayıldı.</p>
<p>Osman’ın eşi Nazife iki eşeği ve kısrağı ile sürünün yanına geldi.Göçün azığını götürüyordu.Osman “toplanalım” dedi.Heyy….  dedik sürüye,akşam serinliğinde yola koyulduk.Oğlak melemeleri, tüm sesleri bastırıyordu.Sürü Ağu (zakkum) çiçeklerinin kırmızı ,pembe,beyaz  renk cümbüşünün arasında, oğlak melemeleri ve çan sesleriyle dolana dolana gidiyordu.Aşağılarda, uçsuz bucaksız yemyeşil Alara Vadisi uzanıyordu.Yemyeşil orman denizinin ortasında, oğlak melemesi ,çan ve ara ara öten keklik seslerinin ahengine kendimizi kaptırmıştık.Sanki yılların Yörük çobanlarıydık.Keçiler kokumuza alışmış, iki köpek bizimle dost olmuşlardı.Sürü yayla havasına girmiş ,en önde koca teke goradasını öttürerek Osman’ın hemen ardında gururla gidiyordu.</p>
<p>Osman yılların çobanı.Babası Bıttıların Ali Onbaşı okutmamış onu.Yıllarını keçilerine adamış, sürüsü ile bütünleşmiş.On beş gündür yaylaya göçe hazırlanmış;tek tek gözden geçirmiş keçilerini,çanlarını elden geçirmiş.yeni çanlar almış.Goradayı ,tıkırtıyı, firiği hangi davara takacağını önceden düşünmüş.450 keçisi var,sürüde en az 50 çan var.Hangi çanın hangi keçide olduğunu “kulak kabartarak “biliyor.</p>
<p>Namaras’tan iki saat sonra Kuzmuara geliyoruz.Kuzmuar kuzeye doğru şırıl şırıl ormanların arasında akan bir çeşme.Yolcu çeşmesi.Soluklanıyoruz.Sürü sulanıyor biz sulanıyoruz.Dur durak yok.Karanlık basmadan zeytin alanına varmalıyız.Heyy… teke diyoruz.Osman’la  İsmail sürünün önünde , Ümit’le arkadayız.Küçük körpeler en arkada.Altı tane,onları tek tek kolluyoruz.Biz onlara, onlar bize sıcak, onların niyeti kucak bunu anlıyoruz.</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/Resim-080.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-367" title="Resim 080" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/Resim-080.jpg" alt="Resim 080" width="480" height="360" /></a></p>
<p>İki saat sonra hava kararırken zeytin alanında koca meşe ağacının altına sürüyü topluyoruz.Atı ve eşeklerin yükünü Nazife ile Hüseyin yıkıyor,kilimleri keçeleri seriyorlar,çevreden odun toplayıp kocaman bir çoban ateşi yakıyoruz.Hikmet öğretmen yemek yapmaya koyuluyor.Nazife “dur Ağam şu tencereyi al onu karartma “diyerek  Hikmetin etrafında dolanıyor,Hikmet yemek yaparken gülüyor ve mutlu.</p>
<p>Biraz aşağımıza Namaraslı Omar ile karısı Hatice sürüyü getirip yatırıyorlar. Omar’a sesleniyoruz,gece orda kalacağız, yolumuz uzun, en zorlu etabı yarınki.</p>
<p>Hikmet öğretmenin yaptığı kavurmayla salatayı ve yoğurdu iştahla yiyoruz.Ateşin etrafında bir süre sohbet edip uyku tulumlarımıza giriyoruz .Parlayan yıldızların altında, koca meşe ağacının yanında, alev alev yanan çoban ateşimiz yıldızlı gök yüzüne doğru ormanın derinliklerinden alevlenip parlıyor.Sessiz gecenin  derin karanlığında, köpek sesleri ve oğlak melemeleriyle hafiften gözlerimizi kapatıyoruz.Osman tetikte, sürüye kurt gelir, “ kaçan, göçen olur” düşüncesiyle uyur, uyanık geçiriyor zamanı.</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu055.JPG"><img class="aligncenter size-full wp-image-227" title="namaras_ali_cetin_yoruk_gocu055" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu055.JPG" alt="namaras_ali_cetin_yoruk_gocu055" width="800" height="600" /></a></p>
<p>Gecenin 01.00 ‘inde kalkıyoruz.Ateşimiz küllenmiş, üf desek yanacak.Hiç bulaşmıyoruz ateşe.Toplanıyoruz.Ortalık koyu karanlık .Çam ağaçları daha bir karartıyor geceyi.Hiçbir oğlak ve keçi bırakmadan yola sürüyoruz sürüyü.Karanlığı yaran çan sesleriyle, bir yılan gibi süzülerek yola koyuluyoruz.</p>
<p>Nerde o eski göçler,yaşam değişmiş,Yörükler tarihen yok olma sürecinde.İnsan ve doğa sürekli değişim halindeler.Bu sonsuz değişim süreci içinde toplumların evrimi de kesintisiz bir süreçtir.Başı sonu belli olmayan değişim ve bunun sonucu olarak ortaya çıkan dönüşüm,İnsan iradesinden bağımsız ve toplumsal değişimin doğal sonucudur.Bu evrimleşme, Toplumsal düzen içinde ,üretim ilişkileri içinde geçerlidir.Sonuçta ortaya çıkan durum yeni tarz bir yaşam biçimidir.Toplum değişiyor,Değişen koşullar içerisinde Osman’da değişiyor.</p>
<p>Onun dünü yeni bir sosyal yaşama evrilirken,Osman bunu sessiz, hüzünlü ve olağan karşılayarak yürüyor yaylasına sürüsünün önünde.</p>
<p>Üç saat  hiç durmadan gece karanlığına yürüyoruz.Keçiler ve daha çok oğlaklar yoruldu. Serinyaka köyü ile Mannas köyünün sapağı olan Çürük vadisini tırmanıp yukarı çıkınca, tam sırtın başında, ormanlar arasında bir tarlaya sürüyü sapıtıyoruz..Burada bir süre sürüyü dinlendirip, Heyy…diyoruz.</p>
<p>Alaca karanlıkta Taşafura  geliyoruz.Burası dinlenme yeri,  Kocaman Çınar ( Biladan ) ağaçlarının hışırtısı ve gürül gürül akan Taşafur Çeşmesinin su sesi bizi büyülüyor. Sürü sulanmak için su dolu afurlara doluşurken, Osman’ın ıslığının sesi tan yerini derinden yarıyor.Burası Gaysanbaç (  Devenin soluklanma yeri ) burada durulur, buz gibi suyuyla yüzler yıkanır,Kana kana su içilir,soluklanılır. Göç yolunda en uzun  mola yerlerinden birisidir burası.Burada Alfistanlı Yörük   kızları, gece karanlığında, Yörük delikanlılarınca kaçırılır.<br />
Eskiler de, delikanlıların bir çoğu kızlara uzaktan sevdalanır ama bir türlü ulaşamazlardı.  Böylesi bir sevdaya tutulan çoban, arkadaşlarını yanına alarak kızı kaçırmaya karar verir.En uygun yer Taşafurdur. Yörük obası durumu anlar.Göç yolunda kıza Anasının elbiselerini giydirirler.Gece yarısı  Kervan Taş afur da soluklanırken gençler aniden göçün arasına dalarak Alfistanlı Yörük kızını sırtlayıp, ormana dalarlar.Bir süre ormanın içide gidince, kızın hiç ses çıkarmamasından kuşkulanıp yere indirirler, ne görsünler ,Alfistanın içindeki kızın Anası!</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu020.JPG"><img class="aligncenter size-full wp-image-217" title="namaras_ali_cetin_yoruk_gocu020" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu020.JPG" alt="namaras_ali_cetin_yoruk_gocu020" width="800" height="600" /></a></p>
<p>Dün çobanlık ,sosyal yaşam içerisinde ekonomik alanda oldukça ağırlığı olan bir</p>
<p>iş koluydu.Şimdilerde öylemi ya, Namaras köyünden yaylalı Ahmet’in Oğlu Ali yakınıyor.</p>
<p><em>Teklif ettim kızlara seviyorum diye </em><em><br />
</em><em> Bakarak güldüler benim halime</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Çiçek verdim çok sevdiğim birine</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Sen çobansın diye reddetti beni</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Bilmiyorum neden kötü bu meslek</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Ne olur bu mesleğin adını çevirsek</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Çobanlık yerine memurluk desek</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Yine beğenmez mi kızlar bizleri</em></p>
<p>Taşafurdan sonra gün karlı dağların ardından kendini gösterirken  senir çaltıya geliyoruz.Güneş bir başka doğuyor burada,güneşi uzanıp tutmak ve yaylanarak sedir ormanlarının üzerinden, geyik dağının zirvesine konmak geliyor içimizden .Önümüzde sürü, ormanın içine sapıyoruz.Burada dağlar iç içe ,Orman nerde bitiyor nerde başlıyor anlamak zor.Mula Dağının eteklerindeyiz.Karşımızda, dağın eteğinde Gündoğmuş kazası.ormanların arasında küçük şirin bir ilçe.Eski çağlarda, her türlü saldırıya karşı korumalı bir yerleşim yerini andırıyor.</p>
<p>Sürü gecenin açlığını çıkarırcasına daldı yeşil otların içine,sanki hiç hareket etmiyordu.,çakılıp kalmıştı ormanların arasına .Küçük körpelerimizde çok yorulmuştu,ne ot nede anne sütü düşünecek halleri vardı,kimisi yatarak,kimisi ayakta uyuyorlardı.Geride kalıp gözlerimizin içine bakıyorlardı.Sanki bir kucak bir yardım bekliyorlardı bizden.Nede olsa çocuktular.Dokunduğumuz zaman,anında kolumuza bacaklarımıza yaslanıp gözlerini kapatıyorlardı.Gözümüz onların üzerinde.Her taşın arkasına ,her sık çalılığın arasını iyice bakıyoruz.</p>
<div id="attachment_409" class="wp-caption aligncenter" style="width: 624px"><a rel="attachment wp-att-409" href="http://namaras.org/anasayfa/2009/10/21/goc-yolunda-yorukler/attachment/01310013/"><img class="size-large wp-image-409" title="Ahmetlerden Pantır" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/01310013-1024x768.jpg" alt="Ahmetlerden Pantır" width="614" height="461" /></a><p class="wp-caption-text">Ahmetlerden Pantır</p></div>
<p style="text-align: center; ">
<p><strong>“BU KEYİF CUMHURREİSİNDE BİLE YOK”</strong></p>
<p>Saat 10.30  gibi Senir çaltıya konaklayacağımız yere geliyoruz.Nazife ile Hüseyin At ile eşekleri yıkıp, yemek hazırlığına çoktan başlamışlar. Bugün çok yoruluyoruz.Göçün en uzun en zorlu etabını yürüdük.Sürü koyu gölgeye yatarken ,bizde kendimizi gölgeye ,yeşil otların üzerine atıyoruz.Osman’da yoruluyor ama onun sorumlulukları var.Sürünün sahibi,oturmadan sürünün içerisinde dolanıyor.”hepsi tamam” diyor.Şöyle bir bakıp 450 davarı gözden geçiriveriyor.Gönül rahatlığıyla pıynar sopasına dayanıp oda oturuyor.Gülüyor .”Amcam buraya deveyi yıkınca ,şu gördüğünüz kocapelit (meşe) ağacının dibindeki taşlara ala çuvalları dayardı.Burasının sürü  için iyi yayılımı var”.diyor,hüzünleniyor bir anda dün gözlerinin önünden akıyor.Hissediyoruz.Hepimiz Osmana ,Osman’ın ela gözlerinin düne dalışına bakıyoruz.</p>
<p>“Amcama Bıttıların Hasan Hüseyin derlerdi.”Deveyi yıkar Ala çuvalları taşlara dayar, alakilimi serip üzerine oturarak, ala çuvallara yaslanırdı.Bağdaş kurup yemeğini yedikten sonra odun ateşinde birde sigara yakardı.Çayından bir yudum alır ,sigarasından derin bir nefes çekerken “Bak Osman ,bu keyif cumhur reisinde bile yok “diyerek alakilimin üzerine uzanırdı.Ben de ulan bu çobanlık Cumhurbaşkanlığından bile iyi bir meslek diye düşünürdüm.iyi adamdı amcam.”</p>
<p>Osman dertli,Dünyası sürüsü ve Dağlar.Dağlar kadar temiz ;dağlar kadar gönlü geniş ,dağlar kadar umutlu bir insanoğlu .”Az bulunur bir insanoğlu” diyor İsmail.</p>
<p>Senir çaltı da Hüseyin öğretmende bize katılıyor.Namarastan KırHasannın Gök Hüseyin.Babası eski Yörük “Babam bu köyün en iyi havut diken insanıydı ,Çuvaldızı ve gazalı (kıl ip )hiç elinden düşmezdi”diyerek babasını bize anlatıveriyor.</p>
<p>İkindin güneşin baskısı azalınca sürüyü harmancığa doğru ağdırıyoruz.Harmancık mula dağının tam dibi. Sedir ve Ardıç ağaçlarının altında yeşilin bütün toplarıyla kaplı eşsiz bir yer.Sürü çanlarını bir ahenkle öttürüyor,özgür ,telaşsız yayılıyor.</p>
<p>Önümüzde gidirinse beli 1700 metre .Torosların ilk beli.Artık yaylaya yaklaşıyoruz.Keçilerin son çam ,son filiz tadışı,Son orman görüşü .Onlarda bunun farkındalar ve hiç başlarını kaldırmadan yayılıyorlar.</p>
<p>Akşam Harmancıkta Gökçe Gedik denen yerde sürüyü yatırıp,çoban ateşini yakıyoruz.Nazife, hemen Kır Hasan’ın Gök Hüseyin hocayla keçileri sağıyor.Gök Hüseyin in karnı aç,çiğ çiğ içecek sütü.Nazife aceleyle tencereyi yanan ateşin üstüne  koyuyor,ve sıcak yayla sütünü içiyoruz. Sessiz dingin birkaç asırlık sedir ağaçlarıyla kaplı Mula Dağının eteğine sığınıp uyuyoruz.</p>
<p>Burası Gökçe Gedik ,Yani Derbent başı.Burada sürü karnını duyurur,develer soluklanır,</p>
<p>Ala çuvalların yükü yenliltilir(azaltılır).Burada kirinci’nin ayağına pese sürülür,burada Botlayan (doğuran) deve olursa göç üç gün ertelenir.</p>
<p>Yörük çocuklarıda çokça yollarda ,konak yerlerinde doğar.Doğan çocukların göbek bağı anında kesiliverir.Gelin, çocuğunu kucağına alır, göçe yol verir.Yörük obası,telaşlanmaz ve gelin nazlanmaz,dertlenmez ,sızlanmaz doğan bebek konak yerinde tuzlanır,ballanır ve göç ertelenmeden yola devam edilir.</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu046.JPG"><img class="aligncenter size-full wp-image-225" title="namaras_ali_cetin_yoruk_gocu046" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu046.JPG" alt="namaras_ali_cetin_yoruk_gocu046" width="800" height="600" /></a></p>
<p>İkievcilerli Fatma gelin hamileydi,ha doğurdu ha doğuracaktı, hesabı tutarsa daha üç günü vardı. Kurucada doğururum diye düşünüyordu.Harmancıkta, konak yerinde sabah erkenden bir sancıyla uyanınca, zamanı geldi herhalde dedi. Ama sürünün arkasından da gitmesi gerekiyordu.”öğlenden önce doğurmadan dönerim” diye düşünerek,erkenden sürünün arkasına düştü.” Tedarikli olmak gerek” diyerekte, beline, kuşağının arasına birde çakı soktu. Sancılı, dolaştı keçilerin arkasında dağları. Bazen, oturdu, bazen bir ağaca yaslandı. Keçileri konak yerine doğru döndürdü. Obaya yaklaşırken birden dayanılmaz bir sancıyla kıvrıldı, koca meşe ağacının dibine oturuverdi. Sırtını meşeye, bacaklarını önündeki iri taşa dayadı, doğuruverdi bebeğini. Çakısıyla göbek bağını kesti, telaşlanmadan bebeğini dolamasına (eteğinin alt kısmına) sarıp obaya geldi. Ballı kızı hemen bebeği tuzlayıp balladı. Sabah erkenden, Fatma gelin, bebesini sırtına alıp göçün arkasında yürüdü yaylasına doğru.</p>
<p>Gökçe gedikten alaşafakta çıkılır yola,derbent çok zorludur. Derbent de giderken atların nal seslerinin çakışıyla çıkan kıvılcımlar alaşafakta günü karşılarken, Yörük beyi deveye “dırnak dırnak”diye bağırır .Allı pullu fistanlarıyla gelinlerin çektiği develerin, hatap çanlarının ahengiyle, ardıç ağaçlarının mis gibi kokularının arasında kıvrılan yollarda, dolana dolana gider yörük göçleri gidirinse beline doğru.İlk gayşambaçta (devenin ihtiyaç giderme ,soluklanma yeri)tek tek her devenin hatap kolanı,döş kolanı,göybenti,çeker ipi gözden geçirilir.Derbentten geçmek zordur yörük için,tedbirli olmak gereklidir.Devenin çeker ipi incecik,en küçük zorlamada kopmaya hazır olmalıdır.Derbende düşen bir devenin dirkeli olduğu deveye zararı olmamalıdır.Çeker ipleri “tel ipi” bir devenin zorlamasıyla .anında kopacak kadar çürük,deveyi çekecek kadar sağlam olmalıdır .Bu da Yörük beyinin sırrıdır.</p>
<p>Şafakla sürüyü gökçe gedikten sürüyoruz.Yattığımız yere iyice bakıyoruz.Ümit ,Nazife ye körpelerden beş tanesini teslim ediyor,beş körpeyi atın üzerindeki ağaç kasaların içine koyuyorlar.Sürüyü topluca Derbetten geçirip, gidirinse beline doğru dolandırıyoruz.Her yan dere ,şırıl şırıl sular akıyor, yemyeşil yarpuz.Gök Hüseyin öğretmen durmadan yarpuz yiyor. “zıkkım ye” diye espri yapıyorum.Anası böyle derdi .Doğanın bütün renkleri var burada.Sürü yeşillikler arasında kayboluyor.Karşımızda upuzun çıplak,yer yer karla kaplı gidirinse dağı uzanıyor.Eteklerinde yayla evleri var.</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu023.JPG"><img class="aligncenter size-full wp-image-218" title="namaras_ali_cetin_yoruk_gocu023" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu023.JPG" alt="namaras_ali_cetin_yoruk_gocu023" width="800" height="600" /></a></p>
<p>Öğlen ,gidirinse belinde konaklıyoruz.Gürül gürül sular fışkırıyor dağ yamaçlarından.Yarpuzların,ısırgan otlarının arasından dolanıp,kekik kokularıyla dolu yayla havasının serinliğinde, gürleyerek akan kaynak suları ,çayırlı vadiyi bir ip gibi yararak konak yerimizin ortasından, buz gibi akıp gidiyor.</p>
<p>Nazife bize yarpuzlu pilav yapıyor.Bir yanda yarpuzlu pilavın kokusu, bir yanda da soğuk yayla suyunun eşliğinde karnımızı doyuruyoruz.</p>
<p>Osman sürüyü gözden geçiriyor.”Mor oğlak yok “diyor.Ümitle birbirimize bakıyoruz.Çok dikkat etmiştik .Ümit, Nazife ye bakıyor .Nazife “ben almadım” diyor.Mor oğlak gökçe gedikte uyuyup kaldı.Hepimiz üzülüyoruz.En çokta Ümit üzülüyor.Hüseyin öğretmen ,Ak Alinin Hüseyin ve Hikmet öğretmen çiple gökçe gediğe dönüyorlar.Gök Hüseyin’e Yörük göçü biraz oyun gibi geliyor.İşi tam kavramış bir havası yok.Oğlak bakmak yerine taşafura gezmeye gitmeyi oynamadan sayıyor.O nedenle gökçe gediğe şöyle bir bakıp dönüyorlar.Nazifey’le Osman bizim üzülmemize üzülüyorlar.Keyfimiz kaçıyor.Küçücük Mor körpe her adımında durup gözümüze bakardı.En çok Ümit’in ayaklarına dolanıyordu.Her an uyumaya hazırdı.Ayakta, yayılırken, anasını emerken uyurdu,uyuklardı.Ümitle baba oğul gibi yakınlaşmışlardı.</p>
<p>Bir kayıpla Kurucuya, Gelesandıraya doğru iniyoruz.Akşam kurucuda konaklayacağız.Kuruca yörüğün toplandığı yer.Dağların arasında kocaman uçsuz bucaksız bir vadi.Yörük obaları yaylalara buradan dağılır.Susam belini ve Göçen boğazını geçmeden önce Yörük burada göçe çeki düzen verir.Eskilerde bu alanın bucaklarına göç yıkılır,develerin köşekleri bozulardı.Güz dönüşünde davar burada savruğur , yüğürülmesi için teke katımı burada yapılırdı.Kuruca yörüğün en uzun konaklama yeridir.Susam beli zorlu olur kıştır,borandır,tipidir.Geçit vermez hazırlıklı olmak gerekir.Kurucada çadırlar kurulur,soluklanılır. Develer çadırların etrafına ıhtırılır.(çökertilir).Yörükler ,çadırın arkasında Çöken yaşlı devenin gece bozulamasını hayra yormazlar.Yaşlı deve çadırın iplerine sürtünür,çadırdan içeriye bakarsa bir ölecek vardiye düşünülür.Kuruca bir şenlik yeridir.Her bucakta bir ateş yanar.Yörük obaları bir birini ziyarete giderek hal hatır sorarlar.</p>
<p>Kurucada, Karayağız Yörük delikanlıları,sürülerinin önünde, yünden örme başlıkları ve kilot pantolonlarıyla elleri sopalı, çaka satarak geçerler obaların yanından.</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu031.JPG"><img class="aligncenter size-full wp-image-221" title="namaras_ali_cetin_yoruk_gocu031" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu031.JPG" alt="namaras_ali_cetin_yoruk_gocu031" width="800" height="600" /></a></p>
<p>Bazen bir kaval sesi duyulur kara çaldan,bazen yanık bir türkü böler gencenin karanlığını.Yörük kızları yanık türküye, yanık yanık öten kavalın sesine kulak kesilir.Önce yanık türkülerine ve kaval seslerine aşık olunur.Sessizce, kuruca alanının çevresine her sürü gelişinde, su doldurmaya gelen kızlar doluşurlar ve sürünün cobanını, allı pullu üç etekleriyle mahçup,meraklı ,alımlı bakıp süzerler.</p>
<p>Şimdilerde yaşam her şeyde olduğu gibi çobanları da, kızları da değiştirmiş.Değişimin önünde durmanın imkansızlığını sanki anlamışlar.Ne kilot pantolon kalmış,ne kaval.Uzun jöleli saçlarıyla elleri radyolu ,cep telefonlu delikanlılar,bazen hello diyerek yürüyorlar sürünün önünde.Sürüde anlamış ki değişmeyen tek şeyin değişim olduğunu,yadırgamıyor önünde giden gençlerin hallerini.</p>
<p>Kuruca da her yan çan sesi ,çoban ateşi.En sönük ateş bizimkisi .Hüseyin öğretmen ,Hikmet ve İsmail gelesandırada çay içip laflarken karanlık basıyor.Karanlıkta odun bulmakta zor.Karanlıkta zar zor yemeğimizi yiyoruz .Erkenden uyumalıyız.Yarın susam belini geçeceğiz.Susam beli zorlu” kar boran olmasa “diyor Osman.</p>
<p>Kuruca da sırtımızı kara çal dağına dayayarak uyku tulumlarımıza giriyoruz.Gece karanlığı çöküyor üstümüze.Burada yıldızlar bir başka parlıyor.Gök yüzünde yıldızlar ışıl ışıl Susam belinden doğru gelen incecik serin bir yel esiyor kaynarca boğazından.Karaçal dağının eteğinde ,susam belinin girişinde, ışıl ışıl yanan çoban ateşinin etrafında, derin ve yakın yıldızlarıyla, bizi bir çadır gibi örten gök yüzünün altında uyumaya çalışıyoruz.Bir köpek uluması ,bir oğlak melemesi, bir kadın sesi ve bir çoban ıslığı hiç değiştirmiyor gök yüzünün ahengini.</p>
<p>İçimizde yalnızca Osman düşünceli “önümüzde Susam Beli var.işimiz zor.Allah verede hava güzel olsa.”diyerek bizi uyarıyor, ama tedirgin etmemek için de “Demem oki ,bilesiniz yarın yol çetindir. Kederli olduğum doğrudur.Bilirmisiniz, bu susam belinde iki bin Yörük telef olmuş.Kemikleri belin arka yüzünde, erikli alan denen yerin yamaçlarında taş yığınlarının altındadır.Susambelinin böğründe ,şeytan devrendin de, sonalı (güz sonu) Tuz gölünden ,tuzdan dönen develer ,nice insanlar boğalıp (donup)ölmüşler.Eskilerde cuppala ile Cici Hasan denen iki adam vardı,en yaşlı en eski Yörüklerdi,geçmişi en iyi bilen onlardı ,onlar anlatmışlardı.Sahilde susam yolunurken, Susam belinde kar boran tipi olmuş ,bel oradan adını almış .O zaman kervan kıran alanında otuz deveden oluşan kervan kırılmış,belde de Yörükler donarak ölmüşler”.</p>
<p>Osman kederli ,hüzünlüydü.Dalıp gitti gecenin karanlığında ve uyku onuda yakalayıp karanlığın kucağına bırakıverdi.</p>
<p><strong>TÜRKÜLERİDE ,SEVDALARIDA  DAĞDIR YÖRÜKLERİN</strong></p>
<p>Sabah tanyeriyle diğer sürülerden önce sürüyü Susam beline doğru kaynarca boğazına dolandırdık.Havada tek tek bulutlar vardı.Boğazda soğuk bir yel esmekteydi.Alaşafakla gün ışığı dağların ardından kurucaya düşmeye başladı.</p>
<p>Kaynarca boğazına sürüyü dolandırıp yürüyünce,sürü boğazda eski deve yoluna girip, Derbentten tek sıra susam beline doğru yürümeye başladı.Göç yolları, taşlarla örülmüş geçitlerle dolu.Her geçit bir tarih .Her geçit  antik çağı,Bizansı,Selçukluyu,Osmanlıyı anlatıyor bize.</p>
<p>Sürü Susam Beline doğru dolana dolana çıkıyor.Çıktıkça nefesleniyor,aşağılara bakıyoruz.Geldiğimiz dağlar bir bir eğiliyor altımızda .Yollar daralıyor,Gökyüzü daha bir berraklaşıyor.Sürü çanlarını öttürüp ,yayılarak teleşsız çıkıyor susam beline doğru.</p>
<p>Susam belindeyiz.Burası bir başka dünya ,hepimiz heyecanlanıyoruz.Eşsiz ulaşılması zor dağlar arasında büyüleyici karlı bir vadi.Burası 2250 metre.Sürü dimdik durdu,  toplandı.bizde durduk.Yönümüz kuzey.Önümüz erikli alan.Erikli alanın yamaçlarında susam belinin karı ve tipisiyle ölen Yörüklerin toplu mezarlarını  oluşturan öbek öbek taş yığınları var.Uzaklarda berrak sularıyla susam gölü ve her yan göller ,gölcüklerle dolu.Karsız alanlar rengarenk çiçeklerle kaplı,her yanda şırıl şırıl akan kar suları.</p>
<p>Sürü durdu.Bizde doğanın büyüsüne kapılıp seyre dalıyoruz.Upuzun bir vadi var önümüzde.Bir yanda deli dağ ,bir yanda papaz başı ,gümüş sayı.Hepsi 2800-2900 rakamında</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu004.JPG"><img class="aligncenter size-full wp-image-209" title="namaras_ali_cetin_yoruk_gocu004" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu004.JPG" alt="namaras_ali_cetin_yoruk_gocu004" width="800" height="600" /></a></p>
<p>Yörükler sarp geçit vermez ulaşılması zor,yalçın dağları severler.Dağlar her zaman dert ortağı ,sırdaşı,koruyanı olmuştur onların.”Dağlar ,dayanana sahip çıkar ele vermez” derler Dağlar özgürlük,yiğitlik,yaşamda huzur,güven olmuş.Dağ denince ağnamdan ,kolcu baskısından, efe baskınından kurtulmak aklına gelmiştir Yörüklerin.Ve o nedenle Yörükler yerleşim için sarp dağ eteklerini seçmişler.Türküleri dağdır,sevdaları dağdır;Türbeleri dağ olmuştur.Dağa sığınmış dua etmiş” geldim ocağına,bir çoçuk ver kucağıma” diye yakarmış.Dağa sığınmış zulümden baskıdan ve de açlıktan korumuş kendini .Göç özgürlük olmuş,özgürlük sevda olmuş ,sarp dağlar eteklerinde yaşam bulmuş kendine.</p>
<p>Sürüyü karların üzerine sürdük .Oğlaklar kara alışık değiller ,önce şaşırıyorlar,sonra oynayarak hoplaya zıplaya iniyorlar.Hava berrak ,pırıl pırıl ,Sanki göllerin içinde de karlı dağlar var.Susam gölünü geçiyoruz , önümüzde Ağız Boğazı denen yerde Namaras yaylası duruyor.Her tepenin ,belenin arkası bizi şaşırtıyor,büyülüyor.Sarı beyaz Çiğdemler,menekşeler,laleler,ters laleler;biri bir çeşit renkte,bin bir çeşit çiçekle dolu her yan.</p>
<p>Sürü dolanıyor,onun yurdu ,onun dağları,Osman sürüyle hiç ilgilenmiyor artık ,biz seyre daldık ,İsmaili kaybediyoruz.Ama telaşlanmıyoruz. Her yol Namaras yaylasın acıkıyor.</p>
<p>Gümüş sayına ,çolak kızın uçtuğu yere bakıyoruz ,dimdik,sarpmı sarp bir uçurum.</p>
<p>Duygulanıyoruz ,ne sevdalar gördü bu dağlar ;ne yiğitler ağırladı , ne analar ağlattı.</p>
<p>Çolak kız bir delikanlıya aşık olmuştu.Çobana azık götürürken gizli gizli buluşup konuşurlardı dağlarda.Çok mu çok sevmişler di birbirlerini .Çolak kız ağabeylerine  ekmek götürürken ,Hüseyin’e birazını yedirmeden gitmezdi.</p>
<p>İkisinin de sevdaları gizli ,yürekleri gizemliydi.Sonra çolak kızla ,Çoban Hüseyin’in aşkı duyuldu.Annesi, çolak kızı önüne oturttu “sen bunu nasıl yaparsın ,namusumuzu iki paralık ettin” dedi.”Seni ağabeylerin ,baban öldürür dedi”.Çolak kız hiç seslenmedi.İki damla yaş gözlerinden dökülüp,yanaklarından süzülerek beyaz yazmasında sır oldu.</p>
<p>Yayla dedikoduyla çalkalandı.Çolak kızın ağabeyleri çok kızdılar. “ öldürürüz seni, sen bizden habersiz nasıl başkasıyla konuşursun,bizim haberimiz olmadan başkasını nasıl sevebilirsin” dediler .Çolak kız, sinip oturduğu köşeden kısık sesle belli belirsiz “ benim sevmeye sevdiğimi tercih etmeye hakkım yokmu ağabey “ deyiverdi. Ağabeyi hiddetlenerek, çolak kıza dönüp “ seni gebertirim kız, sen evleneceğinde seni alacak oğlanı biz buluruz, azdınmı sen , çabuk kalk bize yiyecek bir şeyler getir” dedi.Çolak kız ağladı, çolak kız yakardı ama “ sen kızsın, senin seçme hakkın yok, sen karar veremezsin, sen iyiyi kötüyü ne bileceksin, biz sana uygun oğlanı bulunca sana söyleriz” dediler.Anası acıdı çolak kıza, ondan yana olmak istedi, ana yüreği bu…Ama kocasıyla en küçük oğlu yani çoban olanı daha bir efelenerek” biz ne dersek o olacak” deyip kestirip attılar. Ne ana seslenebildi, ne baba.içten içten ağladı çolak kız, geceleri uyuyamaz oldu.</p>
<p>Bir sabah,Ala şafakla hiç kimse kalkmadan,kadınlar kara çıkmadan,kuzuları Ağız Boğazına,Susam Gölüne doğru sürdü.En yeni fistanını giyip,en yeni yazmasını bağladı siyah saçlarına. Güneşin ışıkları deli dağın başını yalarken ,Gümüş sayının  sarp mı sarp kayalarının üstünden atıverdi kendini boşluğa.O günden bu yana, Gümüş sayına kara giden kadınlar hep çolak kıza ağıt yakarlar,kar keserken  her balta vuruşlarında “ah çolak kız ah” diye indirir olmuşlar baltalarını  kar kalıplarına.</p>
<p>Eskiden Namaras yaylasında hiç su yoktu .Kadınlar, tan yeri ağarmadan baltalarını omuzlayıp,çuvallarını sırtlar, doğruca kar yığınlarına giderlerdi.Kocaman bir kalıp kar keser çullarına sararak yüklenip eve getirirler ve kıl çadırların altındaki eğimli taşa koyarlar üzerine bir tülbent örterlerdi.Karın önüne bir helki koyar ,bu suyla ihtiyaçlarını ve içme sularını karşılarlardı üç ay boyunca.Şimdilerde su gelmiş yaylaya.</p>
<p>Saat 10 ,30 da yayladayız.Yaylaya bahar gelmiş. Yemyeşil otlarıyla renga renk çiçekleriyle şırıl şırıl akan dereleriyle kuşlarıyla ,arılarıyla dağlar sımsıcak,canlı mı canlı.Taş yığını tepelerin arasındaki bir çöküntü gibi duran çayırlı alanlarda develer yayılır,atlar koşar Yörük çocukları çiğdem,yağlık kazarak oynaşırlardı karakıl çadırların arasında.Göç yıkılır.Önce develer ve atlar bakıma alınır.Deve yörüğün en önemli varlığıdır.Yörük devesiz hiçbir şey düşünemez. Devesiz yayla ,devesiz göç olmaz, löksüz kervan düşünülemez.</p>
<p>Yörükler için deve, birde çoban çok önemlidir.Sütün kaymağını ,etin yağlı tarafını tereyağlı ayranı ve tereyağını önce çoban yer.Kadın, deveden ve çobandan sonradır.İkievcilerli Fatma kadın ,çalışkan ,sessiz,bir Yörük kadınıdır.Bıttıların Gır Ali Onbaşının karısıdır.Kocası ve çocukları içindir varlığı. Yaylaya çıkar çıkmaz ilk işi kırlara koşup çokça keklik yumurtasını toplamaktır.Bir keresinde tam altmış tane yumurta topladı.Büyük gelinle birlikte yaşamaktadır.Ondan tereyağı istedi,keklik yumurtalarını pişirecekti. ”Kadın kısmı yağ yemez” dedi büyük gelin. Sonra yumurtaları suda kaynatıp yedi çocuklarıyla.</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu001.JPG"><img class="aligncenter size-full wp-image-207" title="namaras_ali_cetin_yoruk_gocu001" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu001.JPG" alt="namaras_ali_cetin_yoruk_gocu001" width="800" height="600" /></a></p>
<p>Bir gün obanın en güçlü devesi lök sülek obanın biraz ötesindeki bir alana çöktü, bozulamaya başladı.Tüm oba koşuşturdu.Sülek lök hiç yerinden kalkmıyor,durmadan bozuluyordu.Su verdiler, tuz yalattılar ,katran koklattılar.Obanın büyükleri gelip baktı.Durak çavuşta geldi.Elleri arkasında sülek lökün etrafında dolandı,ağzına baktı,kuyruğunu kaldırdı.”Ben kendim bilemedim,ama garçınlı belki bilir.”dedi.sessizce üzüntülü yürüdü gitti;ama mümkünü yok üç gün bozuladı sülek lök, üç gün uyumadı obanın kadınları ,erkekleri.Sülek lökünün bozuladığı alanı yol ettiler.Gece yatmadılar, gündüz oturmadılar.Üç gün ağladı obanın gelinleri,kızları, tüm kadınları. Üç gün göz yaşı döktüler,dizlerini dövdüler. Üç gün sonra çayırların üzerine uzanıp öldü sülek lök.Dünyası karardı obanın ,çaresizlik çöktü koca alana, yel esmez, kuş uçmaz oldu.Obanın acısı tüm Yörük obalarına ulaştı.Akın akın geldiler.Et Hasan ,cülle , kömbele geldi .Tüm Yörük obaları gelip başsağlığı dilediler.Sülek lökün derisini alıp, etini köpeklere yedirdiler. Oba düşünceli, tasalı.”Göç kaldı” dedi Ballı kızı,”göç kaldı dedi ikevcilerli Fatma kadın ,Lök almaya güçmü yeter.</p>
<p>Bıttının Hasan Hüseyin obanın beyi yaylada yoktu.Onun geleceği gün sülek lökün derisini sakladılar.iki gün söyleyemediler.İki gün obaya gelen giden olmadı.Sonra telaşlandı Bıttının Hasan Hüseyin.”ne var” dedi.Lafı dolandırmadan “sülek öldü ”dediler.Attılar deriyi evin ortasına .Bıttının Hasan Hüseyin sülek lökün derisine baktı, hiç seslenmedi.Sarığını başına sardı ,çarıklarını giydi, yün çeketini sırtına aldı,telaşsız,sessizce sıçak dağının dibinden yürüyüp gitti, koca taşların arasında kayboldu.Tüm oba telaşlandı.O,taşların arasından hızlı adımlarla bir süre yürüdü. Sonra koca bir taşın yanına oturup,ellerini arasına başını alıp, akşamı bekledi.Lök  bu, göç ona bağlı, löksüz göç olmaz ,bu mevsimde de lök bulunmaz.Ağrık var, tuza gitme var, göç var .Çaresiz gözleri doldu, içi daraldı, akşamı etti koca taşın dibinde.Pırıl pırıl, uçsuz bucaksız gök yüzünde, sayısız yıldızlara daldı.Belli belirsiz “benimi buldun bu koca koyakta ,ben ne yaptım sana “diye serzenişte bulunup, karanlıkta sessizce çadırına döndü.Karakıl çadırın gözeneklerinden, karanlık gök yüzünde ışıl ışıl yıldızlara bakıp lökünü düşündü.<br />
<a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/DSC02779.JPG"><img class="aligncenter size-full wp-image-330" title="DSC02779" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/DSC02779.JPG" alt="DSC02779" width="480" height="320" /></a><br />
Osman’ın evinin önüne oturuyoruz Sülek’in öldüğü alana bakıyoruz,yorulduk.Osman ile Nazifede dur durak yok .Osman davarları topluyor,oğlaklara bakıyor, Nazife evi temizliyor, ikisinde de yayla coşkusu var.</p>
<p>Osman, pıynar sopasını alıp ,sıçak dağını eteklerine doğru hızlı adımlarla yürüyor.Peynir derilerini koyacakları kar deliklerine bakıyor.Gülerek” bütün delikler karla dolu ,peynirler bu yıl lezzetli olur”.diyor.İsmail ,Hüseyin ve Hikmet öğretmen anında  deri peyniri siparişlerini veriyorlar.<a rel="attachment wp-att-435" href="http://namaras.org/anasayfa/2009/10/21/goc-yolunda-yorukler/namaras_ali_cetin_ev_001/"><img class="aligncenter size-full wp-image-435" title="namaras_ali_cetin_ev_001" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_ev_001.JPG" alt="namaras_ali_cetin_ev_001" width="800" height="533" /></a></p>
<p>Osman bir keçi kesiyor.”Bu gün bunu yiyeceğiz,hepimiz hak ettik” diyor.Hikmet öğretmenle Hüseyin kolları sıvayıp ete dalıyorlar.</p>
<p>Bir kartal süzüldü sıçak dağının başından, berrak gökyüzünde salındı,dolandı .Yalçın doruklarda kayboldu ,bir keklik öttü koca belende. Sevgiyle gözleyip mutlulukla dinledik ve dinlendik.</p>
<p>Koca sürüyü, Manavgat’ın Namaras köyünden, beş günde, Konya’nın Bozkır sınırındaki, yedi kaza yaylalarına götürdük.Yorulduk yorulmasına ama çok mutlu olduk.Yörük yollarından, Derbentlerden, konak yerlerinden geçip ,eski hanları, gayşanbaçları ,şırıl şırıl akan dereleri ,mor renkli laleleri ,bin bir çeşit açan çiçekleri gördük.Kocaman sedir ağaçlarının altında yufka yiyip, kekik kokulu kaynak sularından içtik.Küçücük körpeleri kucağımızda taşıyıp, onlarla özdeşleştik..Biz Yörük olduk, yayla gördük ,dostluğu tanıdık.</p>
<p><em>Not:Mor körpe Harmancıkta (gökçe gedikte)uyuyup kalmış.Üç gün oracıkta melemiş ne kurt kapmış ne de ayı.Üç gün sonra Namaras’tan Ballının davarına sürünün içine karışmış.Namaras yaylalarına gelmiş.Anasını bulmuş.Ballının karısı Medine üç gün süt vermiş Mor Körpeye ,üç gün bakmış.Osman bize haber gönderdi.Çok sevindik.En çokta Ümit Durak sevindi.</em></p>
<p>ALİ ÇETİN<br />
<div id="attachment_412" class="wp-caption aligncenter" style="width: 810px"></p>
<div class="mceTemp mceIEcenter">
<dl id="attachment_416" class="wp-caption aligncenter" style="width: 810px;">
<dt class="wp-caption-dt"><a rel="attachment wp-att-416" href="http://namaras.org/anasayfa/2009/10/21/goc-yolunda-yorukler/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu_ek_001/"><img class="size-full wp-image-416" title="DEVECİEĞİLİN ET HASANIN İRBEĞİM" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/013100381.JPG" alt="DEVECİEĞİLİN ET HASANIN İRBEĞİM" width="800" height="600" /></a><p class="wp-caption-text">DEVECİEĞİLİN ET HASANIN İRBEĞİM</p></div></p>
</dt>
</dl>
</div>
<p style="text-align: center; ">
<div id="attachment_412" class="wp-caption aligncenter" style="width: 810px">
<div class="mceTemp mceIEcenter">
<dl id="attachment_416" class="wp-caption aligncenter" style="width: 810px;">
<dt class="wp-caption-dt"><a rel="attachment wp-att-416" href="http://namaras.org/anasayfa/2009/10/21/goc-yolunda-yorukler/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu_ek_001/"><img class="size-full wp-image-416" title="Pantır" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu_ek_001.JPG" alt="Pantır" width="800" height="600" /></a><p class="wp-caption-text">Pantır</p></div></p>
</dt>
</dl>
</div>
<p style="text-align: center; ">
<div id="attachment_420" class="wp-caption aligncenter" style="width: 692px"><a rel="attachment wp-att-420" href="http://namaras.org/anasayfa/2009/10/21/goc-yolunda-yorukler/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu_ek_005/"><img class="size-large wp-image-420" title="Akoğlan'ın Kır Alı" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu_ek_005-682x1024.jpg" alt="Akoğlan'ın Kır Alı" width="682" height="1024" /></a><p class="wp-caption-text">Akoğlan&#39;ın Kır Alı</p></div>
<div id="attachment_419" class="wp-caption aligncenter" style="width: 810px"><a rel="attachment wp-att-419" href="http://namaras.org/anasayfa/2009/10/21/goc-yolunda-yorukler/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu_ek_004/"><img class="size-full wp-image-419" title="Ahmetler Köyünden Pantır'ın Karısı Hatma" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu_ek_004.JPG" alt="Ahmetler Köyünden Pantır'ın Karısı Hatma" width="800" height="600" /></a><p class="wp-caption-text">Ahmetler Köyünden Pantır&#39;ın Karısı Hatma</p></div>
<div id="attachment_417" class="wp-caption aligncenter" style="width: 810px"><a rel="attachment wp-att-417" href="http://namaras.org/anasayfa/2009/10/21/goc-yolunda-yorukler/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu_ek_002/"><img class="size-full wp-image-417" title="Ahmetlerden Pantır" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_yoruk_gocu_ek_002.JPG" alt="Ahmetlerden Pantır" width="800" height="600" /></a><p class="wp-caption-text">Ahmetlerden Pantır</p></div>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/21/goc-yolunda-yorukler/&amp;t=G%C3%96%C3%87+YOLUNDA+Y%C3%96R%C3%9CKLER" rel="nofollow" title="Bunu Facebook'da paylaşın">Bunu Facebook'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=G%C3%96%C3%87+YOLUNDA+Y%C3%96R%C3%9CKLER+-+http://namaras.org/anasayfa/namaras147+(via+@alicetinnamaras)" rel="nofollow" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/21/goc-yolunda-yorukler/&amp;title=G%C3%96%C3%87+YOLUNDA+Y%C3%96R%C3%9CKLER" rel="nofollow" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-reddit">
			<a href="http://reddit.com/submit?url=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/21/goc-yolunda-yorukler/&amp;title=G%C3%96%C3%87+YOLUNDA+Y%C3%96R%C3%9CKLER" rel="nofollow" title="Bunu Reddit'de paylaşın ">Bunu Reddit'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22G%C3%96%C3%87%20YOLUNDA%20Y%C3%96R%C3%9CKLER%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%22G%C3%96%C3%87%20YOLUNDA%20Y%C3%96R%C3%9CKLER%0D%0AY%C3%B6r%C3%BCkl%C3%BCk%20%2Csosyal%20olay%20olarak%20yok%20olup%20giden%20bir%20ya%C5%9Fam%20bi%C3%A7imi.Onlar%C4%B1%20bulmakta%20zor%2C%20bulup%20anlamakta%20.Y%C3%B6r%C3%BCkleri%20ancak%20tarih%20anlayabiliyor.Geli%C5%9Fen%20teknoloji%20ve%20kapitalizmin%20kemirgen%20di%C5%9Fleri%20%2Ct%C3%BCm%20eski%20k%C3%BClt%C3%BCrler%20gibi%2CY%C3%B6r%C3%BCk%20ya%C5%9Fam%C4%B1n%E2%80%99da%20%2Cekonomik%20ve%20sosyal%20boyutuy%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://namaras.org/anasayfa/2009/10/21/goc-yolunda-yorukler/" rel="nofollow" title="Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin ">Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin </a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://namaras.org/anasayfa/2009/10/21/goc-yolunda-yorukler/feed" rel="nofollow" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=G%C3%96%C3%87+YOLUNDA+Y%C3%96R%C3%9CKLER&amp;link=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/21/goc-yolunda-yorukler/" rel="nofollow" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-blogger">
			<a href="http://www.blogger.com/blog_this.pyra?t&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/21/goc-yolunda-yorukler/&amp;n=G%C3%96%C3%87+YOLUNDA+Y%C3%96R%C3%9CKLER&amp;pli=1" rel="nofollow" title="Blog this on Blogger">Blog this on Blogger</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://namaras.org/anasayfa/2009/10/21/goc-yolunda-yorukler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YANGINLARIN KÜLTÜRLE İLİŞKİLENMESİ</title>
		<link>http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/yanginlarin-kulturle-iliskilenmesi/</link>
		<comments>http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/yanginlarin-kulturle-iliskilenmesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Oct 2009 09:13:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Çetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[ali çetin]]></category>
		<category><![CDATA[çetin]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkilenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[yangın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://namaras.org/anasayfa/?p=129</guid>
		<description><![CDATA[YANGINLARIN KÜLTÜRLE İLİŞKİLENMESİ
Yaz ayları boyunca ormanlarımızın yanması, günlük olağan bir durum olarak algılanıyor oldu. Gün geçmiyor ki, bir coğrafyamızın her hangi bir bölgesinde yangın çıkmasın.Bir yandan küresel ısınma gerçekliğini ve onun doğuracağı sonuçların vahametini anlamaya çalışırken,bunun için ulusal ve uluslararası alanda önlemler tartışırken,bir yandan ormanların cayır cayır yanması olağan bir durum olarak algılanmakta, gündelik yaşamımızda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2>YANGINLARIN KÜLTÜRLE İLİŞKİLENMESİ</h2>
<p>Yaz ayları boyunca ormanlarımızın yanması, günlük olağan bir durum olarak algılanıyor oldu. Gün geçmiyor ki, bir coğrafyamızın her hangi bir bölgesinde yangın çıkmasın.Bir yandan küresel ısınma gerçekliğini ve onun doğuracağı sonuçların vahametini anlamaya çalışırken,bunun için ulusal ve uluslararası alanda önlemler tartışırken,bir yandan ormanların cayır cayır yanması olağan bir durum olarak algılanmakta, gündelik yaşamımızda çokta rahatsız edici bir durum olarak hissedilmemektedir.</p>
<p>Yaşanan gerçekliği görmek başka şeydir. Görüleni bilince çıkarıp içselleştirerek ona uygun davranış biçimleri geliştirmek başka bir şeydir.</p>
<p>Ülkemizde gündem o kadar hızlı ve sık değişiyor ki buna ayak uydurabilmek oldukça zor oluyor.O nedenle,hızla gelişen olaylar ne kadar önemli olursa olsun,hızlı bir biçimde gündemden geçerken, insan hafızasında, çokta önemli olmayarak iz bırakmadan gelip geçiveriyor. Nedenine gelince,ülkemizde kültürel anlamda taşlar henüz yerli yerine oturmamış, toplumun ve insanların değerleri net değil. Oturmuş değerler üzerinde şekillenen bir toplumsal yapıdan uzağız.</p>
<p>Değerler bir kültür şekillenmesi,birikimidir.Toplumu toplum  yapanda,insanı insan yapanda değerleridir.Her toplumsal süreç kendine özgü değerler yaratır. Var olan değerlerin değişime uygun gelişimi ise toplumun eğitim düzeyi ve kalitesiyle doğru orantılıdır.</p>
<p>Bunu neden söylüyoruz,son  Manavgat yangını ve hemen her yıl yanan ülkemiz ormanları  karşısındaki toplumsal duyarlılığımızla, bu yangınların gündemde kaldıkları süre içinde insanlarımızda ve de bir bütün olarak  tolumdaki yansımasına bakarak.</p>
<p>Toplum olarak duyarsız olduğumuzu söyleyemeyiz.Manavgat yangınında bütün bir hafta boyunca basın olarak,yöneticiler olarak, halk olarak duyarlılığımızı ve en şiddetli biçimde tepkimizi gösterdik ve her şey gelip geçti.</p>
<p>İşte asıl sorunda bu gelip geçmede saklıdır.</p>
<p>Gelişmiş Ülkelere baktığımız zaman oralarda daha çok orman olmasına karşın daha az yangın çıktığını ,kendi ülkelerinde ki yangınlara ve doğal çevreye karşı toplumsal duyarlılığın en üst seviyede olduğunu görürüz.Bu ülkelerde temel eğitim onyıllar önce oniki yıla çıkarılmış,gelişen ekonomik duruma  da uygun olarak  toplumsal değerler şekillenmiştir.Yani ekonomik alt yapının ürettiği kültürel üst yapı  bilinçli bir toplum ve ona uygun muhalefet yaratmıştır.Bu durumda, kendi  doğal çevresini koruyan,ona sahip çıkan  bir çevre insan ilişkisi yaratmıştır.</p>
<p>Ozaman,ülkemizin gerçekliğine bakıp ona uygun söz söylememiz gerekmektedir.Eğitim düzeyinin oldukça düşük olduğu(daha kaç yıl oldu,temel eğitim oniki yıla çıkarılabildi) bir ülkenin insanlarının doğaya bakışı,doğayı korumaya karşı duyarlılığı ve öncelikleri tartışılır olacaktır.</p>
<p>Öncelikle ülke yöneticilerinin çevre bilinci gelişmiş olmalıdır. Nükleer santrallerin kurulması için kararlar alındığı,yerleşim alanı için güzelim ormanlık alanların yok edildiği,tahtalı dağında olduğu gibi milli parkların yatırım alanlarına dönüştürüldüğü,diyanet işlerine ve silahlanmaya trilyonlar ayrılırken, eğitime, doğayı korumaya ve yangınlara karşı güçlü bir söndürme teknik donanımına yeterince maddi güç  ayrılmayan bir ülke konumundan kurtulmak önceliğimiz olmalıdır.</p>
<p>Yukarıda anlatmak istediğimiz, gelişmiş kapitalist ülkelerde insanların kendi yaşam alanlarına karşı duyarlılığıdır. Yoksa amacımız onları aklamak değildir. Ormanları içindekilerle birlikte yakma konusunda başta Amerikan ordusu olmak üzere hepsinin sicili çok bozuktur.</p>
<p>İçindekilerle birlikte cayır cayır yanan Vietnam ormanlarının dumanı henüz sönmedi.Bolivyada  ülkesinin bağımsızlığı için mücadele eden Bolivar’ı yok etmek için İspanyol ordusunun içindekilerle birlikte ormanları nasıl yaktığı unutulmadı.Fas’ta,Cezayir’de ve ikinci dünya savaşında Yunanistan’da yakılan ormanlar,o günden buyana yakılan ormanlarla ölçülemeyecek kadar büyüktür.</p>
<p>İşte gerçek odur ki,doğanın düşmanı kapitalizmin acımasızlığıdır.doymazlığıdır.</p>
<p>Doğayı yakıp tahrip etmek insanlık varolduğu günden bu güne gelişerek süregelmiştir.Bu durum kapitalizmin bir üretim ve yaşam biçimi olarak yaşadığımız dünyaya hakim olmasıyla daha da acımasız ve pervasız olarak sürmüştür.Kapitalist sistemin getirdiği bireysel mülk edinme bir değer olarak topluma yerleşince, insanlar bir birlerine saldırmakla yetinmemiş diğer yandan ormanları savaşlarla yakarken, aynı zamanda mülk edinme hırsıyla yerleşim alanları açarak, tarlalar açarak doğa tahribatını hızlı bir biçimde gündelik yaşamlarında olağanlaştırmışlardır.Kendi dışındaki tüm canlı türlerinin tüketilmesi sürecinide hızlandırmışlardır.</p>
<p>Bu gün gelinen noktada sera gazı salınımının artması ile küresel ısınmanın etkileri insan türünün geleceğini tehdit eder bir boyuttadır.Bilim insanları ve doğa dostları bu durumu sürekli dillendiriyor olsalarda, bizim gibi geri kalmış ülkeler henüz bunun bilincine tam olarak varamamıştır. O nedenle orman alanları yeterince korunmamakta, dağlar cayır cayır yanmakta ve o nedenle yanan ormanların söndürülmesinde yetersiz kalınmaktadır.</p>
<p>Yanan bir evin yerine yenisini üç beş günde yapmakla övünebiliyoruz ama yanan karacanın,kekliğin,yılanın ,kaplumbağanın, serçenin ve binlerce endemik bitki türünün yok oluşunun yerine ne koyacağımızı düşünmüyoruz bile.Yanan evleri yaptık.yaptığımız evlerin politik propagandasını da yaptık. Dağlar kaldı simsiyah, bir başına sahipsiz, unuttuk gitti.</p>
<p>Doğa olanı unutmaz, yaşam doğada bir bütündür, kesintisizdir. Gelecek felaketlerin önünde kim nasıl duracak bekleyip göreceğiz.</p>
<p>Yanan çam ormanları, kuşlar, endemik bitkiler değil insanlığın geleceğidir.Gelecek nesillere bırakılan afetlerdir,hastalıklardır.Açılan tarlalar, yapılan oteller , gökdelenler, bankalarda biriktirilen servetler, üzerinde sağlıklı yaşayacağımız bir dünya olmadan hiçbir işe yaramayacaklardır.</p>
<p>Öncelikle doğanın korunması ve küresel ısınma  olayının bir politik anlayış olarak topluma mal edilmesi gerekmektedir.Bunun yanında acil olarak milli parklar politikasının değiştirilerek ormanlar yatırım öncelikli değil,koruma ve geliştirilme öncelikli olarak değerlendirilmelidir.Yangın söndürme ekipmanları en yeni teknik donanımla güçlendirilerek anında müdahale edecek hareketliliğe kavuşturulmalıdır.</p>
<p>Yaşam değerli ise, dolunayın altında duygulanabiliyorsak, şırıl şırıl akan derenin, öten kuşun sesinin ahengiyle mutlu olabiliyorsak.</p>
<p>Biline ki!<br />
Bu doğanın dengesinin ahengindendir.</p>
<blockquote>
<p style="text-align: right;">Ali ÇETİN</p>
<p style="text-align: right;">
<p style="text-align: right;"><img class="aligncenter size-full wp-image-134" title="ormanc1zo8" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/ormanc1zo8.jpg" alt="ormanc1zo8" width="640" height="425" /></p>
</blockquote>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/yanginlarin-kulturle-iliskilenmesi/&amp;t=YANGINLARIN+K%C3%9CLT%C3%9CRLE+%C4%B0L%C4%B0%C5%9EK%C4%B0LENMES%C4%B0" rel="nofollow" title="Bunu Facebook'da paylaşın">Bunu Facebook'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=YANGINLARIN+K%C3%9CLT%C3%9CRLE+%C4%B0L%C4%B0%C5%9EK%C4%B0LENMES%C4%B0+-+http://namaras.org/anasayfa/namaras129+(via+@alicetinnamaras)" rel="nofollow" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/yanginlarin-kulturle-iliskilenmesi/&amp;title=YANGINLARIN+K%C3%9CLT%C3%9CRLE+%C4%B0L%C4%B0%C5%9EK%C4%B0LENMES%C4%B0" rel="nofollow" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-reddit">
			<a href="http://reddit.com/submit?url=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/yanginlarin-kulturle-iliskilenmesi/&amp;title=YANGINLARIN+K%C3%9CLT%C3%9CRLE+%C4%B0L%C4%B0%C5%9EK%C4%B0LENMES%C4%B0" rel="nofollow" title="Bunu Reddit'de paylaşın ">Bunu Reddit'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22YANGINLARIN%20K%C3%9CLT%C3%9CRLE%20%C4%B0L%C4%B0%C5%9EK%C4%B0LENMES%C4%B0%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%22YANGINLARIN%20K%C3%9CLT%C3%9CRLE%20%C4%B0L%C4%B0%C5%9EK%C4%B0LENMES%C4%B0%0D%0AYaz%20aylar%C4%B1%20boyunca%20ormanlar%C4%B1m%C4%B1z%C4%B1n%20yanmas%C4%B1%2C%20g%C3%BCnl%C3%BCk%20ola%C4%9Fan%20bir%20durum%20olarak%20alg%C4%B1lan%C4%B1yor%20oldu.%20G%C3%BCn%20ge%C3%A7miyor%20ki%2C%20bir%20co%C4%9Frafyam%C4%B1z%C4%B1n%20her%20hangi%20bir%20b%C3%B6lgesinde%20yang%C4%B1n%20%C3%A7%C4%B1kmas%C4%B1n.Bir%20yandan%20k%C3%BCresel%20%C4%B1s%C4%B1nma%20ger%C3%A7ekli%C4%9Fini%20ve%20onun%20do%C4%9Furaca%C4%9F%C4%B1%20son%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/yanginlarin-kulturle-iliskilenmesi/" rel="nofollow" title="Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin ">Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin </a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/yanginlarin-kulturle-iliskilenmesi/feed" rel="nofollow" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=YANGINLARIN+K%C3%9CLT%C3%9CRLE+%C4%B0L%C4%B0%C5%9EK%C4%B0LENMES%C4%B0&amp;link=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/yanginlarin-kulturle-iliskilenmesi/" rel="nofollow" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-blogger">
			<a href="http://www.blogger.com/blog_this.pyra?t&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/yanginlarin-kulturle-iliskilenmesi/&amp;n=YANGINLARIN+K%C3%9CLT%C3%9CRLE+%C4%B0L%C4%B0%C5%9EK%C4%B0LENMES%C4%B0&amp;pli=1" rel="nofollow" title="Blog this on Blogger">Blog this on Blogger</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/yanginlarin-kulturle-iliskilenmesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ISINMANIN KÜRESELLEŞMESİ</title>
		<link>http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/isinmanin-kuresellesmesi/</link>
		<comments>http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/isinmanin-kuresellesmesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Oct 2009 09:07:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Çetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[ali çetin]]></category>
		<category><![CDATA[çetin]]></category>
		<category><![CDATA[global]]></category>
		<category><![CDATA[ısınma]]></category>
		<category><![CDATA[küreselleşme]]></category>
		<category><![CDATA[kyoto]]></category>
		<category><![CDATA[protokol]]></category>
		<category><![CDATA[warming]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://namaras.org/anasayfa/?p=124</guid>
		<description><![CDATA[ISINMANIN KÜRESELLEŞMESİ
Küresel ısınmayla ilgili TV’lerde söylemler arttıkça bizim köydeki (Namaras) yaşlı kadınlar.. “ ne kadar çok ateş yakıyorlar, dağ taş elektrik, bu kadar ateşe küremi dayanır, elbette ısınacak” demektedirler.
Küresel ısınmanın sürekli olarak gündemde tutulmasına hiçbir diyeceğimiz olamaz.
Gündemde tutulması da gerekir. Doğru olan budur. Ama burada eksik olan bir şeyler de vardır. Küresel ısınmayla  ilgili [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2>ISINMANIN KÜRESELLEŞMESİ</h2>
<p>Küresel ısınmayla ilgili TV’lerde söylemler arttıkça bizim köydeki (Namaras) yaşlı kadınlar.. “ ne kadar çok ateş yakıyorlar, dağ taş elektrik, bu kadar ateşe küremi dayanır, elbette ısınacak” demektedirler.</p>
<p>Küresel ısınmanın sürekli olarak gündemde tutulmasına hiçbir diyeceğimiz olamaz.</p>
<p>Gündemde tutulması da gerekir. Doğru olan budur. Ama burada eksik olan bir şeyler de vardır. Küresel ısınmayla  ilgili söylemde bulunan, yazan,çizen herkes sürekli olarak, küresel ısınmanın başımıza ne gibi dertler açacağını söyleyerek, halkın nasıl kişisel önlemlerle  bu ısınmayı azaltabileceğini anlatmaktadır.</p>
<p>Halkımız yazılanları okuyup, dinlediği zaman bilimsel anlamda küresel ısınmanın ne olduğu konusunda haberdar olmaktadır. Ama alınması gereken önlemler konusunda  kendisinin bu kürenin başına nasıl bir bela olduğunu tam olarak anlayamamaktadır.</p>
<p>İnsanlık var olduğu günden bu güne bir dönem yani ilkel kominal toplumsal yaşam biçiminin etkin olduğu dönemde doğa ile uyumlu, doğa ile dayanışma içerisinde bir yaşam sürmüştür. Sonrasın da yani köleci,feodal ve en önemlisi de kapitalist üretim biçimlerinin hakim olduğu toplumlarda doğa ile uyumlu bir yaşam biçimi yerini, doğa ile mücadele eden, doğa ile baş etmeye, doğa’ya boyun eğdirip teslim almaya yönelik bir mücadele biçimine dönüşmüştür.</p>
<p>Doğa’yı tahrip etmenin, doğadan kazanmanın sınırı yoktur.Ama sonu vardır.</p>
<p>Doğadan kazanmanın sonu olduğunu insanlık bir türlü anlayamamıştır. Doğadan kazanmanın sonu, tüm bitkilerin ve  hayvanların sonunu getirdiği gibi bu insanlığın da sonu olacaktır.</p>
<p>O nedenle doğa ile uyumlu bir yaşam doğa ile dayanışma içersinde sürdürülebilir bir yaşam insanlığın geleceğini doğa ile birlikte sürmesi demek olacaktır.</p>
<p>Burada doğru tavır, küresel ısınmanın sürekli gündem de tutulmasının yanın da  iklim değişiminin önlenmesinin yolu insanları bireysel tedbirlere davet etmek olmamalıdır.</p>
<p>Nasıl sanayinin gelişmesi önce ırmakları, körfezleri, denizleri kirletip,ormanlık alanları yaşamsız hale getirmişse, bu gün kirletilecek deniz,yaşanacak ormanın azalmasının yanın da atmosferin tümden kirletilip dünyanın yok oluş sürecini başlatan bir noktaya gelinmiştir.</p>
<p>O zaman meseleyi doğru koymak gerekmektedir. Sera gazı salınımının azaltılması, körfezlerin, akarsuların kirletilip bizim yaşamsal anlamda bir parçamız olan deniz ve kara canlılarının yok edilmesi, sadece bireylerin alacağı önlemlerle olacak iş değildir elbette bireylerde önlem almalıdır.Bu anlamda günlük yaşam tarzımızı mutlaka doğanın lehine gözden geçirmemiz gerekmektedir.</p>
<p>Ama esas önlem toplumsal,sistemsel anlamda yapılacak dönüşümlerle olacaktır. Yani kapitalizmin insanı değil kazanç hırsını ön planda tutan anlayışının yerine toplumu, insanı, dayanışmayı,emeği öne çıkartan toplumsal yaşam anlayışı egemen olmalıdır ki  dünyanın dengesi düzelebilsin. Sorun buradadır. Sorun kapitalizm dedir. Sorun kapitalizmin değerleri ile hareket eden  toplumsal sistemdedir.</p>
<p>Elbette bu toplumsal sistemler içerisinde önlemler alınmalı, halk bilinçlendirilmeli atmosfere salınan karbondioksitin gün ve gün azaltılması için her çeşitten önlem, girişim, çare üretilmelidir.</p>
<p>O zaman bir kez daha soralım küresel ısınmanın nedeni nedir? Sera gazı salınımının yani atmosfore gönderilen karbondioksit miktarının sürekli artmasıdır. Bu artışın dünya ısısının artıracağı ve dünya ısısının artışının da iklimleri değiştirerek bir sürü felaketler yaratacağı doğrudur. Burada doğru olmayan sera gazı salınımı için önlem olarak tek tek bireylerden fedakarlık beklenmesidir. Ama bir düşünelim,hesap kitap yapalım. Niye ABD, Türkiye gibi bir çok ülke KYOTO protokolünü imzalamadı. Kendi halklarını düşündükleri için mi,yoksa kendi tekellerinin çıkarlarını düşündükleri için mi? Gün be gün nükleer bomba denemelerinin, Pakistan’a, Irak’a  her gün yağdırılan bombaların,savaş araç gereçleri üreten fabrikaların atmosfere gönderdiği karbondioksitin yani sera gazı salınımının yanın da tek tek bireylerin günahı ne kadar önemli olabilir ki.</p>
<p>Kapitalist sistemin ayakta durabilmesi sömürge ilişkisine, sömürge ilişkisi de savaşlara bağlı olduğun dan, sera gazı salınımını kısıtlamak sistemin sonunu getirecek diye korkulmaktadır.Büyük tekellerin alacağı önlem maliyetlerini yükseltecek,karlarını düşürecektir. O nedenle ABD ve bir çok kapitalist ülke KYOTO protokolünü imzalamayı sürekli ertelemektedirler. O zaman tüm dünya halklarının, bir an önce kapitalist ülkelerin KYOTO protokolünü imzalamaları için her türden tepkilerini göstermeleri gerekmektedir bizim görevimiz bu tepkinin olabildiğince çabuklaşmasını ve yükselmesine yardımcı olmak olmalıdır.</p>
<p>Doğanın, toplumun bir bütün olarak kurtuluşu doğa ile insanın savaşı değil, uyum için de dayanışmasından geçmektedir.</p>
<p>Biline ki, tüm dünyada yaşayan canlılar için olduğu kadar kapitalistler içinde başka bir dünya henüz bulunamadı.</p>
<blockquote>
<p style="text-align: right;">Ali ÇETİN</p>
<p style="text-align: right;"><img class="aligncenter size-full wp-image-126" title="Kuresel_Isinma" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/Kuresel_Isinma.jpg" alt="Kuresel_Isinma" width="500" height="332" /></p>
</blockquote>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/isinmanin-kuresellesmesi/&amp;t=ISINMANIN+K%C3%9CRESELLE%C5%9EMES%C4%B0" rel="nofollow" title="Bunu Facebook'da paylaşın">Bunu Facebook'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=ISINMANIN+K%C3%9CRESELLE%C5%9EMES%C4%B0+-+http://namaras.org/anasayfa/namaras124+(via+@alicetinnamaras)" rel="nofollow" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/isinmanin-kuresellesmesi/&amp;title=ISINMANIN+K%C3%9CRESELLE%C5%9EMES%C4%B0" rel="nofollow" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-reddit">
			<a href="http://reddit.com/submit?url=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/isinmanin-kuresellesmesi/&amp;title=ISINMANIN+K%C3%9CRESELLE%C5%9EMES%C4%B0" rel="nofollow" title="Bunu Reddit'de paylaşın ">Bunu Reddit'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22ISINMANIN%20K%C3%9CRESELLE%C5%9EMES%C4%B0%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%22ISINMANIN%20K%C3%9CRESELLE%C5%9EMES%C4%B0%0D%0AK%C3%BCresel%20%C4%B1s%C4%B1nmayla%20ilgili%20TV%E2%80%99lerde%20s%C3%B6ylemler%20artt%C4%B1k%C3%A7a%20bizim%20k%C3%B6ydeki%20%28Namaras%29%20ya%C5%9Fl%C4%B1%20kad%C4%B1nlar..%20%E2%80%9C%20ne%20kadar%20%C3%A7ok%20ate%C5%9F%20yak%C4%B1yorlar%2C%20da%C4%9F%20ta%C5%9F%20elektrik%2C%20bu%20kadar%20ate%C5%9Fe%20k%C3%BCremi%20dayan%C4%B1r%2C%20elbette%20%C4%B1s%C4%B1nacak%E2%80%9D%20demektedirler.%0D%0A%0D%0AK%C3%BCresel%20%C4%B1s%C4%B1nman%C4%B1n%20s%C3%BCrekli%20ola%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/isinmanin-kuresellesmesi/" rel="nofollow" title="Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin ">Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin </a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/isinmanin-kuresellesmesi/feed" rel="nofollow" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=ISINMANIN+K%C3%9CRESELLE%C5%9EMES%C4%B0&amp;link=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/isinmanin-kuresellesmesi/" rel="nofollow" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-blogger">
			<a href="http://www.blogger.com/blog_this.pyra?t&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/isinmanin-kuresellesmesi/&amp;n=ISINMANIN+K%C3%9CRESELLE%C5%9EMES%C4%B0&amp;pli=1" rel="nofollow" title="Blog this on Blogger">Blog this on Blogger</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/isinmanin-kuresellesmesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SABALANDA BUZ GÖLÜ , BUZ GÖLÜNDE ZERDÜŞTLER .</title>
		<link>http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/sabalanda-buz-golu-buz-golunde-zerdustler/</link>
		<comments>http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/sabalanda-buz-golu-buz-golunde-zerdustler/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Oct 2009 00:06:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Çetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Trekking Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[ali çetin]]></category>
		<category><![CDATA[buz]]></category>
		<category><![CDATA[çetin]]></category>
		<category><![CDATA[ermenistan]]></category>
		<category><![CDATA[gölü]]></category>
		<category><![CDATA[ice]]></category>
		<category><![CDATA[iran]]></category>
		<category><![CDATA[lake]]></category>
		<category><![CDATA[sabala]]></category>
		<category><![CDATA[sabalanda]]></category>
		<category><![CDATA[sabama]]></category>
		<category><![CDATA[zerdüştler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://namaras.org/anasayfa/?p=111</guid>
		<description><![CDATA[SABALANDA BUZ GÖLÜ , BUZ GÖLÜNDE ZERDÜŞTLER .
Her dağ’ın bir derdi , bir telaşı vardır.Derdin, telaşın başlaması dağa doğru ilk adımdır. Bu adımla başlar yürüyüş , bu adımla başlar heyecan. Sabalan dağına gitme  telaşı başladığında , korku , heyecan ve bütün telaşlar yüklenmişti omuzlarımıza.İran’a , Ermenistan üzerinden gitmeyi planlamıştık.Ermanistan’da Aragast dağına çıkıp zirve yaptıktan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2>SABALANDA BUZ GÖLÜ , BUZ GÖLÜNDE ZERDÜŞTLER .</h2>
<p>Her dağ’ın bir derdi , bir telaşı vardır.Derdin, telaşın başlaması dağa doğru ilk adımdır. Bu adımla başlar yürüyüş , bu adımla başlar heyecan. Sabalan dağına gitme  telaşı başladığında , korku , heyecan ve bütün telaşlar yüklenmişti omuzlarımıza.İran’a , Ermenistan üzerinden gitmeyi planlamıştık.Ermanistan’da Aragast dağına çıkıp zirve yaptıktan sonra , Erivan’dan , Tebriz otobüsüne sabah erkenden bindik. Otobüs’e binince 1970 li yıllarda Anadoludaki yaptığımız yolculuklar geldi aklıma.dolana dolana , ine çıka , hoplaya zıplaya gidiyoruz İran sınırına doğru.ne kadar gidersek gidelim , insekte çıksakta , hep sağımızda bembeyaz karları ile dimdik durmakta Ağrı dağı.</p>
<p>Yollarda öyle sık sık vede modern benzinlikler yok.bir dönemeç’in başındaki düzlükte duruveriyor otobüsümüz bazen.’’haydi ihtiyaç molasına ‘’deyip iniyor mavin.Benim tamamı tamamına Türkçenin kurallarına uygun ‘’haydi ihtiyaç molasına’’ dememe bakmayın.Bunu Azeri Türkçesi ile ve Fars konuşma tarzı ile söyleyiveriyor mavin.  Biz ne dendiğini birbirimize soruyoruz. Otobüs boşalıyor.Herkez bir tepenin ve tepedeki bir taşın arkasında kayboluyor.</p>
<p>Akşama doğru İran sınırına geliyoruz.Otobüsten inip, Ermenistan gümrüğünden çıkarken, Gülseren telaşlanıyor.Çantasından başını örteceği yazma yı çıkartıp ,nasıl bağlayacağı telaşı ile yeniden yeniden bağlıyordu.Gülseren’in telaşının farkına varan Tebriz’li bir Azeri ,Gülseren’e yaklaşarak ‘’korkma bacım sen rahat ol başını ört yeter’’ diyor.</p>
<p>Sınırda, gümrük kapısından rahat bir şekilde geçiyoruz.Gece, Tebriz’e iniyoruz.Otobüsten indiğimiz yerden , Tebriz’li arkadaşımız Mehdi bizi alarak evlerinde misafir ediyor.</p>
<p>Sabah Tebriz’i geziyoruz.Tebriz ,kocaman bir Azeri  şehri.Anlaşmakta zorlanmıyoruz.Burada gezerken , bir çok davranış ,alışveriş biçimi , dükkanların tarzları ,çocukluğumdaki bakkalları , kahvehaneleri ve ticari ilişkileri anımsatıyor.<br />
<a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_sabalan043.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-322" title="namaras_ali_cetin_sabalan043" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_sabalan043.jpg" alt="namaras_ali_cetin_sabalan043" width="800" height="535" /></a></p>
<p>Tebriz tarihi bir kent.Kent dokusu bozulmamış.Türklerin Anadoluya girerken durak yeri.kadınlar , erkekler , gençler sokakta. Fotoğraf çekmek istiyoruz ,  önce çekiniyoruz.sonra rahat fotoğraf çekebileceğimizi öğreniyoruz.Türkiyeden geldiğimizi söyleyince daha yakın ve sıcak davranıyorlar. Alış veriş yaptığımız bazı dükkan sahiplerinden evlerine misafirliğe çağıranlar bile oluyor.</p>
<p>Üçün’cü gün erkenden kalkıyoruz.Tebrizden 180km uzaklıkta olan Meşkin şehrine gideceğiz.Bir taksiye dört kişi biniyoruz.Tebrizde taksiler çok ucuz.Taksici ile çat pat anlaşabiliyoruz.Taksi Meşkin yoluna çıkınca trafik kuralı filan dinlemeden çok  hızlı gitmeye başladı.Gülseren önde oturuyor.’’yavaş git kaza yapacaksin’’diyor.Azeri taksici ‘’korkma abla , sonumuz nasıl olsa ahret’’ diyor.Hem gülüyoruz, hemde bozuluyoruz.’’ne ahreti kardeşim, biz ahrete değil Sabalana gitmek istiyoruz.Sen bizi yavaş götür, yada çek kenara , inelim’’deyince biraz yavaşlıyor.Ama yinede birkaç kez kazalık durumla karşı karşıya geliyoruz.</p>
<p>Meşkine varınca 3700m deki dağ evine gitmek için jip tutmamız gerekiyor.Meşkin çıkışında taksiden iniyoruz.Sırt çantalarımızı Sırtımıza alıp , jiplerin beklediği otopark’a gidiyoruz.Üstü açık bir jiple anlaşarak , çantalarımızı yüklüyoruz.Sabalan dağı , temmuz ayı sonunda sanki dümdüz alana lök gibi oturmuş başı karlı , dumanlı , duruyor karşımızda.</p>
<p>Jip’le tırmanıyoruz stabilize yoldan döne döne, . heryer  çayır , otlak .Göçerler Alacıkları kurmuşlar çayırların üstüne .Köylü kadınlarının giyim kuşamlarının Anadolu kadınlarından bir farkı yok.Tarlada,  dağda koyun ve keçinin arkasında kara çarşaf giymek zor.Herşeyin alt yapısını temellendiren ekonomik nedenler oluyor dünyanın heryerinde.</p>
<p>Akşama doğru dağ  evine varıyoruz.Dağ evi, Sabalan dağının yamacındaki bir vadiye taştan yapılmış , dağ evinin bitişiğinde birde cami var.Gece için birer tane oda tutuyoruz.Hava soğuyor.Dağ evinin küçük bir bakkalı var.Hep birlikte , bakkala , yada yumurta kırdırıp, yer sofrasında yiyoruz.Saat 21:00’da yatıyoruz.sabah 04:00’da yola çıkmamız gerekiyor.Yatıyoruz ama uyuyamıyoruz. Yanımızdaki odada gürültülü sesleri geliyor.Ne olduğunu soruyoruz, ‘’yarasa var , onu çıkarmaya çalışıyorum’’ diyor odada yatan arkadaş.Bir süre sonra yarasa gürültüsüne aldırmadan yorgunlukla uyuya kalıyoruz uyku tulumlarımızın içinde.<a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_sabalan042.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-321" title="namaras_ali_cetin_sabalan042" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_sabalan042.jpg" alt="namaras_ali_cetin_sabalan042" width="800" height="535" /></a></p>
<p>Sabah 04:00’da kalkıp sırt çantalarımızı ve batonlarımızı alıp yola çıkıyoruz.Yan odada , yarasa kovalayan arkadaş’’ hiç uyuyamadığını söylüyor’’.</p>
<p>Sabalan dağının belirgin bir patikası var.Oldukça dik bir patikadan yukarı doğru , batı yönünde tırmanıyoruz.Tırmandıkça zorlanıyoruz , acele etmeden , yorulmadan yürüyüşümüze devam ediyoruz.Gerilerden ve daha ilerilerden alın fenerlerinin ışıkları parlıyor.Dörtbin metreye doğru çıkınca kar’ın çoğaldığını görüyoruz.Hava soğuk, gün karşı tepelerden kızararak doğuyor.Dağ laleleri ve rengarenk çiçekler açmış heryanda.Bahar gelmiş ve gidiyor Sabalanda.Dörtbin metrenin üzerindeyiz , kar var, soğuk var,güneş var.Yani tüm mevsimlerin birlikte olduğu anları yaşıyoruz.Dağ gibi kayaların arasındaki patika yoldan döne döne tırmanıyoruz. Yer yer , geri dönen dağcılarla karşılaşıyoruz.Azerine dağcılar’’yorulmayasız’’ diyerek selam verip geçiyorlar.Zirveye yaklaşınca koca bir kayanın önünde namaz kılanları görüyoruz.</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_sabalan037.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-318" title="namaras_ali_cetin_sabalan037" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_sabalan037.jpg" alt="namaras_ali_cetin_sabalan037" width="800" height="535" /></a></p>
<p>Sabalan dağı esasen Zerdüş dinine inananların dağı.Zerdüşt peygambere bu dini oluşturan vahiylerin  burada indiğine inanılıyor.Zerdüşt , Zerdüştçülük dilinin peygamberidir.Zerdüşt,  Pehlevi dilindeki biçimidir. Bu dilin tanrısı ise Ahura  mazda’dır.Yani bu dine tanrısının adından ötürü mazdeizm de deniliyor.Zerdüşt peygamber İ.Ö 660-583 yılları arasında yaşamıştır.Zerdüştlerinde kutsal kitapları Avesta vardır.Bu kitapta tarihte ilk defa  cennet cehennem kavramları bulunmakta tanrının şeytanla savaşı anlatılmakta , cinler ve periler kavramları ilk defa Zerdüşt lerin kitabı olan Avestanın Vendidat bölümünde geçmektedir.</p>
<p>Yani zerdüşt’e , Ahura Mazda (TANRI ) tüm buyruklarını , Zerdüşt , Sabalan dağının doruklarında inzivada iken göndermiştir.O nedenle Sabalan Zerdüşt inanırlarınca kutsal bir dağdır.Kadın , erkek ve gençler  ibadet aylarında akın akın Sabalanın 4811mlik zirvesine çıkarlar ve dua ederler.Zirvedeki Zerdüşt peygamberin yıkandığı buz gibi suları olan gölde apdest alıp yıkanıp temizlenerek namaz kılıp dua ederler.</p>
<p>Sabalanın zirvesi Zerdüştlük diline inananlar için temizlenme ve arınma yeridir.</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_sabalan032.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-316" title="namaras_ali_cetin_sabalan032" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_sabalan032.jpg" alt="namaras_ali_cetin_sabalan032" width="800" height="535" /></a></p>
<p>Saat 11:00’da Sabalanın zirvedeyiz.Zirve karlı , temmuz sonundayız.Hava dumanlandı, hafiften kar yağmaya başladı.Duman  zirveden çekilince , muhteşem bir buz gölüyle karşı karşıyayız.Nefeslerimiz tutuluyor.Buz gölünün seyrine doyamıyoruz.Tam 4811metrede bir buz gölü.Zerdüştlerin buz gölü bu.Bir yandan fotoğraf çekiyoruz bir yandan gölün suyundan içiyoruz.Zerdüşt inananları dağcılar apdest alıp,  namaz kılıyorlar.Bir saat kadar oturuyoruz.Yemeklerimizi yiyoruz, ortam çok güzel. Bazı arkadaşlar nefes alıp vermede  zorluk çekiyorlar ve hemen dönüyorlar.</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_sabalan016.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-313" title="namaras_ali_cetin_sabalan016" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_sabalan016.jpg" alt="namaras_ali_cetin_sabalan016" width="800" height="535" /></a></p>
<p>Bir saat sonra zirveden dönüşe geçiyoruz.Dolu yağmaya başlıyor.Yağmurluklarımızı giyiyoruz.Her yan bembeyaz oluveriyor birden.düşmemek için dikkat ediyoruz, tek sıra halinde yürüyoruz.İranlı sağcılar yolları çok güzel işaretlemişler.Kaybolma şansımız yok.</p>
<p>Saat 17:00’da dağ evine iniyoruz.Bir süre soluklanıp dinlendikten sonra eşyalarımızı topluyoruz.Tekrar jip kiralayıp Meşkin’e dönüyoruz.</p>
<p><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_sabalan001.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-307" title="namaras_ali_cetin_sabalan001" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/namaras_ali_cetin_sabalan001.jpg" alt="namaras_ali_cetin_sabalan001" width="800" height="535" /></a></p>
<p>Sabalan güzel dağ.Tüm dağlar güzeldir, tüm dağlar kutsaldır İnsanlarca. Her dağ güneşe uzanan bir inanç simgesi olagelmiş insanlık tarihi boyunca.Dua edilmiş , saklanılmış, kaçılmış, özgürlük mücadelesini sığınağı olmuştur.</p>
<p>Sabalan dağı İranda , Meşkin ovasının üzerinde , tüm sırları ile başı dumanlı , karlı öylece durmaktadır.</p>
<blockquote>
<p style="text-align: right;">Ali Çetin</p>
<p style="text-align: center;">
</blockquote>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/sabalanda-buz-golu-buz-golunde-zerdustler/&amp;t=SABALANDA+BUZ+G%C3%96L%C3%9C+%2C+BUZ+G%C3%96L%C3%9CNDE+ZERD%C3%9C%C5%9ETLER+." rel="nofollow" title="Bunu Facebook'da paylaşın">Bunu Facebook'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=SABALANDA+BUZ+G%C3%96L%C3%9C+%2C+BUZ+G%C3%96L%C3%9CNDE+ZERD%C3%9C%C5%9ETLER+.+-+http://namaras.org/anasayfa/namaras111+(via+@alicetinnamaras)" rel="nofollow" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/sabalanda-buz-golu-buz-golunde-zerdustler/&amp;title=SABALANDA+BUZ+G%C3%96L%C3%9C+%2C+BUZ+G%C3%96L%C3%9CNDE+ZERD%C3%9C%C5%9ETLER+." rel="nofollow" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-reddit">
			<a href="http://reddit.com/submit?url=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/sabalanda-buz-golu-buz-golunde-zerdustler/&amp;title=SABALANDA+BUZ+G%C3%96L%C3%9C+%2C+BUZ+G%C3%96L%C3%9CNDE+ZERD%C3%9C%C5%9ETLER+." rel="nofollow" title="Bunu Reddit'de paylaşın ">Bunu Reddit'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22SABALANDA%20BUZ%20G%C3%96L%C3%9C%20%2C%20BUZ%20G%C3%96L%C3%9CNDE%20ZERD%C3%9C%C5%9ETLER%20.%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%22SABALANDA%20BUZ%20G%C3%96L%C3%9C%20%2C%20BUZ%20G%C3%96L%C3%9CNDE%20ZERD%C3%9C%C5%9ETLER%20.%0D%0AHer%20da%C4%9F%E2%80%99%C4%B1n%20bir%20derdi%20%2C%20bir%20tela%C5%9F%C4%B1%20vard%C4%B1r.Derdin%2C%20tela%C5%9F%C4%B1n%20ba%C5%9Flamas%C4%B1%20da%C4%9Fa%20do%C4%9Fru%20ilk%20ad%C4%B1md%C4%B1r.%20Bu%20ad%C4%B1mla%20ba%C5%9Flar%20y%C3%BCr%C3%BCy%C3%BC%C5%9F%20%2C%20bu%20ad%C4%B1mla%20ba%C5%9Flar%20heyecan.%20Sabalan%20da%C4%9F%C4%B1na%20gitme%20%20tela%C5%9F%C4%B1%20ba%C5%9Flad%C4%B1%C4%9F%C4%B1nda%20%2C%20korku%20%2C%20heyecan%20ve%20b%C3%BCt%C3%BCn%20t%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/sabalanda-buz-golu-buz-golunde-zerdustler/" rel="nofollow" title="Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin ">Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin </a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/sabalanda-buz-golu-buz-golunde-zerdustler/feed" rel="nofollow" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=SABALANDA+BUZ+G%C3%96L%C3%9C+%2C+BUZ+G%C3%96L%C3%9CNDE+ZERD%C3%9C%C5%9ETLER+.&amp;link=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/sabalanda-buz-golu-buz-golunde-zerdustler/" rel="nofollow" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-blogger">
			<a href="http://www.blogger.com/blog_this.pyra?t&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/sabalanda-buz-golu-buz-golunde-zerdustler/&amp;n=SABALANDA+BUZ+G%C3%96L%C3%9C+%2C+BUZ+G%C3%96L%C3%9CNDE+ZERD%C3%9C%C5%9ETLER+.&amp;pli=1" rel="nofollow" title="Blog this on Blogger">Blog this on Blogger</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/sabalanda-buz-golu-buz-golunde-zerdustler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dedegöl Dağı Tırmanışı</title>
		<link>http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/dedegol-dagi-tirmanisi/</link>
		<comments>http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/dedegol-dagi-tirmanisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Oct 2009 00:01:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Çetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Trekking Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[ali çetin]]></category>
		<category><![CDATA[anamas]]></category>
		<category><![CDATA[antalya]]></category>
		<category><![CDATA[çetin]]></category>
		<category><![CDATA[dağı]]></category>
		<category><![CDATA[dedegöl]]></category>
		<category><![CDATA[eğirdir]]></category>
		<category><![CDATA[gulseren]]></category>
		<category><![CDATA[ısparta]]></category>
		<category><![CDATA[konya]]></category>
		<category><![CDATA[tırmanışı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://namaras.org/anasayfa/?p=108</guid>
		<description><![CDATA[Dedegöl Dağı Tırmanışı
Antalya &#8211; Isparta &#8211; Konya il sınırları üçgenindeki Dedegöl Dağı’nı tırmanmak üzere Otobüsle,  göl kenarından dolanarak, Eğirdir’i geçip, sağa Adada Antik Kenti yoluna sapıp Ağıl Köye tırmandık. Yılanlı Köyü’nü gelince, Karaçam ve Sedir ormanlarıyla  kaplı siyah tepelerin arkasında tüm alımlığıyla Anamas-Dedegöl bembayaz karları ile çıkıverdi karşımıza. Gözlerimiz Dedegöl Dağındaydı. Eğirdir’den sonra, çam ormanlarının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><a rel="attachment wp-att-585" href="http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/dedegol-dagi-tirmanisi/image_13/"><img class="aligncenter size-full wp-image-585" title="Dedegöl Tırmanışı" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/Image_13.JPG" alt="Dedegöl Tırmanışı" width="641" height="427" /></a>Dedegöl Dağı Tırmanışı</h2>
<p>Antalya &#8211; Isparta &#8211; Konya il sınırları üçgenindeki Dedegöl Dağı’nı tırmanmak üzere Otobüsle,  göl kenarından dolanarak, Eğirdir’i geçip, sağa Adada Antik Kenti yoluna sapıp Ağıl Köye tırmandık. Yılanlı Köyü’nü gelince, Karaçam ve Sedir ormanlarıyla  kaplı siyah tepelerin arkasında tüm alımlığıyla Anamas-Dedegöl bembayaz karları ile çıkıverdi karşımıza. Gözlerimiz Dedegöl Dağındaydı. Eğirdir’den sonra, çam ormanlarının arasında, nefis bir dağ ve orman manzarasından geçip 22 km. sonra Aksu ilçesine geldik. Otobüsümüz buradan Anamas yaylalarına doğru tırmanmaya başladı. Anamas yaylaları, Antalya göçerlerinin, Isparta göçerlerinin, Konya göçerlerinin yaylaları. Her vadide bir Yörük boyu yaylıyor. Aksu kazası yaz aylarında Yörük pazarına dönüşüyor.  Melikler Yaylası’na doğru tırmandıkça ormanlar azalıyor, toprak çoraklaşıyor yavaş yavaş. Dedegöl Dağı bütün ihtişamı ile karşımızdaydı. Dağlar uzaktan alımlıdır, dosttur, güzeldir. Bir görsellik şölenidir. Ama dağların içersine girmek gerekir onları tanımak için dağlara yakınlaşmak için dokunmak gerekir. Taşına toprağına el sürmeli, dizleri titremeli insanın, yorulmalı, cildi yanmalı, gözleri bulanıklaşmalı ki, dağcı denebilsin insana.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-573" href="http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/dedegol-dagi-tirmanisi/image_1-2/"><img class="aligncenter size-full wp-image-573" title="Image_1" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/Image_11.JPG" alt="Image_1" width="641" height="427" /></a><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/Image_1.JPG"></a></p>
<p><a rel="attachment wp-att-570" href="http://namaras.org/anasayfa/?attachment_id=570"></a><a rel="attachment wp-att-557" href="http://namaras.org/anasayfa/?attachment_id=557"></a></p>
<p><strong>Dağlar cilvelidir</strong></p>
<p>Dağlar dosttur, iyi niyetlidir ama sevdalanır dağlara, çünkü onlar cilvelidir, oynaktır, kıvraktır.Tedbiri elden bırakmamak lazım çünkü acımaz insana dağlar. Dağlara giderken hiç unutmamak gerekir ki, bütün iyiliklere, güzelliklere giden yolun taşlarının iyi niyetle döşendiği gibi, bütün tehlikelere giden yollarında taşlarının iyi niyetle döşendiğini unutmadan yürümeli, tırmanmalı dağlara dağcılar. Isparta’nın Aksu İlçesi’ni geçip Yakaavaşar ve Elecik köylerini dolanınca karşımızda Dedegöl duruyor. Arkamızda Eğirdir Gölü’nün kuzey batısında  karlarıyla bizi takip eden Barla Dağı, batı da karlarıyla bende varım diyen Davraz Dağı ve güneyde bir balta sırtı gibi duran, koca vadiye bir lök gibi oturuvermiş alımlı Sarp Dağı ve karlı zirvesi Tengerek ile ona selam duran Emerettin Dağı, bizlere görsel bir gösteri sunumu içindeydiler.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-574" href="http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/dedegol-dagi-tirmanisi/image_2/"><img class="aligncenter size-full wp-image-574" title="Dedegöl Tırmanışı" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/Image_2.JPG" alt="Dedegöl Tırmanışı" width="641" height="427" /></a></p>
<p> </p>
<p><strong>Gelin gibi süslü</strong></p>
<p>Yakaavşar ve Elecik Köyleri hatıllı ve ağaç ağırlıklı evleriyle eski Türk mimarisinin örnekleri Yaşam esas olarak, doğayla insanın mücadelesidir ama,insanoğlu pervasızca saldırmış doğaya. Hiç düşünememiş geleceğini. Kesmiş,yakmış bir keçi sürüsüne yüzlerce ağaç kesmiş yedirmek için.O güzelim ardıçları,servi gibi sedirleri,köknarları ve meşeleri kesmişte, kesmiş.  Gelin gibi süslü Anamas dağları kalıvermiş çıplak.Toprak yavanlaşmış tepeler hoşafa dönüvermiş. Bitkiler cılızlaşmış ,vadiler çoraklaşmaya başlamış. Dedegöl  karlarıyla,ihtişamıyla kızgın insanoğluna.Tüm bunlara karşılık kanat geriyor,korumaya  çalışıyor insanoğlunu. Uzatıyor dost elini. Karaçamlarıyla,meşeleriyle,mor sümbüllü çiçekleriyle ve yemyeşil otlarıyla,dostluğa,sevgiye. Öğleden sonra Melikler Yaylası’na vardık.Ömer Faruk Gülşen ve Ümit Durak,ekibimizin çadır kuracağı bölgeyi seçtiler.Çadırlarımızı kurup,yerleştik.</p>
<p> <a rel="attachment wp-att-575" href="http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/dedegol-dagi-tirmanisi/image_3/"><img class="aligncenter size-full wp-image-575" title="Dedegöl Tırmanışı" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/Image_3.JPG" alt="Dedegöl Tırmanışı" width="641" height="427" /></a></p>
<p><strong>Doğa cenneti</strong></p>
<p>Melikler Yaylası, yaylaların hası. Çevresinde çayırbaşı, kuzukulağı gibi ünlü yaylalar var ama karaçam ormanlarının arasında sırtını koca Dedegöl dağına dayamış,şırıl şırıl akan pınarları ve gürül gürül akan gürlevik suyu ile ve de yemyeşil otları ,rengarenk çiçekleriyle bir doğa cenneti .İnsana huzur veren,rahatlatan ve iyi ki, “Geldim” dedirten bir ortamı var Melikler Yaylasının.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-576" href="http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/dedegol-dagi-tirmanisi/image_4/"><img class="aligncenter size-full wp-image-576" title="Dedegöl Tırmanışı" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/Image_4.JPG" alt="Dedegöl Tırmanışı" width="641" height="427" /></a></p>
<p><strong>Gözleme ve soğuk ayran</strong></p>
<p>TODOSK’un organizasyonu çerçevesinde,Yenişarbademli ve Eğirdir belediyelerinin  katkılarıyla hazırlanan gözlemelerimizi yiyip, buz gibi ayranımızı içtik. Ayranında gözlemeninde tadı bir başka oluyor Melikler Yaylası’nda .Melikler Yaylasının buz gibi akan pınarlarından yüzümüzü, ayaklarımızı yıkayıp serinledik. Gürlevik suyuna doğru yürüyüşe çıktık.Gürlevik,Melikler Yaylası’nın doğusunda,Dedegöl dağının altındaki bir mağaranın derinliklerinden uğuldayarak gelen ve köpüklü soğuk,içimine doyumsuz suyuyla,Beyşehir Gölü’ne doğru,çam,kavak ve sedir ormanlarının arasından çağlayarak akan bir su. Gürlevik, Melikler yaylasına 2 km. uzaklıkta 1570m.rakamında güzel mi güzel bir yer.Bir süre burada ekip olarak mola verdikten sonra kamp yerimize döndük.Bu yürüyüşümüz,Dedegöl tırmanışına bir ön hazırlıktı.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-577" href="http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/dedegol-dagi-tirmanisi/image_5/"><img class="aligncenter size-full wp-image-577" title="Dedegöl Tırmanışı" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/Image_5.JPG" alt="Dedegöl Tırmanışı" width="641" height="427" /></a></p>
<p><strong>Dolunay</strong></p>
<p>Akşam olunca çadırlarımızın yanında toplanıp,hep birlikte yemeğimizi yedik,Reyhan Ajlani,Ayla ve Gülseren’in yaptıkları sıcacık bulgur pilavımızı afiyetle yedik.Hava hafiften çiselemeye başlamıştı.Dolunay vardı ama yağmurlu ve sisli bir ortamdan dolayı, dolunayın doğayla bütünleşmesinin tadına varamıyorduk.Bir süre kamp ateşinin başında oturup sohbet ettik.Saat 10.00’a doğru çadırlarımıza çekilmeye başladık.</p>
<p>Dağcılık uyum ister.Gece saat 10.00’da kampımızda ses kesildi.Bazı arkadaşlar çadırlarında,bazıları da dışarıda idi. Çadırlar birbirine hem çok yakın hem de çok uzaktı.Yani, bir çadırdan ötekine hiç ses duyulmuyordu.Herkes çadırının dışından duyulmayacak kadar gürültü yapıyordu.Hazırlıklarımızı akşamdan yaptık.Sabah kimseyi rahatsız etmeden yola çıkmak istiyorduk.Dağcılık disiplin gerektiriyor.Doğa gevşekliği sevmez,en küçük hatayı kabullenmez.Doğanın gelişimi diyalektik bir süreçtir. Doğada her şey birbirine bağıntılıdır,değişmeyen,gelişmeyen hiç birşey yoktur doğada.O nedenle dağcılık disiplin ve uyum ister,yani dağcılık hem doğayla mücadele hem doğaya uyum ve de doğayla bütünleşmedir.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-578" href="http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/dedegol-dagi-tirmanisi/image_6/"><img class="aligncenter size-full wp-image-578" title="Dedegöl Tırmanışı" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/Image_6.JPG" alt="Dedegöl Tırmanışı" width="641" height="427" /></a></p>
<p>Yarın: Dedegöl Zirvesi</p>
<h2>Dedegöl Dağı Tırmanışı (2)</h2>
<p>Saat 05.00’ta kalktık.Alican ve Onur çay sularımızı kaynatmışlardı. Sessizce kahvaltımızı yapıp, çaylarımızı içtik. Saat 06.10’da yürümeye başladık koca Dedegöl Dağı’na doğru, sessiz ve tek sıra olarak. Dedegöl Dağı, Anamas dağ sırasının en görkemli ve en yüksek zirvesi. Bu dağ sırası, Manavgat  ile Serik arasındaki Bozburun Dağı’nda sona eriyor. Anamas sıra dağlarında Davraz Dağı 2637 m, Barla Dağı 2798m, Sarp Dağı(Tengerek Tepesi) 2326m.gibi zirveler bulunuyor.Anamas aynı zamanda yörüklerin çıktığı yaylalarıyla da ünlüdür. Sorgun, Çayır,  Kuzukulağı, Çukur, Melikler Yaylası, Anamas’ın önemli yaylalarıdır.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-579" href="http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/dedegol-dagi-tirmanisi/image_7/"><img class="aligncenter size-full wp-image-579" title="Dedegöl Tırmanışı" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/Image_7.JPG" alt="Dedegöl Tırmanışı" width="641" height="427" /></a></p>
<p><strong>Şafakta zirveye hareket</strong></p>
<p>Ömer Faruk önde, Ümit Durak en arkada, alaca şafakta tek sıra yürümeye başladık  Dedegöl’e doğru. Koca Dedegöl yeni yeni uyanıyordu. Koyun sürüleri hareketlenmiş, kuşlar uçuşmaya başlamışlardı. Karlar parıldıyordu yamaçlarında Moren (Buzul Taşı)patikalarını geçip, Elma Hoşafı Tepesi’ne tırmandığımızda Dedegöl direnmeye başladı. Döne döne dinlenerek getiriyordu bizleri Ömer Faruk. Her molada soluklanırken de dağlar hakkında bilgilendiriyordu bizleri. Dağlar ve çevre hakkında çok soru sormamdan dolayı beni ekibin arkasında görevlendirdi Ömer Hoca.Tırmanırken az konuşmalı ki enerji az tüketilsin.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-580" href="http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/dedegol-dagi-tirmanisi/image_8/"><img class="aligncenter size-full wp-image-580" title="Dedegöl Tırmanışı" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/Image_8.JPG" alt="Dedegöl Tırmanışı" width="641" height="427" /></a></p>
<p><strong>Biz tırmanıyorduk.</strong></p>
<p>Dedegöl tırmanıyordu taşlarıyla, karlarıyla. 2 bin 800 m’yi geçince yorgunluk başladı. Gülseren hafiften, Dedegöl’e boyun eğme belirtileri gösterince arkasına alarak ikinci sırada yürümesini söyledi, daha sık dinlenmeye başladı. Dedegöl, Gülseren’i sınavdan geçiriyordu. Gülseren ile ekibin arkasında yürümeye başladık. En arkada Ümit Durak vardı. Ümit Hoca “Hiç korkmayın Gülseren hanım, sizin bir sorununuz yok, bu dağa rahatlıkla çıkarsınız, böyle şeyler herkese oluyor ara ara. Şimdi beş adım atacağız, sonra durup nefes alacağız” dedi.</p>
<p>Yürümeye başladı <em>Gülseren</em>. Acelesi yoktu Ümit Hoca’nın onun için önemli olan Gülseren’e destek olmak, Dedegöl’e tırmanmasını sağlamaktı ve işte dağcılık, işte deneyim, işte tecrübe böyle anlarda kendini gösterir.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-581" href="http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/dedegol-dagi-tirmanisi/image_9/"><img class="aligncenter size-full wp-image-581" title="Dedegöl Tırmanışı" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/Image_9.JPG" alt="Dedegöl Tırmanışı" width="641" height="427" /></a></p>
<p><strong>Dağda güçlü olacaksın</strong></p>
<p>Dağlar, sezinlemeye görsünler insanını en küçük bir zaafını, o zaman büyüdükçe büyürler, zorlandıkça zorlanırlar. Onun için dağcı güçlü, azimli, dirençli ve mücadeleci olmalıdır. Ümit Durak ve Ayla Tezcan, Gülseren’e öyle bir destek oldular ki; Gülseren bir süre sonra, Dedegöl’e direneceğine, Dedegöl’ün zirvesine çıkacağına inanarak daha bir güçlü adamlarla yürüdü. Cengiz İncesu’nun bastonun birini Gülseren’e vermesi başka bir dostluk, bambaşka bir dayanışma örneğiydi.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-582" href="http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/dedegol-dagi-tirmanisi/image_10/"><img class="aligncenter size-full wp-image-582" title="Dedegöl Tırmanışı" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/Image_10.JPG" alt="Dedegöl Tırmanışı" width="641" height="427" /></a></p>
<p><strong>Dostluklar dağda sınavdan geçer</strong></p>
<p>Dağlarda; paylaşımcı, dayanışmacı olmaktır dostluk. Dostluklar dağlarda sınavdan geçer, gelişir, güçlenir ve güven, zorluklarla yoğurularak ferahlatır insanını içini yüce dağlarda. Böylece bir dostluk, böyle bir güvençle çıkar insan kızı ve insanoğlu doruklarına dağların. Böyle bir dostluk, böyle bir güvençle çıkar insan kızı ve insanoğlu doruklarına dağların.</p>
<p>Gülseren saat 10.35’te Dedegöl Dağı’nın zirvesine çıkınca mutlu mutlu güldü. Mutlu mutlu baktı enginlere ve mutlu mutlu baktı Ömer Faruk’a. Ümit Durak’a ve Ayla Tezcan’a ve Dedegöl Dağı’na. Dedegöl zirvesi olağan ötesiydi.2 bin 998 m.dağların üstünde bir dağ Dedegöl. Özgür,sevecen sıcak ama zor ve sert mi sert. Beyşehir Gölü’nün hemen üzerinde yükselivermiş Dedegöl Dağı, Beyşehir Gölü’nün batı kıyısının ilk yükseltisi yani  Dedegöl Dağı adını,Güney doğusundaki  Yenişarbademli’ye 11 km. uzaklıkta bulunan Dedegöl Gölü’nden alıyor. Dedegöl Gölü’nün ölçülebilen derinliği 870 m. Gölün hemen yanında bir Dede Türbesi bulunuyor. Türkmenler, her yıl bu türbeye gelip ayinler düzenleyerek dualar ediyorlar. İşte bu gölden doğru almış Dedegöl Dağı  Dedegöl Dağı bu mevsimde karlarla kaplı,bahar daha gelmemiş zirveye. Bir yandan uzanıvermiş Beyşehir Gölü. Diğer yandan ta uzaklarda Barla Dağı eteklerinde Eğirdir Gölü. Güneyde en sarp  kayalıklar. 3. jeolojik devrin başında, bundan 4.5 milyon yıl önce Anadolu’da ortaya çıkan ilk kaya parçası olarak geçiyor tarihte. Bu kayalıkların yükseklikleri 2 bin 800m civarında .Hemen arkasında da Kartoz Dağı yükselmekte. Dedegöl, işte böyle dağların üstünde bir dağ. Dağlara karşı bir dağ. Göller arasında hem kolay hem zor bir dağ. Eteklerinde yörüklerin çadır kurduğu, koyun ve keçilerini otlattığı, şırıl şırıl akan sularını içtiği dağ .</p>
<p><a rel="attachment wp-att-583" href="http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/dedegol-dagi-tirmanisi/image_11/"><img class="aligncenter size-full wp-image-583" title="Dedegöl Tırmanışı" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/Image_111.JPG" alt="Dedegöl Tırmanışı" width="641" height="427" /></a></p>
<p><strong>Zirve keyfi</strong></p>
<p>Dedegöl Dağı’nın zirvesi, Melikler Yaylası’na yürüyüş mesafesi olarak 7 bin 250 metre uzaklıkta. Zirveye ulaştıktan sonra uzun uzun soluklandık. Dedegöl’ün kucağına bırakır verdik kendimizi. Bir süre dinlendikten sonra yemeklerimizi yedik.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-584" href="http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/dedegol-dagi-tirmanisi/image_12/"><img class="aligncenter size-full wp-image-584" title="Dedegöl Tırmanışı" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/Image_12.JPG" alt="Dedegöl Tırmanışı" width="641" height="427" /></a></p>
<p><strong>Dağ Bilgini Dinazor Dağcı</strong></p>
<p>Ömer FarukGülşen bir “Dağ Bilgini”, “Dağ Bilen”, üşenmeden, bıkmadan anlatan, giden, gezen, götüren ve tüm bunlardan mutlu olan ‘dinazor’ bir dağcı.</p>
<p>Öğreniyorduk,deneyim kazanıyorduk.Dağcılık bir eğlence değil,yaşam biçimi olduğu zaman davranışlara yansıyor her şey. Bir dağcı sadece dağa tırmanırken karda zorlanırken ya da zirveye çıktığı zaman dağcı olmaz. Dağcı yaşamın her alanında bir dağcı gibi davranmaya başlarsa, yani hayatın her alanın da dağcı değerleriyle yaşarsa, o zaman dağcı demektir. Her tırmanış, her kamp, her sohbet bizleri adım adım dağcılığa götürüyor, aşama aşama dağcılığı öğretiyordu.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-586" href="http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/dedegol-dagi-tirmanisi/image_14/"><img class="aligncenter size-full wp-image-586" title="Dedegöl Tırmanışı" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/Image_14.JPG" alt="Dedegöl Tırmanışı" width="641" height="427" /></a></p>
<p><strong>Ve dönüş başladı</strong></p>
<p>Sonra saat 12.00’de zirveden dönüş için hareket ettik. Dağlardan dönüşler bir başka zevkli oluyor. Dağlara tırmanırken oluşan heyecan, stres, yorgunluk, dönerken kendini tatlı bir yorgunluğa dönüştürüveriyor ve insan hafifleyiveriyor birden. Çıkış düzenimi bozmadan (bazı arkadaşlar izin alarak karlardan kaymaya gittiler) saat 14.45’te Melikler Yaylası’na döndük. Yeni dağlara gitmenin heyecanı vardı üzerimizde. TODOSK’lular olarak hem kamp alanında, hem de tırmanma ve geri dönüş anında birbirinden kopmayan uyumlu bir grup olarak hareket ettik. Çadırlarımızı topladık. Akşam yemeklerimizi kuru fasulye, pilav menüsü olarak yedikten sonra saat 18.30’da Eğirdir’e doğru  hareket ettik. Bir kamp daha sona ermişti. Dağlara gelmek ne kadar heyecan verici ise, dağlardan ayrılmakta o kadar hüzünlü oluyor. Doğayı tanımak, onunla olmak bambaşka bir duygu.</p>
<blockquote>
<p style="text-align: right;">ALİ ÇETİN</p>
<p style="text-align: right;"> </p>
<p style="text-align: right;"> </p>
<p> </p></blockquote>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/dedegol-dagi-tirmanisi/&amp;t=Dedeg%C3%B6l+Da%C4%9F%C4%B1+T%C4%B1rman%C4%B1%C5%9F%C4%B1+" rel="nofollow" title="Bunu Facebook'da paylaşın">Bunu Facebook'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=Dedeg%C3%B6l+Da%C4%9F%C4%B1+T%C4%B1rman%C4%B1%C5%9F%C4%B1++-+http://namaras.org/anasayfa/namaras108+(via+@alicetinnamaras)" rel="nofollow" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/dedegol-dagi-tirmanisi/&amp;title=Dedeg%C3%B6l+Da%C4%9F%C4%B1+T%C4%B1rman%C4%B1%C5%9F%C4%B1+" rel="nofollow" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-reddit">
			<a href="http://reddit.com/submit?url=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/dedegol-dagi-tirmanisi/&amp;title=Dedeg%C3%B6l+Da%C4%9F%C4%B1+T%C4%B1rman%C4%B1%C5%9F%C4%B1+" rel="nofollow" title="Bunu Reddit'de paylaşın ">Bunu Reddit'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22Dedeg%C3%B6l%20Da%C4%9F%C4%B1%20T%C4%B1rman%C4%B1%C5%9F%C4%B1%20%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%22Dedeg%C3%B6l%20Da%C4%9F%C4%B1%20T%C4%B1rman%C4%B1%C5%9F%C4%B1%0D%0AAntalya%20-%20Isparta%20-%20Konya%20il%20s%C4%B1n%C4%B1rlar%C4%B1%20%C3%BC%C3%A7genindeki%20Dedeg%C3%B6l%20Da%C4%9F%C4%B1%E2%80%99n%C4%B1%20t%C4%B1rmanmak%20%C3%BCzere%20Otob%C3%BCsle%2C%C2%A0%20g%C3%B6l%20kenar%C4%B1ndan%20dolanarak%2C%20E%C4%9Firdir%E2%80%99i%20ge%C3%A7ip%2C%20sa%C4%9Fa%20Adada%20Antik%20Kenti%20yoluna%20sap%C4%B1p%20A%C4%9F%C4%B1l%20K%C3%B6ye%20t%C4%B1rmand%C4%B1k.%20Y%C4%B1lanl%C4%B1%20K%C3%B6y%C3%BC%E2%80%99n%C3%BC%20gelince%2C%20Kara%C3%A7am%20ve%20Sed%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/dedegol-dagi-tirmanisi/" rel="nofollow" title="Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin ">Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin </a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/dedegol-dagi-tirmanisi/feed" rel="nofollow" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=Dedeg%C3%B6l+Da%C4%9F%C4%B1+T%C4%B1rman%C4%B1%C5%9F%C4%B1+&amp;link=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/dedegol-dagi-tirmanisi/" rel="nofollow" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-blogger">
			<a href="http://www.blogger.com/blog_this.pyra?t&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/dedegol-dagi-tirmanisi/&amp;n=Dedeg%C3%B6l+Da%C4%9F%C4%B1+T%C4%B1rman%C4%B1%C5%9F%C4%B1+&amp;pli=1" rel="nofollow" title="Blog this on Blogger">Blog this on Blogger</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/dedegol-dagi-tirmanisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SULTAN GİĞİ (GEYİK ) DAĞI TIRMANIŞI</title>
		<link>http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/sultan-gigi-geyik-dagi-tirmanisi/</link>
		<comments>http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/sultan-gigi-geyik-dagi-tirmanisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2009 23:53:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Çetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Trekking Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[ali çetin]]></category>
		<category><![CDATA[antalya]]></category>
		<category><![CDATA[bozkır]]></category>
		<category><![CDATA[çetin]]></category>
		<category><![CDATA[dağı]]></category>
		<category><![CDATA[geyik]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[giği]]></category>
		<category><![CDATA[konya]]></category>
		<category><![CDATA[manavgat]]></category>
		<category><![CDATA[namaras]]></category>
		<category><![CDATA[rehber]]></category>
		<category><![CDATA[sultan]]></category>
		<category><![CDATA[trekking]]></category>
		<category><![CDATA[yayla]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://namaras.org/anasayfa/?p=99</guid>
		<description><![CDATA[SULTAN GİĞİ (GEYİK ) DAĞI TIRMANIŞI
Giği dağı tırmanışının Rehberi bendim. Hazırlanırken heyecanlandım. Buna ister nostalji diyelim, ister dağcılık heyecanı. Ama bu dağlar benim dağlarım, ayak izim var, çarık eskim var, otlarını, taşlarını, çiçeklerini ve insanlarını tanırım bu dağların.Akseki, Hadim, Bozkır, Gündoğmuş arasındaki yedi kaza yaylalarının havası bir başkadır.Bir başkadır yedi kaza yaylalarının göçleri. Her insanın, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2>SULTAN GİĞİ (GEYİK ) DAĞI TIRMANIŞI</h2>
<p>Giği dağı tırmanışının Rehberi bendim. Hazırlanırken heyecanlandım. Buna ister nostalji diyelim, ister dağcılık heyecanı. Ama bu dağlar benim dağlarım, ayak izim var, çarık eskim var, otlarını, taşlarını, çiçeklerini ve insanlarını tanırım bu dağların.Akseki, Hadim, Bozkır, Gündoğmuş arasındaki yedi kaza yaylalarının havası bir başkadır.Bir başkadır yedi kaza yaylalarının göçleri. Her insanın, her göçerin bir yaylası bir yayla tanımı vardır. Yayla deyince benim için Susambelidir, Göçen boğazıdır. Eğri göldür, Söbü Çimendir, Göktepedir..</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-100" title="01310095" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/01310095.JPG" alt="01310095" width="639" height="480" /></p>
<p>Eskilerde göçerler en erken bir haftada giderlerdi yaylaya. Deve kervanları boy boy, keçi, koyun sürüleri çanlarıyla ve yörük delikanlıları, külot pantolonlarını ( pontul ) giyip, elleri pıynar sopalı sürülerin önünde dimdik kasılarak yürürlerdi yayla yollarında. Arkadan da gelin gibi süslenmiş yörük kızları çekiverirlerdi develeri göç yollarına.</p>
<p>Yörükler için yaylanın, bir başka önemi, bir başka özelliği vardır. Yörük için köyde geçen 12 aya bedeldir, yaylanın 5 ayı.Yayla; güzellik, hareket, canlanma, bahar demektir.Bahar ayları Toroslar canlanıp, morsümbüllü çiçeklere, yemyeşil otlara bezenince ve akıverince şırıl şırıl karsuları derelerden, gözü gönlü açılır göçerin. Ve de sadece göçerin değil, devesinin de, koyununun da, keçisinin de gözü, gönlü açılıverir. Yani tümden canlanır doğa, tümden keyiflenir yaşam.</p>
<p>Gündoğmuş’u geçip torosların girişinde Kuruca yaylası uzanıveriyor önümüzde upuzun dağların arasında. Burası toroslara tek geçit veren boğaz. Kuruca’ya girince tüm dağlar dimdik durur karşımızda. Bahar’da çekici, heybetli, sonbaharda ürkütücüdür, sessizdir. Kuruca’da tam karşıda sedirleriyle, son sedir ve ardıçlarıyla Karaçal dağı karşılar, arkasında dimdik, Susambelinin üstünde 2816 m yükseklikte Çürük dağ duvar gibi, sivri ve heybetli durur.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-101" title="DSCF0114" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/DSCF0114.JPG" alt="DSCF0114" width="640" height="480" /><br />
Her dağın, her yolun, her taşın bir anlamı vardır yörükler için. Bütün göçerlerin, yayla öncesi konaklama yeridir Kuruca. O kadar geniştirki, her bucağı bir obayı saklar koyunuyla, keçisiyle, atıyla, eşeğiyle. Kuruca suyu olmayan yer demektir.Burasının çeşmeleri, kuyuları çoktur. Susuz bırakmaz göçeri Kuruca yaylası. Ama Kuruca yaylasının morsümbüllü çiçekleri, yemyeşil çayırları yoktur. Keçi, koyun için sadece mola yeridir. Yayla öncesi ilkbaharda, sahile dönerken sonbaharda dinlenme, soluklanma yurdudur. Eskiden Yörük göçleri, Kuruca’ya gelinceye kadar hep geceden yüklenir ve yola koyulunurdu. Develer gece yürür, atlar geceden yola koyulurdu. Koyun, kuzu, keçi, oğlak geceden yola koyulurdu. Ama Kuruca’ya gelince herşey değişir. Çünkü Kaynarca, Susambeli, Göçenboğazı geçit vermez. Bakarsın tipi gelir, bakarsın kar yağar ilkbaharda. Fırtına ve karlar geçit vermez gün ağarmadan. Atlar, develer, keçiler, koyunlar geçemez kar yumuşamadan.</p>
<p>O nedenle göç, Kuruca’dan sabah güneş doğduktan sonra yüklenir. Güneş yükselsin, kar gevşesin, yol açılsın, iz belli olsun diye. Göç yolunun en zorlu kısmı başlar ilkbaharda Kuruca’dan sonra.</p>
<p style="text-align: center;">Kuruca’yı geçip Kaynarca boğazına girince sola kıvrılırsan Susambeline ve Susambeli yaylalarına, sağa kıvrılırsan Göçen boğazına gidersin. Kaynarca boğazına girince her iki yanda Bizansdan, Selçukludan kalma taş döşeme iki yol vardır. Bu yollara devrent denir. Bu yollar Bizansı, Selçukluyu, Osmanlıyı vede  göçerleri söyler.<br />
<img class="aligncenter size-full wp-image-102" title="DSC06515" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/DSC06515.JPG" alt="DSC06515" width="720" height="480" /><br />
Teknoloji gittiği tüm dağları bozmuş, kirletmiş. Ne devrent kalmış Kaynarca boğazında, ne kervanlar, nede devrentte seken atların ayak sesleri, nede allı pullu giyinmiş yörük kızları. Ama bıçkın yörük delikanlıları ellerinde sopa yerine cep telefonlarıyla, uzun saçları ve afilli giyimleriyle keçilerin önünde gitmekteler.</p>
<p>Dağlar sitemkar, kuşlar tedirgin uçar olmuş toroslarda.</p>
<p>Arabamızla Kızıloluk’a varınca güneyde altta Oğuz yaylası sedirleriyle uzanıveriyor. Oğuz yaylasının güneydoğusunda karlarıyla Barçın Akdağ, güney batısında Karayılan dağı ve tam doğusunda Sultangiği dağı. Giği dağı yemyeşil dimdik durmakta. Oğuz yaylasının üstünde. Giği dağı bu bölgenin en yüksek dağı 2877 metre.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-103" title="DSCF1536" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/DSCF1536.JPG" alt="DSCF1536" width="638" height="480" /><br />
Artık sedir(katran), Köknar(ladin) ve ardıç kokularını geride bırakıp, çalba,kekik ve binbir çeşit çiçek kokularıyla Oğuz yaylasının üstünden geçerken kızıl oluktan su içmeden geçilmez. Kızıloluk, Göçen Boğazı’ndan geçenler için de, Susam Beli’nden geçenler içinde en ünlü yayla pınarı. Yaşlı yörüklerin bir çoğu, ölmeden son istekleri olarak Kızıloluk’tan bir tas su isterlermiş. Genelde köyün çeşmesinden doldurulup “al sana kızıl oluk suyu” diyormuş köylüler.Ne yapsın ki, karda kışta gidip, Kızıl oluktan su getirecek değil ya.</p>
<p>Bizler de içtik Kızıloluk’un suyundan,bakalım ölürken kimin aklına gelecek.</p>
<p>Göçen boğazını tırmanıp sağa  dönüyoruz,Giği dağını kucaklayıp. Kuzeyimizde eşsiz bir vadi, yemyeşil çayırlar, karlı mı karlı dağlar, irili ufaklı kar gölleri. Alanya’nın Çakallar köyü yaylasını göl kenarında görünce heyecanlanıyoruz. Gölün kenarı, koyun ve keçi sürüleriyle canlı mı, canlı. Bir süre sonra boğazdan geçip birden Eğri Göl’ün eşsiz manzarasıyla karşılaşıyoruz. Eğri Göl, Giği dağının eteklerinde, Giği’nin kar sularıyla besleniyor, kenarında Alanya’nın Kızılağaç(Güzel Bağ) köyünün yaylası var. Gölün yarısı Nilüfer çiçekleriyle kaplı, etrafında şırıl şırıl pınarlar ve gölün içinde rengarek balıklar. Yedi kaza yaylarına gelinirde Eğri göl görülmez olunur mu. Burası doğanın sunduğu bir görsellik harikası.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-104" title="DSC05841" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/DSC05841.JPG" alt="DSC05841" width="720" height="480" /><br />
Kampımız için Eğri gölün hemen yanına Kaynarmuar’ın önünü seçiyoruz. Her yan çayır, yemyeşil,  bu geniş düzlüğe  çadırlarımızı kuruveriyoruz.Kaynarmuar, gümbür gümbür kaynıyor, buz gibi suyu, kana kana içiyoruz.</p>
<p>İki doktor arkadaşımız Dr.Ali KEMAL ve Dr. Adnan SARI, Eğri gölün kenarına çadırdan bir klinik açmışlar.Buraya gelenlere ve göçerlere hizmet veriyorlar. Artık eski göçerlik azalmış, bir çeşit yazlığı olmuş bu yaylalar köylülerin, kara çadırın yerini modern taş evler, atların yerini  de arabalar almış, ama koyun, keçi, at, eşek yine de çokça var</p>
<p>Topluca akşam yemeğimizi yiyoruz. Çadırlarımızın çevresinde atlar ve keçi sürüleri otluyor. Kamp yerimiz 2081 metre rakımında. Giği dağı(Geyik) 2887 metre yükseklikte. 800 metre tırmanacağız.</p>
<p>Saat 22.00’de yatıyoruz. Sabah 04.15’te kalkıp, toparlanıyoruz. Gökyüzü bir harika, pırıl pırıl, uzansak yıldızları tutacağız. Gökyüzündeki tüm yıldızları tek tek görüyoruz sanki. Ay parlak mı, parlak. Pırıl pırıl Giği dağı karları parlıyor. Eğri gölün gecesi de bir başka,Giği dağının (Geyik)ay’ıda bir başka doğuyor ve bir başka oluyor Söbüçimen yaylasının mehtabı. Sonra tüm parlaklığıyla sabah yıldızı doğuveriyor. Sonra 04.50’de tek sıra olarak Giği’ye doğru yürüyoruz. Ay’ın Giği’yle sevdasıda bir başka görsellik sunuyor bize. Dolunay tüm parlaklığıyla yavaş yavaş salınıp bizden önce Giği dağının zirvesine varıyor. O kadar yaklaşıyorki zirveye, sanki öpüyorlar Giği dağı ile birbirlerini. Bu dolunay sadece Giği’nin ay’ı. Bu dolunay Giği dağına sevdalı.</p>
<p>Tırmanıyoruz Giği dağına doğru. Giği dağı cıvıl cıvıl, her yanı keçi ve koyun sürüleriyle dolu, sabahın sessizliğini çoban sesleriyle, çan sesleri bozuyor.Türkü söylüyor Orta Toroslar, Beydağları gibi ıssız değil.Çiçekleri, çobanları, suları sevdalı buranın, her taşında , her çiçeğinde sevda izi var bu dağların.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-105" title="DSCF1536" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/DSCF15361.JPG" alt="DSCF1536" width="638" height="480" /><br />
Giği dağının zirvesine çıktığımızda saat 09.00 oluyor. Giği’ye bahar yeni gelmiş, yeni yeni eriyor upuzun yatan karlar. Daha yeni yeni açıyor dağ laleleri,çiğdemler. Bir yanda Akdeniz’e doğru uzun bir görünüm, bir yanda Mersin,Karaman,Konya çevresi. Giği çevreye en hakim dağlardan birisi.</p>
<p>Giği’ye sadece biz dağcılar çıkmıyoruz. Konya’dan, Akseki’den, Manavgat’tan,  Gündoğmuş’tan bir çok kadın erkek geliyor buraya. Giği bu yöredeki halkın Sultan anası, kutsal dağı olmuş.</p>
<p>Efsaneye göre Konya’lı Bayram Ali hoca diye birisi varmış. Bayram Ali hocanın Giği sultan adında birde kızı. Giği sultan birine sevdalanmış. Ama Bayram Ali hoca, Giği sultanı başka birisiyle evlendirmek istemiş. Giği sultan sevdalısına varmayınca kaçmış. Günlerce aramışlar. Efsane buya, yıllar sonra bir çoban Giği sultanın baş örtüsünü, entarisini, bu dağın zirvesindeki delikte bulmuş. O günden bu güne derlerki, Giği sultan bu zirveden gökyüzüne yükseldi. O günden sonra bu zirvenin adı Sultanana Giği dağı kalmış. Çocuğu olmayanlar, mutsuz olanlar bu dağa gelip dua ediyorlar, adak adıyorlar.</p>
<p>Dağlar efsane doludur, halkımız efsane üretir dağlar için. Dağlar özgürlüktür, mutluluktur, sorun çözücüdür, kutsaldır dağlar.</p>
<p>Dört saatte çıkıyoruz zirveye.Zirvede bizi müthiş soğuk bir rüzğar bekliyordu. Halkımız taş taş üstüne koyup, bir türbe oluşturmuş kendine, bizde soğuktan korunmak için taşların arasına türbenin ortasına oturup, kahvaltımızı yaptık. Yarım saatlik bir moladan sonra güney sırtlarından dönüşe başladık.Karların üzerinden keçi yollarını izleyerek dönüyoruz. Her yan karla kaplı. Oldukça uzun ve oldukça dik bir kardan tedbir alarak çarşağa geçtik. Geçerken bir arkadaşımız kardan yuvarlanıp, aşağıya kadar kaydı, biraz korkmuştu . Ama düşmekten yinede mutluydu. .</p>
<p>Sonra rahat bir patikadan Topataş yaylasına geldik. Burası Alanya’nın Akdam ve Türkler köylülerinin yaylası. Söbüçimen burası, gerçekten söbü bir alan, ortasından nefis bir su akıyor, etrafında su kaynakları, çayırlarda otlar, eşekler, sığırlar otluyorlar. Doğa her yörük obasına bu kadar cömert davranmamış.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-106" title="DSCF1544" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/DSCF1544.JPG" alt="DSCF1544" width="638" height="480" /><br />
Söbüçimen yaylası oldukça ilginç bir vadi. Sularıyla hem alara çayını, hemde göksu çayını besliyor. Söbüçimen  yaylasının suları çayırların içinden kaynayarak çıkıyor. Güney batıya doğru akıp, düdenlere girenler alara çayına akıyor. Güney doğuya doğru kıvrılanlar ise yine düdenlere girip, dağın arkasından kaynayarak Göksu çayını başlatıyor. Göksuya giden derenin ilk çıkışını, düdene girişini ve dağın arkasından yeniden kaynayarak çıkışını ve Göksu olup akışını görüyoruz. Ve insana zevk veriyor doğa, mutluluk veriyor, bilgi veriyor.</p>
<p>Dağlar bizi bir kez daha alıp götürdü doğanın derinliklerine. Bir kez daha geniş ufuktan baktık dünyaya, tüm yorgunluğa karşın mutlu döndük Giği dağından.Giği dağı karlı, Giği dağı morsümbüllü çiçekleriyle, çiğdemleriyle ve göçerleriyle mutlu Giği dağı.</p>
<blockquote>
<p style="text-align: right;">03-04-Temmuz 2004<br />
Ali ÇETİN</p></blockquote>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/sultan-gigi-geyik-dagi-tirmanisi/&amp;t=SULTAN+G%C4%B0%C4%9E%C4%B0+%28GEY%C4%B0K+%29+DA%C4%9EI+TIRMANI%C5%9EI" rel="nofollow" title="Bunu Facebook'da paylaşın">Bunu Facebook'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=SULTAN+G%C4%B0%C4%9E%C4%B0+%28GEY%C4%B0K+%29+DA%C4%9EI+TIRMANI%C5%9EI+-+http://namaras.org/anasayfa/namaras99+(via+@alicetinnamaras)" rel="nofollow" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/sultan-gigi-geyik-dagi-tirmanisi/&amp;title=SULTAN+G%C4%B0%C4%9E%C4%B0+%28GEY%C4%B0K+%29+DA%C4%9EI+TIRMANI%C5%9EI" rel="nofollow" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-reddit">
			<a href="http://reddit.com/submit?url=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/sultan-gigi-geyik-dagi-tirmanisi/&amp;title=SULTAN+G%C4%B0%C4%9E%C4%B0+%28GEY%C4%B0K+%29+DA%C4%9EI+TIRMANI%C5%9EI" rel="nofollow" title="Bunu Reddit'de paylaşın ">Bunu Reddit'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22SULTAN%20G%C4%B0%C4%9E%C4%B0%20%28GEY%C4%B0K%20%29%20DA%C4%9EI%20TIRMANI%C5%9EI%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%22SULTAN%20G%C4%B0%C4%9E%C4%B0%20%28GEY%C4%B0K%20%29%20DA%C4%9EI%20TIRMANI%C5%9EI%0D%0AGi%C4%9Fi%20da%C4%9F%C4%B1%20t%C4%B1rman%C4%B1%C5%9F%C4%B1n%C4%B1n%20Rehberi%20bendim.%20Haz%C4%B1rlan%C4%B1rken%20heyecanland%C4%B1m.%20Buna%20ister%20nostalji%20diyelim%2C%20ister%20da%C4%9Fc%C4%B1l%C4%B1k%20heyecan%C4%B1.%20Ama%20bu%20da%C4%9Flar%20benim%20da%C4%9Flar%C4%B1m%2C%20ayak%20izim%20var%2C%20%C3%A7ar%C4%B1k%20eskim%20var%2C%20otlar%C4%B1n%C4%B1%2C%20ta%C5%9Flar%C4%B1n%C4%B1%2C%20%C3%A7i%C3%A7eklerini%20ve%20insanlar%C4%B1%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/sultan-gigi-geyik-dagi-tirmanisi/" rel="nofollow" title="Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin ">Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin </a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/sultan-gigi-geyik-dagi-tirmanisi/feed" rel="nofollow" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=SULTAN+G%C4%B0%C4%9E%C4%B0+%28GEY%C4%B0K+%29+DA%C4%9EI+TIRMANI%C5%9EI&amp;link=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/sultan-gigi-geyik-dagi-tirmanisi/" rel="nofollow" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-blogger">
			<a href="http://www.blogger.com/blog_this.pyra?t&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/sultan-gigi-geyik-dagi-tirmanisi/&amp;n=SULTAN+G%C4%B0%C4%9E%C4%B0+%28GEY%C4%B0K+%29+DA%C4%9EI+TIRMANI%C5%9EI&amp;pli=1" rel="nofollow" title="Blog this on Blogger">Blog this on Blogger</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/sultan-gigi-geyik-dagi-tirmanisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tahtalı (Olimpos) Dağı ve Zeus’un gözyaşları</title>
		<link>http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/tahtali-olimpos-dagi-ve-zeus%e2%80%99un-gozyaslari/</link>
		<comments>http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/tahtali-olimpos-dagi-ve-zeus%e2%80%99un-gozyaslari/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2009 23:40:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Çetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Trekking Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[ali çetin]]></category>
		<category><![CDATA[antalya]]></category>
		<category><![CDATA[çetin]]></category>
		<category><![CDATA[dağ]]></category>
		<category><![CDATA[kemer]]></category>
		<category><![CDATA[mitoloji]]></category>
		<category><![CDATA[olimpos]]></category>
		<category><![CDATA[tahtali]]></category>
		<category><![CDATA[zeus]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://namaras.org/anasayfa/?p=95</guid>
		<description><![CDATA[Tahtalı (Olimpos) Dağı ve Zeus’un gözyaşları
Tahtalı Dağı, 2 bin366 metre yüksekliğinde, Batı Toroslar’ın denize dik yükseltileri içerisinde, Antalya Körfezi’nin sırtını dayadığı Beydağları bölümünde yer alır. Tahtalı, mitolojide OLİMPOS olarak bilinen, denizden birdenbire yükselen ve denizi en iyi gören, dünyadaki üç ya da dört seyirlik dağlardan biridir.
Olimpos’u güvercinler Tahtalı yaptı
Mitolojideki adı OLİMPOS dağı olan Tahtalı’nın adının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2>Tahtalı (Olimpos) Dağı ve Zeus’un gözyaşları</h2>
<p>Tahtalı Dağı, 2 bin366 metre yüksekliğinde, Batı Toroslar’ın denize dik yükseltileri içerisinde, Antalya Körfezi’nin sırtını dayadığı Beydağları bölümünde yer alır. Tahtalı, mitolojide OLİMPOS olarak bilinen, denizden birdenbire yükselen ve denizi en iyi gören, dünyadaki üç ya da dört seyirlik dağlardan biridir.</p>
<p><strong>Olimpos’u güvercinler Tahtalı yaptı</strong></p>
<p>Mitolojideki adı OLİMPOS dağı olan Tahtalı’nın adının Tahtalı olması da ilginçtir. Bu dağ ve yamaçları, göçmen kuşlardan dağ güvercinlerin konaklama yeridir. Kuzeyden kalabalık sürüler halinde gelen dağ güvercinleri burada bir süre konaklarlar. Dağ güvercinlerinin en sevdikleri ve onun içinde kalabalık geldikleri yerdir Tahtalı’nın etekleri. Bu güvercinlere yerli halk tarafından “Tahtalı” denir. Bu dağ güvercinlerine Tahtalı denmesinden dolayı da bu dağın adı Tahtalı olarak kalmıştır. Mitolojideki Olimpos dağı olmuştur böylece Tahtalı Dağı.</p>
<p>Bir zamanlar bu dağın yamaçlarında, Tahtalılar korkutucu bir uğultuyla ve sürüler halinde uçarlarmış. Avcıların bu bölgedeki tahtalı güvercinlerini tüketmeye “ant” içmiş olmalarından, artık tahtalı güvercinleri uğramaz olmuşlardır Olimpos dağına.</p>
<p><strong>Oksijen ve güzellik başımızı döndürdü</strong></p>
<p>Tahtalı (Olimpos) dağına zirve yapmak için Antalya’dan 3 Kasım sabahı saat 05.00’te Ümit Durak ile yola çıktık. Saat 06.35’te arabamızı Beycik Köyünün Tahtalı çıkışında, Kızılçamların yoğunluklu başladığı bölgede bırakıp, sırt çantalarımızı alarak yürümeye başladık. Birdenbire sık ve dik bir çamlık ormanı içerisinde yürüyorduk. İnsanını böylesi bir ormanda, bolca oksijen ve çam kokusundan, manzaranın güzelliği ve ormanını sessizliğinden başı dönüyor, şaşırıyor. Orman güzel, hava oksijen dolu ve tertemiz, beynimiz huzurlu, dingin. Kasım ayının üçü bugün, oğlumun da doğum günü. Sessiz kızılçam vadisinin içerisinde yürürken oğlum Sinan’ı düşünüyorum. Hava serin hafiften ürperiyorum, zirveden ‘Sinan’a telefon eder doğum günün kutlarım, zirveye çıkış zevkini oğlumla paylaşırım’ diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>Emzik Çeşme’nin ardıç oluğu</strong></p>
<p>Saat 07.20’de, sellerin yardığı kuru bir dereden geçip birdenbire ormanlı düzlük alana çıkıyoruz. “Burası emzik çeşme, burada mola verelim diyor” Ümit. Emzik çeşme şırıl, şırıl akıyor. Eğilip sularımızı içiyoruz, elimizi yüzümüzü yıkayıp serinliyoruz. Çeşme şırıl şırıl, ardıç ağacından oyulmuş bir oluktan akıyor. Çeşmenin önüne de, hayvanlar sulansın diye, katran ağacından uyulmuş bir de “afur” koymuşlar. Ne ardıç oluğu, ne de sedir afuru, hiç bozulmamış.</p>
<p>Emzik Çeşme,Tahtalı dağına çıkıştaki tek sulu ve en önemli konuma sahip kamp yeri. Güzel bir yamaç. Burası Tahtalı’nın girişi. Buradan başlıyor Tahtalı (Olimpos) Dağı. Emzik Çeşme de sulanıp, Olimpos Dağına doğru uçuyor Tahtalı Güvercinleri. Burada sularını içiyor keklikler, yaban keçileri, ayılar, kurtlar, yani bin bir çeşit böcek, yaban hayvanı, arısı, kuşu, kelebeği. Hepsi burada soluklanıyorlar. Emzik Çeşme’nin tatlı mı tatlı suyundan kan kana içerek güç alıyorlar.</p>
<p><strong>Tahtalı’nın muhteşem şafağı</strong></p>
<p>Emzik Çeşme’nin suyu çok güzel. Hoş bir içimi var. Şırıl şırıl akıyor durmadan. Orman sessiz, bolca oksijen veriyor bize. Kuşlar cıvıl cıvıl. Kelebekler uçuşuyor rengarenk. 1250 metre rakımında Emzik Çeşme. Buradan denizi, aşağılardaki güzelliği seyrediyoruz bir süre. Deniz dingin, ormanlar yemyeşil. Ormanla deniz.vadilerle ve körfezlerle bütünleşmiş. Tanla birlikte denizde, ormanda ışıl ışıl oluyor birden. Birden, güneş kıpkızıl doğuyor denizin içinden. Güneş önce Tahtalı’yı aydınlatıyor. Sonra tepeler, kıyılar aydınlanıyor ve güneş kızıllığıyla selam durarak yükseliyor Tahtalı Dağı’na karşı denizin üstünden. Görsellik büyülüyor bizi. Burası Emzik Çeşme, burası kamp yeri, Burası seyir yeri, doğayı gözleme, tanıma yeri. Yani Emzik Çeşme, hem Tahtalı Dağı açısından, hem de dağcılar açısından çok önemli ve ilginç bir konuma sahip.</p>
<p><strong>Tahtalı artık milli park içinde değil</strong></p>
<p>Tahtalı (Olimpos) Dağı ve çevresi önceleri milli park ilan edilmiş. Nedense bizim yetkilerimiz, milli park ilan edip, koruma altına aldıkları yerlerle pek ilgilenmezler. O nedenle de Tahtalı dağı yatırım alanına dönüşünce de zaten milli park unvanı da alınıvermiştir. Bizim ülkemizde, devletimiz içinde, halkımız içinde dağlar çok önem arz etmezler. Dağ dağdır kendi halinde. Ne, nasıl korunması gerektiği konusunda bir proje üretilir, ne de yeterince çaba gösterilir. Halkımız yeteli bilince sahip değildir dağlar ve ormanlar konusunda. Sanki ormanlar ve dağlar gereksizmiş gibidir çıkarlarımız ön planda olunca. Dağla mavi gökyüzünün, ormanla pamuk bulutların, kaynak sularının, ormanla oksijenin ve ormanla ozon tabakasının ilişkileri bilinmez. Dağların kuşlarla, hayvanlarla ilişkisini bilmediğimizden, doğanını dengesinde çok şey anlatmaz bize. O nedenle dağların, ormanların korunması, milli park unvanıyla ödüllendirsek, genelde kendi haline bırakılmıştır.</p>
<p><strong>Tahtalı, insanoğluna asırlarca direndi</strong></p>
<p>İşte tanrıların dağı Olimpos (Tahtalı) dağı da dayanmış yıllardır insanoğluna karşı, yılmamış, bırakmamış mücadeleyi yıllardır Tahtalı Dağı. İnsanoğlu üç kesmiş, Tahtalı beş vermiş. İnsanoğlu öldürmüş, Tahtalı var olanı kucaklamış, gizlemiş çoğaltmaya çalışmış. Dayanmış koca Tahtalı, direnmiş insanoğlunun yıkımına karşı. Ama gel gör ki…</p>
<p><strong>Yunanlı Olimpos’unu koruyor ya biz</strong></p>
<p>Burada yani emzik çeşmeyi geride bırakıp, yukarılara doğru çıkarken dostum Yunanlı dağcı Lambis’i anımsıyorum. Lambis bizi Yunanistan’daki Olimpos Dağı’na götürmüştü. Yunanistan da, Olimpos Dağı’nı nasıl da korumuşlar milli park ilan ederek. İki dağ evi yapmışlar Olimpos dağına. Dağda nefes alır olmuş, insanlarda nefes alır olmuşlar. Bizde Emzik Çeşme bir dağ evi yaparak, bizim Olimposumuzu koruyabilirdik. Çevrenin kirlenmesini önler, doğayı korur, dağ meraklılarına konaklama hizmeti verebilirdik. Ne yazık ki bu şimdiye kadar düşünülmemiş.</p>
<p><strong>Zirveye yürüyoruz</strong></p>
<p>Emzik Çeşmeden, katran ağaçlarının arasından yukarıya doğru tırmanıyoruz. Patika bizi alıp götürüyor. Arabamızı bırakıp yürümeye başladığımız yerde Likya Yolu tabelası var ama bu patika esas olarak göç yolu. Emzik Çeşme, yörüklerin konaklama yeri. Eskilerde, aşağıdaki köyler, nisan, mayıs aylarında develeri, eşekleri, atlarıyla bu patikadan yürüye yürüye, konaklaya konaklaya Çukur Yayla’ya, Yayla Kuzdere’ye giderlermiş. Tırmanırken göçerlerin konakladıkları eski yıkıntıları görüyoruz.</p>
<p><strong>Tahtalı’nın sedir denizi</strong></p>
<p>Emzik Çeşme’ye kadar sık bir kızıl çam ormanı içerisinde yürüdükten sonra yukarılara doğru sık ve dik bir sedir ormanı karşılıyor bizi boğazda. Sedirler, Tahtalı’ya dik, güneşe dik, denize dik yükseliveriyor gökyüzüne. Ama gel gör ki, sedir ağaçlarını “liken” denene mantar türü kaplayıvermiş. Salmış dallarını koca katranlar, eğilmiş dallarıyla bizi karşılıyorlar. Ve sanki “Nereye gidiyorsunuz, gidin bakalım ne göreceksiniz” der gibi bakıyorlar bize.</p>
<p>Katranlı boğazdan, bin yıllık sedirlerin altından dolana geçip 1800 metre yüksekliğe çıkıyor, tek katran altında mola veriyoruz. Soluklanıyoruz. Katran kokusu içimize doluyor. Bir yanımızda dimdik Tahtalı Dağı’nın zirvesi, hemen altımızda gürmü gür, dikmi dik, uzun mu uzun, yeşil mi yeşil sedir ormanı. Sedirler, aslında dağların yükseklerinde sonlanırken azalırlar, boyları kısalır, yok oluşlarını gözlersiniz. Ama Tahtalı Dağı böyle değil işte. Burada upuzun, dimdik, yemyeşil sedirler, güçlü, heybetli duruyorlar. Önümüzde müthiş bir sedir denizi. Sedir denizinin aralarında sarıya çalan pembemi şimşirler ve güneş ışınlarıyla cıvıl cıvıl oynaşan renk ormanı. Güneş, sedir yeşili ve şimşir pembesi ayrı bir hava veriyorlar ormana, doyumsuz bir güzellik ve doyumsuz bir görsellik. Şaşırıyoruz manzaraya, körfeze, sedir ormanına.</p>
<p><strong>Zeus ve Hera’nın ormanı burası</strong></p>
<p>Ama burası olimpos dağı, burası Zeus’un dağı. Zeus bu ormanda el ele tutuşup geziyordu Hera ile. Zeus bu ormanda savaşmayı öğretiyordu Ares’e. Elbette Zeus’un dağına deniz başka bir biçimde yaklaşacak, güneş başka bir biçimde doğacak. Deniz tanrısı Poseidon, Zeus için farklı körfezler yapmış aşağılara. Artemis ve Dionysos, Zeus’un sevdiği bitkilerin çoğalmasını sağlamışlar Olimpos (Tahtalı) Dağı’nda. O nedenle gür sedir ormanı, o nedenle dik ve uzun ardıçlar ve sedirler, o nedenle gür sedir ormanı, o nedenle dik ve uzun ardıçlar ve sedirler, o nedenle renkli şimşirler.</p>
<p><strong>Tahtalı’nın florası zengin</strong></p>
<p>O nedenle 23 bitki çeşidi tahtalı dağından başka dünyanın hiçbir yerinde yetişmiyor ve de o nedenle florasında 865 bitki türü vardır tahtalının. Tanrılar ailesinin kışlık sarayıdır Olimpos (Tahtalı) Dağı mitoloji de. Ve Zeus, Tanrılar Tanrısı Zeus, elbette zevkine düşkün olacak. Onun içindir ki özel yapılmış Tahtalı. Denize nazır. Denizi de körfez körfez görsel güzelliklerle bezenmiş Zeus için.</p>
<p><strong>Tahtalı’nın zirvesine dikilen demir direk</strong></p>
<p>Biz bu eşsiz görsellikle heyecanlanıp mutlu olurken, Tahtalı’nın zirvesine dev gibi bir direk bize bakıyordu. Ümit Durak, uzaktan Tahtalı’nın zirvesindeki direği gösteriyor. Hüzünleniyor. Bir yandan Tahtalı’yı anlatıyor, bir yandan da, “Gitti Tahtalı aldılar bizden yazık oldu Tahtalı’ya” diyordu.</p>
<p><strong>Zirvede iş makinesi</strong></p>
<p>Tek sedirin oradan, Tahtalı’nın batı yamacından yürüyoruz Ümit ile birlikte. Kuzeyde  Çukur Yayla görünüyor. Kocaman bir iş makinesi, dağ kırıcı gibi, Çukur Yayla’dan çıkıp Olimpos Dağı’nı Zeus’un, bu özel dağını yara yara çıkmış Tahtalı’nın zirvesine. İş makinesinin açtığı yoldaki taşları gördükçe Ümit’in canı yanıyor,” Dağ mı kaldı,dağ bitti” diyor. Ümit efkarlanıyor,üzülüyor,”Yazık oldu” diyor. Sevdalanmış Ümit Olimpos Dağı’na,yüreği yanıyor ve daha bir hızlanıyor adımları yamaçta.</p>
<p><strong>Muhteşem manzara</strong></p>
<p>Tahtalı’nın batısında dolanıp ilk tepeye çıkınca güney batımızda önümüze seralar vadisi Kumluca uzanıveriyor. Hemen önümüzde Musa Dağı, Adrasan Vadisi, Körfezi, Yanar Taş Koyu, Çıralı.Tahtalı’dan bakıyoruz dünyaya. Zeus’un dağından bakıyoruz dünyaya. Artık önümüzde dağ mı olurmuş. Hepsi birer tepecik. Buradan Zeus bakarmış,Hera bakarmış dünyaya. Zeus’un önünde görsel açıdan engel mi olurmuş. Buradan tüm heybetiyle görünüyor  Tahtalı Dağı’nın zirvesi. Ben varım diyor Tahtalı.Tanrılarım var. Denizi de, dağları da, koyları da ben idare ederim dercesine. Denizin,dağların,koyların üzerine doğru eğilmiş Olimpos, 2 bin 200 metredeyiz. Zirve öncesi son tepe burası. Bir yanda Kuzdere Vadisi, bir yanda Adrasan Koyu.</p>
<p><strong>Kuşların şikayeti var</strong></p>
<p>Elli kadar keklik uçuyor önümüzden sonra şahinler uçuşmaya başlıyor.</p>
<p>Burası şahinlerinde, keklilerinde dağı. Uçuşan şahinler zirveye doğru dolanıp, zirvede birazcık duralayarak, sanki bize, zirvede çalışmakta olan iş makinesini gösteriyorlar, dev teleferik direğini gösteriyorlar. “Bu mu medeniyet, ne oldu tarihe” der gibi süzülüp uçuyorlar önümüzden. Biz buradan denize, buradan dağlara, buradan mavi gökyüzüne bakmaya bayılıyoruz. Burası Dazkır Tepe. Burası Kemer’e,  Beldibi’ne, burası tüm yaylalara bakıyor. Emzik Çeşme’den yol alıp yürüyünce yörük, Tahtalı söyler. Kaynaşır bulutlar Tahtalı’nın zirvesinde.Tahtalı can verir Çukur Yayla’ya, Kızılalan Yaylası’na, Yayla Kuzdere’ye ve Ovacık, Gödene, Elen yaylalarına. Her mevsim çiçek açar Tahtalı, her bir çiçek gülüşüdür Tahtalının. Bin bir çeşit çiçekle güler Tahtalı Dağı kuşlara, yaban hayvanlarına, dağcılara ve bilcümle yaşayanlara.</p>
<p>Zirveye çıkıyoruz batıdan. Saat 11.30 sıcak mı sıcak, pırıl pırıl bir hava. 3 Kasım değil, sanki eylül ayını yaşıyoruz. Zeus tüm tanrı ailesiyle birlikte kış aylarını Tahtalı dağında geçirirmiş. İşte tanrıların dağında böylesine güzel bir hava olması ve böylesi bir manzara olması şaşırtmıyor bizi.</p>
<p><strong>Zirve, istila edilmiş, bulutlar öfkeli</strong></p>
<p>Tahtalı’nın zirvesinde iş makineleri, konteynerler ve dev gibi teleferik direği karşılıyor bizi. Ve bir de denizden kaynayan bulutlar. Burada kendinizden geçiyorsunuz. Öyle bir bulut kaynaması ki, denizden kaynayarak hızla yükselen bulutlar zirvede toplanıyorlar. Sanki bir el tam zirvede tutuyor pamuk bulutları. Olimpos dağının zirvesinde toplanan bulutlar hınç ve öfke dolu olarak zirvede durup kaynıyorlar. Bulutların tam altında koca iş makinesi bağırta bağırta Zeus’un ciğerlerini sökmeye devam diyor.</p>
<p><strong>Zeus’un makamında demir konteynerler oturmuş</strong></p>
<p>Tanrıların tanrısı Zeus’un oturduğu yerde şimdi konteynerler oturuyor. Zeus’un dağları, Akdeniz’i, ormanları yönetmek için baktığı yerden kocaman bir teleferik direği kendine baktırıyor. Tahtalı Dağı, öyle bir dağ ki, tüm dağlara, Akdeniz’e, vadilere, körfezlere, yaylalara hakim dağları arkasına almış, denize dik sakan bir dağ Tahtalı Dağı. Kuzeyin de tüm heybetiyle, Olimpos adına, tanrılar adına Balkanlara kadar her yanı kontrol altında da tutan, gözetleyen ve dimdik duran Kızlar Sivrisi.</p>
<p>Ve de sırasıyla yan yana Ziyaret Dağı, Kartal Tepe, Eren Dağı, Tunç Dağı, Bakır Tepe hepsi bilcümle Olimpos’a bakıyorlar. Olimpos Dağı’nın güneyinde ise eşsiz bir görsellik. Öylece bakakalıyoruz zirvede, seyir mi seyir işte. Doğudan batıya, Kemer, Çamyuva, Kiriş, Beldibi, Göynük, Tekirova, Adrasan, Phaselis, Kumluca ta ötelerde Antalya. Ve mavi sularıyla Akdeniz altımızda uzanıveriyor uçsuz bucaksız.</p>
<p><strong>İçimizden uçmak geliyor</strong></p>
<p>Bayılıyoruz manzaraya, uçmak geliyor içimizden. Şahinler gibi uçmak, süzülmek Akdeniz’e.</p>
<p>Dağ tarih boyunca insanoğlu ve de insan kızı için hep özgürlüğün simgesi olmuştur. Zirveler, zirvelerden mavi gökyüzünün görünümü, ve bu görünümlerin bütünlüğü bir daha anlam katmıştır her zaman özgürlük duygusuna. İşte bu anlam da Tahtalı Dağı’nın denizle, gökyüzüyle ve tüm dağlarla olan bütünlüğü daha bir anlam katıyor özgürlük kelimesine.</p>
<p>Oturuyoruz zirvede, soluklanıyoruz. Görsellik bizi büyülüyor.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-538" href="http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/tahtali-olimpos-dagi-ve-zeus%e2%80%99un-gozyaslari/denhemnellllll-066/"><img class="aligncenter size-full wp-image-538" title="DENHEMNEllllll 066" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/DENHEMNEllllll-066.jpg" alt="DENHEMNEllllll 066" width="896" height="592" /></a></p>
<p><strong>İş makinesi zirveyi kesiyor</strong></p>
<p>Tahtalı Dağı 2 bin 366 metre yüksekliğinde ve denizden birden bire yükseliveren ve de denize dik bakan dünyada ki üç dört dağdan birisi. Dev iş makinesi, teleferik konumlandırma yeri, lokanta yeri, seyir yeri yapmak için her gün metre metre kazıyor, küçültüyor koca Tahtalı’yı, bugün artık 2 bin 366 metre değil Tahtalı Dağı. Koca iş makinesi ciğerlerini söküyor. Tanrıların o muhteşem zirvesini betonlaştırmak için kazıyor, düzeltiyor.</p>
<p>Dağlar özgürlük, dağlar güzellik, dağlar sevda demektir. Ama Tahtalı Dağı özgür değil artık,Tahtalıyı zincire vurup hapsetmişler.</p>
<p><strong>Tahtalı’yı kim aldı ?</strong></p>
<p>Ümit Durak iş makinesinin kazıp parçaladığı zirve taşlarına bakıyor ve hüzünleniyor, üzülüyor. “Gitti Tahtalı, gitti güzelim dağ, yazık oldu bir şey yapamadık” diyor. Tahtalı Dağını bir İsveç şirketi olan Fajos ile Teleferik üreticisi olan Alman şirketi Garaventa ortaklığı kiralamış. On üç yıl önce  Çek yada Yugoslav asıllı İsveç’te yaşayan Fajos firmasının sahibi Jan Jirotka diye birisi Kemer’e tatile geliyor. Dağlara merakı olduğunu söyleyen Jan Jirotka Tahtalı Dağı’na çıkıyor. Tahtalı’dan görülen manzaraya hayran kalıyor. Zirveye teleferik yapıp buranının seyrini paraya dönüştürmek aklına geliyor ve Türk hükümetine müracaatta bulunuyor. Yıllarca olumlu yanıt alamıyor. Sonra AKP iktidara gelince, Orman Bakanı Osman Pepe, Fajos’un yetkilisini çağırarak, “Parayı yatırın, dağı size verelim” diyor.  Fajos, yeterli parası olmadığı için Garaventa şirketi ile ortak olup Olimpos Dağı’nı kiralıyorlar.</p>
<p>Tahtalı, 29 yıllığına yabancıların</p>
<p>Fajos-Garaventa ortaklığı 29 yıllığına kiralamış Tahtalı’yı. Hemen işe koyulmuşlar. Dağı yara yara, iş makinelerini, konteynerlerini, 2 bin 366 metrelik zirveye çıkarmışlar. Diğer malzemelerin taşınmasında dev helikopterleri de kullanmışlar. Deneyimli dağcıların tam donanımlı olarak soluklana, soluklana çıkabildikleri koca Olimpos’a, iş makinaları kolayca çıkıvermiş. Çıkar çıkmaz da saplayıvermiş dişlerini Zeus’un ciğerlerine.</p>
<p>Ankara, ne bilsin Tahtalı’yı</p>
<p>Tahtalı Dağı’nı kiraya verenler, bu dağın özelliklerini, coğrafi konumu, tarihi geçmişini, bitki türlerini, hayvanlarını belki de hiç düşünmemişlerdir. Belki de hiç görmemişlerdir Tahtalı’yı. Emzik Çeşme’den su içmemişlerdir. Bin yıllık katran ağaçlarının gölgesinde soluklanmamışlardır. Tahtalı’nın zirvesinden dünyaya, Tahtalı’nın zirvesinden mavi gökyüzüne, mavi denize hiç mi hiç bakmamışlardır.</p>
<p><strong>Dağlar sermaye mi ?</strong></p>
<p>Fajos-Garaventa ortaklığı yatırım için gelmiş ve en çok kar edeceği yeri seçmiş. Yabancı firma görselliği satacak, para kazanacak. Ama bu yatırımın getirileriyle bizden götüreceklerinin hesabı doğru yapılamamış bizce. Bir daha haritalar, kitaplar 2 bin 366 metre yüksekliğinde bir Olimpos Dağı’nın dağcılar için önemini yazmayacak. Yatırımcı şirket karına kar katacak ama Türkiye, Antalya ve de dağcılar, doğa severler çok önemli bir dağı kaybedecekler. Sermaye geldi yere kar için gelir. Elbette sermayedarlar da doğayı severler.</p>
<p>Elbete sermayedarlarda doğanın korunmasını isterler, onlar da güzelliklere hayrandırlar ama sermaye için öncelik para kazanmaktır. Kar etmektir. Güzellik kara dönüşebileceği durumlarda öncelikle kar etmektir sermaye sahipleri için. Yabancılarda yurdumun güzelliklerine hayrandır ve onun için paralarıyla geliyorlar yurduma. Her yatırım için “Yabancı sermaye gelsin, yeter ki döviz girsin” diyebilir miyiz? Ama hal böyle olunca, “Tahtalı feda olsun, yabancı sermayeye; yabancı sermaye halk için dağ için, fakir fukara için geliyor ülkemize” diyor yurdumun zenginliklerini, güzelliklerini yabancılara kiralayanlar.</p>
<p><strong>600 çam kesildi</strong></p>
<p>Fajos-Garaventa ortaklığı tahtalıyı kiralar kiralamaz işe Tahtalı eteklerinden Phaselis’in üzerindeki çamlıktan başlamış. Teleferik başlangıç tesisi yapmak için bir anda 600 kızılçam ağacının kesivermiş. Bu ilk kaybı Tahtalı Dağı’nın. Daha ilk karşılaşmada verilen zayiat. Sonra mı? Sonra daha ne katliamlar olacak. Ne zayiatlar verecek Tahtalı Dağı.</p>
<p>Doğanını bozulmasının temelinde yatan çıkar hırsı olmuştur tarih boyunca. Önce Haliç kirletilmedi mi? Kapitalistlerimiz kolay para kazansın, fabrikalarını az masraf edip, çok kar edecekleri yerlere yapsınlar diye. İzmit Körfezi böyle kirletilmedi mi? Önceden gelecek planlaması yapılmadan, deniz tahribatını en aza indirecek bir kıyı kenar çizgisi oluşturulmadan güzelim Antalya kıyıları turistik otellerce dolduruluvermedi mi?</p>
<p>Ve sonra halkın cebinden alınan vergilerle temizlenmeye çalışılmıyor mu Haliç, İzmit Körfezi? En baştan düşünerek önceki ve de başka ülkelerin deneyimlerinden dersler çıkararak yaptırsalar yatırımı olmaz mı?</p>
<p><strong>Yeterli tepki gösterilmedi</strong></p>
<p>TODOSK duyarsız kalmamış Tahtalı Dağı’nın tahribatına.Yabancı şirketi, prosedürün eksikliği açısından mahkemeye vermişler. Demokratik kitle örgütleri duyarlı kılmak için toplantıya çağırmışlar. Fajos-Garaventa’nın makineleri teleferik inşaatının başlangıç yerini yapmak için 600 kızıl çam ağacını keserken inşaat alanına gitmişler. Protesto etmişler ama toplumsal duyarlılık yaratıp, demokratik girişimlerini ne daha öteye götürebilmişler ne de tepkiye yani örgütlü tepkiye dönüştürebilmişler. Yeterince duyarlı olamamışlar.</p>
<p><strong>Allah’ın kuru dağı</strong></p>
<p>TODOSK’lular, Tahtalı eteklerine, teleferik başlangıç yeri için ağaç kesilen bölgeye gidince orada Fajos firmasının Türk yetkilisi ile karşılaşıyorlar. Yetkili TODOSK’luların tepkisine hiç aldırmıyor; “Sizleri anlayamıyorum, biz memleketimize yatırım için varız (Fajos ne zaman memleketli olduysa), kendi köyümde teleferik yapacak bir yer olsa oraya bu yatırımı yönlendirdim. Allah’ın dağına, kuru dağa yatırım yapıyoruz, karşı çıkıyorsunuz. Bu dağda yer çok, gelin sizin için de yürüyüş yerleri bulalım” diyor.</p>
<p>Ne güzel değil mi? Allah’ın kuru dağı! Dağı canlandırmalı o zaman! Yani yapılanların esas amacı kar değil insanmış! Bizler de hemen inanıyoruz. Ne zaman yapılanlar halk için denilmedi ki. Artık dünyanın neresinde olursa olsun doğanın tahribatının, savaşların nedeni öncelikle hak için olmuyor mu ?</p>
<p>Zirvede teleferik direği</p>
<p>İşte bu mantıkla kocaman teleferik direği dikilivermiş Tahtalı’nın zirvesine. Çelik teller sarkıtılıvermiş denize doğru. Sanki bunlar çelik tel değil, dağın iç organları. Günlük 2 bin 500 kişi çıkacakmış Tahtalı’nın zirvesine, bu ne demektir Tahtalı için? Tahtalı Dağı, kar çukurlarıyla dolu. Kışın kar yağınca tıka basa dolar bu kar çukurları. Bu çukurlara dolan karlar eridikçe, toprağın içine süzülüp aktıkça kar suları, dört mevsim şırıl şırıl akar Tekirova’nın, Kuzdere’nin, Kemer’in ve de Beycik’in ve de Emzik Çeşme’nin suları.</p>
<p><strong>Tahtalı’nın zirvesine tel örgü</strong></p>
<p>Fajos-Garaventa yatırım yapıyor buraya, oluk oluk para akıtıyor. Bu paraları katlayarak geri alacak elbette. Bir süre sonra tel örgülerle çevirecek dağı. Belki de önce kar çukuru dolduracak dozerlerle.Çünkü Tahtalı’nın zirvesi kayak yapmaya hiç elverişli değil.Kar çukurlarını dolduracak ki kayak yapıla bilinsin.Kar çukurları dolunca karlar dolacak çukur bulamayınca,önce azalacak suları tahtalının eteklerindeki güzelim pınarların suyu. Tahtalı Dağı bin bir çeşit çöple kirlenecek ve sonra yavaş yavaş kuruyacak emzik çeşme ve bilcümle pınarlar. Ey dağcılar, gitti  gidiyor Tahtalı elden.Ey çevreciler, doğa severler, yurdumun duyarlı insanları mitolojik bir dağ olan,dünyadan denizi en dip gören birkaç dağdan biri olan, tanrıların dağı Olimpos gidiyor elden.</p>
<p>Dağcılar yeterince sahiplenmedi</p>
<p>Bir şey yapamamış dağcılar ne yollarda yürüyebilmişler Tahtalı için, ne Ankara’da Orman Bakanlığı’nın önünde kamp kurabilmişler. Ne de kendilerini zincirleyebilmişler. Kesilen kızıl çamlara ne de Tahtalı’nın 2 bin 366 metresindeki zirvesinde taşlara bağlanabilmişler.Yani sahiplenememişler dağcılar dağlarını. Dağcılık esas olarak da tırmanılacak,yürünecek yerlerin korumasını bilmek, koruma bilincini geliştirmektir.Dağcılık dağlar için, dağların kuşları ormanları, suları, rengarenk çiçekleri için mücadele etmesini bilmektir.</p>
<p>Zirvedeki çelişki</p>
<p>Tahtalı’nın zirvesinde, iş makinelerinin arasında  oturduk. Dağlar ile, iş makineleri çok ilginçti. Tarihin,teknolojinin ve de sermayenin ironisiydi. Hava çok güzelken birden kararıyor Tahtalı. Belli ki Tanrılar kızdı sis kaplıyor her yanı. Görüş uzaklığımız 50 metreye iniyor.Tahtalı sis,boran oluyor ve telaşlanıyoruz. Tahtalı bu işte. Değişken bir dağ. Ne zaman ne olacağı belli olmaz.Böyledir Tanrıların dağı.Tahtalı bulutlanınca tüm deniz çalkalanacak demektir.Bütün Likya ülkesini, Pamfilya ülkesini balıkçıları bilir bunu.</p>
<p>Tahtalı’nın zirvesi başka zirvelere benzemez</p>
<p>Tahtalı mitoloji, görsellik, heyecan, bulutların, ormanların ve denizin üzerinde uçmak demektir. Burada mutluluk var, coşku var.</p>
<p>Oğlum Ali Sinan’ı arıyorum cep telefonumla.Onunla paylaşıyorum mutluluğumu, zirvede 1 saat kalıyoruz. Sonra aynı yoldan dönmeye başlıyoruz.</p>
<p><em>Tahtalı gitti, Zeus göz yaşı döküyor.</em></p>
<p>Bir süre sonra tek sedirin oraya gelince soluklanıyoruz.Ve sedir ormanlarının arasından kaybolup, Emzik Çeşme’ye doğru iniyoruz, katran, çam ve ardıç kokularını soluyarak Tahtalı Dağı elden gidiyor dağcılar, çevreciler,ormancılar,denizciler ve bilcümle dağdan yana olanlar, bilesiniz kaybetmek üzereyiz Olimpos Dağı’nı. Zeus’un ciğerlerini sökmüş iş makineleri. Akan Zeus’un gözyaşlarıdır bilesiniz.</p>
<blockquote>
<p style="text-align: right;">Ali ÇETİN</p>
<p style="text-align: right;">
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-96" title="olimpos" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/olimpos.JPG" alt="olimpos" width="720" height="539" />Resim tarafımdan çekilmemiştir.</p>
</blockquote>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/tahtali-olimpos-dagi-ve-zeus%e2%80%99un-gozyaslari/&amp;t=Tahtal%C4%B1+%28Olimpos%29+Da%C4%9F%C4%B1+ve+Zeus%E2%80%99un+g%C3%B6zya%C5%9Flar%C4%B1" rel="nofollow" title="Bunu Facebook'da paylaşın">Bunu Facebook'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=Tahtal%C4%B1+%28Olimpos%29+Da%C4%9F%C4%B1+ve+Zeus%E2%80%99un+g%C3%B6zya%C5%9Flar%C4%B1+-+http://namaras.org/anasayfa/namaras95+(via+@alicetinnamaras)" rel="nofollow" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/tahtali-olimpos-dagi-ve-zeus%e2%80%99un-gozyaslari/&amp;title=Tahtal%C4%B1+%28Olimpos%29+Da%C4%9F%C4%B1+ve+Zeus%E2%80%99un+g%C3%B6zya%C5%9Flar%C4%B1" rel="nofollow" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-reddit">
			<a href="http://reddit.com/submit?url=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/tahtali-olimpos-dagi-ve-zeus%e2%80%99un-gozyaslari/&amp;title=Tahtal%C4%B1+%28Olimpos%29+Da%C4%9F%C4%B1+ve+Zeus%E2%80%99un+g%C3%B6zya%C5%9Flar%C4%B1" rel="nofollow" title="Bunu Reddit'de paylaşın ">Bunu Reddit'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22Tahtal%C4%B1%20%28Olimpos%29%20Da%C4%9F%C4%B1%20ve%20Zeus%E2%80%99un%20g%C3%B6zya%C5%9Flar%C4%B1%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%22Tahtal%C4%B1%20%28Olimpos%29%20Da%C4%9F%C4%B1%20ve%20Zeus%E2%80%99un%20g%C3%B6zya%C5%9Flar%C4%B1%0D%0ATahtal%C4%B1%20Da%C4%9F%C4%B1%2C%202%20bin366%20metre%20y%C3%BCksekli%C4%9Finde%2C%20Bat%C4%B1%20Toroslar%E2%80%99%C4%B1n%20denize%20dik%20y%C3%BCkseltileri%20i%C3%A7erisinde%2C%20Antalya%20K%C3%B6rfezi%E2%80%99nin%20s%C4%B1rt%C4%B1n%C4%B1%20dayad%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20Beyda%C4%9Flar%C4%B1%20b%C3%B6l%C3%BCm%C3%BCnde%20yer%20al%C4%B1r.%20Tahtal%C4%B1%2C%20mitolojide%20OL%C4%B0MPOS%20olarak%20bilinen%2C%20denizden%20%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/tahtali-olimpos-dagi-ve-zeus%e2%80%99un-gozyaslari/" rel="nofollow" title="Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin ">Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin </a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/tahtali-olimpos-dagi-ve-zeus’un-gozyaslari/feed" rel="nofollow" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=Tahtal%C4%B1+%28Olimpos%29+Da%C4%9F%C4%B1+ve+Zeus%E2%80%99un+g%C3%B6zya%C5%9Flar%C4%B1&amp;link=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/tahtali-olimpos-dagi-ve-zeus%e2%80%99un-gozyaslari/" rel="nofollow" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-blogger">
			<a href="http://www.blogger.com/blog_this.pyra?t&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/tahtali-olimpos-dagi-ve-zeus%e2%80%99un-gozyaslari/&amp;n=Tahtal%C4%B1+%28Olimpos%29+Da%C4%9F%C4%B1+ve+Zeus%E2%80%99un+g%C3%B6zya%C5%9Flar%C4%B1&amp;pli=1" rel="nofollow" title="Blog this on Blogger">Blog this on Blogger</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/tahtali-olimpos-dagi-ve-zeus%e2%80%99un-gozyaslari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AKÇA KÖYDE FAKİR BAYKURT YAŞAR MI?</title>
		<link>http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/akca-koyde-fakir-baykurt-yasar-mi/</link>
		<comments>http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/akca-koyde-fakir-baykurt-yasar-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2009 23:19:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Çetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırmalar]]></category>
		<category><![CDATA[akca]]></category>
		<category><![CDATA[akça köy]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[ali çetin]]></category>
		<category><![CDATA[baykurt]]></category>
		<category><![CDATA[burdur]]></category>
		<category><![CDATA[çetin]]></category>
		<category><![CDATA[fakir]]></category>
		<category><![CDATA[fakir baykurt]]></category>
		<category><![CDATA[köy]]></category>
		<category><![CDATA[namaras]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://namaras.org/anasayfa/?p=84</guid>
		<description><![CDATA[AKÇA KÖYDE FAKİR BAYKURT YAŞAR MI?
Gezginlik zor, zahmetli, yorucu ama çokça da zevkli ve albenili bir   uğraştır. Gezgin duygularını da katar gezi anlatımlarına. Sadece görmez, yaşar, özümser, doğanın ve olayların ta içerisine,derinliklerine girer.
İçi acır,üzülür, kederlenir. Görmenin kederidir bu, bir şey yapamamanın kederidir bu, yeterince sesini duyuramamanın ve tepki verememenin kederidir bu.
Yazıya hüzünle girdik. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2>AKÇA KÖYDE FAKİR BAYKURT YAŞAR MI?</h2>
<p>Gezginlik zor, zahmetli, yorucu ama çokça da zevkli ve albenili bir   uğraştır. Gezgin duygularını da katar gezi anlatımlarına. Sadece görmez, yaşar, özümser, doğanın ve olayların ta içerisine,derinliklerine girer.</p>
<p>İçi acır,üzülür, kederlenir. Görmenin kederidir bu, bir şey yapamamanın kederidir bu, yeterince sesini duyuramamanın ve tepki verememenin kederidir bu.</p>
<p>Yazıya hüzünle girdik. Girdik ki gördüklerimizle, yaşadıklarımızla nasıl etkilendiğimiz daha iyi anlaşılabilsin.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-85" title="gb086" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/gb086.jpg" alt="gb086" width="718" height="540" /></p>
<p>Bu kez aldık başımızı Burdur’a, Yeşilova’ nın Çardak köyün de Güccük Ali amcanın evine misafir olduk. Çardak köyü, çorak  bir tepenin üzerine kurulmuş şirin bir köy. Köyden çok Güccük Ali amca ile eşi Fatma teyze şirin mi şirin, misafirperver, candan.</p>
<p>Bölgenin en yüksek köyü Çardak. Yazın sıcağında yorganla yatıran, ceket giydiren ve en güzeli doğal kokulu domatesleri, çıtır çıtır semiz otlarıyla insana mutluluk, huzur veren bir yer. Çardak köyüne varınca Ulupınara gitmeden olurmu, Ulupınar yemyeşil bir vadide, Burdur gölünü kuş bakışı gören dağın eteğinde, gürül gürül, buz gibi suyun sebze ve meyve bahçelerine can vererek Burdur gölüne doğru akıp giden güzel şirin bir yer.</p>
<p>Ulupınar da balık yenir,mis kokulu domates ve kan kırmızı erik yenir. Bir de upuzun kavak ağaçlarının serin gölgesinde deliksiz uyunur.</p>
<p>Bizim köylerimiz zor yaşanılan mekanlardır. Ne planlama vardır ne devlet eli uzanmıştır kolay kolay. Köylü binbir zorlukla yaşar,köylü seçimden seçime devleti hisseder.Köylülük çözülen dağılan bir yaşam biçimi. Kapitalizm gelişip sermaye merkezleştikçe, şehirler kalabalıklaşıyor köyler ise dağılıyor.O nedenle köylerde yaşayanlar belli bir yaş ortalamasının üzerindeler.</p>
<p>Köylü ektiğini ekmez olmuş, nedenini de bilemiyor.Globalleşme,İMF laflarını televizyonlarda her zaman duyuyor ama uluslar arası sermayenin elinin kendi köyüne kadar nasıl uzandığını,ta Amerika’dan, kendi haşhaşına, pamuğuna, nohutuna ve mercimeğine nasıl müdahale edildiğini aklı almıyor.</p>
<p>Bu gün aklı almıyor ama gün olup aklı alacak, aklı aldıkça da sorgulayacak, sorguladıkça tavır almanın ne olduğunu öğrenecektir.</p>
<p>Halkımız her zaman bizim ülkemizde tavır alanların yiğitliğini sevmiştir.Onların ne dedikleri, ne için tavır alıp canverdiklerinden çok  yiğitlikleri önemli olmuştur.</p>
<p>Burdur’un Yeşilovası’nın Çardak köyündeki Güccük Ali amcanın çardağından batıya doğru bakınca Gemiş dağının eteğinde çorak Erle ovasının tam ortasındaki bozkırda, yemyeşil Akça köyü görüyoruz.</p>
<p>Akça köy bizi çekiyor.Akça köyde Fakir Baykurt var.Akça köyde direniş, Akça köyde sorgulama,Akça köyde tavır alış var.</p>
<p>Çardaktan batıya doğru meyve sebze bahçelerinin arasından,upuzun ip gibi yoldan Akça köye varıyoruz. Akça köy meydanı, kahvelerinin önün de, dev gibi ağaçların serin gölgesinde koyu sohbette olan insanlarla dolu. Akça köyün erle ovası çorak,susuzluk çekiyor toprak.Yer yer köylüler sondajla su çıkarmışlar, bahçeler bağlar sulanır olmuş. Sulandıkça çoşmuş kara toprak,sulandıkça filiz vermiş boy vermiş ağaçlar. Elma bahçeleri, üzüm bağları, ceviz ağaçları yemyeşil kaplamış Erle ovasını.Akça köyde erik,üzüm,bostan yemeli,ceviz kırmalı ve birde soğuk sularından içmeli kana kana.Burası çevre köylerin tam ortasında Fakir Baykurt’un  orta köyü. Eski evleri dar sokaklarıyla bize yakın, bize tanıdık geliyor.Her sokakta Fakir Baykurt’un Türkiye öğretmenler sendikasındaki mücadelesini, direncini, yaşamını, görüyoruz.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-87" title="gb094" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/gb094.jpg" alt="gb094" width="718" height="540" /></p>
<p>Fakir Baykurt Akça köyün en fakir ailesinin çocuğu.Babasının ne tarlası var ne ineği, fakir mi fakir.Köyün ineklerinin çobanı.Tahir de babasına yardımcı bir inek çobanı. Yaşlıların anımsadığı en önemli şey,inek güderken Tahir’in koltuğunun altından hiç kitap eksik olmaması.Babası akıllı adam. Fakirlik akıllı olmaya, geleceği görmeye engel mi?  Tarla yok, inek yok, bağ bahçe yok. Tahiri Köy Enstitüsüne yazdırıyor babası. Tahir köy enstitüsünde öğrenci olunca, oluyor Fakir Baykurt.</p>
<p>Fakir; öğretmen, yazar, sosyalist, mücadele adamı. İnançları var, onlara bağlı. İnançları ışığında o köy senin bu köy senin dolaşıyor, Sürgün.</p>
<p>Her köyde ideallerine uygun öğrenci yetiştirmenin mücadelesini veriyor. Bazen ahırlarda bazen yıkık dökük evlerde idealleri olan öğretmen aydın kimliğiyle çocukları eğitiyor, öğretiyor. Kız çocukların okumamasını dert ediniyor. Ülkenin kalkınmasının kadınların eğitiminden bilinçlenmesinden, erkeklerle eşit koşullarda yaşamasından geçtiğinin bilincinde.</p>
<p>Sonra kaç göç yılları, mahpushane yılları başlıyor.Yıllar sonra köyüne dönüyor,soluklanıyor. Bir ev yaptırıyor akça köyün ortasına.</p>
<p>“Anam otursun, ocağı tütsün” diyor. Bir kaç yıl gelip gidiyor buraya. Öleceğine yakın tüm Kitaplarını ve kişisel eşyalarını buraya toplayıp evini kütüphaneye dönüştürerek kültür bakanlığına bağışlıyor.Ama gel görki, Fakir Baykurt kütüphanesi sahipsiz çürümeye yok olmaya terk edilmiş bir görünümde.</p>
<p>Fakir Baykurt adı yıllarca akça köyün başını ağrıtmış.Fakir Baykurt’un köyü diye dönemin iktidarları yatırım yapmamış Akça köye.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-86" title="gb088" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/gb088.jpg" alt="gb088" width="718" height="540" /></p>
<p>Ne yol açmış ne su getirmiş ne elektrik. O nedenle köylüler Fakir Baykurt’u sevmişler içten içe övmüşler ama hep adını söylemekten korkmuşlardır.</p>
<p>Kütüphanenin salonuna oturuyoruz.Telaşlı, aksayarak, yanık teniyle Dudu kadın geliyor yanımıza. “ ben Fakir’in akrabasıyım” diyor gururla;” benim adam Fakir’in dayısının oğlu, bu konağı o yaptı” diyor.Biraz sonra Dudu kadının adamı Fakir’in dayı oğlu Mehmet Yılmaz geliyor yanımıza, heyecanla elimizi sıkıyor. Daha kim olduğumuzu sormadan Fakirin evini ziyaret eden birilerinin olması sevinciyle “ ben dayısının oğluyum, bende devrimciyim” diyor. Gözleri ışıl ışıl ta içinden hissediyor devrimci olmayı, gururla övünçle söylüyor,bizde heyecanlanıyoruz.</p>
<p>Fakir 1973 yılında  burayı yaptırıyor. Bir süre annesi oturuyor. Annesi ölünce ara ara kendi gelip gidiyor. Öleceğine yakın 21,08,1998 de Kültür bakanlığına bağışlıyor 11,10,1999 da ölüyor. Kütüphanede Orhan Kemal’in, Yaşar Kemal’in ve bir çok yazarın Kitapları ve resimleri var.Belki de Yaşar Kemal unutmuştur</p>
<p>Akça köyü, belki de Eğitim-Sen’li öğretmenlerde bilmiyorlardır Akça köyü. Akça köyde Fakir Baykurt yalnız bir başına.</p>
<p>Köylüler “ çok iyi adamdı yiğitti,çalışkandı,komünist dediler, başına bir sürü bela sardılar.Ama  komünist değildi, bu kadar iyi insan komünist olamaz “ diye serzenişte bulundular. Bizde en iyi insanlar komünist olur dedik köylülere, komünistler her zaman iyi adam olmuşlardır,hiç bir zaman kendi kişisel menfaatleri için ölümü göze almamışlar, her zaman ezilenlerden yana olmuşlar, sömürüye karşı durmuşlardır. Komünizm bir toplumsal sistemdir, Kapitalizmden sonra zorunlu varılacak durak.İnsandan yana, doğadan yana,dayanışmanın ve paylaşmanın esas olduğu bir sistemdir.Bu sistemi savunanlar elbette iyi insan, dost insan,yiğit insan olacaklardır, onun içindir ki; Fakir Baykurt iyi bir romancı,iyi bir mücadeleci,iyi bir öğretmendi.Burjuvazi tarihsel gelişim ve değişim sürecinin gerçekliklerine karşın, hiçbir zaman Kapitalizmin yok olup, Sosyalizmin geleceğini kabullenemez.Bu nedenle de asar, kurşuna dizer, yakar yıkar ve kötüler.Tarih böyle yazdı böyle yazmaya da devam edecektir.</p>
<p>Fakir Baykurt’un her yıl ölüm yıldönümünde zoraki anımsama toplantıları yapılıyor olmuş yapılmasına ama bu toplantılar Fakir Baykurt’u yaşatma değil, unutturma toplantılarına dönüşmüş.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-88" title="gb092" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/gb092.jpg" alt="gb092" width="718" height="540" /></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/GÜN-BATIMI-091.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-202" title="GÜN BATIMI 091" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/GÜN-BATIMI-091-1023x769.jpg" alt="GÜN BATIMI 091" width="716" height="538" /></a></p>
<p>Köy muhtarı Ali Demirtaş’ı aradık kütüphaneyi görelim diye, “ Anahtar bekçide ondan alıp gezin” dedi telefonda.</p>
<p>Akça köylüler nasıl bir hazinenin üzerinde oturduklarının bilincinde değiller.Fakir Baykurt bir mücadele adamı, bir romancı, bir öğretmen önderi, bir tarih. Onu dünya tanıyor ama Akça köy yeterince tanımıyor.</p>
<p>Öğretmen kitlesi mücadelesinde onu bayrak yapamıyor, belki  de bayrak yapmak aklına gelmiyor.</p>
<p>Dünün öğretmeninin  idealleri vardı. Zorluğa rağmen zoru yenmek,sürgüne rağmen örgütlenmek, sürgüne rağmen Sosyalist öğretmen olmaktan gurur duymak ilkesiydi.</p>
<p>Düşünüyoruz; niye çevre ilçelerin,illerin Eğitim-Sen şubeleri, Fakir Baykurt’u bayrak, Akça köyü de buluşma yerine dönüştürmüyorlar diye.</p>
<p>Niye yılda birkaç kez Akça köy şenlik alanına, roman yazma, idealleri olan  öğretmeni, mücadeleci öğretmeni ödüllendirme yerine dönüştürülmüyor.Bu gün Eğitim –Sen kitlesini kaybediyorsa, bu gün Eğitim –Sen yetkisini kaybediyorsa, Fakir’in çizgisinden uzakta,Fakir’in yolundan ötede olduğundandır.</p>
<p>Akça köy” Yılanların Öcü&#8221; ,&#8221;Onuncu Köy Irazcanın Dirliği” romanlarının insanlarıyla capcanlı yaşıyor.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-89" title="gb089" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/gb089.jpg" alt="gb089" width="718" height="540" /></p>
<p>Topraktan kerpiç evlerin dar sokaklarında yürürken,  sokak başında oturan yaşlı kadınların yanına yaklaşıyoruz.”Nasılsınız, Fakir Baykurt’u tanırmıydınız” diye soruyorum.Yüzüme bakıyorlar, boynumdaki fotoğraf makinasına, elimdeki kaleme ve deftere takılıyor gözleri,sanki onlara tanıdık geliyorum. Rahat bir tavırla” tanımazmıyız hiç, Fakir için abdest almaz, namaz kılmaz diyorlardı. Ama onun gibisi yoktu, çekemezlerdi onu oğlum, hükümetler hiç sevmedi.</p>
<p>Fakiri, ama o bizi çok severdi” dediler.</p>
<p>Düzene tavır almanın hep bir bedeli olmuştur.Ülkeyi,insanları,doğayı,çiçekleri, kuşları,şırıl şırıl akan tertemiz suları sevenler,tat alanlar ancak düzene, haksızlıklara tavır alabilirler.</p>
<p>Fakir Baykurt tavır alıştı, dayanışmaydı. Bu gün haksızlıklara bir tavır alış,  idealsizliklere bir tavır alış düzenle bütünleşmeye bir tavır alış olarak bayraklaştırılırsa Fakir ve Fakir gibiler kıraç topraklar da yeniden binbir çeşit çiçekler olarak canlanacaklardır.</p>
<p>11 ekim Fakir Baykurt öğretmenin ölüm yıldönümü değil, onun mücadelesinin yükselişinin yıl dönümü olarak bayraklaştırılmalıdır.</p>
<p>Akça köyde Iraz ana, Kara Bayram, Hacı Ali hepsi yaşıyorlar.</p>
<p>Bir umutla, uzanacak bir el bir dayanışma ruhu bekliyorlar biline.</p>
<p>Burdur’un yeşilovasının akça köyünde Fakir Baykurt yaşıyacak mı,  yaşatılacak mı,  bunu zaman, bunu öğretmen mücadelesinin çizgisi, bunu  halkın yükselen mücadelesinin sevgisi gösterecektir.</p>
<blockquote>
<p style="text-align: right;">Ali ÇETİN</p>
</blockquote>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/akca-koyde-fakir-baykurt-yasar-mi/&amp;t=AK%C3%87A+K%C3%96YDE+FAK%C4%B0R+BAYKURT+YA%C5%9EAR+MI%3F" rel="nofollow" title="Bunu Facebook'da paylaşın">Bunu Facebook'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=AK%C3%87A+K%C3%96YDE+FAK%C4%B0R+BAYKURT+YA%C5%9EAR+MI%3F+-+http://namaras.org/anasayfa/namaras84+(via+@alicetinnamaras)" rel="nofollow" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/akca-koyde-fakir-baykurt-yasar-mi/&amp;title=AK%C3%87A+K%C3%96YDE+FAK%C4%B0R+BAYKURT+YA%C5%9EAR+MI%3F" rel="nofollow" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-reddit">
			<a href="http://reddit.com/submit?url=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/akca-koyde-fakir-baykurt-yasar-mi/&amp;title=AK%C3%87A+K%C3%96YDE+FAK%C4%B0R+BAYKURT+YA%C5%9EAR+MI%3F" rel="nofollow" title="Bunu Reddit'de paylaşın ">Bunu Reddit'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22AK%C3%87A%20K%C3%96YDE%20FAK%C4%B0R%20BAYKURT%20YA%C5%9EAR%20MI%3F%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%22AK%C3%87A%20K%C3%96YDE%20FAK%C4%B0R%20BAYKURT%20YA%C5%9EAR%20MI%3F%0D%0AGezginlik%20zor%2C%20zahmetli%2C%20yorucu%20ama%20%C3%A7ok%C3%A7a%20da%20zevkli%20ve%20albenili%20bir%20%20%20u%C4%9Fra%C5%9Ft%C4%B1r.%20Gezgin%20duygular%C4%B1n%C4%B1%20da%20katar%20gezi%20anlat%C4%B1mlar%C4%B1na.%20Sadece%20g%C3%B6rmez%2C%20ya%C5%9Far%2C%20%C3%B6z%C3%BCmser%2C%20do%C4%9Fan%C4%B1n%20ve%20olaylar%C4%B1n%20ta%20i%C3%A7erisine%2Cderinliklerine%20girer.%0D%0A%0D%0A%C4%B0%C3%A7i%20ac%C4%B1r%2C%C3%BCz%C3%BCl%C3%BCr%2C%20ke%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/akca-koyde-fakir-baykurt-yasar-mi/" rel="nofollow" title="Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin ">Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin </a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/akca-koyde-fakir-baykurt-yasar-mi/feed" rel="nofollow" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=AK%C3%87A+K%C3%96YDE+FAK%C4%B0R+BAYKURT+YA%C5%9EAR+MI%3F&amp;link=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/akca-koyde-fakir-baykurt-yasar-mi/" rel="nofollow" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-blogger">
			<a href="http://www.blogger.com/blog_this.pyra?t&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/akca-koyde-fakir-baykurt-yasar-mi/&amp;n=AK%C3%87A+K%C3%96YDE+FAK%C4%B0R+BAYKURT+YA%C5%9EAR+MI%3F&amp;pli=1" rel="nofollow" title="Blog this on Blogger">Blog this on Blogger</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/akca-koyde-fakir-baykurt-yasar-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PELEPONNİSOS (MORA  YARIMADASI)</title>
		<link>http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/peleponnisos-mora-yarimadasi/</link>
		<comments>http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/peleponnisos-mora-yarimadasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2009 23:05:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Çetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gezi Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://namaras.org/anasayfa/?p=78</guid>
		<description><![CDATA[PELEPONNİSOS (MORA  YARIMADASI)

Atina’dan çıkıp 80 km. gittikten sonra  KORİNTHOS’a varmadan geniş yüksek bir köprünün üzerinde duruyoruz. Derin, masmavi dar bir kanaldan dev gibi bir Gemi Ege denizinden Korint denizine kestirmeden geçtiğini görüyoruz. Peleponlisos’un boynunu kanalla açıp koca yarım adayı adaya dönüştürmüşler. Burada durup soluklanıyoruz, bir yanımızda Yunanistan’dan, Arnavutluk’a ve İtalya’ya uzanan Korint denizi, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align: center;">PELEPONNİSOS (MORA  YARIMADASI)</h2>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-large wp-image-79" title="Peloponnese_modis" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/Peloponnese_modis-867x1024.jpg" alt="Peloponnese_modis" width="425" height="502" /></p>
<p style="text-align: left;">Atina’dan çıkıp 80 km. gittikten sonra  KORİNTHOS’a varmadan geniş yüksek bir köprünün üzerinde duruyoruz. Derin, masmavi dar bir kanaldan dev gibi bir Gemi Ege denizinden Korint denizine kestirmeden geçtiğini görüyoruz. Peleponlisos’un boynunu kanalla açıp koca yarım adayı adaya dönüştürmüşler. Burada durup soluklanıyoruz, bir yanımızda Yunanistan’dan, Arnavutluk’a ve İtalya’ya uzanan Korint denizi, bir yanımızda Anadolu’ya Türkiye’ye uzanan Ege denizi masmavi sularıyla.</p>
<p>Peleponnisos’un  doğu kıyısından aşağıya doğru iniyoruz, masmavi küçük şirin köylerin oluşturduğu, tertemiz körfezlerden döne döne, uçsuz bucaksız zeytin bahçelerinin arasından ilerliyoruz. Lambis Papadis yunanlı kardeşimiz, dostumuz. Hem arabayı kullanıyor, hem de durmadan bize Peleponnisoss’u anlatıyor.</p>
<p>İlk durağımız Epidavros. Geniş zeytinlik alanın ortasından geçerek, çam ormanlarının arasında gizli, tarih dolu bir mekanla yüz yüzeyiz.Her yıl Yunanistan’ın  en önemli tiyatro festivalinin yapıldığı yer burası.M.Ö. 3.4. yüz yıllarında buraya bir hastane köyü kuruluyor.</p>
<p>Oteli, Lokantası, Tiyatrosu, Kütüphanesi, Spor salonları ve Parklarıyla büyük bir hastaneye sahip olan bir hasta köyü. Tiyatrosu sapasağlam ayakta duruyor en önemli özelliği akustiği, sahnedeki en küçük bir kıpırtı en üstteki noktaya anında ulaşıyor. Buradaki müzeyi gezip burada bulunan tıpbi malzemeleri görünce insan M.Ö. 3.4. yüz yıldaki insanların gelişmişlik düzeylerine hayran kalıyor.</p>
<p>Buradan ayrılıp Naflion kentine doğru yol alıyoruz. Naflion deniz kenarında körfeziyle, kalesiyle,balığıyla ve tarihiyle ünlü bir kent. Naflion tepesinde 999 basamaklı Palamidi kalesi görmeye,gezmeye ve tırmanmaya değer. 999 basamağı çıkıp oradan bakınca masmavi deniziyle portakal ve zeytin bahçelerinin önündeki Naflion körfezinin albenisine doyamazsınız.</p>
<p>999 basamağı Sinan’la, Lambi tek tek sayarak iniyorlar merdivenlerden. Sinan, Naflionun albenisine kendini kaptırıp buraya yerleşmeye karar veriyor,”Baba ben yaşayacağım yeri buldum” diyor. Deniz kenarında balıklarımızı yiyoruz. Hepimize ayrı ayrı balıklardan birer tabak geliyor. Her körfezin kendine has temiz yerel balığı var. Naflionda marinas yiyeceksiniz. Hiç temizlenmeden kızartılmış olarak önünüze geliyor ve bir harika, yanında ev yapımı kırmızı şarapla birlikte.</p>
<p>Naflion Yunanistan’ın ilk baş kenti. 1827 yılında Osmanlılara karşı ayaklanan Peleponnisos halkı bağımsızlıklarını kazanarak Naflion’u baş kent yapıyorlar. Burada cumhuriyeti ilan ederek, ilk cumhur başkanları Kapodistrias’ı seçiyorlar. Ama bir süre sonra İngilizler ve Almanlar peleponnisosluları sömürgeleştirmek için Almaya’dan bavyare prensi Ottoyu</p>
<p>Nafliona getirerek yunan kralı ilan ediyorlar.Halkları köleleştirebilmek için her yolu mübah sayan Emperyalizm, isterse Almanı Yunan, isterse İngilizi Türk diye yutturabiliyor halklara.</p>
<p>Naflion’u  tüm güzellikleri ile arkada bırakıp denizden içerlere doğru yol alıyoruz.</p>
<p>Yolumuz Sparta’ya. Sparta tarih, Sparta askerlik, Sparta barbarlık demek. Buraya, Atinada olduğu gibi eski çağda ne demokrasi nede bilim gelebilmiş.</p>
<p>Sparta dağlar arasında geniş bir vadi. 2450mt. Yüksekliğindeki tepesi karlı Taigetos dağının eteğinde kurulmuş küçük şirin tarihi bir kent. Sanki bir Ege kenti. Portakal ve zeytin bahçeleriyle kaplı her yanı, caddeleri turunç ve palmiyeleriyle temiz ve bakımlı.</p>
<p>Sparta’da gece konaklayacağız. Lambi, buranın kokoreçi meşhur diyor. Sparta bir ege kentine benziyor, daha temiz daha bakımlı, insanları çevreye karşı daha duyarlı. Kokoreç yemek için bir lokantaya giriyoruz. Sinan çok hevesli kokoreç yemeye. Gülseren’le ben biraz çekingen davranıyoruz. Kokoreçlerimizi yiyoruz ama burada kokoreç önümüze bütün konuyor nar gibi kızarmış tadı çok hoş. Sabah Spartay’a  6 km. uzaklıktaki Mistra(s) harabelerine gidiyoruz. Burası antik bir Bizans kenti. Her şeyiyle canlı M.S. 1200 yılında kurulmuş. İstanbul’dan sonraki en güzel en gelişmiş şehri burasıymış Bizans’ın. Bizans elitleri İstanbul’a gitmeden önce burada eğitim görür, kendilerini sanatsal ve politik olarak eğitip geliştirir ondan sonra İstanbul’a giderlermiş. İstanbul’un Osmanlılarca fethinden sonra  burası iyice canlanmış. Bizans elitlerinin yaşadığı  en gelişmiş şehri olmuş Bizans’ın  Mistra(s).Burası tarihiyle, tarihsel yapılarıyla capcanlı çok iyi korunmuş gidilmesi ve görülmesi gereken bir yer.</p>
<p>Sparta’dan yolumuza devam ediyoruz. Peleponnisos’un her koyunda her körfezinde ayrı bir güzellik gizli, her tepeyi aşınca portakal ve zeytin bahçelerinin arasında pırıl pırıl, denizin kenarında bir güzellikle karşılaşıyoruz. Sparta’dan sonrada yepyeni gizli bir cennet bizi büyülüyor. Burası Monemvasia. Denize uzanan yarım adanın üzerinde Cenevizliler’ce yapılan bir kale olduğunu ve kalenin eteğinde denizin kenarında üst üstte örülmüş taş evlerin bulunduğunu yarım adayı dönünceye kadar fark edemiyorsunuz.</p>
<p>Önce Cenevizliler daha sonra Bizanslılar ve Osmanlılar burasını mekan tutmuşlar. Her yanı kesme kayalardan oluşan tek girişli muhteşem bir kale burası.  Bir evin terasına oturup seyre dalıyoruz, ev yapımı kırmızı şarabımızı yudumluyoruz. Burası bizi dinlendiriyor. Köylerde şarapta zeytinyağı’da ev yapımı olduğu için tadı çok güzel. Monemvasia’yı görmeden Yunanistan’ın gezilmeyeceğini düşünerek buradan ayrılıp Githio’ya geliyoruz. Githio bir balıkçı kasabası.</p>
<p>Tertemiz pırıl pırıl bir deniz, dağın eteğinde, üst üste dağın yamacına dizilmiş evler, sakin huzurlu,dost insanlar ile bir ege kasabası.</p>
<p>Mora yarım adasındaki her dönemeci her dağı geçtikçe büyüleniyoruz. Deniz bir başka güzel, tarih bir başka canlı ve doğa en güzel şekliyle korunmuş. Doğa tarih bilinci Yunanistan’da  ve Yunan halkında gelişmiş durumda, bunun altında yatan 1962 yılında temel eğitimin 12 yıla çıkmasıyla kültürel düzeyin yükselmesi olsa gerek. Her köy küçük şirin tertemiz.</p>
<p>Githio’dan sonra Mora yarım adasının en güney  ucuna MANİ yarım adasına doğru iniyoruz. Mani yarın adası apayrı bir dünya. Bizi şaşırtıyor. Ormanın  en az olduğu, denizden birden yükseliveren tepelerin eteklerindeki kaya köyleriyle şaşkına dönüyoruz. Köylerin taş evleri kale gibi 15 mt. Yüksekliğinde, taştan örülmüş, her katta bir oda olan üç kat üzerine kurulmuş kutu gibi taş evleri var. Alt katlarda sadece hava alma delikleri olan en üst katında ise küçük pencereleri olan sur evlerden oluşan köyler bizi büyülüyor. Evler bakımlı, köyler canlı. Bu tarihi korumak için Yunan hükümeti taş evini restorasyon ettirmek isteyenlere çok ucuz kredi veriyormuş. Korsanlara karşı korunabilmek için daracık sokakları ve denize yukardan bakan sur köylerle dolu Mani yarım adasını hayranlıkla seyre dalıyoruz. Yarım adanın her iki yüzü apayrı bir dünya. Görmek, görüp tanımak anlamak ve de Anadolu’ya uzanmak gerek diyoruz.</p>
<p>Köyümüzün tepelerindeki taş ev yıkıntıları geliyor aklıma tarihi birleştiriyorum Anadolu’nun mimari kültürü aklımda bütünleşiveriyor.</p>
<p>Yolumuza Mani yarım adasından çıkıp Peleponnisos’un batısından kuzeye doğru devam ediyoruz. Maniden sonra şirin, tertemiz kocaman balıkların insanlardan korkmadan suyun içinde yüzdükleri küçük Limeni köyünde mola veriyoruz. Burası beklide dünyanın en temiz en güzel denizi olan köy. tazecik balığımızı yiyip ev yapımı çipuramızı içiyoruz. Çipura yunanlıların meşhur uzosundan daha kaliteli yunanlılarca daha çok içilen aynı ev yapımı şarap gibi köylerde evlerde yapılan çok güzel bir içki. Sek içiliyor.  Burada bir süre dinleniyoruz. Deniz pırıl pırıl, balıklar sürü sürü dolanıyor koyda.Sinan, acaba burayamı yerleşsem diyor.</p>
<p>Lambi ise Sinanın koyları beğenip hayran kalmasına çok seviniyor “ Sinan seni birde yunanlı kızıyla evlendiririz “ diyerek Sinan’ı destekliyor.</p>
<p>Hayranlıkla yolumuza devam ediyoruz.  Peleponnisosun kuzeyden dolanıp akşam ünlü Olimpia şehrine geliyoruz. Dostumuz Antony sofianos bize otelde yer ayırtmış. Otelimize yerleşiyoruz. Sabah erkenden kalkıp Olimpia şehrinin temiz bakımlı sokaklarından geçerek Olimpa müzesine gidiyoruz. Müze bizi hayretler içerisinde bırakıyor. Müzenin arkasındaki geniş bir alan üzerine kurulmuş M.Ö. 5.6. yüz yıllarda ilk olimpiyatların yapıldığı bölgeyi geziyoruz. Atina, Sparta, Makedonya, Tiva, Plates,Argos v.s. şehir devletleri onca düşmanlığa, savaşa karşın bir araya gelip Olimpia köyünde spor yarışmaları düzenliyorlar. İlginç olan bu spor yarışmalarında her zaman barış dostluk ön planda tutuluyor. Savaşı andıracak savaş aletleriyle yarışma düzenlemeyi yasaklıyorlar. Her yıl aralarındaki savaşlara rağmen Olimpa ‘ya gelip yarışmalara katılıyorlar. Birinci olan yarışmacılara sembolik olarak Olimpia daki zeytin ağaçlarından kesilmiş birer zeytin dalı veriyorlar. Yarışmalara sadece erkekler seyirci olarak gelebiliyor. Kadınlar seyirci olarakta yarışmacı olarakta  Olimpiaya giremiyorlar. Tüm atletler çırıl çıplak olarak  yarışmalara katılıyorlar. Olimpia’dan tarihin ve doğanın büyüsünden etkilenmiş olarak Delfi’ ye doğru yola çıkıyoruz.</p>
<p>Korint denizini Patra körfezine bağlayan Rio köprüsünden geçerek Nafpaktos limanında soluklanıyoruz. Bu köprü Pelepennisos ile Yunanistan’ı bağlayan çok güzel ve çok önemli bir köprü. Nafpaktos’dan sonra ünlü bir gemici kasabası olan  Galaxidi ye geliyoruz. Galaxidi dünde, bu günde ünlü bir gemici kasabası. Buranın tüm erkekleri eski çağda denize açılırlar, bir çoğu geri dönmezmiş. Kadınların çokcası dul yaşarlarmış. Ufukta her gemi görünüşünde tüm kadınlar limana inip geminin yanaşmasını beklerlermiş. O nedenle bu limanın adı dünden bu güne dullar limanı diye anılır olmuş. Dullar limanından ufka doğru bizde bakıyoruz. Lambi,Sinan, Gülseren hepimiz Galaxidi’ye hayran kalıyoruz. sokaklarında dolaşıyoruz.</p>
<p>Tüm evlerin kapılarında gemi resimli kaptan isimleri asılı. Bu gelenek eski yunandan bu güne sürdürülmüş.</p>
<p>Galaxidi gemicilikte çok ünlü. Yunanistan&#8217; ın en ünlü gemici limanlarının başında geliyor. Buranın tüm insanları dünde bu günde gemi yapımı ve denizcilikle uğraşıyorlar. Galaxidi gelenekleriyle yaşıyor. Öğleden sonra deniz kenarından uçsuz bucaksız zeytin bahçeleri arasından kıvrıla kıvrıla, geçerek denize dik bakan bir dağın yamacındaki kartal yuvası gibi bir yer olan Delfi’ye geliyoruz. Defli tarih öncesinin İsviçre’si. Denizden 600mt yükseklikte, sarp bir köy. Olimpia gibi burasıda tüm Yunan şehir devletlerinin ortak koruduğu bir yer olmuş tarih boyunca. Burada kadın kahinler yaşarlar, sur gibi depolarda şehir devletlerin hazineleri saklanırmış. Tüm şehir devletlerinin yöneticileri savaşlar öncesi buraya gelir kahinlerden gelecekleri hakkında bilgi alırlarmış.</p>
<p>Defli’yi yürüyerek boydan boya gezip antik Yunanda tüm barbarlıklara karşın barışçı yönlerini nasıl geliştirip koruduklarını düşünüyoruz.</p>
<p>Defli’yi geride bırakıp akşama Atina’ya dostumuz Lambinin evine geliyoruz sabah kalkıp lambi bizi Antony’in eşi Sam’a teslim ediyor. Sam bizi Atina’nın ilginç yerlerini, tarihi mekanlarını gezdiriyor. Ama diyor Sam, bazı yerleri size yarın Antony gezdirecek. Antony Arkeolog  ve tarihçi. Sinan Sam’ın anlattıklarını anında Gülserenle bana çeviriyor. İngilizce bilmediğimize hayıflanıyoruz. Daha sonra rehberliği dostumuz Antony devir alıyor. Antony bizi Akrapoliste köşe bucak iki gün boyunca en ince detayları anlatarak gezdiriyor. Akrapolise çıkınca Yunan bayrağının altında duruyoruz. Antony duygulanarak ikinci dünya savaşında alman faşistlerinin Yunanistan’ı işgalinde Yunan subaylarının, faşistler bayrağı indirmeden önce kendi bayraklarını indirip götürürken  öldürülmelerini ve sonrasında  30 mayıs 1941 gecesi Üniversite öğrencisi iki partizanın gece karanlığımda parthenon’a tırmanarak alman bayrağını indirip yunan bayrağını çekerek kaçmalarını anlatıyor. Bu iki partizanın Apostalos Sıantas ve Manoli Glezo’nun üniversite öğrencisi olduğunu ve kominist olduklarını söylüyor. Antony bunları anlatırken gözlerinden yaşlar akıyor. Antony’in duygulanması Sam’ı Gülseren’i Sinan’ı  ve beni de çok duygulandırıyor.</p>
<p>Dostumuz Lambi eşi Fani oğlu Aris  kızı Danai ve dostumuz Antony ve eşi sam bizi Atinada kendi evimizde hissettirdiler. Onların sıcaklığı onların dostluğu bizi çok etkiledi. Dostluğun kardeşliğin dil,din ve ırk tanımadığını bir kez daha burada yaşayarak gördük.</p>
<p>Lambi bizi Atinanın kuzeyindeki 1413 mt yüksekliğindeki Parmita dağına götürdü. Parmita dağı geniş vadileri olan çam ve sedirle kaplı bir dağ.  Bu dağda bir çok dağcılık kulubünün dağ evleri ve işaretlenmiş yığınla parkurları var. Dağı gezerken dağın yamacında eski küçük bir kilise görüyoruz. Burası Agios Petros kilisesi diyor Lambi. Kiliseyi gezmek için sapıyoruz, bahçesinde 65  yaş üzeri insanlar gençlerin müziği eşliğinde dans edip piknik yapıyorlar. Lambi bizi onlarla tanıştırıyor, bizi içlerine alıyorlar, piknik masalarına bizi de oturtarak şarap ve yiyecek ikram ediyorlar.   Her masa bize ayrı bir ikramda bulunuyor. Papazla kırmızı yumurta kırma yarışması yapıyoruz. Nasıl buldunuz Yunanistan’ı diyor papaz. Sinan ” koylarınızı, koylardaki köylerinizi çok sevdim her zaman geleceğim “deyince, papaz, o zaman sana Yunanistan’dan birde kız bulalım diyor. Bunun üzerine yaşlı bir kadın Sinan’a  “oğlum papazın kızı var sana verecek herhalde de diye takılıyor”    tüm ikramların üstüne  iki tane bütün nar gibi kızarmış keçi eti getiriyorlar. Afiyetle yiyoruz. Onların dostluğu bizi çok etkiliyor. Hepsiyle kucaklaşıp akşam eve dönüyoruz. Yunanistan gezimiz dostlarımızdan duygulu bir biçimde ayrılmamızla son buluyor. Yunanistan, Yunanlılar bize benziyorlar. Bizim onlarla onların bizimle hiçbir sorunu yok, olamazda. Oldum olası sınırlara, mübadeleye hep karşı oldum. İnsanları tanıdıkça da haklılığımı görerek daha bir mutlu oluyorum.</p>
<p>Peleponnisos’u gezmek, yeni yerler tanımak farklı coğrafi mekanlar görmek insanı çok etkiliyor.<br />
Gezgin olmayı ömrümce hep sevdim, tat aldım. Ama gezginlik sorumlulukta yüklüyor insana. Küresel ısınmanın  dünyamızı ne hale getirdiğini gördükçe dünyaya bakıp geleceğimizi görmek insanın canını acıtıyor. Canımızın acıması tavır almayı, karşı durmayı getirmiyorsa hiçbir şeye yaramaz. Bilim insanları “ insanlarda suçlu “ diyerek Emperyalizmin, Emperyaliz sömürge savaşlarının yarattığı doğa tahribatının, onun havaya saldığı gazların, karbondioksit salınımın gizlenmeye çalışıldığı günümüzde, güzel yerler görmek biz mutluda etse emperyalizmin kar hırsı ve onun yarattığı paylaşım savaşlarına karşı çıkmadıkça, tavır almadıkça küresel ısınma ve dünyanın tahribatının devam edeceğini bilmek gerekiyor.</p>
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;">
<blockquote>
<p style="text-align: center;">Ali Çetin</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-large wp-image-81" title="Peloponnisos_SeasideMeal" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/Peloponnisos_SeasideMeal-1024x682.jpg" alt="Peloponnisos_SeasideMeal" width="717" height="477" />Resim tarafımdan çekilmemiştir. &#8220;Mora Yarımadası&#8221;</p>
</blockquote>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/peleponnisos-mora-yarimadasi/&amp;t=PELEPONN%C4%B0SOS+%28MORA++YARIMADASI%29" rel="nofollow" title="Bunu Facebook'da paylaşın">Bunu Facebook'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=PELEPONN%C4%B0SOS+%28MORA++YARIMADASI%29+-+http://namaras.org/anasayfa/namaras78+(via+@alicetinnamaras)" rel="nofollow" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/peleponnisos-mora-yarimadasi/&amp;title=PELEPONN%C4%B0SOS+%28MORA++YARIMADASI%29" rel="nofollow" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-reddit">
			<a href="http://reddit.com/submit?url=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/peleponnisos-mora-yarimadasi/&amp;title=PELEPONN%C4%B0SOS+%28MORA++YARIMADASI%29" rel="nofollow" title="Bunu Reddit'de paylaşın ">Bunu Reddit'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22PELEPONN%C4%B0SOS%20%28MORA%20%20YARIMADASI%29%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%22PELEPONN%C4%B0SOS%20%28MORA%20%20YARIMADASI%29%0D%0A%0D%0A%0D%0AAtina%E2%80%99dan%20%C3%A7%C4%B1k%C4%B1p%2080%20km.%20gittikten%20sonra%20%20KOR%C4%B0NTHOS%E2%80%99a%20varmadan%20geni%C5%9F%20y%C3%BCksek%20bir%20k%C3%B6pr%C3%BCn%C3%BCn%20%C3%BCzerinde%20duruyoruz.%20Derin%2C%20masmavi%20dar%20bir%20kanaldan%20dev%20gibi%20bir%20Gemi%20Ege%20denizinden%20Korint%20denizine%20kestirmeden%20ge%C3%A7ti%C4%9Fini%20g%C3%B6r%C3%BCyoruz.%20Peleponlisos%E2%80%99un%20boynu%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/peleponnisos-mora-yarimadasi/" rel="nofollow" title="Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin ">Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin </a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/peleponnisos-mora-yarimadasi/feed" rel="nofollow" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=PELEPONN%C4%B0SOS+%28MORA++YARIMADASI%29&amp;link=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/peleponnisos-mora-yarimadasi/" rel="nofollow" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-blogger">
			<a href="http://www.blogger.com/blog_this.pyra?t&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/peleponnisos-mora-yarimadasi/&amp;n=PELEPONN%C4%B0SOS+%28MORA++YARIMADASI%29&amp;pli=1" rel="nofollow" title="Blog this on Blogger">Blog this on Blogger</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/peleponnisos-mora-yarimadasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Melasın Gözlerine Yolculuk &#8220;Boydan Boya Manavgat Çayı&#8221;</title>
		<link>http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/melasin-gozlerine-yolculuk-boydan-boya-manavgat-cayi/</link>
		<comments>http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/melasin-gozlerine-yolculuk-boydan-boya-manavgat-cayi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2009 22:40:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Çetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Belgeseller]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[ali çetin]]></category>
		<category><![CDATA[belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[çantam]]></category>
		<category><![CDATA[çay]]></category>
		<category><![CDATA[çetin]]></category>
		<category><![CDATA[ırmak]]></category>
		<category><![CDATA[ismail]]></category>
		<category><![CDATA[iz]]></category>
		<category><![CDATA[iz tv]]></category>
		<category><![CDATA[manavgat]]></category>
		<category><![CDATA[melas]]></category>
		<category><![CDATA[şahinbaş]]></category>
		<category><![CDATA[şelale]]></category>
		<category><![CDATA[sırt]]></category>
		<category><![CDATA[sırt çantam]]></category>
		<category><![CDATA[tv]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://namaras.org/anasayfa/?p=64</guid>
		<description><![CDATA[İz Tv’ye Sırt çantam dergisi olarak Manavgat çayı belgeselini çekmek için hazırlıklarımı uzun zamandır yapıyordum.Bir belgeseli seyretmek hoş ve zevkli,görsellik açısından zengin ise daha da doyumsuz olur.Belgeseli çekmek ise öylesine kolay değildir. Ön hazırlık gerekir,bölgeyi tanımak bilgilenmek ayrıntıları öğrenmek gerekir ki,belgesel doyurucu ve zengin bir içeriğe sahip olsun.Buda zorlanmayı,yaban ortamda kalmayı,ona uyum sağlamayı, orman içinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İz Tv’ye Sırt çantam dergisi olarak Manavgat çayı belgeselini çekmek için hazırlıklarımı uzun zamandır yapıyordum.Bir belgeseli seyretmek hoş ve zevkli,görsellik açısından zengin ise daha da doyumsuz olur.Belgeseli çekmek ise öylesine kolay değildir. Ön hazırlık gerekir,bölgeyi tanımak bilgilenmek ayrıntıları öğrenmek gerekir ki,belgesel doyurucu ve zengin bir içeriğe sahip olsun.Buda zorlanmayı,yaban ortamda kalmayı,ona uyum sağlamayı, orman içinde ıssızlığa ve tehlikelere alışmayı,tanımadığın yeni yeni insanlarla dost olmayı beraberinde getirir.Onun için ön araştırma ve keşif yaparak belgesel çekmek,belgeselinde kalitesini belli eder.</p>
<p>Sırt çantamı ,fotoğraf makinemi,lenslerimi titiz bir şekilde çantama yerleştirdim.Irmağa gidiyordum.Yedek bot, yedek poşet ve her şeyin yedeğini koydum çantama.</p>
<p>İsmail ve Ethem’le hava alanında buluştuk. Antalya’dan, Manavgat’a doğru, yanan mavi gökyüzünün sıcaklığında yol alırken, gideceğimiz yerler, Manavgat çayı ve Manavgat hakkında onları uzun uzun bilgilendirdim: 80,000 nüfuslu Manavgat şehri yaz aylarında büyük bir metropol kalabalığındadır. Side ve tüm çevre kasabalarla birleşik büyük şehir konumunda olan Manavgat şehri çarpık, doğru bir planlamanın olmadığı yapılaşması ile modern bir kent görünümünden uzak bulunmaktadır. Rant öncelikli şehirleşme anlayışı çarpık yapılaşmanın temel nedeni olarak, denizi, dağları, ırmakları ile bu güzelim coğrafyayı büyük bir turizm pazarına dönüştürmüştür.</p>
<p>Şehrin ortasından akıp giden büyük, geniş, Turkuaz rengi ile Manavgat çayı Ethem ile İsmail’i büyülüyor.Çayın üzerinde yan yana dizilmiş onlarca turist taşıyıcı botlarla görsel bir kirlilik oluşturmasına karşın, çayın kenarındaki serinlik ve Turkuaz rengi insanı ferahlatıyor.</p>
<p>Akşam, ırmak ile denizin kesiştiği üçgende, fıstık çamları arasındaki Manavgat belediyesi misafir hanesine yerleşiyoruz.</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-65" title="ali_cetin_melas1" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/ali_cetin_melas1.jpg" alt="ali_cetin_melas1" width="460" height="306" /></p>
<p>Sabah erkenden kalkıyoruz. Bize şoförlük yapacak olan Ali Dönmez araba ile otelin önünden bizi alıyor. Sırt çantalarımızı arabaya yüklüyoruz. Ali’ye, nereye ve nereden gideceğimizi söylüyorum. Manavgat’tan çıkıp Akseki’ye doğru yol almaya başlıyoruz. Akseki’nin Fersin köyünü geçince yöresel deyimle sıcağın beli kırılıyor. Daha rahat nefes almaya başlıyoruz. Murtiçinde mola verelim diyor Ali. Murtiçi torosların ortasında vadiye kurulmuş, yeşillikler arasında bir köy. Yörede incir, üzüm hem bolluğu, hem de tadıyla ünlü. “Buradan çay içilmeden geçilmez” diyor Ali Dönmez. Köy kahvesinin önüne çaylarımızı söyleyip oturuyoruz. Köylülerin bazıları bizim kim olduğumuzu merak ediyor. Ali ,o bölgeden olduğu için ona soruyorlar. Bizim kim olduğumuzu öğrenince bir köylü gelip, Ahmetlerden olduğunu ve Ahmetlerinde de çok güzel bir kanyonu olduğunu söyleyip ,orayı da çekmemizi ve yazmamızı istiyor. Yan tarafımızdaki masada dört köylü heyecanlı bir şekilde okey oynuyorlar. Etraflarında da beş altı köylü onları seyrediyor. Okey oynayanlardan bir tanesinin kepez köyü muhtarı olduğunu öğreniyoruz. Ali, ‘muhtar, arkadaşlar belgesel çekiyorlar gel tanıştırayım kepez hakkında biraz bilgi ver, senin köyü de belgesel içinde gösterirler’ diyor. Ama muhtar okeye o kadar heyecanlı bir şekilde kendini kaptırmış olmalıki Ali’yi duymuyor bile. Sadece ‘tamam, tamam bakarız’ diyerek başını okey masasından kaldırmadan Aliyi geçiştiriyor. Hepimiz gülüyoruz. En çok ta Atilla gülüyor.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-73" title="DSC07217" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/DSC07217.JPG" alt="DSC07217" width="720" height="480" /></p>
<p>Murtiçinde çaylarımızı içip Akseki kavşağından cevizliye doğru dönünce eşsiz bir görsellikle karşılıyor bizi toroslar. Sedir dizi dizi, ladinlerde öyle. Meşeler farklı yeşillikleri ile sık sedir ormanının arasından kendilerini göstermeye çalışıyorlar. Öyle bir ahenk var ki ormanın dizilişinde bizi büyülüyor. Hemen duralım diyor İsmail. Fotoğraf makinelerini alıp yol kenarında görselliğe dönüyoruz yüzümüzü.</p>
<p>Akseki’nin cevizli kasabasına varınca soluklanıyoruz. Cevizlide sebze ve meyveler yeni yeni çıkıyor. Burasının sebze ve meyveleri çok tatlı olur. Ne ilaç nede hormon kullanır köylüler. Hiç kirlenmemiş doğal kaynak suyu ile sulanan, yem yeşil ormanlarla ve her zaman yeşil olan otlarla beslenen keçi gübrelerinin atıldığı sebze ve meyvelerin hem kokusu hem de tadı bir başkadır. Cevizliden Torosların içlerine doğru ormanlar arasında kıvrıla kıvrıla giden ince dar köy yollarındayız artık. Her dönemeç bir vadi, bir başka ormanlık alan, bir başka uçurum yani bu coğrafi görsel çeşitlilik, dağlar ve vadiler bizi büyülüyor. Fotoğraf çekmeye doyumda olmuyor .</p>
<p>Tutuz köyü yolunda, dağları karşıdan gören bir yol kenarı çeşmesinin önünde duruyoruz. Ethem, kocaman meşe (pelit) ağaçlarına tırmanan sincapları görünce kamerası omzunda sincapları çekmek için, yavaş ve sezsiz adımlarla ağaçların arasında kayboluyor. Altımızda derin, iç içe geçmiş ormanlık üzümdere vadisini seyre dalarken, başımızı kaldırınca vadinin öbür yakasında, tam karşımızda sanki ormanlar arasında kaybolmuş Emerya köyünün görüyoruz. Hiç hareket etmeden saatlerce bu vadi insanı soluksuz bırakabilir. Attilla yolun altındaki bahçe içerinde bulunan dut ağacını fark ediyor. Hep birlikte saldırıyoruz dut ağacına. Temmuzun 15’i ,dut tam olarak olmamış daha. Burada rakım 850 metre ,dut’un olmasına daha zaman var.</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-66" title="ali_cetin_melas2" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/ali_cetin_melas2.jpg" alt="ali_cetin_melas2" width="460" height="306" /></p>
<p>Bu vadiyi arkada bırakarak ormanlar arasından zilan vadisine doğru kıvrılıyoruz. Karşımızda ormanları ile vadinin üzerine lök gibi oturmuş Akdağ. Akdağ’ın altında derin bir vadi. Burası zilan kapuzu. Bu kapuzun ortasından Manavgat çayı akmakta kıvrılarak. Burası derin bir kapuz. Kapuzun doğu yamacındaki tutuz köyüne varıyoruz öğlene doğru. İlk evin kapısını çalıp, muhtar Murat’ı soruyoruz. İçeriden ‘ben muhtar Murat Karasoy’um buyurun’ diye bir ses duyuyoruz.muhtar Murat geleceğimizden haberli hemen bizi misafir ediyor. Hanımı bize keçi yoğurt’undan buz gibi ayran yapıyor. Ayranları bir yudumda iştahla içip bitiriyoruz. Atilla bir bardak daha içiyor. Muhtarın evi zilan kapuzuna bakıyor. Kapuza bakan geniş, üstü üzüm asması ile gölgelendirilmiş tahtadan yapılmış çardağa oturuyoruz. Derin bir görsellik var önümüzde. Yemyeşil, ormanlık, üzüm bağları ve incir ağaçlı bahçeler yer yer sedirle kaplı vadinin altında derin bir uçurumun ortasından akıyor Manavgat çayı. Uçurum o kadar derin ki suyun sesi yankılanarak belli belirsiz duyuluyor yukarılardan. Tutuz köyünün ortasında çeşmenin yanında beklide bin yıllık kocaman çınar (biladan) ağacını hayranlıkla inceliyoruz. ‘Bu biladanı görmeye turistler geliyor’ diyor muhtar. Muhtar öğleden sonra akseki’de yaban hayatla ilgili toplantısı olduğunu söylüyor ve özür dileyerek ayrılıyor bizden. Muhtar Murat’ın kardeşi Şeref’i yanımıza alarak Manavgat çayının ilk kaynağına gözüne doğru yola çıkıyoruz. Zilan köyü karadağın eteğine, Manavgat çayının hemen üstündeki bir yamaca kurulmuş yeşillikler arasında şirin bir köy. İnsanın, buradaki dağlar arasındaki vadilerde her gördüğü köye yerleşmek geliyor içinden. Ormanlar uçsuz bucaksız, dağlar alımlı, her yan su kaynağı ve gürül gürül. Sularda kırmızı benekli doğal alabalıklar oynaşmakta. Her vadi dev çınar ağaçları ve ceviz ağaçları ile kaplı. Sırt çantalarımız, fotoğraf makinelerimiz ve Etheminde omzunda kamarası ile çağlayarak ormanlar arasından süzüle süzüle tertemiz akan Manavgat çayının kenarından yukarıya doğru yürümeye başlıyoruz. Her ağaç suya bir başka bakıyor. Bir koca çınarın içini boşaltıp muhteşem duruşu ile dallarının bazılarını dev kayalardan destek alarak güneşe doğru yükselttiğini görüyoruz. Yüz yaşında başka bir dalını ise ırmağın içine doğru salıp oradaki kocaman kayadan destek alarak gökyüzüne doğru döndüğünü görüyoruz. Suyu dönen dalın üzerine çıkıp hem pırıl pırıl hem de turkuvazla yeşil arası bir renkte olan büğetlerin (havuz) fotoğrafını çekiyoruz. Biz yürüdükçe sincaplar kaçışıyor ağaçlara. Çınar, sedir ve ceviz ağaçlarının altında pırıl pırıl ve de şırıl şırıl akan Manavgat çayının içinden yukarıya doğru yürüyoruz. Gökyüzü görünmüyor. Gökyüzü yanmıyor. Sıcaklık yakıcı değil. Sıcaklık, ormanın güzelliğinde, suyun akışında, sincapların önce tedirgin olup sonra bize bakışında ve cıvıl cıvıl duyduğumuz kuş seslerinde. Bazı bazı ormanlar arasından görünen mavi gökyüzünde bir atmacanın süzüldüğünü, bir şahinin uçtuğunu görüyoruz. Beynimiz boşalıyor, rahatlıyoruz. Tüm bedenimiz dinginlik içerisinde. Ali hoca değirmenine doğru yürüyoruz.</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-67" title="ali_cetin_melas3" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/ali_cetin_melas3.jpg" alt="ali_cetin_melas3" width="460" height="306" /></p>
<p>Üç saatlik bir yürüyüşten sonra Ali hoca değirmeninin yıkıntılarının olduğu yere varıyoruz. Her yan ceviz ormanı. Çok yaşlı cevizler ev çınarlar var burada.ceviz ormanı Ali hocanın emeğinin işi değil. Coğrafyanın doğal yapısı. Değirmen yok. Sadece yıkıntıları var. Taşalar yosunlanmış, su arıkları belli belirsiz. Develerin yüklerinin yıkıldığı yer, Ali hocanın ev yeri, değirmen yeri belli belirsiz fark ediliyor.</p>
<p>Ali hoca tutuzlu bir köylü. Lakabı bu. Değirmenin kurulduğu yer, Manavgat çayının hortanya köyü yakasında. Irmak zilan ile hortanya köyünün sınırını oluşturuyor burada. Geçmişte zaman zaman köylüler arasında sınır kavgaları olmuş. Ali hocanın değirmenine kimse söz etmemiş, dokunmamış. O dönemde yani 1940-50-60’lı yılarda buralarda yol yok. Un bulmak, tahin öğütmek çok zor. Ali hoca, köylüler ve Yörükler için vazgeçilmez. O zamanın su ile çalışan en önemli üretim aracıdır bu değirmen. Hem Yörükler için hem de çevre köylüler için çok büyük önem taşıyor. O nedenle herkes Ali hocayı koruyor.Muhtarın kardeşi şeref değirmen ile ilgili anıları anlatınca geçmişe bir yolculuk yapıyoruz. Daha yolumuz var. Melas’ın (Manavgat çayının) <span style="color: black; background-color: #a0ffff;">gözüne</span> yürüyeceğiz. Doğa bizi kendine yeniden hayran bırakıyor. Bir saat yürüdükten sonra, ormanların arasından gürül gürül fışkıran Manavgat çayının ilk <span style="color: black; background-color: #a0ffff;">gözüne</span> varıyoruz. Önce suyun <span style="color: black; background-color: #a0ffff;">gözüne</span> yatıp kana kana hepimiz içiyoruz. Tertemiz, berrak, çiçek kokulu, sedir kokulu, çınar kokulu ve ceviz kokulu kaynak suyu fışkırıyor ormanların arasından. ‘Şifa bu şifa ‘ diyor şeref. Kaynağın etrafı yarpuz ve su gerdemesi ile dolu. Ben koparıp yiyorum. Atilla, İsmail ve Ethem: ‘ne bu’ diye soruyorlar. Bende ‘Bu otlar doğal kuvvet macunu, köylüler için çok kıymetli, bunları toplayıp ilaç gibi yiyorlar’ diyorum. Ben böyle der demez, İsmail, Ethem ve Atilla otlara öyle bir saldırıyorlar ki, avuç avuç koparıp yemeye başladılar. Ben onların bu durumuna gülerek ‘durun boğulacaksınız, çok yerseniz ters etki yapar bu otlar’ diyorum.</p>
<p>Manavgat çayının kaynağındayız. Bu su, ali hoca suyu olarak anılır olmuş. Mutluyuz. Burada oturup dinleniyoruz bir süre. Dingin bir ortamdayız. Kuş sesleriyle, hafif hafif esen rüzgarla sallanan dalların hışırtısı ve akan suyun sesi hoş bir melodi oluşturuyor. Uyumak istiyoruz çınar ve ceviz ağaçlarının koyu serin gölgesinde.</p>
<p>940 metre rakımındayız. Manavgat çayının ilk gözünü bulmanın keyfini yaşıyoruz. Hava serin, görsellik muhteşem ve su buz gibi. Buz gibi suyun içinde azda olsa kırmızı benekli alabalıkların kaçıştığını görüyoruz. Sık ve dik ormanlar arasından akan Melas çayının ilk gözünden, çayın içinden yürümeye başlıyoruz aşağılara doğru. Berrak akan suyun oluşturduğu turkuaz rengi derin büğetler bütün alımlılığı ile bizi yüzmeye davet ediyordu. Üzerimizi çıkartıp sırt çantalarımızı ve fotoğraf makinelerimizi suyun kenarına bırakarak İsmail ile birlikte kendimizi büğete atıyoruz. Su buz gibi. Girmemizle çıkmamız çok hızlı oluyor.Bir daha,bir daha giriyoruz. Soğuk suya biraz alışınca yüzmek daha da hoşumuza gidiyor. Ethem her hareketimizi, her dalışımızı sürekli çekmekte kamarası ile. Sonra sırt çantalarımızı ve fotoğraf makinalarımızı alıp suyun içinden devam ediyoruz kanyon yürüyüşümüze. Su bazı yerlerde geniş akıyor dizlerimize kadar çıkabiliyor, bazı yerlerde ise daralıyor belimize kadar çıkıyor. Üşüyoruz üşümesine ama güneş, ortamın sıcaklığı ve hareketlilik üşümeyi sorun yaptırmıyor bize. Her ağacın, her taşın su ile ilişkilenmesi farklı burada. Yer yer çayın kenarlarından kaynak suları çıkıyor, eğilip kana kana içiyoruz. Gerçi Manavgat çayının ilk çıktığı ali hoca suyu ile zilan altı arasındaki bölümde hiç yerleşim yeri, balık çiftliği yani suyu kirletecek hiçbir oluşum yok. O nedenle bu aralarda akan çayın her hangi bir yerinden eğilip kana kana su içebilmek olası. Yürüdükçe ve yeni yeni güzellikler çıktıkça önümüze, üşümeyi ve yorgunluğu da unutuyoruz. Önümüze çıkan her büğete zevkle ve çocuk heyecanı ile dalıveriyor, oynuyoruz, su sıçratıyoruz. Ethem arkadaş, hem kamerayla bizi çekiyor hem de “olmadı bir daha, bir daha girin’ diyerek bizi sürekli suda tutmak istiyor. Ethem’in bizi suda tutmak için olmadı demesini anlıyoruz ve aldırmıyoruz. Manavgat çayında yüzmek üşütüyor üşütmesine, ama ortamın verdiği mutluluk hepsinden daha çok zevk veriyor, dinlendiriyor bizi.</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-68" title="ali_cetin_melas4" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/ali_cetin_melas4.jpg" alt="ali_cetin_melas4" width="460" height="306" /></p>
<p>Manavgat çayının içinde üç saat yürüdükten sonra Zilan altındaki balık çiftliğine iniyoruz. Dev çınar (biladan) ağaçlarının arasından akan çayın üzerine çardaklar yapmışlar. Doğal ortam bozulmamış, kirlenme yok, su tertemiz, serinliyoruz hatta üşüyoruz birazcık. Bizden başka kimse yok. Balıkçı seviniyor. Balıklarımızı pişirmesini söylüyoruz. Balıklar çayın doğal kırmızı beneklisi değil ama doğal kırmızı benekli tadına yakın. Afiyetle yiyoruz. Dinleniyoruz burada. Burası çok güzel, doğa harikası. İkinci gün yürüyüşe buradan başlayacağız.</p>
<p>Zilan köyü, ilarma (kuyucak) köyüne komşu. Karadağa sırtını dayamış. Karadağ sedir ve ladin ormanları ile kaplı. Orman sık mı sık. Karadağın doğu yanında akıyor Manavgat çayı. Yamaçları verimli sulak. Tepesine yakın Zilan ve Kuyucak yaylaları var. Kışın ,tepesine çok kar yağıyormuş. Bu karlar yer altı suyu olup, Manavgat çayının gözleri olarak akıyor kapuzlardan. Sedirin en güzeli, meşenin, ladinin, defnenin, çınarın ve dağ cevizinin en güzeli bu dağlarda yükseliyor mavi gökyüzüne doğru. Manavgat çayının kenarında, Dev çınarların altında yemek yenir, çadır kurulur, bolca yüzülür, deliksiz uykunun en güzeli ve dinlendiricisi uyunur. Doğa her güzelliği uyumla yaratmış bu vadilerde. Gördükçe hayran kalıyoruz. Daha çoğunda ötesini görmek için keşfe koyuluyoruz. Her gördüğüm köylü ile, çocuk, kadın, erkek demeden saatlerce konuşmak istiyorum. Her ağacı, her kuşu ,her vadiyi öğrenmeliyiz buralarda.</p>
<p>Balık çiftliğinin yanındaki eski değirmeni geziyoruz. Gürül gürül un öğütüyor taşlar. Su taşlara can veriyor. Taşlar buğday tanelerini eziyor ve insanlığın binlerce yıldır en önemli yiyeceği olan ekmeğin bembeyaz unu dökülüveriyor çuvallara.</p>
<p>Bu dağlardaki köy isimlerinin hepsi eski. Eski ama, belki de iki bin yıllık adlar bunlar. Köy isimlerinin gerçek Anadolu isimleri olduğunu, Anadolu ile özleştiğini ve hiç kimseye ait olmadığını biliyoruz. Etiler, Klikyalılar, Likyalılar, Romalılar, Bizanslılar, Osmanlılar ve Türkler hiç rahatsız olmadan bu isimleri kullana gelmişler. Her köyün girişinde ki bir tabelada yeni isimler yazıyor. Köylülere soruyoruz ‘ bu köyün adı ne diye’ köylü eski adını söylüyor hemen. İki bin yıllık eski adlar daha anlamlı, daha güzel bağ kuruyor Anadolu’nun geçmişi ile. O nedenle burada yaşayanların kullana geldikleri eski adları kullanmak daha doğru geliyor bize.</p>
<p>İkinci gün Zilan altından, Zilan vadisine doğru yürüyoruz. Doğa burada biraz daha dikleşiyor. Derin bir kapuz, Zilan kapuzu. Eylül başlarında ancak kapuz geçit veriyor. Yinede bir çok yerinden yüzerek geçilebilir. Mutlaka gerekli teknik malzemeyi ( İp, kask, poşet) bulundurmak gerekiyor. Çay zilan kapuzunda yer yer geniş ve uzun büğetler oluşturuyor.</p>
<p>Kapuzun üstünden, Manavgat çayına paralel, suyu görerek, ormanlar içindeki dar patika ve keçi yollarını takip ederek üzümdere vadisine doğru iniyoruz. Emarye köyünün altındaki vadiye inince tekrar Manavgat çayı ile buluştuk. Çayın içinden bir süre yürüdükten sonra, üzümdere vadisinde Manavgat çayının sakinleştiğini, yayıldığını, sanki yukarılarda harcadığı enerjiyi buralarda dinlenip yeniden toplamak istiyor gibi olduğunu görüyoruz. Hem doğuda, hem de batıdaki dik sivri dağların arasından görebildiğimiz kadarıyla gökyüzüne bakıyoruz. Dağlar, yaban hayat için milli park ilan edilmiş. Bu dağlar uzun boynuzlu dağ keçilerini, ceylanları saklıyor kucaklarında. Yürüyoruz. Su buz gibi. Aniden sivri dağın tam dibinden Manavgat çayına sıfır, uğuldayarak çıkan Karapınar kaynağını görüyoruz. Muhteşem. Sakin sakin çıkıyor sivri dağın dibinden. Sanki, Küpe dağından, sivri dağdan, suğla gölünden toplanan sular yorulmuşlarda, üzümdere vadisinde güneşi görmenin şaşkınlığıyla çıkıyor kara pınardan. Birden çoğalıveriyor Manavgat çayı burada. Suyun coşkulu sesini ,dev çınar ağaçları, karaca ağaçlar alıp, sivri dağın doruklarına taşıyor ve yankılanan ses koyu mavi gökyüzünde kaybolup gidiyor. Bu sese kuşlar, yılanlar, ceylanlar, tavşanlar, ayılar ve yaban keçileri koşup geliyor. Birde avcılar tabii ki. Ama köylüler bilinçlendikçe, yaban hayatın denetimi ve korunması başlamış. Avcılar, eskiden olduğu gibi kolay koşup gelemez olmuşlar Manavgat çayının gürleyen sesine.</p>
<p>Üzümdere vadisinde karapınar’a gelinirde dinlenmek  olmaz mı. Irmağın etrafı bağ, bahçe verimli mi verimli.</p>
<p>Üzmümderli Sabri’nin salaş balık pişirme çardağında konaklıyoruz. Sabri, candan bir insanoğlu. Sabri’nin balık pişirme çardağının hemen yanında Ahmet özen’inde büyükçe bir balık çiftliği var. Ahmet özen su ürünleri mühendisi, bilinçli bir şekilde yapmış üretim tesislerini. ‘Suyun en soğuk olduğu yer burası. Çiftlikte olsa buranın ala balığı lezzetli olur. Ama yeyeceğin balık üç yüz gramı geçmemelidir’ diyor Ahmet özen. Bize, çiftliğinden balık kızartıraçağını söyleyince, Sabri, ‘çiftlik değil kırmızı benekli doğal alabalıklarım var’ diyor. Hemen kızartılmış balık kokusu yayılıyor. Afiyetle yiyoruz kırmızı benekli alabalıkları. Lezzetlimi, lezzetli.</p>
<p>Manavgat çayı üzerindeki üzümdere yada zilana çıkarsanız, mutlaka çayın doğal alabalığı olan kırmızı benekliyi sorun. Tadını hiçbir zaman unutamayacaksınız.</p>
<p>Karapınardan aşağılara doğru eğim azalıp, vadi yayıldığı için geniş büğetler oluşuyor. 1950-60’lı yıllarda bu büğetlerde yığınla kırmızı benekli alabalık yaşarmış. Üzümdere köylüleri, zilanlılar, tutuzlular her köy, kendi sınırlarındaki büğetlere eylül ayında topluca gelir, topladıkları sarı çiçekli süpürçalılarını akşamdan suyun içerisine bastırırlarmış. Sabah, büğetler kırmızı benekli alabalıkların ölüsü ile dolu olurmuş. Süpürge çalılarının tozları balıkların solunğaçlarını tıkayarak ölmelerine neden oluyormuş. Buna, köylüler balık katliama demiyorlar. Çünkü, süpürge çalısı tozları büyük anaç balıkların solunğaçlarını tıkıyamadığı için onlara zarar vermiyormuş. Köylüler büğetlerdeki alabalıkları toplar, temizler, tuzlar ve iplere dizip kuruturlarmış. Kışın yemek için küplere basıp saklarlarmış. Bu anlatılanlar, şimdilerde köylüler için bir anı olarak kalmış dünlerinde. Kirlenme, küresel iklim değişikliği ve bilinçsiz avlanma kırmızı benekli alabalığın sonunu getirmiş.</p>
<p>Karapınar önünde, dev çınar ağaçlarının dalları arasına kurulan üzümdereli Sabri’nin çardağındayız. Sabri çaylarımızı getiriyor. Çaylarımızı içerken sohbeti de koyulaştırıyoruz. Bizim yörenin bir türküsünü söyleyeyim mi diyor Sabri. Belliki sesinin güzelliğini bize duyurmak istiyor.</p>
<blockquote><p>Şu maşatın kızları</p>
<p>Ne güzeldir gözleri</p>
<p>Gözlerine bakarken</p>
<p>kaybettim öküzleri</p></blockquote>
<p>Sabri tüm vadiye sesini duyurmak istercesine bağırarak söylüyor türküyü. Türkü sesi</p>
<p>Manavgat çayının sesi ile karışıp yankılanarak sivri dağın doruklarından üzerimizi bir tül gibi örten parlak, ışıl ışıl yıldızlara karışıp kayboluyor. Manavgat çayı,çoğalarak akmaya Karapınar kaynağıyla başlar.Burada üzümdere vadisi,dar ve derindir.Ama zilan kapızı gibi geçilmez değildir. İki dağın arasında dik bir vadidir üzümdere. Irmağın kenarları bağdır, bahçedir. Eskilerden kalma kervanlara geçit veren yollar bulunmaktadır.</p>
<p>Karapınarla coşan Manavgat çayı, üzümdere altlarında kayaoğlu ve derindere kapızlarını geçtikten sonra, Akseki’yi İbradı’ya bağlayan yola geçit veren Handos boğazından, Düzlen altındaki süzekkaya denilen muhteşem vadiye iner. Karapınar kaynağının coşkulu sesini geride bırakıp, balıkçı Sabri’ye bolca teşekkür ettikten sonra aşağılara doğru, Manavgat çayı içinde, kanyon yürüyüşümüze devam ediyoruz. Dev çınar ağaçlarının arasından akan çayın içerisinde yol alıyoruz. Ethem bizi kamerasıyla ırmak kenarlarından yürüyerek çekmeye çalışıyor. Suyun büyüsünün etkisi ile zaman zaman sırt çantalarımızı ve fotoğraf makinelerimizi kenara bırakıp, geniş ve derin büğetlere dalıveriyoruz. Suyun soğukluğuna alıştık. Handos boğazına inmeden dik dağın yamaçlarında yaban keçilerini görebileceğimizi söylemişti köylüler. Dikkatle uzun uzun dik dağın yamaçlarına bakıyoruz. Ama hiç yaban keçisi göremiyoruz. Yaban keçileri sabahın erken saatlerinde yada akşam hava serinlediği zaman yayılmaya çıkıyorlarmış.</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-69" title="ali_cetin_melas5" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/ali_cetin_melas5.jpg" alt="ali_cetin_melas5" width="460" height="306" /></p>
<p>İbradı’nın uzak bir mahallesi olan düzlenin Muhtarı Mehmet Soysal ile tanışıyoruz. Düzlen eskiden Akseki’nin bir köyüymüş. İbradı ilçe olduktan sonra, sanırım devletimiz ilçe nüfusunu tutturabilmek için yakın köyleri mahalle yapıvermiş. Düzlen Manavgat çayının yukarılarında, Handos boğazının hemen üstündeki yamaçta, yeterli suyu olmayan, bağ, bahçecilik ve hayvancılıkla geçinmeye çalışan ve de İbradı belediyesinden yeterli değil, hiç destek almayan şirin bir köy, Muhtar Mehmet Soysal bizimle birlikte gödene altına kadar gelmek istediğini söyledi. Handos boğazından Düzlen altına doğru hafif bir yay çizen Manavgat çayı, irili ufaklı büğetler ve şelaleler oluşturarak yer yer süzek kaya denilen yerden batarak birkaç metre sonra gürleyerek derin bir büğete akıveriyor. Süzek kayanın hemen altında, ırmağın iki yakasından fışkıran meşhur yedi pınarlar berrak ve temiz sularıyla Manavgat çayına karışmaktadırlar.Yedi pınarlar ve süzek kayanın önündeki büğetlerin çevresi kampçılık açısından çok güzel bir ortama sahip. Burada kamp kurulur, birkaç gün hem balık avlanılabilir, hem de ırmak boyunda yukarıya ve aşağıya doğru çok güzel yürüyüşler yapılabilir.Yedi pınarlardan sonra yine Manavgat çayının önemli kaynaklarından biri olan gembos suyu çıkmaktadır. Zilandan, Sinan Hoca köyüne kadar oluşan derin vadi bir yanda Küpe dağından Manavgat çayına kadar, diğer yandsa gembos ovasından yine Manavgat çayına kadar geniş bir alanı kaplamaktadır..Bu genişlik ve derinlik Manavgat çayını,ülkemizin en çok yer altı kaynaklarıyla beslenen çayı yapmaktadır.</p>
<p>Genbos suyundan sonra su ,ünlü gödene kapızına giriyorki ,burası geçit vermez. Muhtar Mehmet Soysal gödene kapızının başladığı boğaza kadar bizi götürüyor. Bu mevsimde buradan geçmenin çok zor olduğunu anlıyoruz. Ancak teknik malzeme ve profesyonellik gerektirirki, aşağılara doğru inilebilsin.Burda durup dinleniyoruz. Suyun sesi vadinin derinliği görsel açıdan bizi büyülüyor,dinlendiriyor.Ortam tertemiz.Küresel iklim değişikliği daha buralara tam olarak gelememiş.Irmakta ,ormanlarda,yaban keçileri de yani tüm yaban hayatla birlikte köylülerde doğanın kirlenmesinin ve küresel ısınmanın getireceği olumsuzluklardan habersiz.Bu kapızın ağzında yatıp uyumak geliyor içimizden.Dağların güzelliği,bol oksijen rahatlatıveriyor. Irmağın hem batısı, hem de doğusu geçit vermez dağlarla önümüzü kapatıyor.Bu daralan bölgeden Manavgat çayı bir ip gibi ormanlar arasından süzülerek aşağılara doğru akıp kayboluyor.Doğuda gödene vadisi,batıda ürünlü vadisi ve ünlü altın beşik mağarası bulunmakta ve de bulunduğumuz yerden her ikisini de ne görmek mümkün nede geçip gidebilmek. Handos boğazından yukarı çıkıp gödene üzerinden vadiye ineceğiz yada düzlen üzerinden İbradı’yı geçerek ,Ürünlü köyüne varıp,altın beşik mağarasını gördükten sonra aşağılara gödene kapızına ineceğiz.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-74" title="DSC07226" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/DSC07226.JPG" alt="DSC07226" width="720" height="480" /></p>
<p>Artık Manavgat çayı kanyonu yürüyüşünün Dördüncü günüdeyiz.Ürünlü Köyü yolu üzerinde duruyoruz.Ali Dönmez “size bir sürprizim var”.diyor. Köyün yolundan birkaç metre içerideki kocaman kırmızı dut ağacını göstererek “buyurun arkadaşlar” diyor. Böyle davet rededilebilinirmi.Hemen ağaca yaklaşıyoruz.Dut ağacı belki de iki asırlık .Kara dutlar o kadar lezzetli ’ki ,yedikçe yiyesimiz geliyor.Ama bir sorunumuz var,dutun suyu kan renginde ve her tarafımızı kıpkırmızı yapıyor.Atilla ve İsmail üzerlerini çıkarıp yemeye devam ediyorlar.Ben ağaca çıkıyorum,hem yiyorum,hemde Atilla ile İsmail’in üzerlerine bilinçli olarak kırmızı dutları düşürüyorum.Çıplak vücutları kıpkırmızı oluyor. Burada yeterince kırmızı dut yedikten sonra Ürünlü köyüne, oradan da Altınbeşik mağarasına doğru yola çıkıyoruz.</p>
<p>Altınbeşik yolu sarp ve zorlu.Dikkatli bir biçimde mağaranın önüne iniyoruz. Yemyeşil bir göl durmakta dev mağaranın ağzında. Önünde ırmağa doğru inen dev kayalardan ve çakıllardan oluşan büyük bir dere var.Dere susuz,her yan ormanlarla kaplı, ağustos böceklerinin sesinden ırmağının sesini duyamıyoruz.Sanki burası ağustos böcekleri vadisi.Altınbeşik mağarası önünde banklara oturuyor dinleniyoruz.Burası oldukça serin .Biraz sonra bu ıssız ortama bir araç geliyor. Aracın içindekiler bizi görünce seviniyorlar. Akseki’ye nasıl gideceklerini soruyorlar.Yanlış geldiklerini anlıyoruz.”biz bu yoldan bu arabayla Ürünlü Köyüne dönemeyiz “diyorlar.Bizim Ali Dağların şoförü.Aliye rica ediyoruz.Ali,arkadaşları Ürünlü köyüne kadar götürüyor arabayla.Altınbeşik mağarasının altındaki dev çakıllardan oluşan derenin içinden ırmağa doğru inmeye başlıyoruz dereden inmek zahmetli ve zor.Her an kayabilir,düşebiliriz.Hava sıcak.Bir yandan yol almaya çalışıyor düşmemek için sağa sola tutunuyoruz,bir yandan coğrafyanın güzelliğini fotoğraflamaya çalışıyoruz. Ethem ise bizi çekiyor.Bir saatlik zorlu bir yürüyüşten sonra Altınbeşik mağarasının sularının aktığı yere ulaşıyoruz.Suyun içinden bir süre yürüdükten sonra köpüklenerek coşkun akan Manavgat çayının kenarına iniyoruz.Artık ırmağın kenarında dinlenmeyi hak ettiğimizi düşünüyoruz. Irmağa doğru uzanmış dev çınar ağaçlarının gövdelerine yaslanarak ayaklarımızı ırmağın serin sularına sokup ırmağa, ormanlara ve ırmak içerisinde kaçışan alabalıklara bakıp ferahlıyoruz.Burası Altınbeşik mağarası altı,gödene vadisi bu vadi.Manavgat çayının aktığı en zorlu yer.Biraz altımızda su kıvrılarak şelale oluşturmakta.Biraz yukarılardan karışan küllü suyun coşkusuyla iyice debisi artan Manavgat çayı, burada hem muhteşem bir görsellik sunuyor, hem de geçit vermez bir coşkuyla şelaleler oluşturarak Sinan hocaya doğru akıp gidiyor.Bu kapızda su,yer yer altı yedi metre daralarak akmaktadır.Sanki atlayıp karşıya geçmek geliyor insanın içinden burada. Bazı yerlerde su doğal taş deliklerine girip bir doğa harikası yaratarak akıyor.Altalta, Üst üste oluşan deliklerden fışkırarak akan Manavgat çayını bu bölümünü mutlaka görmek gerekir.</p>
<p>Gödene kapızında aşağılara doğru indikçe su sakinleşiyor.Sanki ırmak Sinan hoca vadisinde dura dura akıyor.Sinan hoca vadisinde irili ufaklı bir çok kaynak,açıktan ,yer yer görülmesi zor bir şekilde Manavgat çayına karışmaktadır.Her kaynak Manavgat çayına can vermekte, coşkusunu artırarak alımlı bir şekilde denize doğru akıştırmaktadır.</p>
<p>Sinan hoca köyünün bağ ve bahçelerini sulayan kozarası pınarı çok güçlü bir kaynak. Üzerinde balık çiftliği var. Manavgat çayı kenarında bulunan büyük su kaynaklarının hemen hepsinin üzerinde birkaç tane balık üretme çiftliği bulunmaktadır. Kimi derme çatma kimisi düzenli, ama hepsi denetimsiz. Kirlilik kaynaklarına dönüşmüş çoğunlukla alabalık çiftlikleri.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-75" title="DSC07597" src="http://namaras.org/anasayfa/wp-content/uploads/2009/10/DSC07597.JPG" alt="DSC07597" width="720" height="480" /></p>
<p>Kozarası pınarında alabalık üretme çiftliğinin çardağına oturup dinleniyoruz. Manavgat çayı yürüyüşümüzün beşinci günündeyiz. Irmağın her bölümünü hiç atlamadan görmek tanımak istiyoruz. Her yer keşfedilmeye değer. Kozarası kaynağının bağ ve bahçelerin üstünde değişik bir görünümü var. Burada bir süre dinleniyoruz. Ali dönmez ‘size bu gün ırmağın bu bölgesinin doğal ve lezzetli balığı olan kara balığı yedirtmek istiyorum. Kızarmış karabalıklar masamıza gelince, pembe domatesten yapılmış harika köy salatası ile birlikte iştahla yiyoruz. Karabalıklar en az kırmızı benekli alabalıklar kadar lezzetli. Manavgat çayının daha yukarında su çok soğuk olduğu için karabalık üremiyor. Bu balığın yaşayabilmesi için çayın suyunun belirli bir soğuklukta gerekiyor. Kozarası deresinden sonra bağ ve bahçelerin arasından, düz ve geniş vadinin ortasından durgun akan Manavgat çayının kenarına iniyoruz. Su durgun akan bir görüntü veriyor ama bu mevsimde karşıya geçmek çok zor. Çayın durgunluğuna aldanıp, tedbirsiz karşıya geçmeye kalmak insanın başına dert açabilir. Irmak boyunda Sinanhoca köylüleri oltalarıyla balık avlamaktalar.</p>
<p>Sinanhoca vadisinden ırmağı takip ederek Manavgat çayının son iki kapızı olan Pirnos ve Sinekkısar kapızına doğru iniyoruz. Bu iki kapızı geçerek Oyma pınar barajına ulaşmak imkansız. Derin, kesme kayaların arasından daralarak akan suya ancak bakabiliyoruz. Sinekkısar kapızının bitip, oyma pınar barajının başladığı yerde Manavgat çayının en büyük kaynağı olan dumanlı su çıkmaktadır. Dumanlı su gembos ovasından Manavgat vadisine kadar yağan yağmurların ve kar ların, kalkerli, karstik araziden toplanarak yer altı suyu olarak oyma pınar barajında Manavgat çayını beslemektedir. Kapızın bitişi ile birlikte oyma pınar barajı dehşetli bir görsellik sunmaktadır dağlar arasında. Bu baraj 1977-84 yılları arasında yapılmıştır. Enerji amaçlı yapılan bir barajdır. Akarsu yatağından yüksekliği 180 metredir. Bu özelliği ile Keban, Altıntaş, ve berke barajından sonra Türkiye’nin en yüksek dördüncü barajıdır. Oyma pınar barajından aşağılara doğru bakınca, irili ufaklı bir sürü adacığın etrafında Manavgat barajı uzanıverdi önümüzde.1986-87 yıllarında yapılan bu barajda enerji amaçlı. Her iki barajda Manavgat çayının güçlü suları ile oluşmuş iki doğal göl niteliğinde.</p>
<p>Artık Manavgat çayı yürüyüşünün sonuna doğru geliyoruz.ünlü Manavgat şelalesini uzun uzun anlatmaya gerek yok.</p>
<p>Üzerinde bir zamanlar ticari amaçlı tomruk ve odun taşıyan, durgun akan bölümündeyiz Manavgat çayının.</p>
<blockquote>
<p style="text-align: right;">Ali Çetin</p>
<p style="text-align: right;">
</blockquote>
<p><object width="480" height="385"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/Ov3jBLz-9z8&#038;hl=en&#038;fs=1&#038;color1=0x3a3a3a&#038;color2=0x999999"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><param name="allowscriptaccess" value="always"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/Ov3jBLz-9z8&#038;hl=en&#038;fs=1&#038;color1=0x3a3a3a&#038;color2=0x999999" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"></embed></object></p>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/melasin-gozlerine-yolculuk-boydan-boya-manavgat-cayi/&amp;t=Melas%C4%B1n+G%C3%B6zlerine+Yolculuk+%22Boydan+Boya+Manavgat+%C3%87ay%C4%B1%22" rel="nofollow" title="Bunu Facebook'da paylaşın">Bunu Facebook'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=Melas%C4%B1n+G%C3%B6zlerine+Yolculuk+%22Boydan+Boya+Manavgat+%C3%87ay%C4%B1%22+-+http://namaras.org/anasayfa/namaras64+(via+@alicetinnamaras)" rel="nofollow" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/melasin-gozlerine-yolculuk-boydan-boya-manavgat-cayi/&amp;title=Melas%C4%B1n+G%C3%B6zlerine+Yolculuk+%22Boydan+Boya+Manavgat+%C3%87ay%C4%B1%22" rel="nofollow" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-reddit">
			<a href="http://reddit.com/submit?url=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/melasin-gozlerine-yolculuk-boydan-boya-manavgat-cayi/&amp;title=Melas%C4%B1n+G%C3%B6zlerine+Yolculuk+%22Boydan+Boya+Manavgat+%C3%87ay%C4%B1%22" rel="nofollow" title="Bunu Reddit'de paylaşın ">Bunu Reddit'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22Melas%C4%B1n%20G%C3%B6zlerine%20Yolculuk%20%22Boydan%20Boya%20Manavgat%20%C3%87ay%C4%B1%22%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%22%C4%B0z%20Tv%E2%80%99ye%20S%C4%B1rt%20%C3%A7antam%20dergisi%20olarak%20Manavgat%20%C3%A7ay%C4%B1%20belgeselini%20%C3%A7ekmek%20i%C3%A7in%20haz%C4%B1rl%C4%B1klar%C4%B1m%C4%B1%20uzun%20zamand%C4%B1r%20yap%C4%B1yordum.Bir%20belgeseli%20seyretmek%20ho%C5%9F%20ve%20zevkli%2Cg%C3%B6rsellik%20a%C3%A7%C4%B1s%C4%B1ndan%20zengin%20ise%20daha%20da%20doyumsuz%20olur.Belgeseli%20%C3%A7ekmek%20ise%20%C3%B6ylesine%20kolay%20de%C4%9Fildir.%20%C3%96n%20haz%C4%B1rl%C4%B1k%20gerekir%2Cb%C3%B6%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/melasin-gozlerine-yolculuk-boydan-boya-manavgat-cayi/" rel="nofollow" title="Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin ">Bunu yazıyı e-mail olarak gönderin </a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/melasin-gozlerine-yolculuk-boydan-boya-manavgat-cayi/feed" rel="nofollow" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=Melas%C4%B1n+G%C3%B6zlerine+Yolculuk+%22Boydan+Boya+Manavgat+%C3%87ay%C4%B1%22&amp;link=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/melasin-gozlerine-yolculuk-boydan-boya-manavgat-cayi/" rel="nofollow" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-blogger">
			<a href="http://www.blogger.com/blog_this.pyra?t&amp;u=http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/melasin-gozlerine-yolculuk-boydan-boya-manavgat-cayi/&amp;n=Melas%C4%B1n+G%C3%B6zlerine+Yolculuk+%22Boydan+Boya+Manavgat+%C3%87ay%C4%B1%22&amp;pli=1" rel="nofollow" title="Blog this on Blogger">Blog this on Blogger</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://namaras.org/anasayfa/2009/10/04/melasin-gozlerine-yolculuk-boydan-boya-manavgat-cayi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

