Tag Archive | "akdeniz"

ALARA, DOLANI DOLANI AKAR AKDENİZ’E -2


ALARA, DOLANI DOLANI AKAR AKDENİZ’E -1

Yazının giriş kısmına buradan ulaşabilirsiniz.

…devamı

Alara’nın çoşkusu

Kayaların arasında dar geçitler oluşturarak, coşkulu, heyecanlı, ürkütücü ve insanı rahatsız etmeyen, üstelikte insana huzur veren bir uğultu çıkararak akıyordu Alara Akdeniz’e doğru.

3-4 km. yürüyünce Bayır Köyü altında akan, Bayır Suyu denen 20-35 m. yükseklikten uçarak Alara’ya inen ilk şelaleyle karşılaşınca heyecanlandık. Ağaçların arasından ormanı yararak birden Alara’ya yetişme kaygısıyla, Alara’nın gürültüsünde sesi kaybolarak akıyordu Bayır Suyu güneyden Alara’ya. Alara Çayı boyunca yürümeye devam ediyorduk. Bahar çoktan gelmişti Alara vadisine. Kuş sesleri yükselemiyordu Alara’nın uğultusundan. Belkide Alara vadisindeki kuşlar daha bir yüksek sesle ötüyorlardı ama boşuna. Çiçekler rengarenk, salepler morun en güzel tonlarıyla açmışlardı Alara vadisinde. Salepler alımlıydı, yabani orkidelerdi bunlar.

Suyun senfonisi

Doğanın büyüleyici atmosferinde yola devam ederken, birden ırmağın gürültüsü değişip artarak çoğaldı,durduk; Alara’ya doğru bakınca taşların arasından yani büyük büyük kayaların arasından, çaya 15-20 metre uzaklıktan uğuldayarak köpükler içerisinde delicesine fışkıran debisi oldukça yüksek bir kaynak akıyordu Alara’ya. Köylülerin anlattığı köpüklü su idi bu. Öyle muhteşem akıyordu ki bu köpüklü su, bir gelin duvağı içerisinde heyecanlı, coşkulu ve mutlu koşuyordu Alara’ya ve Alara daha bir coşkulu alıyordu kollarına köpüklü suyu alarak güneyinden. Burada durduk. Bir senfoniydi sanki bu, Köpüklü suyun fışkırırken çıkardığı nameler. Alara’ya kavuşurken ki uğultusu ve dağlardaki yankısı bambaşka bir müzik armonisi olarak geliyordu kulaklarımıza. Sonra Bayır Köyü altından gelen ve yazın azalan bayır deresinin üzerinden geçerek yürüdük. Kuzeyden Gündoğmuş(Eksere) altından Sümen Deresi’nin kıvrılarak, dağların arasından gelip,”Beni de al” aceleciliğiyle Alara’ya katıldığını gördük. Alara’nın coşkusuyla birlikte bizimde heyecanımız artıyordu. Gözümüz dağlarda, kulağımız Alara’daydı. Her kaynak aniden fışkırıp atlıyordu Alara’ya. İşte kuzeyden Senir Köyü (Seğer) altlarından, dağlardan kayaları yararak kendine yol açıp kıvrılarak Alara’ya ulaşan, ‘ lale şelalesi” yani Lele Şelalesi coşkuyla dağların yamaçlarından, ormanların arasından parlayarak iniyordu Alara Çayı’na.

DSC00732

Alara ve şelaleler

Sonra daha nice irili ufaklı sular sanki her köyden bir haber ulaştırıyordu Alara’ya. Alara coşkulu, Alara köpüklü, Alara durmak ve doymak bilmez bir hızla akıyordu vadisinde. Orman büyülemişti bizi. Alara vadisi, kayaları, kayaların sarplığı ve şelaleler büyülemişti bizi. Yorulmayı unutmuştuk, yürüdükçe yürümek istiyorduk ve 17-18 km. yürümüştük ki; Garahese Köyü ile Karabul Köyü altlarından bir uçurumun üzerinden çıkarak, Alara’ya kavuşmanın heyecanıyla kendini uçurumun 80-100 metresinden öylesine bırakıveren doğa harikası Neylet (Naylet veya Lanet) Şelalesi çıktı karşımıza. Doyumsuz bir seyri vardı. Neylet’in karşısına geçip, çantalarımızı indirip Alara’nın köpüklü suyuna ayaklarımızı soktuk. Biz dosttuk Alara’ya. Onu kirletmeyeceğimizi hemen anlamıştıki, dostlukla ayaklarımızın yorgunluğunu alıverdi. Alara’nın kıyısında,Neylet’in karşısında, şelalenin coşkulu, heyecanlı akışına bakarak yemeklerimizi yedik. Saat 15,30 idi. Toparlanıp dönmek için hazırlandık. Biraz ilerimizde, Alara’nın kuzeyinde Mannas( Kaleycik) Köyü’nün evleri görünüyordu. Mannasın karşısına kadar yürüyebilir ve Manas Şelalesini görebilirdik ama en az 1-1,5 saat daha yürümemiz gerekiyordu. Vakit geç olmuştu. Karanlığa kalmadan çadırlarımızı kurmalıydık.

ALARA, DOLANI DOLANI AKAR AKDENİZ’E

Geriye döndük. Dönüşte ilk defa geçiyormuş hissiyle bakıyorduk çevremize, Alara vadisine. Kemer Köprü’ye 2 km. kala, hemen ırmağın kenarında, orman yoluna bitişik Viran Yer (veran) denen düzlükte çadırımızı kurduk. Kamp ateşimizi yaktık. Kampçı kampında gerekti. Üç çadır, altı arkadaştık. Saat 12.00’ de kamp ateşimizi söndürüp çadırlarımıza çekildik. Alara Çayı, Alara vadisinin ıssızlaşmasına coşkusuyla izin vermiyordu. Gülseren, domuz gelir korkusuyla saat 04.00’e kadar uyumadı.

Kamp ateşi

Sabah 07.00’ de kalktık. Kamp ateşimizi yeniden yakarak, sabah kahvaltımızı birlikte, neşe içerisinde yaptık. Kamp ateşinde ve Alara’nın suyuyla çayın demi ve tadı bir başkaydı. Dağı tanımak, paylaşmak, dayanışmak çok önemlidir dağcı için.

İkinci gün , arabamızı saat 10.00’ da tekrar Kemer Köprü’ye bırakarak, köprünün üzerinden geçip Alara’nın kuzeyinden Çündüre yönünde doğuya doğru yürümeye başladık. 2 km. yürüyünce, Alara’nın kuzeyinden, Pembelik Köyünün altından gelen Karıncalı Dere ile Alara’nın birleştiği yere geldik.

Alara, vadisinde mutlu akar

Bir yanda Sarı Kaya Dağı(Gündoğmuş yönünde) , bir yanda Göktaş Tepesi (Semet Köyüne doğru), bir yandan da (Kemer Köprü’nün doğusunda) Asar Dağı birden yükseliveriyordu vadide. Bu dağların arasından coşkulu, güvenli ve mutlu akıyordu Alara Çayı. Ve Kemer köprünün üzerinde dimdik yükselene Susuz Dağ, sanki kanat germişti Alara’ya.

DSC08444

Taş döşeme kervan yolu

Karıncalı Derenin üzerindeki tahta köprüden geçince taş döşeme kervan yolu kırk kez dönerek, Kırk Dönmeler dağına doğru çıkıyordu. Tarihi Romalılara dayanan ve Selçuklulardan bugüne tüm göçerlerin üzerinden geçtiği bu yol, tüm tarihiyle canlı olarak döne döne çıkıyordu Kırk Dönmeler tepesine. Kendini, tarihini ve güzelliğini koruyordu. Her bir taş ölçülü, bilinçli döşenmişti.; develer düşmesin, atlar sekmesin diye. Derenin hemen kenarında yemyeşil, bu mevsimde papatyalara bürünmüş, küçük bir düzlük vardı. Burasının göçerlerin konaklama yeri olduğu apaçıktı, geçici ev ( yıkık) yapılan taşlar duruyordu. Yıkıntıları daha bir belirgin duran Hatmalının Hanının yeri, bir başka anlam katıyordu buraya. Bu dönmeleri döne döne çıkıp tepenin başına varınca çok sert bir rüzgarla karşılaştık. Burası bir başka konaklama yeri olan Ağulusu idi. Ağulusu’dan bakınca karşımızda duran, Sindirfenin (Çayırözü Köyü) ve Malan Köyünün (Ortaköy) üzerinde yükselen Barcın Akdağ ve Karayılan Dağı sert rüzgarlarıyla önümüzü kesiyordu. Bu göç yolundan, Payallar, Güney, Güzelbağ, Ortagonuş, Türkler, Bayır ve Avsallar köylüleri yaylaya gidiyorlardı.

Bu taş döşeme göç yoluna derbent yada devrent diyor göçerler. Bu yol dağın yamacına bir uçtan, bir uca taş döşenerek yapılmış.

Yollar yörükleri bekliyor

Şimdilerde ölmeye yatmış kırk dönmeler kervan yolu, diğerleri gibi. Yaylalara araba yolları yapılınca, develer, atlar bir bir yok olunca; eskiden bir hafta, on günde gidilen yaylalar, bir günde hatta birkaç saatte gidilir olmuş. Yollar anılarıyla kalıvermiş baş başa ve ölmeye yatmış kervan yolları üzüntüden. Süslü kervanlar geçermiş bu yollardan allı pullu süslenmiş Yörük kızlarıyla. kıratlar, yörük beylerinin altında, yepyeni nallarının şakırtılarıyla yürürlermiş, geceleri nallarının çivileriyle devrent taşlarından kıvılcımlar çıkartarak.

Hüseyin, çobanlığı özlüyor

Payallar Köyü’nden, daha önceleri çoban olan ve sürüleriyle, develeriyle defalarca buradan geçen, şimdilerde çobanlığı bırakan Hüseyin isimli biriyle karşılaştık. Onunla koyu bir göç sohbetine daldık. Gülseren birkaç kez, “Gidelim, geç oldu” diye müdahale edince eski çoban Hüseyin’in anılarından koparılmak hoşuna gitmedi ve “Sıktın be bacım, şurada ne güzel iki laf ediyoruz, sen herhalde şehirlisin” demesi bir başka anlam kattı yayla anılarına.

İki günde elli iki km. den çok yürümüştük. Oldukça yorulmuştuk. Ama Alara vadisini tanımanın verdiği mutluluk her şeye baskın geliyordu. Doğa bizi bir kez daha bambaşka bir dünyaya götürmüştü. Dinlenmiştik, mutluyduk tatlı bir yorgunluğun altında. 15,30’ da Kemer Köprüye gelerek, balık lokantasına oturduk.

ALARA, DOLANI DOLANI AKAR AKDENİZ’E

Alara’nın son bülümü daha dolayımsız ama coşkulu, doyumsuz. Ali köprüsünden aşağıya yine Ağustos ayında gidiyoruz. Namaras altından, Arıkçalı mezarlığında araçlardan inip son etap Alara yürüyüşünü başlattık. Arıkçalıyı geçince sağa sapıp seyit ekinliğinden geçip, ibiş ekinliğine döndük. Buralarda ormanlık alanın içerisinde, zamanla köylülerce ormandan çalınmış ekinlikler. Adları da üstünde. İbiş ekinliği biraz daha çukurda kalan bir ekinli bolca meşe ağaçları var. İbiş ekinliğinin kuzeyindeki tepede antik bir yerleşim yeride bulunmakta. Burada birde harman var. Harman ekinler biçildikten sonra toplanıp düvenle sürüldüğü alan. Musa diye bir köylü ekinlerini biçip harman yerinde toplamış, düvenle sapları güzelce sürmüş ve beklemiş. Yel gelsin samanı buğdaydan ayırayım diye. Elinde yaba bir hafta beklemiş yeli Musa Dayı. Ama bir hafta ne yel gelmiş ne Musa Dayı elinden yabayı bırakmış. Sonra yel gelmiş, buğdayı samandan ayırmış Musa Dayı ve “Şükür demiş çok şükür ya onbeş gün yel gelmeseydi”

İnsanların lakapları

İbiş ekinliğini geçip kuzey batıya doğru dönüyoruz. Ormanın içinde bir keçi yolu var. Buna sadece keçi yolu denmez. Artık patika olmuş. Buralarda keçi yatakları, koyun yatakları varmış eskiden, çoban evleri(sayvant) yıkıntı halinde duruyor. Durmuş Ali’nin çocukluğu buralarda geçmiş”Çok keçi güttüm” bu ormanların ortasında diyor. Hava sıcak ama biz hiç güneş görmüyoruz. Hafif bir esintiyle ilerliyoruz. Alara Çayı vadisine doğru.

Mandanın yatağına geliyoruz.”Gelin boğulduğunun üstü burası” diyor Durmuşali. Durmuş Ali ,Kıllı’nın oğlu. Buralar hep insanların lakaplarıyla anılıyor. Bir gelin boğulmuş bu derede. Manda koyun çobanıymış, hiçbir şeye aldırmayan, sorunsuz, yazı kışı ayırmayan bir çoban. Kendiyle koyunlarıyla, dünyayla dalga geçiyormuş her zaman.

Vadi çok derin

Gelin boğulduğunu geçip, bir süre ormanın içinden yürüyünce Alaravadisi önümüze çıkıveriyor. Derin mi derin bir vadi. Oldukça aşağılardan akıyor. süzeğin oradan çoğalarak akan Alara, aşağı doğru dar geçitlerden süzülerek akıyor. Eskiden tomrukçular gezermiş. Tomrukçular develerle tomruk çeker, Alara’ya tomruk atıp suyun akıntısıyla tomrukları indirirlermiş sahile. Biran tomrukçu seslerini, keçi çanlarını duyar gibi oluyoruz. Orman sessiz. Alara çoğalarak, uğultuyla akıyor Akdeniz’e doğr

B u dağları kimler tanımamış ki ,efeleri, hırsızları, çobanları, tomrukçuları, avcıları. Eskiden geyikler gezer, kurtlar çakallar, ulurmuş bu vadilerde. Eskiden osmanlının baskısından keçilerini kaçırıp günlerce saklarmış çobanlar bu vadilerde. Sırkat vergisi varmış eskiden, Aşar yani. Keçiden alınana sırkat denirmiş, her on keçiden birini gelip devlet alırmış. Köylüde ne yapsın, sırkat vakti gelince keçilerin üçte ikisini kaçırıp günlerce saklarmış bu vadilerde. Bazen hiç vermezlermiş.Sırkat vergisi on sene birikirmiş. Osmanlı alacağını bırakır mı durmadan sıkıştırırmış. Ne yapsın köylü. Bir gece develerini yükletip, keçileri alıp yola koyulurmuş.günlerce gider sonra ıssız bir vadide yurt tutarmış ve sırkattan kurtulurmuş böylece. Çok yer değiştirme olmuş göçerlerde bu yüzden. Dağlar,vadiler, ormanlar her zaman özgürlükten yana olmuş, her zaman başkaldırıya kucak açmış, yoksulun yanında olmuş, ve hep sevda türküleri söylenir dağlarda, hep dertler dağlara anlatılır türkülerde ve hep dağlara sığınılır, dağlar kucak açar zorda kalanlara.

DSC00730

Zorlu iniş

Zorlu bir iniş var önümüzde her geçit bir kayalıkla sonlanıyor zorlanıyo Ama her molada eşsiz bir vadi var altımızda. Alara çayı çizgi halinde akıyor.

Bir düzlüğe iniyoruz, burası yerel adıyla Pelitli(Meşeli) çökek. Buranında anısı var diyor Hüseyin Çetin. Bıttıların Ali Onbaşı’nın oğlu Osman’ın kırk keçisi burada bir kurt sürüsü boğup öldürmüş, Osman, babasının korkusuna keçileri bırakıp kaçmış, köylüler Osman’ı aramaya gelmişler bu vadiye, bulamamışlar.Osman nerdeymiş biliyor musunuz ? mandanın yanında ,Manda’ yorulunca giderler’ demiş.’ işte bu pelitli çökek böyle bir yer” dedi Hüseyin Çetin. Orada dinleniyoruz. Tüm ekip toplanıyor. Zorlanıyorlar ,korkanlar oluyor, ağlayanlarda. Ama korku olmadan, heyecan olmadan yürüyüşten arta kalan bir şeyde olmuyor. acele etmeden moral vererek götürüyoruz ekibi. En arkada Neşet, Gülseren ve Hüseyin geliyorlar. Acele etmiyoruz. İniş zor, iniş riskli ama zevkli ve heyecanlı. Gülseven’le Neşet sabırla geliyorlar arkadan acele etmeden, zorlanmadan ve zorlamadan.Sonra toplanıyoruz. Çamlıktan karşımıza Alara Kalesi. 1. Aleaddin Keykubat tarafından yaptırılmıştır. Burası Antalya-Konya kervan yolunun en önemli geçitiymiş. 1232 yılında da yine Selçuklu Sultanı Aleaddin Keykubat tarafından kalenin biraz ilerisine birde kervansaray yaptırılıyor.

DSC00698

Doyumsuz manzara

Alarakalesi’ni uzaktan, Alara Çayı’nın üzerinden doyumsuz manzarayla seyrediyoruz. Sonra birden serin sularıyla Alara çayı ormanlarının arasında karşımıza çıkıveriyor. Bu tüm yorgunluğumuzu unutturuyor. Herkes çantasını bırakıp kendini suya atıyor. Soğuksu bizi rahatlatıyor, dinlendiriyor. Sonra suyun başında yemeklerimizi yiyoruz. Tekrar suya atıyoruz kendimizi.Zorlu bir vadi Alara vadisi, kaygan, uçurum, dik ve tüm arkadaşlar heyecanla iniyorlar Alara’ya. Alara hepimizi kucaklıyor, okşuyor, seviyor bağrına basıyor.

Alara’yı takip edip aşağılara doğru yürüyoruz. Alara Kalesi, Alara Çayına ve tüm çevreye hakim. Alaraçayını baştan başa geçmenin alarayı tanımanın, soğuk kaynak suyundan içmenin, Alara’ya inerken kanyonunda yüzerken ve gece çayın kenarında yatarken yaşadığımız heyecan bize mutluluk veriyor. Alara bir coşku, Alara bir heyecan, Alara bir güzellik olarak akıyor Akdenize dolana dolana

ALİ ÇETİN

Posted in Gezi Yazıları, Trekking Yazıları, YazılarComments (1)

ALARA, DOLANI DOLANI AKAR AKDENİZ’E -1


ALARA, DOLANI DOLANI AKAR AKDENİZ’E

Alara Çayı’nı üç etapta yürüdük. Birinci etap; Alara’nın çıkış yeri olan Çündür’e ve Alara Kanyonu’ydu.

Çündür’e, 300 metre rakımında Gündoğmuş İlçesi’nin en derin vadisi.

Çündür’e, Kemer Köprü’yü geçmeden Alara Çayı’nı sağdan takip ederek tozlu bozuk zorlu bir yoldan araçla gidilebilir. Ya da Gündoğmuş’tan dolana dolana asfalt ama zorlu bir yoldan inilir.

Çündüre Vadisi, gürül gürül akan su kaynakları ile ünlüdür. Bugün her kaynak alabalık çiftliğine dönüşmüş olup, eskiden ballı incirleri(gebik,keletir), kuru üzümleri ile ünlü Malaniçi, bugün balıkları ile ünlü bir yere dönüşmüştür.

Eskiye özlem

Alara’nın çıktığı vadiye Malaniçi derler. Malan köyleri eskiden üzüm ve incirleri ile ünlüydü. Bu köylerde yaşayanlar, incir kurutur iplere dizerler, buna da “Keletir” denir. İpe dizili olmayan kurutulmuş incirlere ise “Gebik” denirdi.

Köylüler bunları güz sonuna hazırlarlar, yayladan gelen Yörükler de kılçuval, yün kolanlar ve deri peynirleri ile değişime gelirlerdi.

DSC00634

Yörükler nerede ?

Sindirfe Köyü’nde yaşlı bir nine, “Eskiden ne keletirler dizer, ne gebikler kuruturdum oğlum. Yörüklerde almaya gelirdi. Bir keresinde Ballı Kızı diye yaşlı bir Yörük kadını vardı. Bir kıl çuval ve bir kolana, on okka keletir verdim. O anda yanında bir kıl çuvalı vardı. Onu verdi. Borcu olan kolanı sonraki sene getirdi. Şimdilerde gelmez oldular. İncirlere kim bakacak” deyip hüzünleniverdi.

DSC00822

ALARA, DOLANI DOLANI AKAR AKDENİZ’E

Çocukluğumda Anam, “dağlar adamı kendine çeker” derken, belki o zaman çok şey anlatmıyordu bu deyiş bana. Ama bu gün bu deyiş çok şey anlatıyor. Dağlarla yani bir bütün olarak doğayla ilgilenen birisi için çok önemlidir.

Bayan dağcımız Gülseren’in endişesi

Doğa çekiyor insanı kendine; duramıyorsunuz, tanımak yaşamak istiyorsunuz. İşte bu duygularla hazırlandık Alara Çayı’nın orta kesiminde kampa. Oralarda çokça domuz ve kurt olduğu söylenmişti bölgeyi tanıyanlarca. Gülseren’i tedirgin etmişti bu söylentiler, “Ya gece domuz çadırımıza gelirse, ya kurtlar çadırımıza saldırırlarsa” düşüncesiyle ne yapacağımızı düşünüyordu Gülseren. Sabah saat 06.30 da Antalya’dan yola çıkarken gökyüzü kapkaraydı, ama dağcının yazı kışı olmazdı yeter ki malzemeleri yeterli olsun. Dağcı; doğayı tanıyan, koşulları bilen ve ona uygun tedbir alan, davranan insan demektir bir anlamda.

DSC08436

Dağcı yolunda gerek

Antalya’dan yola çıkıp Güzelbağ (Kızılağaç) kasabasına vardığımızda saat 09.00’ du. Hava ağır ve soğuktu. Kahveler kışı çağırıyordu. Köy kahvesinde simitlerimizle sabah çaylarımızı içip, köylülerden bölge hakkında yeni bilgiler aldıktan sonra kalktık. Dağcı yolunda gerekti. Antalya’dan 193 km. sonra saat 10.00’ da Kemer Köprü’ye (Ortagonuş Köyü) varmıştık. Kemer Köprü, Alanya’dan gelen yolu Gündoğmuş’a (Eksere) bağlayan, Alara Çayı’nın kenarında Ortagonuş Köyüne bağlı küçük bir mahalle. Alara Çayı ise baharın getirdiği dehşetli bir gürültüyle akıyordu mahallenin ortasından, tarihi Selçuklulara dayanan kemerli köprünün altından. Ortagonuş Köyünün tam karşısında Ümitli Köyü (Olamas), Ümitli’nin biraz üstünde de Gündoğmuş(Eksere) oturuvermişti dağların sırtlarına. Aracımızı Kemer Köprü’ye bırakarak sırt çantalarımızı alıp, Alara Çayı’nın güney kıyısından batıya doğru yani; Alara’nın akış yönünde yürümeye başladık. Yol hemen çaya sınır gidiyordu. Alara Çayı debisinin en yükseğe ulaştığı ve her deresinin katılımıyla coşkusu daha da artarak dehşetli bir uğultuyla akıyordu vadide. Uğultu öyle bir yankılanıyordu ki , her kayanın altından büyük kaynaklar yada yer altı suları geçiyor hissine kapılabiliyorsunuz.

Read the full story

Posted in Gezi Yazıları, Trekking Yazıları, YazılarComments (2)


Advert

Günü birlik veya kamplı, elinde fotoğraf makinesi, sırtında çantası olmanın verdiği hazla dolaşmaya MERHABA.

-
Her yer görülmeye değer anlayışı ve sevdasıyla yürümenin, tanımanın ve anlamanın tadına varabilmek amacıyla farklılıklar yaşıyoruz birlikte.

Yalnızca ülkemiz değil, gidilebilen her coğrafya içindir sözümüz.

Takvim

Mayıs 2018
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Eki    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031