Tag Archive | "antalya"

Dedegöl Dağı Tırmanışı


Dedegöl TırmanışıDedegöl Dağı Tırmanışı

Antalya – Isparta – Konya il sınırları üçgenindeki Dedegöl Dağı’nı tırmanmak üzere Otobüsle,  göl kenarından dolanarak, Eğirdir’i geçip, sağa Adada Antik Kenti yoluna sapıp Ağıl Köye tırmandık. Yılanlı Köyü’nü gelince, Karaçam ve Sedir ormanlarıyla  kaplı siyah tepelerin arkasında tüm alımlığıyla Anamas-Dedegöl bembayaz karları ile çıkıverdi karşımıza. Gözlerimiz Dedegöl Dağındaydı. Eğirdir’den sonra, çam ormanlarının arasında, nefis bir dağ ve orman manzarasından geçip 22 km. sonra Aksu ilçesine geldik. Otobüsümüz buradan Anamas yaylalarına doğru tırmanmaya başladı. Anamas yaylaları, Antalya göçerlerinin, Isparta göçerlerinin, Konya göçerlerinin yaylaları. Her vadide bir Yörük boyu yaylıyor. Aksu kazası yaz aylarında Yörük pazarına dönüşüyor.  Melikler Yaylası’na doğru tırmandıkça ormanlar azalıyor, toprak çoraklaşıyor yavaş yavaş. Dedegöl Dağı bütün ihtişamı ile karşımızdaydı. Dağlar uzaktan alımlıdır, dosttur, güzeldir. Bir görsellik şölenidir. Ama dağların içersine girmek gerekir onları tanımak için dağlara yakınlaşmak için dokunmak gerekir. Taşına toprağına el sürmeli, dizleri titremeli insanın, yorulmalı, cildi yanmalı, gözleri bulanıklaşmalı ki, dağcı denebilsin insana.

Image_1

Dağlar cilvelidir

Dağlar dosttur, iyi niyetlidir ama sevdalanır dağlara, çünkü onlar cilvelidir, oynaktır, kıvraktır.Tedbiri elden bırakmamak lazım çünkü acımaz insana dağlar. Dağlara giderken hiç unutmamak gerekir ki, bütün iyiliklere, güzelliklere giden yolun taşlarının iyi niyetle döşendiği gibi, bütün tehlikelere giden yollarında taşlarının iyi niyetle döşendiğini unutmadan yürümeli, tırmanmalı dağlara dağcılar. Isparta’nın Aksu İlçesi’ni geçip Yakaavaşar ve Elecik köylerini dolanınca karşımızda Dedegöl duruyor. Arkamızda Eğirdir Gölü’nün kuzey batısında  karlarıyla bizi takip eden Barla Dağı, batı da karlarıyla bende varım diyen Davraz Dağı ve güneyde bir balta sırtı gibi duran, koca vadiye bir lök gibi oturuvermiş alımlı Sarp Dağı ve karlı zirvesi Tengerek ile ona selam duran Emerettin Dağı, bizlere görsel bir gösteri sunumu içindeydiler.

Dedegöl Tırmanışı

 

Gelin gibi süslü

Yakaavşar ve Elecik Köyleri hatıllı ve ağaç ağırlıklı evleriyle eski Türk mimarisinin örnekleri Yaşam esas olarak, doğayla insanın mücadelesidir ama,insanoğlu pervasızca saldırmış doğaya. Hiç düşünememiş geleceğini. Kesmiş,yakmış bir keçi sürüsüne yüzlerce ağaç kesmiş yedirmek için.O güzelim ardıçları,servi gibi sedirleri,köknarları ve meşeleri kesmişte, kesmiş.  Gelin gibi süslü Anamas dağları kalıvermiş çıplak.Toprak yavanlaşmış tepeler hoşafa dönüvermiş. Bitkiler cılızlaşmış ,vadiler çoraklaşmaya başlamış. Dedegöl  karlarıyla,ihtişamıyla kızgın insanoğluna.Tüm bunlara karşılık kanat geriyor,korumaya  çalışıyor insanoğlunu. Uzatıyor dost elini. Karaçamlarıyla,meşeleriyle,mor sümbüllü çiçekleriyle ve yemyeşil otlarıyla,dostluğa,sevgiye. Öğleden sonra Melikler Yaylası’na vardık.Ömer Faruk Gülşen ve Ümit Durak,ekibimizin çadır kuracağı bölgeyi seçtiler.Çadırlarımızı kurup,yerleştik.

 Dedegöl Tırmanışı

Doğa cenneti

Melikler Yaylası, yaylaların hası. Çevresinde çayırbaşı, kuzukulağı gibi ünlü yaylalar var ama karaçam ormanlarının arasında sırtını koca Dedegöl dağına dayamış,şırıl şırıl akan pınarları ve gürül gürül akan gürlevik suyu ile ve de yemyeşil otları ,rengarenk çiçekleriyle bir doğa cenneti .İnsana huzur veren,rahatlatan ve iyi ki, “Geldim” dedirten bir ortamı var Melikler Yaylasının.

Dedegöl Tırmanışı

Gözleme ve soğuk ayran

TODOSK’un organizasyonu çerçevesinde,Yenişarbademli ve Eğirdir belediyelerinin  katkılarıyla hazırlanan gözlemelerimizi yiyip, buz gibi ayranımızı içtik. Ayranında gözlemeninde tadı bir başka oluyor Melikler Yaylası’nda .Melikler Yaylasının buz gibi akan pınarlarından yüzümüzü, ayaklarımızı yıkayıp serinledik. Gürlevik suyuna doğru yürüyüşe çıktık.Gürlevik,Melikler Yaylası’nın doğusunda,Dedegöl dağının altındaki bir mağaranın derinliklerinden uğuldayarak gelen ve köpüklü soğuk,içimine doyumsuz suyuyla,Beyşehir Gölü’ne doğru,çam,kavak ve sedir ormanlarının arasından çağlayarak akan bir su. Gürlevik, Melikler yaylasına 2 km. uzaklıkta 1570m.rakamında güzel mi güzel bir yer.Bir süre burada ekip olarak mola verdikten sonra kamp yerimize döndük.Bu yürüyüşümüz,Dedegöl tırmanışına bir ön hazırlıktı.

Dedegöl Tırmanışı

Dolunay

Akşam olunca çadırlarımızın yanında toplanıp,hep birlikte yemeğimizi yedik,Reyhan Ajlani,Ayla ve Gülseren’in yaptıkları sıcacık bulgur pilavımızı afiyetle yedik.Hava hafiften çiselemeye başlamıştı.Dolunay vardı ama yağmurlu ve sisli bir ortamdan dolayı, dolunayın doğayla bütünleşmesinin tadına varamıyorduk.Bir süre kamp ateşinin başında oturup sohbet ettik.Saat 10.00’a doğru çadırlarımıza çekilmeye başladık.

Dağcılık uyum ister.Gece saat 10.00’da kampımızda ses kesildi.Bazı arkadaşlar çadırlarında,bazıları da dışarıda idi. Çadırlar birbirine hem çok yakın hem de çok uzaktı.Yani, bir çadırdan ötekine hiç ses duyulmuyordu.Herkes çadırının dışından duyulmayacak kadar gürültü yapıyordu.Hazırlıklarımızı akşamdan yaptık.Sabah kimseyi rahatsız etmeden yola çıkmak istiyorduk.Dağcılık disiplin gerektiriyor.Doğa gevşekliği sevmez,en küçük hatayı kabullenmez.Doğanın gelişimi diyalektik bir süreçtir. Doğada her şey birbirine bağıntılıdır,değişmeyen,gelişmeyen hiç birşey yoktur doğada.O nedenle dağcılık disiplin ve uyum ister,yani dağcılık hem doğayla mücadele hem doğaya uyum ve de doğayla bütünleşmedir.

Dedegöl Tırmanışı

Yarın: Dedegöl Zirvesi

Dedegöl Dağı Tırmanışı (2)

Saat 05.00’ta kalktık.Alican ve Onur çay sularımızı kaynatmışlardı. Sessizce kahvaltımızı yapıp, çaylarımızı içtik. Saat 06.10’da yürümeye başladık koca Dedegöl Dağı’na doğru, sessiz ve tek sıra olarak. Dedegöl Dağı, Anamas dağ sırasının en görkemli ve en yüksek zirvesi. Bu dağ sırası, Manavgat  ile Serik arasındaki Bozburun Dağı’nda sona eriyor. Anamas sıra dağlarında Davraz Dağı 2637 m, Barla Dağı 2798m, Sarp Dağı(Tengerek Tepesi) 2326m.gibi zirveler bulunuyor.Anamas aynı zamanda yörüklerin çıktığı yaylalarıyla da ünlüdür. Sorgun, Çayır,  Kuzukulağı, Çukur, Melikler Yaylası, Anamas’ın önemli yaylalarıdır.

Dedegöl Tırmanışı

Şafakta zirveye hareket

Ömer Faruk önde, Ümit Durak en arkada, alaca şafakta tek sıra yürümeye başladık  Dedegöl’e doğru. Koca Dedegöl yeni yeni uyanıyordu. Koyun sürüleri hareketlenmiş, kuşlar uçuşmaya başlamışlardı. Karlar parıldıyordu yamaçlarında Moren (Buzul Taşı)patikalarını geçip, Elma Hoşafı Tepesi’ne tırmandığımızda Dedegöl direnmeye başladı. Döne döne dinlenerek getiriyordu bizleri Ömer Faruk. Her molada soluklanırken de dağlar hakkında bilgilendiriyordu bizleri. Dağlar ve çevre hakkında çok soru sormamdan dolayı beni ekibin arkasında görevlendirdi Ömer Hoca.Tırmanırken az konuşmalı ki enerji az tüketilsin.

Dedegöl Tırmanışı

Biz tırmanıyorduk.

Dedegöl tırmanıyordu taşlarıyla, karlarıyla. 2 bin 800 m’yi geçince yorgunluk başladı. Gülseren hafiften, Dedegöl’e boyun eğme belirtileri gösterince arkasına alarak ikinci sırada yürümesini söyledi, daha sık dinlenmeye başladı. Dedegöl, Gülseren’i sınavdan geçiriyordu. Gülseren ile ekibin arkasında yürümeye başladık. En arkada Ümit Durak vardı. Ümit Hoca “Hiç korkmayın Gülseren hanım, sizin bir sorununuz yok, bu dağa rahatlıkla çıkarsınız, böyle şeyler herkese oluyor ara ara. Şimdi beş adım atacağız, sonra durup nefes alacağız” dedi.

Yürümeye başladı Gülseren. Acelesi yoktu Ümit Hoca’nın onun için önemli olan Gülseren’e destek olmak, Dedegöl’e tırmanmasını sağlamaktı ve işte dağcılık, işte deneyim, işte tecrübe böyle anlarda kendini gösterir.

Dedegöl Tırmanışı

Dağda güçlü olacaksın

Dağlar, sezinlemeye görsünler insanını en küçük bir zaafını, o zaman büyüdükçe büyürler, zorlandıkça zorlanırlar. Onun için dağcı güçlü, azimli, dirençli ve mücadeleci olmalıdır. Ümit Durak ve Ayla Tezcan, Gülseren’e öyle bir destek oldular ki; Gülseren bir süre sonra, Dedegöl’e direneceğine, Dedegöl’ün zirvesine çıkacağına inanarak daha bir güçlü adamlarla yürüdü. Cengiz İncesu’nun bastonun birini Gülseren’e vermesi başka bir dostluk, bambaşka bir dayanışma örneğiydi.

Dedegöl Tırmanışı

Dostluklar dağda sınavdan geçer

Dağlarda; paylaşımcı, dayanışmacı olmaktır dostluk. Dostluklar dağlarda sınavdan geçer, gelişir, güçlenir ve güven, zorluklarla yoğurularak ferahlatır insanını içini yüce dağlarda. Böylece bir dostluk, böyle bir güvençle çıkar insan kızı ve insanoğlu doruklarına dağların. Böyle bir dostluk, böyle bir güvençle çıkar insan kızı ve insanoğlu doruklarına dağların.

Gülseren saat 10.35’te Dedegöl Dağı’nın zirvesine çıkınca mutlu mutlu güldü. Mutlu mutlu baktı enginlere ve mutlu mutlu baktı Ömer Faruk’a. Ümit Durak’a ve Ayla Tezcan’a ve Dedegöl Dağı’na. Dedegöl zirvesi olağan ötesiydi.2 bin 998 m.dağların üstünde bir dağ Dedegöl. Özgür,sevecen sıcak ama zor ve sert mi sert. Beyşehir Gölü’nün hemen üzerinde yükselivermiş Dedegöl Dağı, Beyşehir Gölü’nün batı kıyısının ilk yükseltisi yani  Dedegöl Dağı adını,Güney doğusundaki  Yenişarbademli’ye 11 km. uzaklıkta bulunan Dedegöl Gölü’nden alıyor. Dedegöl Gölü’nün ölçülebilen derinliği 870 m. Gölün hemen yanında bir Dede Türbesi bulunuyor. Türkmenler, her yıl bu türbeye gelip ayinler düzenleyerek dualar ediyorlar. İşte bu gölden doğru almış Dedegöl Dağı  Dedegöl Dağı bu mevsimde karlarla kaplı,bahar daha gelmemiş zirveye. Bir yandan uzanıvermiş Beyşehir Gölü. Diğer yandan ta uzaklarda Barla Dağı eteklerinde Eğirdir Gölü. Güneyde en sarp  kayalıklar. 3. jeolojik devrin başında, bundan 4.5 milyon yıl önce Anadolu’da ortaya çıkan ilk kaya parçası olarak geçiyor tarihte. Bu kayalıkların yükseklikleri 2 bin 800m civarında .Hemen arkasında da Kartoz Dağı yükselmekte. Dedegöl, işte böyle dağların üstünde bir dağ. Dağlara karşı bir dağ. Göller arasında hem kolay hem zor bir dağ. Eteklerinde yörüklerin çadır kurduğu, koyun ve keçilerini otlattığı, şırıl şırıl akan sularını içtiği dağ .

Dedegöl Tırmanışı

Zirve keyfi

Dedegöl Dağı’nın zirvesi, Melikler Yaylası’na yürüyüş mesafesi olarak 7 bin 250 metre uzaklıkta. Zirveye ulaştıktan sonra uzun uzun soluklandık. Dedegöl’ün kucağına bırakır verdik kendimizi. Bir süre dinlendikten sonra yemeklerimizi yedik.

Dedegöl Tırmanışı

Dağ Bilgini Dinazor Dağcı

Ömer FarukGülşen bir “Dağ Bilgini”, “Dağ Bilen”, üşenmeden, bıkmadan anlatan, giden, gezen, götüren ve tüm bunlardan mutlu olan ‘dinazor’ bir dağcı.

Öğreniyorduk,deneyim kazanıyorduk.Dağcılık bir eğlence değil,yaşam biçimi olduğu zaman davranışlara yansıyor her şey. Bir dağcı sadece dağa tırmanırken karda zorlanırken ya da zirveye çıktığı zaman dağcı olmaz. Dağcı yaşamın her alanında bir dağcı gibi davranmaya başlarsa, yani hayatın her alanın da dağcı değerleriyle yaşarsa, o zaman dağcı demektir. Her tırmanış, her kamp, her sohbet bizleri adım adım dağcılığa götürüyor, aşama aşama dağcılığı öğretiyordu.

Dedegöl Tırmanışı

Ve dönüş başladı

Sonra saat 12.00’de zirveden dönüş için hareket ettik. Dağlardan dönüşler bir başka zevkli oluyor. Dağlara tırmanırken oluşan heyecan, stres, yorgunluk, dönerken kendini tatlı bir yorgunluğa dönüştürüveriyor ve insan hafifleyiveriyor birden. Çıkış düzenimi bozmadan (bazı arkadaşlar izin alarak karlardan kaymaya gittiler) saat 14.45’te Melikler Yaylası’na döndük. Yeni dağlara gitmenin heyecanı vardı üzerimizde. TODOSK’lular olarak hem kamp alanında, hem de tırmanma ve geri dönüş anında birbirinden kopmayan uyumlu bir grup olarak hareket ettik. Çadırlarımızı topladık. Akşam yemeklerimizi kuru fasulye, pilav menüsü olarak yedikten sonra saat 18.30’da Eğirdir’e doğru  hareket ettik. Bir kamp daha sona ermişti. Dağlara gelmek ne kadar heyecan verici ise, dağlardan ayrılmakta o kadar hüzünlü oluyor. Doğayı tanımak, onunla olmak bambaşka bir duygu.

ALİ ÇETİN

 

 

 

Posted in Trekking Yazıları, YazılarComments (0)

SULTAN GİĞİ (GEYİK ) DAĞI TIRMANIŞI


SULTAN GİĞİ (GEYİK ) DAĞI TIRMANIŞI

Giği dağı tırmanışının Rehberi bendim. Hazırlanırken heyecanlandım. Buna ister nostalji diyelim, ister dağcılık heyecanı. Ama bu dağlar benim dağlarım, ayak izim var, çarık eskim var, otlarını, taşlarını, çiçeklerini ve insanlarını tanırım bu dağların.Akseki, Hadim, Bozkır, Gündoğmuş arasındaki yedi kaza yaylalarının havası bir başkadır.Bir başkadır yedi kaza yaylalarının göçleri. Her insanın, her göçerin bir yaylası bir yayla tanımı vardır. Yayla deyince benim için Susambelidir, Göçen boğazıdır. Eğri göldür, Söbü Çimendir, Göktepedir..

01310095

Eskilerde göçerler en erken bir haftada giderlerdi yaylaya. Deve kervanları boy boy, keçi, koyun sürüleri çanlarıyla ve yörük delikanlıları, külot pantolonlarını ( pontul ) giyip, elleri pıynar sopalı sürülerin önünde dimdik kasılarak yürürlerdi yayla yollarında. Arkadan da gelin gibi süslenmiş yörük kızları çekiverirlerdi develeri göç yollarına.

Yörükler için yaylanın, bir başka önemi, bir başka özelliği vardır. Yörük için köyde geçen 12 aya bedeldir, yaylanın 5 ayı.Yayla; güzellik, hareket, canlanma, bahar demektir.Bahar ayları Toroslar canlanıp, morsümbüllü çiçeklere, yemyeşil otlara bezenince ve akıverince şırıl şırıl karsuları derelerden, gözü gönlü açılır göçerin. Ve de sadece göçerin değil, devesinin de, koyununun da, keçisinin de gözü, gönlü açılıverir. Yani tümden canlanır doğa, tümden keyiflenir yaşam.

Gündoğmuş’u geçip torosların girişinde Kuruca yaylası uzanıveriyor önümüzde upuzun dağların arasında. Burası toroslara tek geçit veren boğaz. Kuruca’ya girince tüm dağlar dimdik durur karşımızda. Bahar’da çekici, heybetli, sonbaharda ürkütücüdür, sessizdir. Kuruca’da tam karşıda sedirleriyle, son sedir ve ardıçlarıyla Karaçal dağı karşılar, arkasında dimdik, Susambelinin üstünde 2816 m yükseklikte Çürük dağ duvar gibi, sivri ve heybetli durur.

DSCF0114
Her dağın, her yolun, her taşın bir anlamı vardır yörükler için. Bütün göçerlerin, yayla öncesi konaklama yeridir Kuruca. O kadar geniştirki, her bucağı bir obayı saklar koyunuyla, keçisiyle, atıyla, eşeğiyle. Kuruca suyu olmayan yer demektir.Burasının çeşmeleri, kuyuları çoktur. Susuz bırakmaz göçeri Kuruca yaylası. Ama Kuruca yaylasının morsümbüllü çiçekleri, yemyeşil çayırları yoktur. Keçi, koyun için sadece mola yeridir. Yayla öncesi ilkbaharda, sahile dönerken sonbaharda dinlenme, soluklanma yurdudur. Eskiden Yörük göçleri, Kuruca’ya gelinceye kadar hep geceden yüklenir ve yola koyulunurdu. Develer gece yürür, atlar geceden yola koyulurdu. Koyun, kuzu, keçi, oğlak geceden yola koyulurdu. Ama Kuruca’ya gelince herşey değişir. Çünkü Kaynarca, Susambeli, Göçenboğazı geçit vermez. Bakarsın tipi gelir, bakarsın kar yağar ilkbaharda. Fırtına ve karlar geçit vermez gün ağarmadan. Atlar, develer, keçiler, koyunlar geçemez kar yumuşamadan.

O nedenle göç, Kuruca’dan sabah güneş doğduktan sonra yüklenir. Güneş yükselsin, kar gevşesin, yol açılsın, iz belli olsun diye. Göç yolunun en zorlu kısmı başlar ilkbaharda Kuruca’dan sonra.

Kuruca’yı geçip Kaynarca boğazına girince sola kıvrılırsan Susambeline ve Susambeli yaylalarına, sağa kıvrılırsan Göçen boğazına gidersin. Kaynarca boğazına girince her iki yanda Bizansdan, Selçukludan kalma taş döşeme iki yol vardır. Bu yollara devrent denir. Bu yollar Bizansı, Selçukluyu, Osmanlıyı vede  göçerleri söyler.
DSC06515
Teknoloji gittiği tüm dağları bozmuş, kirletmiş. Ne devrent kalmış Kaynarca boğazında, ne kervanlar, nede devrentte seken atların ayak sesleri, nede allı pullu giyinmiş yörük kızları. Ama bıçkın yörük delikanlıları ellerinde sopa yerine cep telefonlarıyla, uzun saçları ve afilli giyimleriyle keçilerin önünde gitmekteler.

Dağlar sitemkar, kuşlar tedirgin uçar olmuş toroslarda.

Arabamızla Kızıloluk’a varınca güneyde altta Oğuz yaylası sedirleriyle uzanıveriyor. Oğuz yaylasının güneydoğusunda karlarıyla Barçın Akdağ, güney batısında Karayılan dağı ve tam doğusunda Sultangiği dağı. Giği dağı yemyeşil dimdik durmakta. Oğuz yaylasının üstünde. Giği dağı bu bölgenin en yüksek dağı 2877 metre.

DSCF1536
Artık sedir(katran), Köknar(ladin) ve ardıç kokularını geride bırakıp, çalba,kekik ve binbir çeşit çiçek kokularıyla Oğuz yaylasının üstünden geçerken kızıl oluktan su içmeden geçilmez. Kızıloluk, Göçen Boğazı’ndan geçenler için de, Susam Beli’nden geçenler içinde en ünlü yayla pınarı. Yaşlı yörüklerin bir çoğu, ölmeden son istekleri olarak Kızıloluk’tan bir tas su isterlermiş. Genelde köyün çeşmesinden doldurulup “al sana kızıl oluk suyu” diyormuş köylüler.Ne yapsın ki, karda kışta gidip, Kızıl oluktan su getirecek değil ya.

Bizler de içtik Kızıloluk’un suyundan,bakalım ölürken kimin aklına gelecek.

Göçen boğazını tırmanıp sağa  dönüyoruz,Giği dağını kucaklayıp. Kuzeyimizde eşsiz bir vadi, yemyeşil çayırlar, karlı mı karlı dağlar, irili ufaklı kar gölleri. Alanya’nın Çakallar köyü yaylasını göl kenarında görünce heyecanlanıyoruz. Gölün kenarı, koyun ve keçi sürüleriyle canlı mı, canlı. Bir süre sonra boğazdan geçip birden Eğri Göl’ün eşsiz manzarasıyla karşılaşıyoruz. Eğri Göl, Giği dağının eteklerinde, Giği’nin kar sularıyla besleniyor, kenarında Alanya’nın Kızılağaç(Güzel Bağ) köyünün yaylası var. Gölün yarısı Nilüfer çiçekleriyle kaplı, etrafında şırıl şırıl pınarlar ve gölün içinde rengarek balıklar. Yedi kaza yaylarına gelinirde Eğri göl görülmez olunur mu. Burası doğanın sunduğu bir görsellik harikası.

DSC05841
Kampımız için Eğri gölün hemen yanına Kaynarmuar’ın önünü seçiyoruz. Her yan çayır, yemyeşil,  bu geniş düzlüğe  çadırlarımızı kuruveriyoruz.Kaynarmuar, gümbür gümbür kaynıyor, buz gibi suyu, kana kana içiyoruz.

İki doktor arkadaşımız Dr.Ali KEMAL ve Dr. Adnan SARI, Eğri gölün kenarına çadırdan bir klinik açmışlar.Buraya gelenlere ve göçerlere hizmet veriyorlar. Artık eski göçerlik azalmış, bir çeşit yazlığı olmuş bu yaylalar köylülerin, kara çadırın yerini modern taş evler, atların yerini  de arabalar almış, ama koyun, keçi, at, eşek yine de çokça var

Topluca akşam yemeğimizi yiyoruz. Çadırlarımızın çevresinde atlar ve keçi sürüleri otluyor. Kamp yerimiz 2081 metre rakımında. Giği dağı(Geyik) 2887 metre yükseklikte. 800 metre tırmanacağız.

Saat 22.00’de yatıyoruz. Sabah 04.15’te kalkıp, toparlanıyoruz. Gökyüzü bir harika, pırıl pırıl, uzansak yıldızları tutacağız. Gökyüzündeki tüm yıldızları tek tek görüyoruz sanki. Ay parlak mı, parlak. Pırıl pırıl Giği dağı karları parlıyor. Eğri gölün gecesi de bir başka,Giği dağının (Geyik)ay’ıda bir başka doğuyor ve bir başka oluyor Söbüçimen yaylasının mehtabı. Sonra tüm parlaklığıyla sabah yıldızı doğuveriyor. Sonra 04.50’de tek sıra olarak Giği’ye doğru yürüyoruz. Ay’ın Giği’yle sevdasıda bir başka görsellik sunuyor bize. Dolunay tüm parlaklığıyla yavaş yavaş salınıp bizden önce Giği dağının zirvesine varıyor. O kadar yaklaşıyorki zirveye, sanki öpüyorlar Giği dağı ile birbirlerini. Bu dolunay sadece Giği’nin ay’ı. Bu dolunay Giği dağına sevdalı.

Tırmanıyoruz Giği dağına doğru. Giği dağı cıvıl cıvıl, her yanı keçi ve koyun sürüleriyle dolu, sabahın sessizliğini çoban sesleriyle, çan sesleri bozuyor.Türkü söylüyor Orta Toroslar, Beydağları gibi ıssız değil.Çiçekleri, çobanları, suları sevdalı buranın, her taşında , her çiçeğinde sevda izi var bu dağların.

DSCF1536
Giği dağının zirvesine çıktığımızda saat 09.00 oluyor. Giği’ye bahar yeni gelmiş, yeni yeni eriyor upuzun yatan karlar. Daha yeni yeni açıyor dağ laleleri,çiğdemler. Bir yanda Akdeniz’e doğru uzun bir görünüm, bir yanda Mersin,Karaman,Konya çevresi. Giği çevreye en hakim dağlardan birisi.

Giği’ye sadece biz dağcılar çıkmıyoruz. Konya’dan, Akseki’den, Manavgat’tan,  Gündoğmuş’tan bir çok kadın erkek geliyor buraya. Giği bu yöredeki halkın Sultan anası, kutsal dağı olmuş.

Efsaneye göre Konya’lı Bayram Ali hoca diye birisi varmış. Bayram Ali hocanın Giği sultan adında birde kızı. Giği sultan birine sevdalanmış. Ama Bayram Ali hoca, Giği sultanı başka birisiyle evlendirmek istemiş. Giği sultan sevdalısına varmayınca kaçmış. Günlerce aramışlar. Efsane buya, yıllar sonra bir çoban Giği sultanın baş örtüsünü, entarisini, bu dağın zirvesindeki delikte bulmuş. O günden bu güne derlerki, Giği sultan bu zirveden gökyüzüne yükseldi. O günden sonra bu zirvenin adı Sultanana Giği dağı kalmış. Çocuğu olmayanlar, mutsuz olanlar bu dağa gelip dua ediyorlar, adak adıyorlar.

Dağlar efsane doludur, halkımız efsane üretir dağlar için. Dağlar özgürlüktür, mutluluktur, sorun çözücüdür, kutsaldır dağlar.

Dört saatte çıkıyoruz zirveye.Zirvede bizi müthiş soğuk bir rüzğar bekliyordu. Halkımız taş taş üstüne koyup, bir türbe oluşturmuş kendine, bizde soğuktan korunmak için taşların arasına türbenin ortasına oturup, kahvaltımızı yaptık. Yarım saatlik bir moladan sonra güney sırtlarından dönüşe başladık.Karların üzerinden keçi yollarını izleyerek dönüyoruz. Her yan karla kaplı. Oldukça uzun ve oldukça dik bir kardan tedbir alarak çarşağa geçtik. Geçerken bir arkadaşımız kardan yuvarlanıp, aşağıya kadar kaydı, biraz korkmuştu . Ama düşmekten yinede mutluydu. .

Sonra rahat bir patikadan Topataş yaylasına geldik. Burası Alanya’nın Akdam ve Türkler köylülerinin yaylası. Söbüçimen burası, gerçekten söbü bir alan, ortasından nefis bir su akıyor, etrafında su kaynakları, çayırlarda otlar, eşekler, sığırlar otluyorlar. Doğa her yörük obasına bu kadar cömert davranmamış.

DSCF1544
Söbüçimen yaylası oldukça ilginç bir vadi. Sularıyla hem alara çayını, hemde göksu çayını besliyor. Söbüçimen  yaylasının suları çayırların içinden kaynayarak çıkıyor. Güney batıya doğru akıp, düdenlere girenler alara çayına akıyor. Güney doğuya doğru kıvrılanlar ise yine düdenlere girip, dağın arkasından kaynayarak Göksu çayını başlatıyor. Göksuya giden derenin ilk çıkışını, düdene girişini ve dağın arkasından yeniden kaynayarak çıkışını ve Göksu olup akışını görüyoruz. Ve insana zevk veriyor doğa, mutluluk veriyor, bilgi veriyor.

Dağlar bizi bir kez daha alıp götürdü doğanın derinliklerine. Bir kez daha geniş ufuktan baktık dünyaya, tüm yorgunluğa karşın mutlu döndük Giği dağından.Giği dağı karlı, Giği dağı morsümbüllü çiçekleriyle, çiğdemleriyle ve göçerleriyle mutlu Giği dağı.

03-04-Temmuz 2004
Ali ÇETİN

Posted in Trekking Yazıları, YazılarComments (2)

Tahtalı (Olimpos) Dağı ve Zeus’un gözyaşları


Tahtalı (Olimpos) Dağı ve Zeus’un gözyaşları

Tahtalı Dağı, 2 bin366 metre yüksekliğinde, Batı Toroslar’ın denize dik yükseltileri içerisinde, Antalya Körfezi’nin sırtını dayadığı Beydağları bölümünde yer alır. Tahtalı, mitolojide OLİMPOS olarak bilinen, denizden birdenbire yükselen ve denizi en iyi gören, dünyadaki üç ya da dört seyirlik dağlardan biridir.

Olimpos’u güvercinler Tahtalı yaptı

Mitolojideki adı OLİMPOS dağı olan Tahtalı’nın adının Tahtalı olması da ilginçtir. Bu dağ ve yamaçları, göçmen kuşlardan dağ güvercinlerin konaklama yeridir. Kuzeyden kalabalık sürüler halinde gelen dağ güvercinleri burada bir süre konaklarlar. Dağ güvercinlerinin en sevdikleri ve onun içinde kalabalık geldikleri yerdir Tahtalı’nın etekleri. Bu güvercinlere yerli halk tarafından “Tahtalı” denir. Bu dağ güvercinlerine Tahtalı denmesinden dolayı da bu dağın adı Tahtalı olarak kalmıştır. Mitolojideki Olimpos dağı olmuştur böylece Tahtalı Dağı.

Bir zamanlar bu dağın yamaçlarında, Tahtalılar korkutucu bir uğultuyla ve sürüler halinde uçarlarmış. Avcıların bu bölgedeki tahtalı güvercinlerini tüketmeye “ant” içmiş olmalarından, artık tahtalı güvercinleri uğramaz olmuşlardır Olimpos dağına.

Oksijen ve güzellik başımızı döndürdü

Tahtalı (Olimpos) dağına zirve yapmak için Antalya’dan 3 Kasım sabahı saat 05.00’te Ümit Durak ile yola çıktık. Saat 06.35’te arabamızı Beycik Köyünün Tahtalı çıkışında, Kızılçamların yoğunluklu başladığı bölgede bırakıp, sırt çantalarımızı alarak yürümeye başladık. Birdenbire sık ve dik bir çamlık ormanı içerisinde yürüyorduk. İnsanını böylesi bir ormanda, bolca oksijen ve çam kokusundan, manzaranın güzelliği ve ormanını sessizliğinden başı dönüyor, şaşırıyor. Orman güzel, hava oksijen dolu ve tertemiz, beynimiz huzurlu, dingin. Kasım ayının üçü bugün, oğlumun da doğum günü. Sessiz kızılçam vadisinin içerisinde yürürken oğlum Sinan’ı düşünüyorum. Hava serin hafiften ürperiyorum, zirveden ‘Sinan’a telefon eder doğum günün kutlarım, zirveye çıkış zevkini oğlumla paylaşırım’ diye düşünüyorum.

Emzik Çeşme’nin ardıç oluğu

Saat 07.20’de, sellerin yardığı kuru bir dereden geçip birdenbire ormanlı düzlük alana çıkıyoruz. “Burası emzik çeşme, burada mola verelim diyor” Ümit. Emzik çeşme şırıl, şırıl akıyor. Eğilip sularımızı içiyoruz, elimizi yüzümüzü yıkayıp serinliyoruz. Çeşme şırıl şırıl, ardıç ağacından oyulmuş bir oluktan akıyor. Çeşmenin önüne de, hayvanlar sulansın diye, katran ağacından uyulmuş bir de “afur” koymuşlar. Ne ardıç oluğu, ne de sedir afuru, hiç bozulmamış.

Emzik Çeşme,Tahtalı dağına çıkıştaki tek sulu ve en önemli konuma sahip kamp yeri. Güzel bir yamaç. Burası Tahtalı’nın girişi. Buradan başlıyor Tahtalı (Olimpos) Dağı. Emzik Çeşme de sulanıp, Olimpos Dağına doğru uçuyor Tahtalı Güvercinleri. Burada sularını içiyor keklikler, yaban keçileri, ayılar, kurtlar, yani bin bir çeşit böcek, yaban hayvanı, arısı, kuşu, kelebeği. Hepsi burada soluklanıyorlar. Emzik Çeşme’nin tatlı mı tatlı suyundan kan kana içerek güç alıyorlar.

Tahtalı’nın muhteşem şafağı

Emzik Çeşme’nin suyu çok güzel. Hoş bir içimi var. Şırıl şırıl akıyor durmadan. Orman sessiz, bolca oksijen veriyor bize. Kuşlar cıvıl cıvıl. Kelebekler uçuşuyor rengarenk. 1250 metre rakımında Emzik Çeşme. Buradan denizi, aşağılardaki güzelliği seyrediyoruz bir süre. Deniz dingin, ormanlar yemyeşil. Ormanla deniz.vadilerle ve körfezlerle bütünleşmiş. Tanla birlikte denizde, ormanda ışıl ışıl oluyor birden. Birden, güneş kıpkızıl doğuyor denizin içinden. Güneş önce Tahtalı’yı aydınlatıyor. Sonra tepeler, kıyılar aydınlanıyor ve güneş kızıllığıyla selam durarak yükseliyor Tahtalı Dağı’na karşı denizin üstünden. Görsellik büyülüyor bizi. Burası Emzik Çeşme, burası kamp yeri, Burası seyir yeri, doğayı gözleme, tanıma yeri. Yani Emzik Çeşme, hem Tahtalı Dağı açısından, hem de dağcılar açısından çok önemli ve ilginç bir konuma sahip.

Tahtalı artık milli park içinde değil

Tahtalı (Olimpos) Dağı ve çevresi önceleri milli park ilan edilmiş. Nedense bizim yetkilerimiz, milli park ilan edip, koruma altına aldıkları yerlerle pek ilgilenmezler. O nedenle de Tahtalı dağı yatırım alanına dönüşünce de zaten milli park unvanı da alınıvermiştir. Bizim ülkemizde, devletimiz içinde, halkımız içinde dağlar çok önem arz etmezler. Dağ dağdır kendi halinde. Ne, nasıl korunması gerektiği konusunda bir proje üretilir, ne de yeterince çaba gösterilir. Halkımız yeteli bilince sahip değildir dağlar ve ormanlar konusunda. Sanki ormanlar ve dağlar gereksizmiş gibidir çıkarlarımız ön planda olunca. Dağla mavi gökyüzünün, ormanla pamuk bulutların, kaynak sularının, ormanla oksijenin ve ormanla ozon tabakasının ilişkileri bilinmez. Dağların kuşlarla, hayvanlarla ilişkisini bilmediğimizden, doğanını dengesinde çok şey anlatmaz bize. O nedenle dağların, ormanların korunması, milli park unvanıyla ödüllendirsek, genelde kendi haline bırakılmıştır.

Tahtalı, insanoğluna asırlarca direndi

İşte tanrıların dağı Olimpos (Tahtalı) dağı da dayanmış yıllardır insanoğluna karşı, yılmamış, bırakmamış mücadeleyi yıllardır Tahtalı Dağı. İnsanoğlu üç kesmiş, Tahtalı beş vermiş. İnsanoğlu öldürmüş, Tahtalı var olanı kucaklamış, gizlemiş çoğaltmaya çalışmış. Dayanmış koca Tahtalı, direnmiş insanoğlunun yıkımına karşı. Ama gel gör ki…

Yunanlı Olimpos’unu koruyor ya biz

Burada yani emzik çeşmeyi geride bırakıp, yukarılara doğru çıkarken dostum Yunanlı dağcı Lambis’i anımsıyorum. Lambis bizi Yunanistan’daki Olimpos Dağı’na götürmüştü. Yunanistan da, Olimpos Dağı’nı nasıl da korumuşlar milli park ilan ederek. İki dağ evi yapmışlar Olimpos dağına. Dağda nefes alır olmuş, insanlarda nefes alır olmuşlar. Bizde Emzik Çeşme bir dağ evi yaparak, bizim Olimposumuzu koruyabilirdik. Çevrenin kirlenmesini önler, doğayı korur, dağ meraklılarına konaklama hizmeti verebilirdik. Ne yazık ki bu şimdiye kadar düşünülmemiş.

Zirveye yürüyoruz

Emzik Çeşmeden, katran ağaçlarının arasından yukarıya doğru tırmanıyoruz. Patika bizi alıp götürüyor. Arabamızı bırakıp yürümeye başladığımız yerde Likya Yolu tabelası var ama bu patika esas olarak göç yolu. Emzik Çeşme, yörüklerin konaklama yeri. Eskilerde, aşağıdaki köyler, nisan, mayıs aylarında develeri, eşekleri, atlarıyla bu patikadan yürüye yürüye, konaklaya konaklaya Çukur Yayla’ya, Yayla Kuzdere’ye giderlermiş. Tırmanırken göçerlerin konakladıkları eski yıkıntıları görüyoruz.

Tahtalı’nın sedir denizi

Emzik Çeşme’ye kadar sık bir kızıl çam ormanı içerisinde yürüdükten sonra yukarılara doğru sık ve dik bir sedir ormanı karşılıyor bizi boğazda. Sedirler, Tahtalı’ya dik, güneşe dik, denize dik yükseliveriyor gökyüzüne. Ama gel gör ki, sedir ağaçlarını “liken” denene mantar türü kaplayıvermiş. Salmış dallarını koca katranlar, eğilmiş dallarıyla bizi karşılıyorlar. Ve sanki “Nereye gidiyorsunuz, gidin bakalım ne göreceksiniz” der gibi bakıyorlar bize.

Katranlı boğazdan, bin yıllık sedirlerin altından dolana geçip 1800 metre yüksekliğe çıkıyor, tek katran altında mola veriyoruz. Soluklanıyoruz. Katran kokusu içimize doluyor. Bir yanımızda dimdik Tahtalı Dağı’nın zirvesi, hemen altımızda gürmü gür, dikmi dik, uzun mu uzun, yeşil mi yeşil sedir ormanı. Sedirler, aslında dağların yükseklerinde sonlanırken azalırlar, boyları kısalır, yok oluşlarını gözlersiniz. Ama Tahtalı Dağı böyle değil işte. Burada upuzun, dimdik, yemyeşil sedirler, güçlü, heybetli duruyorlar. Önümüzde müthiş bir sedir denizi. Sedir denizinin aralarında sarıya çalan pembemi şimşirler ve güneş ışınlarıyla cıvıl cıvıl oynaşan renk ormanı. Güneş, sedir yeşili ve şimşir pembesi ayrı bir hava veriyorlar ormana, doyumsuz bir güzellik ve doyumsuz bir görsellik. Şaşırıyoruz manzaraya, körfeze, sedir ormanına.

Zeus ve Hera’nın ormanı burası

Ama burası olimpos dağı, burası Zeus’un dağı. Zeus bu ormanda el ele tutuşup geziyordu Hera ile. Zeus bu ormanda savaşmayı öğretiyordu Ares’e. Elbette Zeus’un dağına deniz başka bir biçimde yaklaşacak, güneş başka bir biçimde doğacak. Deniz tanrısı Poseidon, Zeus için farklı körfezler yapmış aşağılara. Artemis ve Dionysos, Zeus’un sevdiği bitkilerin çoğalmasını sağlamışlar Olimpos (Tahtalı) Dağı’nda. O nedenle gür sedir ormanı, o nedenle dik ve uzun ardıçlar ve sedirler, o nedenle gür sedir ormanı, o nedenle dik ve uzun ardıçlar ve sedirler, o nedenle renkli şimşirler.

Tahtalı’nın florası zengin

O nedenle 23 bitki çeşidi tahtalı dağından başka dünyanın hiçbir yerinde yetişmiyor ve de o nedenle florasında 865 bitki türü vardır tahtalının. Tanrılar ailesinin kışlık sarayıdır Olimpos (Tahtalı) Dağı mitoloji de. Ve Zeus, Tanrılar Tanrısı Zeus, elbette zevkine düşkün olacak. Onun içindir ki özel yapılmış Tahtalı. Denize nazır. Denizi de körfez körfez görsel güzelliklerle bezenmiş Zeus için.

Tahtalı’nın zirvesine dikilen demir direk

Biz bu eşsiz görsellikle heyecanlanıp mutlu olurken, Tahtalı’nın zirvesine dev gibi bir direk bize bakıyordu. Ümit Durak, uzaktan Tahtalı’nın zirvesindeki direği gösteriyor. Hüzünleniyor. Bir yandan Tahtalı’yı anlatıyor, bir yandan da, “Gitti Tahtalı aldılar bizden yazık oldu Tahtalı’ya” diyordu.

Zirvede iş makinesi

Tek sedirin oradan, Tahtalı’nın batı yamacından yürüyoruz Ümit ile birlikte. Kuzeyde  Çukur Yayla görünüyor. Kocaman bir iş makinesi, dağ kırıcı gibi, Çukur Yayla’dan çıkıp Olimpos Dağı’nı Zeus’un, bu özel dağını yara yara çıkmış Tahtalı’nın zirvesine. İş makinesinin açtığı yoldaki taşları gördükçe Ümit’in canı yanıyor,” Dağ mı kaldı,dağ bitti” diyor. Ümit efkarlanıyor,üzülüyor,”Yazık oldu” diyor. Sevdalanmış Ümit Olimpos Dağı’na,yüreği yanıyor ve daha bir hızlanıyor adımları yamaçta.

Muhteşem manzara

Tahtalı’nın batısında dolanıp ilk tepeye çıkınca güney batımızda önümüze seralar vadisi Kumluca uzanıveriyor. Hemen önümüzde Musa Dağı, Adrasan Vadisi, Körfezi, Yanar Taş Koyu, Çıralı.Tahtalı’dan bakıyoruz dünyaya. Zeus’un dağından bakıyoruz dünyaya. Artık önümüzde dağ mı olurmuş. Hepsi birer tepecik. Buradan Zeus bakarmış,Hera bakarmış dünyaya. Zeus’un önünde görsel açıdan engel mi olurmuş. Buradan tüm heybetiyle görünüyor  Tahtalı Dağı’nın zirvesi. Ben varım diyor Tahtalı.Tanrılarım var. Denizi de, dağları da, koyları da ben idare ederim dercesine. Denizin,dağların,koyların üzerine doğru eğilmiş Olimpos, 2 bin 200 metredeyiz. Zirve öncesi son tepe burası. Bir yanda Kuzdere Vadisi, bir yanda Adrasan Koyu.

Kuşların şikayeti var

Elli kadar keklik uçuyor önümüzden sonra şahinler uçuşmaya başlıyor.

Burası şahinlerinde, keklilerinde dağı. Uçuşan şahinler zirveye doğru dolanıp, zirvede birazcık duralayarak, sanki bize, zirvede çalışmakta olan iş makinesini gösteriyorlar, dev teleferik direğini gösteriyorlar. “Bu mu medeniyet, ne oldu tarihe” der gibi süzülüp uçuyorlar önümüzden. Biz buradan denize, buradan dağlara, buradan mavi gökyüzüne bakmaya bayılıyoruz. Burası Dazkır Tepe. Burası Kemer’e,  Beldibi’ne, burası tüm yaylalara bakıyor. Emzik Çeşme’den yol alıp yürüyünce yörük, Tahtalı söyler. Kaynaşır bulutlar Tahtalı’nın zirvesinde.Tahtalı can verir Çukur Yayla’ya, Kızılalan Yaylası’na, Yayla Kuzdere’ye ve Ovacık, Gödene, Elen yaylalarına. Her mevsim çiçek açar Tahtalı, her bir çiçek gülüşüdür Tahtalının. Bin bir çeşit çiçekle güler Tahtalı Dağı kuşlara, yaban hayvanlarına, dağcılara ve bilcümle yaşayanlara.

Zirveye çıkıyoruz batıdan. Saat 11.30 sıcak mı sıcak, pırıl pırıl bir hava. 3 Kasım değil, sanki eylül ayını yaşıyoruz. Zeus tüm tanrı ailesiyle birlikte kış aylarını Tahtalı dağında geçirirmiş. İşte tanrıların dağında böylesine güzel bir hava olması ve böylesi bir manzara olması şaşırtmıyor bizi.

Zirve, istila edilmiş, bulutlar öfkeli

Tahtalı’nın zirvesinde iş makineleri, konteynerler ve dev gibi teleferik direği karşılıyor bizi. Ve bir de denizden kaynayan bulutlar. Burada kendinizden geçiyorsunuz. Öyle bir bulut kaynaması ki, denizden kaynayarak hızla yükselen bulutlar zirvede toplanıyorlar. Sanki bir el tam zirvede tutuyor pamuk bulutları. Olimpos dağının zirvesinde toplanan bulutlar hınç ve öfke dolu olarak zirvede durup kaynıyorlar. Bulutların tam altında koca iş makinesi bağırta bağırta Zeus’un ciğerlerini sökmeye devam diyor.

Zeus’un makamında demir konteynerler oturmuş

Tanrıların tanrısı Zeus’un oturduğu yerde şimdi konteynerler oturuyor. Zeus’un dağları, Akdeniz’i, ormanları yönetmek için baktığı yerden kocaman bir teleferik direği kendine baktırıyor. Tahtalı Dağı, öyle bir dağ ki, tüm dağlara, Akdeniz’e, vadilere, körfezlere, yaylalara hakim dağları arkasına almış, denize dik sakan bir dağ Tahtalı Dağı. Kuzeyin de tüm heybetiyle, Olimpos adına, tanrılar adına Balkanlara kadar her yanı kontrol altında da tutan, gözetleyen ve dimdik duran Kızlar Sivrisi.

Ve de sırasıyla yan yana Ziyaret Dağı, Kartal Tepe, Eren Dağı, Tunç Dağı, Bakır Tepe hepsi bilcümle Olimpos’a bakıyorlar. Olimpos Dağı’nın güneyinde ise eşsiz bir görsellik. Öylece bakakalıyoruz zirvede, seyir mi seyir işte. Doğudan batıya, Kemer, Çamyuva, Kiriş, Beldibi, Göynük, Tekirova, Adrasan, Phaselis, Kumluca ta ötelerde Antalya. Ve mavi sularıyla Akdeniz altımızda uzanıveriyor uçsuz bucaksız.

İçimizden uçmak geliyor

Bayılıyoruz manzaraya, uçmak geliyor içimizden. Şahinler gibi uçmak, süzülmek Akdeniz’e.

Dağ tarih boyunca insanoğlu ve de insan kızı için hep özgürlüğün simgesi olmuştur. Zirveler, zirvelerden mavi gökyüzünün görünümü, ve bu görünümlerin bütünlüğü bir daha anlam katmıştır her zaman özgürlük duygusuna. İşte bu anlam da Tahtalı Dağı’nın denizle, gökyüzüyle ve tüm dağlarla olan bütünlüğü daha bir anlam katıyor özgürlük kelimesine.

Oturuyoruz zirvede, soluklanıyoruz. Görsellik bizi büyülüyor.

DENHEMNEllllll 066

İş makinesi zirveyi kesiyor

Tahtalı Dağı 2 bin 366 metre yüksekliğinde ve denizden birden bire yükseliveren ve de denize dik bakan dünyada ki üç dört dağdan birisi. Dev iş makinesi, teleferik konumlandırma yeri, lokanta yeri, seyir yeri yapmak için her gün metre metre kazıyor, küçültüyor koca Tahtalı’yı, bugün artık 2 bin 366 metre değil Tahtalı Dağı. Koca iş makinesi ciğerlerini söküyor. Tanrıların o muhteşem zirvesini betonlaştırmak için kazıyor, düzeltiyor.

Dağlar özgürlük, dağlar güzellik, dağlar sevda demektir. Ama Tahtalı Dağı özgür değil artık,Tahtalıyı zincire vurup hapsetmişler.

Tahtalı’yı kim aldı ?

Ümit Durak iş makinesinin kazıp parçaladığı zirve taşlarına bakıyor ve hüzünleniyor, üzülüyor. “Gitti Tahtalı, gitti güzelim dağ, yazık oldu bir şey yapamadık” diyor. Tahtalı Dağını bir İsveç şirketi olan Fajos ile Teleferik üreticisi olan Alman şirketi Garaventa ortaklığı kiralamış. On üç yıl önce  Çek yada Yugoslav asıllı İsveç’te yaşayan Fajos firmasının sahibi Jan Jirotka diye birisi Kemer’e tatile geliyor. Dağlara merakı olduğunu söyleyen Jan Jirotka Tahtalı Dağı’na çıkıyor. Tahtalı’dan görülen manzaraya hayran kalıyor. Zirveye teleferik yapıp buranının seyrini paraya dönüştürmek aklına geliyor ve Türk hükümetine müracaatta bulunuyor. Yıllarca olumlu yanıt alamıyor. Sonra AKP iktidara gelince, Orman Bakanı Osman Pepe, Fajos’un yetkilisini çağırarak, “Parayı yatırın, dağı size verelim” diyor.  Fajos, yeterli parası olmadığı için Garaventa şirketi ile ortak olup Olimpos Dağı’nı kiralıyorlar.

Tahtalı, 29 yıllığına yabancıların

Fajos-Garaventa ortaklığı 29 yıllığına kiralamış Tahtalı’yı. Hemen işe koyulmuşlar. Dağı yara yara, iş makinelerini, konteynerlerini, 2 bin 366 metrelik zirveye çıkarmışlar. Diğer malzemelerin taşınmasında dev helikopterleri de kullanmışlar. Deneyimli dağcıların tam donanımlı olarak soluklana, soluklana çıkabildikleri koca Olimpos’a, iş makinaları kolayca çıkıvermiş. Çıkar çıkmaz da saplayıvermiş dişlerini Zeus’un ciğerlerine.

Ankara, ne bilsin Tahtalı’yı

Tahtalı Dağı’nı kiraya verenler, bu dağın özelliklerini, coğrafi konumu, tarihi geçmişini, bitki türlerini, hayvanlarını belki de hiç düşünmemişlerdir. Belki de hiç görmemişlerdir Tahtalı’yı. Emzik Çeşme’den su içmemişlerdir. Bin yıllık katran ağaçlarının gölgesinde soluklanmamışlardır. Tahtalı’nın zirvesinden dünyaya, Tahtalı’nın zirvesinden mavi gökyüzüne, mavi denize hiç mi hiç bakmamışlardır.

Dağlar sermaye mi ?

Fajos-Garaventa ortaklığı yatırım için gelmiş ve en çok kar edeceği yeri seçmiş. Yabancı firma görselliği satacak, para kazanacak. Ama bu yatırımın getirileriyle bizden götüreceklerinin hesabı doğru yapılamamış bizce. Bir daha haritalar, kitaplar 2 bin 366 metre yüksekliğinde bir Olimpos Dağı’nın dağcılar için önemini yazmayacak. Yatırımcı şirket karına kar katacak ama Türkiye, Antalya ve de dağcılar, doğa severler çok önemli bir dağı kaybedecekler. Sermaye geldi yere kar için gelir. Elbette sermayedarlar da doğayı severler.

Elbete sermayedarlarda doğanın korunmasını isterler, onlar da güzelliklere hayrandırlar ama sermaye için öncelik para kazanmaktır. Kar etmektir. Güzellik kara dönüşebileceği durumlarda öncelikle kar etmektir sermaye sahipleri için. Yabancılarda yurdumun güzelliklerine hayrandır ve onun için paralarıyla geliyorlar yurduma. Her yatırım için “Yabancı sermaye gelsin, yeter ki döviz girsin” diyebilir miyiz? Ama hal böyle olunca, “Tahtalı feda olsun, yabancı sermayeye; yabancı sermaye halk için dağ için, fakir fukara için geliyor ülkemize” diyor yurdumun zenginliklerini, güzelliklerini yabancılara kiralayanlar.

600 çam kesildi

Fajos-Garaventa ortaklığı tahtalıyı kiralar kiralamaz işe Tahtalı eteklerinden Phaselis’in üzerindeki çamlıktan başlamış. Teleferik başlangıç tesisi yapmak için bir anda 600 kızılçam ağacının kesivermiş. Bu ilk kaybı Tahtalı Dağı’nın. Daha ilk karşılaşmada verilen zayiat. Sonra mı? Sonra daha ne katliamlar olacak. Ne zayiatlar verecek Tahtalı Dağı.

Doğanını bozulmasının temelinde yatan çıkar hırsı olmuştur tarih boyunca. Önce Haliç kirletilmedi mi? Kapitalistlerimiz kolay para kazansın, fabrikalarını az masraf edip, çok kar edecekleri yerlere yapsınlar diye. İzmit Körfezi böyle kirletilmedi mi? Önceden gelecek planlaması yapılmadan, deniz tahribatını en aza indirecek bir kıyı kenar çizgisi oluşturulmadan güzelim Antalya kıyıları turistik otellerce dolduruluvermedi mi?

Ve sonra halkın cebinden alınan vergilerle temizlenmeye çalışılmıyor mu Haliç, İzmit Körfezi? En baştan düşünerek önceki ve de başka ülkelerin deneyimlerinden dersler çıkararak yaptırsalar yatırımı olmaz mı?

Yeterli tepki gösterilmedi

TODOSK duyarsız kalmamış Tahtalı Dağı’nın tahribatına.Yabancı şirketi, prosedürün eksikliği açısından mahkemeye vermişler. Demokratik kitle örgütleri duyarlı kılmak için toplantıya çağırmışlar. Fajos-Garaventa’nın makineleri teleferik inşaatının başlangıç yerini yapmak için 600 kızıl çam ağacını keserken inşaat alanına gitmişler. Protesto etmişler ama toplumsal duyarlılık yaratıp, demokratik girişimlerini ne daha öteye götürebilmişler ne de tepkiye yani örgütlü tepkiye dönüştürebilmişler. Yeterince duyarlı olamamışlar.

Allah’ın kuru dağı

TODOSK’lular, Tahtalı eteklerine, teleferik başlangıç yeri için ağaç kesilen bölgeye gidince orada Fajos firmasının Türk yetkilisi ile karşılaşıyorlar. Yetkili TODOSK’luların tepkisine hiç aldırmıyor; “Sizleri anlayamıyorum, biz memleketimize yatırım için varız (Fajos ne zaman memleketli olduysa), kendi köyümde teleferik yapacak bir yer olsa oraya bu yatırımı yönlendirdim. Allah’ın dağına, kuru dağa yatırım yapıyoruz, karşı çıkıyorsunuz. Bu dağda yer çok, gelin sizin için de yürüyüş yerleri bulalım” diyor.

Ne güzel değil mi? Allah’ın kuru dağı! Dağı canlandırmalı o zaman! Yani yapılanların esas amacı kar değil insanmış! Bizler de hemen inanıyoruz. Ne zaman yapılanlar halk için denilmedi ki. Artık dünyanın neresinde olursa olsun doğanın tahribatının, savaşların nedeni öncelikle hak için olmuyor mu ?

Zirvede teleferik direği

İşte bu mantıkla kocaman teleferik direği dikilivermiş Tahtalı’nın zirvesine. Çelik teller sarkıtılıvermiş denize doğru. Sanki bunlar çelik tel değil, dağın iç organları. Günlük 2 bin 500 kişi çıkacakmış Tahtalı’nın zirvesine, bu ne demektir Tahtalı için? Tahtalı Dağı, kar çukurlarıyla dolu. Kışın kar yağınca tıka basa dolar bu kar çukurları. Bu çukurlara dolan karlar eridikçe, toprağın içine süzülüp aktıkça kar suları, dört mevsim şırıl şırıl akar Tekirova’nın, Kuzdere’nin, Kemer’in ve de Beycik’in ve de Emzik Çeşme’nin suları.

Tahtalı’nın zirvesine tel örgü

Fajos-Garaventa yatırım yapıyor buraya, oluk oluk para akıtıyor. Bu paraları katlayarak geri alacak elbette. Bir süre sonra tel örgülerle çevirecek dağı. Belki de önce kar çukuru dolduracak dozerlerle.Çünkü Tahtalı’nın zirvesi kayak yapmaya hiç elverişli değil.Kar çukurlarını dolduracak ki kayak yapıla bilinsin.Kar çukurları dolunca karlar dolacak çukur bulamayınca,önce azalacak suları tahtalının eteklerindeki güzelim pınarların suyu. Tahtalı Dağı bin bir çeşit çöple kirlenecek ve sonra yavaş yavaş kuruyacak emzik çeşme ve bilcümle pınarlar. Ey dağcılar, gitti  gidiyor Tahtalı elden.Ey çevreciler, doğa severler, yurdumun duyarlı insanları mitolojik bir dağ olan,dünyadan denizi en dip gören birkaç dağdan biri olan, tanrıların dağı Olimpos gidiyor elden.

Dağcılar yeterince sahiplenmedi

Bir şey yapamamış dağcılar ne yollarda yürüyebilmişler Tahtalı için, ne Ankara’da Orman Bakanlığı’nın önünde kamp kurabilmişler. Ne de kendilerini zincirleyebilmişler. Kesilen kızıl çamlara ne de Tahtalı’nın 2 bin 366 metresindeki zirvesinde taşlara bağlanabilmişler.Yani sahiplenememişler dağcılar dağlarını. Dağcılık esas olarak da tırmanılacak,yürünecek yerlerin korumasını bilmek, koruma bilincini geliştirmektir.Dağcılık dağlar için, dağların kuşları ormanları, suları, rengarenk çiçekleri için mücadele etmesini bilmektir.

Zirvedeki çelişki

Tahtalı’nın zirvesinde, iş makinelerinin arasında  oturduk. Dağlar ile, iş makineleri çok ilginçti. Tarihin,teknolojinin ve de sermayenin ironisiydi. Hava çok güzelken birden kararıyor Tahtalı. Belli ki Tanrılar kızdı sis kaplıyor her yanı. Görüş uzaklığımız 50 metreye iniyor.Tahtalı sis,boran oluyor ve telaşlanıyoruz. Tahtalı bu işte. Değişken bir dağ. Ne zaman ne olacağı belli olmaz.Böyledir Tanrıların dağı.Tahtalı bulutlanınca tüm deniz çalkalanacak demektir.Bütün Likya ülkesini, Pamfilya ülkesini balıkçıları bilir bunu.

Tahtalı’nın zirvesi başka zirvelere benzemez

Tahtalı mitoloji, görsellik, heyecan, bulutların, ormanların ve denizin üzerinde uçmak demektir. Burada mutluluk var, coşku var.

Oğlum Ali Sinan’ı arıyorum cep telefonumla.Onunla paylaşıyorum mutluluğumu, zirvede 1 saat kalıyoruz. Sonra aynı yoldan dönmeye başlıyoruz.

Tahtalı gitti, Zeus göz yaşı döküyor.

Bir süre sonra tek sedirin oraya gelince soluklanıyoruz.Ve sedir ormanlarının arasından kaybolup, Emzik Çeşme’ye doğru iniyoruz, katran, çam ve ardıç kokularını soluyarak Tahtalı Dağı elden gidiyor dağcılar, çevreciler,ormancılar,denizciler ve bilcümle dağdan yana olanlar, bilesiniz kaybetmek üzereyiz Olimpos Dağı’nı. Zeus’un ciğerlerini sökmüş iş makineleri. Akan Zeus’un gözyaşlarıdır bilesiniz.

Ali ÇETİN

olimposResim tarafımdan çekilmemiştir.

Posted in Trekking Yazıları, YazılarComments (0)


Advert

Günü birlik veya kamplı, elinde fotoğraf makinesi, sırtında çantası olmanın verdiği hazla dolaşmaya MERHABA.

-
Her yer görülmeye değer anlayışı ve sevdasıyla yürümenin, tanımanın ve anlamanın tadına varabilmek amacıyla farklılıklar yaşıyoruz birlikte.

Yalnızca ülkemiz değil, gidilebilen her coğrafya içindir sözümüz.

Takvim

Ağustos 2018
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Eki    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031