Tag Archive | "göl"

EĞRİ GÖLDE , DOĞRU DOKTOR


EĞRİ  GÖLDE , DOĞRU DOKTOR

Orta torosların tam ortasında,anlatılmaktan çok yaşanılınca gerçeklik olacak olan, bir göl bulunmaktadır dağların arasında. Eğri göldür bu.2350  metre rakımında,2900 metre yüksekliğindeki geyik dağının,sultan ana (giği) zirvesinin  kuzeydoğu eteklerindedir.

Geyik dağı ,Taşeli platosundaki  geniş çayırların üzerinde dimdik yükselerek,koyaklarında(dolin) koyun ve keçi sürülerinin otladığı,başı karlı yüce bir dağdır.Geyik dağı yükseltisinin hakim olduğu bölgeye, yedi kaza yaylaları denmektedir.Manavgat,Alanya,Gazipaşa,Anamur,Hadim ve Gündoğmuş Yörükleri çıkar bu yaylalara.Eğri göl,Geyik dağına yağan karların  sularıyla dolar,coşar ve hayat verir yedikaza yaylalarına.

16092009_51

Yedikaza yaylaları ve  geyik dağı,coğrafik şekillenmesinin ilginçliğiyle,bitki örtüsündeki  endemik yapı ve çeşitliliğiyle,kuşları ve tüm yaban hayatıyla  çok farklı bir dağdır.Bölgede ilk yaz gelip ,karlar ,yukarılara çıkmaya geçit verdiğinde,yüzlerce göl ve gölcükle,  apayrı bir güzellik sunar  doğa.İlk yazda bir göl  değil,bir çok gölün besleyenidir Eğri göl.Haziran ve temmuz ayları en güzel zamanıdır eğri gölün .Haziran sonu ile temmuz ayında bir başkadır geyik dağına tırmanmak.Bu aylarda kar vardır,zorludur ve yeni yeni  açar allı morlu dağ laleleri,yeni yeni açar ters laleler,çiğdemler.Koyaklar karla kaplıdır,gölcüklerle doludur bu aylarda.Her zaman Kar üstüne kar yağar geyik dağının zirvesine.

16092009_52

Bu bölgenin esas çatısını,yüksek ve devamlı sıradağlar ve bu dağlar arasındaki yaylalar oluşturur.Söbüçimen,topataş,Avsallar,Payallar,Tosmur,Namaras,Çakallar,Göktepe,merdiven ve çenger  yaylaları, eğri göle en yakın olan yaylalardır.Eğri gölün bölgesindeki dağlarda(Geyik ,barcın,karayılan,çürükdağ,delikdağ,papazbaşı,gümüşsay , sıçak ve deli dağ) Aşınma o ölçüde şiddetli olmuştur ki,sıradağlarda,bıçak şeklinde uzayıp giden  keskin sivriler,dik ve yüksek kayalıklar,dar ve derin vadiler oluşturmuştur.Yani , bu dağlar,karstik aşınmayla şekillenmişlerdir.Kalker ,suda eriyen ve çatlakları olan bir kaya çeşididir.Az kıvrılmış olup,yatay  kaldığı yerlerde yağmur sularını içine çeker.Bundan dolayı yerin altı erir,üstü çöker.O nedenle sayısız koyaklar(dolin),alanlar(polje),sivri sivri kayalar,derin,dar ve düzensiz vadiler,düdenler oluşur.Bu oluşuma karşın,eğrigöl,susam gölü,ilvat gölü ve derin göl,bir çok kaynakla birlikte, buraları yaşanılır yapan birer görsellik harikalarıdır,görülmeye ve yaşamaya değecek kadar.

16092009_53

Geyik dağına,Barcın dağına ve bu bölgedeki tüm dağlara yağan karların eriyen suları,esasen Göksu çayının ve Alaraçayının kaynaklarını oluştururlar.Göksu ,bu bölgeye kadar sokularak, suyunu üç kaynaktan alır.Söbüçimen yaylalarında görülen karstik çöküntü alanlarının dibe dalan sularından ,Değirmen deresi denen yerden çıkan bir kaynaktan,Dedemli köyü üstünden çıkan birbaşka kaynak  ve Barcın yaylalarında dibe dalan suların çıktığı, çevlik deresi ile ayna deresinin birleşmesiyle oluşan Mençek  suyundan oluşmaktadır.Alara çayıda,Geyik dağı ve barcın dağının dibe dalan sularının , Malaniçi kapızında,cündere yamaçlarından 40-50 metre yükseklikten fışkırmasıyla oluşur.Eğri göl platosu,yalnızca bu iki çayın kaynaklarını oluşturmaz.Bu plato,bir yanda Akdeniz,diğer yanda Konya-Karaman ilçe ve köylerinin içme suyu kaynaklarınıda oluşturur.

16092009_55

Eğri göl,bu platonun enbüyük gölüdür.5-6  km lik çevre uzunluğu vardır.Çevresi,geniş ve yemyeşil çayırlardan,bu çayırları bir delta gibi yara yara akan kaynak sularından oluşmaktadır.Gölün derinliği bilinmemektedir.İçerisinde kerevit,sazan balığı,kırmızı,pembe renkli birçok balık bulunmaktadır.Bir yarısı nilüfer çiçekleriyle kaplı olan göl,çevresinde binbir çeşit çiçeklerle,bir çiçek tarlasına benzemektedir.İçersinde yeşil ördekler,karabataklar yüzmektedir.Nilüfer çiçeklerinin arasındaki kırmızı,pembe balıklarıyla bir akvaryuma benzemektedir..

16092009_57

Çevresindeki çayırlarda yılkı atları yayılır sürü halinde.Bir tilki size bakıp aldırmadan kaybolur taşlar arasında.Bir tavşan aniden önünüze çıkıp,hızla  aşıp gider bir tepenin arkasında , kaybolur.

16092009_58

Gölün güneybatısındaki Geyik dağının zirvesinde yaban keçileri,boz ayılar,kurtlar yaşar ve doruklarında kartallar,şahinler uçar.

Bütün bu özellikleriyle Eğri Göl, belkide  Ülkemizin 2350  metredeki  en canlı gölüdür.

Eğri göl yaylalarının  otlarıyla beslenen koyun ve keçilerin sütü,peyniri,yoğurdu,eti bir başkadır.Bu dağların çiçeklerinden,arıların yaptığı bal ise ilaç niyetine yenir.Tüm yenenlerden sonra içilen eğri göl pınarlarının suyu, hayat verir insana.O nedenle ,hem Antalya taraflarından,hem Konya-Karaman taraflarından,Eğri göle üç-beş günlüğüne yaylaya (yayla yemeğe) gelinir,sağlıklı ve dinlenmiş olarak dönülür.

16092009_59

Eğri Gölde sadece göçerler yaşamıyor. Birde Dr Ali Kemal Merdan yaşamaktadır.Bütün Yörüklerin tanıdığı,sevdiği ve her yıl temmuz ayında gelmesini dört gözle bekledikleri birisi. Dr.Ali KEmal’in Alanya Konaklı’da  Medikali bulunmakta. O da,bütün Yörükleri tanıyor.Yörüklerin en yoğun gittikleri temmuz ayında,topluyor sağlık gereçlerini  ,yaylanın şartlarına uygun olan acil müdahale gerektiren sağlık malzemelerini ve ilaçları yanına alarak,Eğri gölün Kuzey doğu yakasındaki pınarın önüne dört tane büyükçe çadırı kuruveriyor.

İlk geldiği yıl ,Yörükler şaşırmışlar biraz. Ama sonraları kendileri için bir nimet  diye düşünmüşler ve Ali Kemal’e  sahip çıkmışlar.Dr. bir ay süresince gelen hiçbir hastadan ilaç parası dışında ücret almıyor.Yörükler,gönüllü olarak ,sürekli ,bir ay  boyunca, sağlık  ekibine bolaca,aksatmadan yiyecek,sebze,meyva,bal,süt,yoğurt,kavurma getiriyorlar.Eğri gölde her şeyin en iyisini Dr Ali Kemal  ve ekibi yiyor ve fazlasıylada hak ediyorlar.Elektrik yok.Oldukça zor şartlarda sağlık hizmeti vermeye çalışıyorlar.Belki örneği bile yoktur.Çünkü muayaneden para alarak bile başkasının yapmayacağı bir fedakarlık DR.Ali Kemal Merdan’ın yaptığı.

Birde Ali Kemal’in dostu topal Osman varki,Eğri gölde onu anlatmadan geçmek hiç olmaz.Topal Osman,Akdam köyünden, Terzilik yapıyor Alanya’da.Yörüklere külot pantol (pontul)dikmiş yıllarca,o nedenle  hemen bütün Yörükler tanıyor.Her sene temmuz ayında ,evini,barkını,çocuklarını bırakarak Ali Kemal ile birlikte eğri göle geliyor.Ali Kemal’in kader arkadaşı olmuş.Çok saygı duyuyor  bu davranışına ve fedakarlığına. Çadır acil yardım kliniği açılmaya başladıktan sonra , Yörükler yaylalarda hastalanmaktan korkmaz olmuşlar.

16092009_60

Dr.Ali Kemal,Eğri göldeki,en doğru olay.Ama ne destek veren var,nede sahip çıkan.Belediye başkanları,devlet yetkilileri hiç kimse görmemiş,sahip çıkmamış,fark etmemiş bile.Demekki bizim yurdumuzda,can kurtarmanın,yaşatmanın çokta önemi yok.Biz toplum olarak öldürenlere madalya veririz,öldürenleri kahraman seçeriz.Böylesi bir kültürden kurtulamadığımız için Dr.Ali Kemal’in yaptığı işin öneminin farkında bile değiliz.Yanlış anlaşılmasın, Yörükler farkında ve gereken değeri veriyorlar ama yöneticiler  ve yetkililerimiz  farkında değil.Sözümde onlaradır biline…

Dr. Ali Kemal’in canı yanıyor.Yok olup giden güzelliklere,kirlenen  eğri göle.Doğa harikası eğri gölün etrafının nasıl yapılaştığı,yapılaşmanın denetimsizliği ve her yıl kirliliğin gözgöre göre nasıl arttğı apaçık ortada. Özellikle Alanyanın,Güzelbağ beldesinin  Yerleşimi hemen gölün kıyısında ve buranın her çeşitten çöpü,kirliliği  eğri göle atılmakta.Çevreye gelenler, çöplerini etrafta bırakıp gitmekte ve bu çöpler sularla göle sürüklenmektedir.Eğri Göl ve çevresindeki yerleşim yerlerinin çoğunluğu kasaba ve belediyelik.Kimsenin yada hiçbir belediye başkanın aklına gelmemiş,diğer belediyelerle ilişkilenip,sırayla,haftada bir buranın çöpünü almak. Dağa çöp atmak davranış biçimi haline gelmiş ve bu durum belediye başkanlarımızcada belliki kanıksanmış. İşte eğri göl ve çevresinin görünümü. Ama ne bir gören var,nede görüpte müdahale eden.

Çadır kliniğin etrafı tertemiz.Özellikle topal Osman, her geleni uyarıyor , çevre temiz tutulsun,kirlilik olmasın diye.Örnek olmaya çalışıyorlar çevre temizliği ve çevreye duyarlılık konusunda.

16092009_62

Orta toroslarda,Taşeli platosunda,Yedikaza(gaza) yaylalarına can veren,doğa harikası eğri göl  ve çevresindeki güzelim pınarlar(muar) kirlenme tehlikesiyle karşı karşıya.

Bir göz bekler görsün,bir el bekler uzansın  diye.

Eğri Gölde  yaşam var,Nilüferler var,Çayırlar var,çayırları yara yara akan pınarlar var,Gölde  yüzen yeşil ördekler var.Dağlarında derin koyaklar,keskin sivriler ve bu sivrilerin yamaçlarında yaşayan yaban keçileri,ayılar var.Bütün bu güzellikler yok oluş sürecine girmiş biline.

Ali Çetin

Posted in Gezi Yazıları, YazılarComments (0)

ŞAVŞAT DAĞLARı ARASINDAKİ GİZEM


ŞAVŞAT DAĞLARı ARASINDAKİ GİZEM

Şavşat, belki de Türkiye’nin en az bilinen ,en güzel coğrafyasıdır.Şavşat’ın ormanları,suları,dağları, çiçekleri ve de insanlarının kalpleri çok güzel.Bu güzellikleri görmek gerekir.Şavşat uzak bir coğrafya, yolları zahmetli,ulaşılması zor mu zor ama Şavşat a, Şavşat’ın insanlarının sıcaklığına ulaşınca ,insanın aklında ne yolun zorluğu nede zahmeti kalıyor .

Şavşat’a bir gece vakti giriyoruz.İlk kez geliyoruz buraya.Cengiz ve Ayşe Şavşatlı.Onlarda 26yıl sonra yeniden Şavşat’a gelmenin heyecanını yaşıyorlar. Cengiz ile Ayşe’nin çocukluk yıllarının geçtiği Şavşat’ın girişindeki satlel semtinde dedeleri Maksut efendinin evinin önüne arabamızı park ediyoruz. Saat gecenin onu.Sadece su sesleri duyuyoruz.Şırıl şırıl çağlayan derelerin arasında olduğumuzu düşünüyoruz.

Maksut efendinin konağının kapısını vuruyoruz.Cengiz “Ensar amca” diye sesleniyor. Balkonun ışığı yanıyor ve bir anda balkona yedi,sekiz kişi çıkıyor.Uzaktan ,hoş beşten sonra Cengiz “bize yatacak yer ayarladınız mı?” diye soruyor.Küçük bir çocuk “ayarladık”deyiverince Ensar amcanın hanımının çocuğu çimdiklediğini görüyoruz.

Ensar amca evin yeni sahibi.Cengiz çocukluğunun geçtiği evde nostalji yaşamak istiyor.Zorlama bir konuklukla çay içebiliriz deyip merdivenleri çıkıyoruz.Hepimiz bir odada yatıyoruz.Sabah erkenden kalkıp bahçeye çıkıyoruz.Her yan yem yeşil,bahçe araları şırıl şırıl akan su dereleri ile bir birine bağlanıyor.Satlel’den Şavşat’ı anlamaya çalışıyoruz.Temmuz ayının ilk haftası.Bahçeler kiraz,vişne ve dut ile dolu.Dallara uzanıp hepsinden yiyoruz.

Ensar amcanın eşi bize sabah kahvaltısı hazırladığını söyleyince balkona çıkıyoruz.Şavşat’ın ünlü tere yağlı şor peyniri eritmesini afiyetle yiyoruz.Ensar amca kütüphaneden emekli.”Çok Kitap vardı kütüphanede”diyor.Okuyor muydun? diye soruyorum “Kütüphaneye gelen çocuklarla uğraşmaktan hiç vakit bulamadım kitap okumaya “diyor.

DSCF0700

Efkar tepesine çıkıyoruz.Burası Şavşat’ı ve çevresini seyir yeri.İsmini yazar Fakir Baykurttan almış.Şirin küçük bir çay bahçesi var.Şavşatlılar Fakir Baykurtun efkar tepesi romanını burada yazdığını anlatıyorlar.Ama bu tepeye Fakir Baykurtun ismini vermek belediye yöneticilerinin aklına gelmeyince , Şavşat eşrafından birisinin ismini koyuvermişler efkar tepesine.

Çay bahçesini çalıştıran Erkan arkadaş bize çay ikram ediyor hemen kaynaşıyoruz.Belliki tarihen dostuz.

Şavşat’a gelince mutlaka efkar tepesine çıkmalı.Ama Şavşat’a bakmadan seyretmeli dağları.Şavşat bir vadi.İki dağın arasına beton evleri üst üste,yan yana koymuşlar.Sanki beton deposu.Yemyeşil dağların arasına gizlenmiş bir beton mezar.Ne devlet doğru dürüst elini uzatmış Şavşat’a ,nede yerel yönetimin çalışmaları gelişmeye yönelik.Dağlar arasında saklı kendine yönelik Şavşat.

Laşet köprüsünden Ardahan a doğru çıkarken doğa büyülüyor insanı.Bir çiçek tarlası dağlar.Doğada yeşil olmayan bir açıklık bulmak olası değil.Dereler sulu,yemyeşil otlar ve çiçeklerle kaplı dağlar.Dağları,koyu yeşil ladin(köknar),açık yeşil pelit ağaçlarıyla dolu.Saharaya çıkış bitsin istemiyoruz.Bu yeşillik büyülüyor bizleri.

Laşet köprüsünde balıklarımızı yiyoruz.Hava serin.Ceketlerimizi sırtımıza alıyoruz.Su sesi konuşmalarımızı bastırıyor.Laşet çeşmesinden kana kana su içiyoruz.Sahara dağına çıkınca büyüleniyoruz.Bir renk cümbüşünün ortasındayız.Sahara dağı 2799 metre yüksekliğinde tam tepesinde takkola yaylası var.Geniş çayırlık alanlarıyla bölgenin en meşhur yaylası.Bir yanımızda dümdüz ve yemyeşil otlarla,renga renk çiçeklerle kaplı Ardahan vadisi bir yanda gür ormanları şırıl şırıl akan suları yem yeşil otlarla kaplı Şavşat vadisi.Sahara dağı bu iki yanı ile büyülüyor,şaşırtıyor bizleri.Şavşat yaylalarında koyun sürüleri,Ardahan yaylalarında inek sürüleri otluyor.Doğa okadar canlıki hayvanlar yapışıp kalıyor çayırlara.

DSCF0717

Perşembe günü Şavşat’ın pazarını geziyoruz.Peynir, yoğurt ve süt satan köylü kadınları ile dolu Pazar.Pazarcı kadınlara Ayşe’nin Annesini soruyoruz.Ayşe annesiyle görüşme konusunda kararsız.Sadece uzaktan görmek istiyor.Ayşe ile annesini görüştürmek istiyoruz.Ayşe den habersiz Gülseren ile Gülden, Siyaset teyzenin Rabat köyünde oturduğunu öğreniyorlar.

Akşam Dursun hoca (Dursun Özdede) nın evine yerleşiyoruz.Dursun hoca emekli öğretmen.Eşi Niyaser teyze bizleri sevinçle misafir ediyor.Odalarımız bile çoktan hazırlanmış.”Dr. Ayhan sabahtan bu yana durmadan telefonla arayıp sizi sordu” diyor Miyaser teyze. Dursun hoca şavşatla ilgili bir kitap yazmış.Hemen Kitabını getiriyor ve derin bir sohbete başlıyoruz.Cengiz ,”Ali Çetin seni uyutmaz bugün Dursun Amca”diyor.Hoca gülüyor,anlatmaya devam ediyor.

Karagöle gitmek için cirit düzünden sonra dört beş köyden geçiyoruz.Tüm Şavşat köyleri tomruk evlerden oluşmuş.Tomruk evler iki ,üç katlı. Ladin ormanlarının arasında yeşilin karası tertemiz bambaşka bir doğada hissiyle kara gölü görüyoruz.Kara göl bir doğa harikası.Hemen kenarından ladin ormanlarının arasından buz gibi kaynak suları fışkırıyor.

DSCF0809

Kara gölden dönerken Rabat köyüne uğramak istiyoruz.Adnan hocaya arabamızı Rabat köyüne doğru yönlendiriyor.Ayşe hiç tepki vermiyor.Rabatta Siyaset teyze oturuyor.Rabat Şavşat’ın en büyük,en güzel köylerinden. Şırıl şırıl akan derelerin kenarındaki,yemyeşil meyve bahçeleri arasına serpiştirilmiş tomruk evleri ile doğa ile uyumlu şirin bir köy.Eskilerde Ermenilerin en yoğun yaşadığı köymüş burası.Bölgenin en eski kilisesi buradaymış.Kilisenin taşlarını Şavşat a taşıyıp okul yapmışlar .Siyaset teyzenin evinin köyün en yukarısında olduğunu öğreniyoruz.Dere boyunda ormanların arasındaki tomruk evin önüne yaklaşınca köpekler havlıyor.Siyaset teyze diye sesleniyorum.yaşlı bir kadın bize doğru koşarak geliyor.Bu siyaset teyze.Ama ne Ayşe siyaset teyzeyi nede siyaset kadın Ayşe’yi tanıyor.Bizi görünce şaşırıyor”Benim buyrun”diyor Şavşat’lı sıcaklığı ile.Gülseren “Siyaset teyze,bu senin kızın ayşe sana getirdik “deyince bir an duruyor,telaşlanıyor,şaşırıyor Ayşeye bakıyor sonra biran yere bakıp dalıyor.Ayşede ise hiç tepki yok.sonra sımsıkı sarılıyor ana kız birbirine sessizce anlaşıyorlar.gözleriyle vücutlarının sıcaklığıyla,ellerinin kollarının sarışıyla bu güne kadar söyleyemedikleri her şeyi söylüyorlar birbirlerine.

Ayşe altı aylıkken annesinden ayrılmış ,unutmuş annesini.Siyaset kadın bırakıp gitmiş ayşeyi bir başkası ile evlenip yeni bir düzen kurmuş kendine.Oğulları kızları olmuş.Ama unutmamış Ayşe sini,görmek istemiş,arayıp bulmuş ama Ayşe annesinin yüzüne bile bakmamış.O günden sonra 26 yıl geçmiş ne arayıp sormuşlar, ne karşılaşmışlar.şimdi birlikteyiz.Bizimkisi dostluk kardeşlik.Ayşe mutlu,Siyaset teyze mutlu,bizler mutluyuz.Ayşe’nin ve annesinin mutluluklarını paylaşıyoruz.Paylaşmak,dayanışmak ne güzel bir duygu.Siyaset hanım kızını özlemle ,acıyla ,pişmanlıkla süzerken gözleri doluyor elleri titriyor,yerinde duramıyor .Koşarak ahşap eve doğru gidiyor sanki bir şey unutmuşçasına aniden geri dönüp yaş dolu gözlerle ayşeye bir daha,bir daha bakıyor.Ayşe” bir Şavşat el dokuması örtü aradım ,bulamadım ,sende varmı.”Siyaset hanım hızla evin içine giriyor, eğilip yerde serili olan kilimi kaldırıyor ve silkeliyor.Katlayıp “yüz yıllık var bu kızım al senin olsun.istediğin her şeyi alabilirsin”.Ayşe,hüzünlü ,şaşkın ,annesine kavuşmanın heyecanını gizlemeye çalışıyor içten içe mutluluğu gözlerine yansıyor.

Şavşat’ın kuzeyinde 3424 metre ve bembeyaz karları ile dimdik duran Karçal dağı var.Karçal dağı yeşilsiz ,karları ile uzaktan bakıyor Şavşat’a.arkasında ünlü Macahel vadisini sakladığını anlayamazsınız.Şavşat’ın doğusunda ise yemyeşil,zirvesinde sisi eksik olmayan Arsiyan dağı var.Arsiyan dağı Şavşat’ın simgesi olmuş.Şavşat vadisini,ormanlarını, göllerini,derelerini,yaylalarını en iyi gören dağ.

Şavşatlılar her yıl Arsiyan dağının,Gençiyan zirvesine bu mevsimde tırmanış düzenliyorlar.Bu gelenekselleşmiş tırmanışa tüm Şavşatlıları davet ediyorlar.Bizde tırmanışa katılmak için hazırlanıyoruz.

DSCF0812

Sabah saat 06.00 da kalkıyoruz.Gençiyan zirvesine tırmanacağız.3170metre yüksekliğinde.Ayşe ,Gülden,Cengiz heyecanlı.Neler alacağımızı akşamdan tespit ediyoruz.Dağ malzemelerimiz yeterli değil.Günlük yürüyüş ayakkabılarımızla tırmanacağız.Ziyo yanımıza geliyor bizi Zafer Güngüt ve Süleyman çelik ile tanıştırıyor. Rehberimiz zafer Güngüt.Süleyman çelik dağ hakkında bizi bilgilendiriyor.”Bu yıl katılım az oldu.otuz kişiyiz,hiç altmış kişinin altına düşmemiştik.”diyor.Sabah telaşında Ziyo bizi herkesle tanıştırıyor ,Birden kaynaşıyoruz Şavşatlı dostlarımızla.Sıcak bir ortam var.

Minibüslere binip,Arsiyan dağına doğru hareket ediyoruz.Cirit düzü köyünden geçip perişan yollardan hoplaya zıplaya ilerliyoruz. Devlet işin kolayını bulmuş, her köye yol yapmak yerine bir tek yolu tüm köylerden dolaştırarak çömüş sorunu. Yarım saatte gidebileceğimiz bir yere iki saatte gidiyoruz. “Olsun!” demiş devlet baba, “ya hiç yapmasaydık.”

Cevizli bağ (Tibet) köyünden geçip Nislata tepesinde mola veriyoruz burası çevre köylerin yol ayrımı kavşağı. Arkamızda kalan vadiyi en iyi gören yer. Seyir yeri.”Bar isteriz” diyorlar.

Ziyo iniyor minibüsten, alıyor eline zurnasını, kardeşide davulunu. Ziyo başlıyor çalmaya, herkes halaya. Dağ taş inliyor Nislata’da. Ziyo’nun zurnasının sesini çevredeki tüm köyler duyuyor. Herkes pencerelere çıkıyor: “Ziyo bu” diyorlar.

Yolumuz çok tüm köylere uğrayacağız Şavşat’ın tüm köyleri ahşap evlerden oluşmuş. Ormanlar arasında ahşap kütük evler öyle bir estetik uyum yaratmış ki; anlatılmaz, ancak görülür.Yaşatılması ve tanıtılması gereken bambaşka bir mimari köy evleri. Ama önce Şavşat’ta yok olmuş ağaç evler. Sonra yavaş yavaş köylerde yok olmaya başlamışlar. Şavşat köylerindeki ahşap evlerin ne devlet farkında, ne de mimarlar, mühendisler ve fotağrafçılar.

Tibet köyünde eski bir Ermeni Kilisesi varmış köylüler kilisenin mimarisinin güzelliğinden kiliseyi yıkmaya kıyamamışlar. Camiye dönüştürmek istemişler. Ama kilisenin içi resimlerle rengarenk olduğu için, köylüler kilisenin içine büyük bir ateş yakarak önce duvarları karartmışlar. Burayı, yıllarca cami olarak kullandıktan sonra, birkaç kez buraya yıldırım düşünce; “Allah cami olarak kullanmamızı istemiyor” diyerek yıkıp, yok etmişler.
DSCF0825
Dere boylarından ,ladin ormanlarının arasından ahşap evli köylerin dar sokaklarından geçerek,yeşilin coştuğu, suların gürlediği ve gök yüzünüm eğilip yeşili öptüğü Arsiyan yaylasına ulaşıyoruz.Arkamızda derinmi derinyeşilmi yeşil Şavşat vadisi.Hemen üstümüzde gürcista ile sınır olan dağlar var.ta uzaklardan Karçal dağı bize bakıyor.Güney batıda Ardanuç sırtlarında 3050 metrelik zirversiyle yalnız çam dağları bizi izliyor,sanki ben daha yeşilim diyor bizlere.Ama biz Arsiyana çıkacağız.Arsiyandan bakacağız Şavşata.

30 arkadaş,Arsiyan dağına doğru yemyeşil yamaca yayılarak yürümeye başlıyoruz.Sanki önümüzde dağ yok.Yemyeşil bir çayır serilmiş yamaçlara.Çiçekler rengarenkşsular şırıl şırıl,cıvıl cıvıl kuşlar.Arılar yok burada.Arılar,siste yolunu ve yönlerini kaybettiklerinden Arsiyan yaylasına ve Arsiyan dağına gelmiyorlarmış.

Ziyo,Cengiz,Gülseren,Ayşe ve Gülden ekiple birlikte rehperimiz Zafer Güngüt’ün

Arkasından yürümeye başlıyoruz.Gülseren’in elinde ,Rabat köyünde Siyaset teyzeden aldığımız kızılcık deyneği var.”İyi bir baton bu diyor.”

Rengarenk bir vadi Arsiyan yaylası.Çiçek kokuları bizi şaşırtıyor,bizim geleceğimizden sanki önceden çiçeklere esans sıkılmış.Her renk çiçek var otların arasında.Çakıllıderelerde çağlayarak kaynak suları akıyor,buz gibi.Burada kaynaklara puar (muar) diyorlar.Eğilip kana kana içiyoruz.Kız gölüne kadar su sorunumuz yok.Arsiyanın tepesi Gençiyan sisli,aradabir kendini göstersede sisler arasında nazlımı,nazlı gençiyan.Gençiyan zirvesine ikiyüz metre kalana kadar çimenlerle ve çiçeklerle kaplı Arsiyan dağı.Ve biz çimenlere bata bata yürüyoruz zirveye doğru.

Tırmanışımızın başlangıç yeri olan Demirkapıdan saat 9,30 da hareket etmiştik.Arsiyan yaylası 2300 metre yüksekliğinde.

2600 metreye öğlen saat 12,00 da çıkıyoroz.Yeşilliklerin arasında,çiçek tarlasının ortasında,Arsiyan dağının yamacında şirin,mavi,tertemiz ve buz gibi sularıyla sessizce bizi bekleyen Kız gölü çıkıyor karşımıza.Kız gölünün kenarına oturuyoruz.Göle ellerimizi sokuyoruz,yüzümüzü yıkıyoruz.

Ziyo soyunup,zurnasıyla gölde yüzmeye başlıyor.Hepimiz Ziyo’ya bakıyoruz.2600 metrede Kız gölü,gölde Ziyo ,Ziyo’nun elinde zurnası ve buz gibi gölün içinde zurnasını öttürmeye başlıyor.

Burası kız gölü. Efsaneye göre,güzelmi güzel bir kız arasıra,ay ışığının en parlak,sisin olmadığı,Ayın,Arsiyan dağının zirvesini,Ayın, Arsiyan yaylasının otlarını,rengarenk çiçeklerini aydınlattığı ve Ay ışığının, kız gölünün temiz,berrak suyunu bir ayna gibi parlattığı gecelerde,gölün ortasından uzun,parlak saçlarıyla suyu yararak çıkar ve gölün kenarına kadar yüzerek taşların üzerine otururmuş.Buradan hem Arsiyan vadisini seyre dalar, efkarlanır,hemdesüreklisaçlarını tararmış.

Bir saat kız gölünde mola verdikten sonra yürümeye başlıyoruz.

DSCF0810
Arsiyan dağının başı dumanlı,yamaçları yemyeşil otlarla ve bembeyaz çiçeklerle kaplı.Dereleri karla dolu.Zevkle tırmanıyoruz Gençiyana doğru.Ayakkaplarımızı çıkarmak geliyor içimizden.Çünki,bahar fışkırıyor Arsiyan yamaçlarından,çayırın yeşili,dağ çiçeklerinin doyumsuzu burada.

Aşağılarda Boğa gölü ve çevresinde irirli ufaklı beş –altı tane göl çayırların arasında sessiz,masmavi uzanmış yatıyorlar dumanlı gökyüzünün altında.Kuşlar uçmuyor göllerin üzerinden.Arsiyan dağının sisi kuşlara geçit vermiyor.Arsiyan dağı doruklarında ayıları saklıyor,Eteklerinde ise kurtlar ve domuzlar geziyor.

2900 metreye çıkınca eşi olmayan bir görsellik şaşırtıyor bizi.Arsiyanın iki yanındaki vadi bizi büyülüyor. İki vadide yemyeşil,çiçeklerle kaplı.Çiçeklerin ve yeşilin arasında masmavi göller.Güneyimiz Arsiyan yaylası,yeşillikler arasında Gürcitan köyleri ve ötelerde karlarıyla Karçal dağı.Kuzeyden,kuzeybatıya doğru Şavşat vadisi,yemyeşil köknar ormanları,yeşilin efsaneleştiği sahara dağı,cin dağı ve dağlar,vadiler arasında upuzun,ip gibi çağlayıp akan dereler.

2900 metreden Şavşat’a,karlı karçala,saharaya,göllere,çiçeklere ve yemyeşil çayırlara bakmak çok güzel.Bizi büyülüyor üzerine oturduğumuz otlar,elimizin değdiği beyaz çiçekler,gözlerimizin odaklandığı,içinde alabalıkların oynaştığı yemyeşil göller.

Dinleniyoruz.Sanki yeni yürümeye başlayacağız.Her görüntü her adımımızı yeniliyor ve o nedenle yorgunluk hissetmiyoruz.

3000 metreye ulaşınca ayaklarımız taşlara değmeye başlıyor ve hızla akıp giden dumanların arasından 3170 metreye,Gençiyan zirvesine çıkıyoruz.Saat 14,30. Ara ara sis dağılıyor.Biz Ardahan taraflarına, Posof vadisine,Gürcitan yeşilliklerine dalıyoruz.Sis,bir gelip,bir gidiyor,Sisin verdiği her arada bir yana seyre dalıyoruz.

Zirvede bir saat kalıyoruz.Gençiyan sivri,gökyüzüne hemen ulaşacakmış gibi duruyor ve bulutlar zirveyi selamlayarak geçiyor yanlardan.Şavşat vadisine,Posof’a,Karçal’a baktıkça salınıp uçmak geçiyor içimden.Yemyeşil vadiler,yemyeşil göller ve dolanıp uzaklaşan bulutlar coşku yaratıyor insanın içinde.Özgürlük coşkusu bu.Tarih boyunca ,dünyanın her yerinde,dağlar hep özgürlüğün simgesi olmuştur.Pir Sultan içinde,börklüce ,Che Guavera,Bolivar içinde özgürlüktür dağlar,aynı duyguları yaşatır.

Arsiyan dağının zirvesi Gençiyan tepesi,yemyeşil yamaçların üzerinde bir özgürlük anıtı gibi duruyor.Bizler mutluyuz.

Kuzeydoğudan inmeye başlıyoruz.Taşlık yamaçtan geçip,karlar üzerinden kayıp,oynayarak aşağılara iniyoruz.Karlı alan bitince, çimenlerin üzerinden sanki kayarak gidiyoruz.Her adımda çiçeklerin üzerine uzanıp,yatmak geliyor içimizden.Bembeyaz bir çiçek örtüsü var Arsiyanda,kar gibi,kar çiçekleri.Uzaklardan kar sanıyoruz,ama bunlar kokulu Arsiyan çiçekleri.Arsiyan çiçek kokar,arsiyan gül kokar.

Saat 17,00 de Boğa gölüne iniyoruz.Çok güzel bir göl,dokuz puar (muar )ın suyu akıyor boğa gölüne.Güneşin altında,otların arasında oynaşan sularıyla pırıl pırıl,yemyeşil Boğa gölü.Sular,Boğa gölüne şırıl şırıl çakıllar arasından berrakmı berrak akıyor.suyun kenarına çayırların üzerine oturup ayaklarımızı buz gibi suya sokuyor ve de kana kana içiyoruz .

Efsaneye göre boğa gölünün derinliklerinde bir boğa yaşıyormuş bu boğa zaman zaman gölün ortasından kükreyerek çıkar,gölün kenarına kadar gelir iri kara gözleriyle arsiyan dağını tarar ,uzun,kalın ve ucu sivri boynozlarıyla çimenleri kazar ve bağırarak tekrar gölün masmavi sularının ortasında kaybolurmuş.efsane bu ya ,olurmu olur!deyip, öteki göllere doğru yürüyoruz . her gölün ayrı bir güzelliği var ,hepsi çayırlıklar arasına uzanıvermiş, şırıl şırıl akan sularıyla renkarenk çiçekleriyle bir doga harikası.her gölün kenarında birer gece kamp kurmak geçiyor içimden.

Gölleri arkamızda bırakarak arsiyan yayalasına doğru diz boyu otların arasından ,derelerin kenarından yürüyoruz.her kaynak suyundan içmeden geçmiyoruz.bütün sular “şifalı”diyor arsiyan yaylasında oturanlar.bizde ,şifalı puar(pınar)lardan içip şifalanıyoruz.

Saat 18,30 da arsiyan yayalasına geldik.arsiyan yaylası sırtını zenbur dağına dayamış,kütük evleri yemyeşil otların arasında vesokaklarından tezek,ot,çiçek kokularıyla geçiyoruz.zembur dağının arkasında Gürcistan köyünün yayları var.arsiyana şavsatın dört köyü birlikte yaylaya çıkıyorlar.cevizli köy (Tibet),kaya dibi (shızır),yaşar köy(dabaketil),saylıca(karavat).bu köyler yaz boyunca tek bir köy gibi karışık oturuyorlar yaylada .

Muhtar gündüz ata beyinin evenin önünde köylüler toplanmış.bizi eve misafir ediyorlar.yöresel yemekleri peynir eritme ve keteleri önümüze yığıyorlar.peynir eritme ,şor peynirini tereyağ ile pişiriyorlar.şor peynir,yağı alınmış tussuz,kokusu biraz ağır ama yemesi oldukça kolay hoş bir yöre peyniri.şavşatlıların sabah kahvaltısı için vazgeçilmez yiyeceği.

DSCF0830

Yayla insanları sıcak,yayla insanları dost.şavşat köylülerinin sıcaklığı,dostlukları bizleri çok etkiliyor.öyle sıcak davranıyorlarki,kendimizi yıllardır bu köyden birisi gibi hissediyopruz.

Çaylarımızı ayranlarımızı içiyoruz.ziyo zurnasını çalmaya başlayınca köyün tüm erkekleri meydana fırlıyorlar.ziyo çalıyor,köylüler halay çekiyor.ziyo öyle bir çalıyorki tüm yorgunlugumuz gidiyor,tüm kaslarımız gevşiyor,beynimiz boşalıyor,arsiyan dağına hiç yorulmadan çıkıp inmiş gibi rahatlıyoruz.

Ziyo nun zurnasıyla yayla inliyor.arsiyan dağındaki tüm ayılar ,domuzlar,kurtlar ve bilçümle hayvanlar başlarını arsiyan yaylasına çeviriyorlar.kelebekler arsiyan yaylasına doğru uçuyorlar.çiçekler başlarını arsiyan yaylasına döndürüyor,koyun sürüleri,inek sürüleri otlamaz oluyorlar ziyo bir çalıyorki,kulak vermiyen anlayamaz.ziyo çalıyor,arsiyan yaylasının erkekleri çoçukları oynuyor,kadınları pencerelere çıkıyorlar.ziyonun zurnasının sesiyle dağ ve yayla bir başka güzel bir başka yeşil oluyor.gelenekselleşen arsiyan dağı tırmanışı artık ziyosuz ,ziyonun zurnası olmadan olmaz,olsada bir anlamı olmaz.

Akşam ,yayladan arabalarımıza binip,tüm köyler bir bir uğrayarak Şavşat a geliyoruz.dursun hoca ile eşi Miyaser teyze bizi bekliyorlar öz çoçukları gibiyiz.öyle sıcak,öyle candan davranıyorlarki kendimizi oğulları kızları gibi hissediyoruz.Cengiz’e ‘”Dr.Ayhan,bizim bu kaynaşmamızı görünce,benim papuçum dama atıldı diye düşünür,Ayhan gelince biraz misafir gibi davranalım”diyorum ,Cengiz gülüyor.

Şavşat ,Artvin’in en geniş coğrafyası olan ikinçi ilçesi,ama en güzel coğrafyası olan birinci ilçesi.Şavşat bir doga cenneti.güzelmi güzel.ağaçları,otları,çiçekleri ,gölleri,dereleri ve bilçümle insanları güzel . İnsanlarının kalpleri,yüzlerindeki gülümsemeleri güzel.

Şavşat oraçıkta ,dağların arasında ,yemyeşil vadide sanki unutulmuş .Doğru dürüst ne yolları var ne okulları.kendine yetmeye çalışan bir kasaba.K öy yolları zorlu,uzun ,bozuk.Köy evleri beklide korunma altına alınması gereken yapılar .ama ne ilgilenen nede elini uzatan olmuş.

Köylerin isimleri 1927 yılında çıkarılan bir kanunla değiştirilmiş ,köyleri girişlerindeki tabelalarda hep yeni isimler yazılı ama bu güne kadar eski köy isimleri kullanıla gelmiş.Şavşatta yaşayanlarda , Samsunda ,İstanbulda ,Antalyada yaşayanlarda eski isimleri kullanarak söz ediyorlar Şavşat köylerinden.

DSCF0834

Şavşatın nüfusu 7400 sürekli azalıyor. Sanki zamanla unutulaçak dönülmeyecek bir yer gibi terk edilmiş.nedeni ilgisizlik,ekonomik nedenler.Ama Şavşat dönülecek,ilginin canlanacağı,turzmin gelişeceği ve herkesin görmesi gereken bir yer.

Şavşat’ın sıcak insanlarıyla,gölleriyle,ormanlarıyla,çermikleriyle ve dağlarıyla dost olunur,kaynaşılır ve Şavşat yaşanır Şavşat’ta..

ALİ ÇETİN

Posted in Gezi Yazıları, YazılarComments (0)


Advert

Günü birlik veya kamplı, elinde fotoğraf makinesi, sırtında çantası olmanın verdiği hazla dolaşmaya MERHABA.

-
Her yer görülmeye değer anlayışı ve sevdasıyla yürümenin, tanımanın ve anlamanın tadına varabilmek amacıyla farklılıklar yaşıyoruz birlikte.

Yalnızca ülkemiz değil, gidilebilen her coğrafya içindir sözümüz.

Takvim

Mayıs 2018
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Eki    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031