Tag Archive | "köy"

KÖY ENSTİTÜLERİNDEN BU GÜNE UZANAN YOLDA BİR EĞİTİMCİ


KÖY ENSTİTÜLERİNDEN BU GÜNE UZANAN YOLDA

BİR EĞİTİMCİ

MEHMET ALTINDAL

Cumhuriyet sonrası dönemde ülkemiz nüfusunun yoğunluğu köylerde yaşamaktaydı. O dönemde, Türkiye tam bir köylü toplumudur. Kapalı ve kendine yeterli yarı feodal ekonomik dönem yaşamaktadır. Şehirlerde nüfus yoğunluğu az, şehirler gelişmemiştir. ülkeyi geliştirmenin yolu, köyleri geliştirmekten geçeceği ve köyleri geliştirmenin yolunun da eğitimden geçeceği gerçeği kendini dayatıyor yönetenlere.

Dönemin Milli Eğitim Bakanı H.Ali Yücel ve Milli Eğitim Genel müdürü Hakkı Tonguç, ülkenin objektivitesine uygun bir eğitim, öğretim okulları projesi geliştirip hayat veriyorlar.

Read the full story

Posted in MakalelerComments (0)

AKÇA KÖYDE FAKİR BAYKURT YAŞAR MI?


AKÇA KÖYDE FAKİR BAYKURT YAŞAR MI?

Gezginlik zor, zahmetli, yorucu ama çokça da zevkli ve albenili bir uğraştır. Gezgin duygularını da katar gezi anlatımlarına. Sadece görmez, yaşar, özümser, doğanın ve olayların ta içerisine,derinliklerine girer.

İçi acır,üzülür, kederlenir. Görmenin kederidir bu, bir şey yapamamanın kederidir bu, yeterince sesini duyuramamanın ve tepki verememenin kederidir bu.

Yazıya hüzünle girdik. Girdik ki gördüklerimizle, yaşadıklarımızla nasıl etkilendiğimiz daha iyi anlaşılabilsin.

gb086

Bu kez aldık başımızı Burdur’a, Yeşilova’ nın Çardak köyün de Güccük Ali amcanın evine misafir olduk. Çardak köyü, çorak bir tepenin üzerine kurulmuş şirin bir köy. Köyden çok Güccük Ali amca ile eşi Fatma teyze şirin mi şirin, misafirperver, candan.

Bölgenin en yüksek köyü Çardak. Yazın sıcağında yorganla yatıran, ceket giydiren ve en güzeli doğal kokulu domatesleri, çıtır çıtır semiz otlarıyla insana mutluluk, huzur veren bir yer. Çardak köyüne varınca Ulupınara gitmeden olurmu, Ulupınar yemyeşil bir vadide, Burdur gölünü kuş bakışı gören dağın eteğinde, gürül gürül, buz gibi suyun sebze ve meyve bahçelerine can vererek Burdur gölüne doğru akıp giden güzel şirin bir yer.

Ulupınar da balık yenir,mis kokulu domates ve kan kırmızı erik yenir. Bir de upuzun kavak ağaçlarının serin gölgesinde deliksiz uyunur.

Bizim köylerimiz zor yaşanılan mekanlardır. Ne planlama vardır ne devlet eli uzanmıştır kolay kolay. Köylü binbir zorlukla yaşar,köylü seçimden seçime devleti hisseder.Köylülük çözülen dağılan bir yaşam biçimi. Kapitalizm gelişip sermaye merkezleştikçe, şehirler kalabalıklaşıyor köyler ise dağılıyor.O nedenle köylerde yaşayanlar belli bir yaş ortalamasının üzerindeler.

Köylü ektiğini ekmez olmuş, nedenini de bilemiyor.Globalleşme,İMF laflarını televizyonlarda her zaman duyuyor ama uluslar arası sermayenin elinin kendi köyüne kadar nasıl uzandığını,ta Amerika’dan, kendi haşhaşına, pamuğuna, nohutuna ve mercimeğine nasıl müdahale edildiğini aklı almıyor.

Bu gün aklı almıyor ama gün olup aklı alacak, aklı aldıkça da sorgulayacak, sorguladıkça tavır almanın ne olduğunu öğrenecektir.

Halkımız her zaman bizim ülkemizde tavır alanların yiğitliğini sevmiştir.Onların ne dedikleri, ne için tavır alıp canverdiklerinden çok yiğitlikleri önemli olmuştur.

Burdur’un Yeşilovası’nın Çardak köyündeki Güccük Ali amcanın çardağından batıya doğru bakınca Gemiş dağının eteğinde çorak Erle ovasının tam ortasındaki bozkırda, yemyeşil Akça köyü görüyoruz.

Akça köy bizi çekiyor.Akça köyde Fakir Baykurt var.Akça köyde direniş, Akça köyde sorgulama,Akça köyde tavır alış var.

Çardaktan batıya doğru meyve sebze bahçelerinin arasından,upuzun ip gibi yoldan Akça köye varıyoruz. Akça köy meydanı, kahvelerinin önün de, dev gibi ağaçların serin gölgesinde koyu sohbette olan insanlarla dolu. Akça köyün erle ovası çorak,susuzluk çekiyor toprak.Yer yer köylüler sondajla su çıkarmışlar, bahçeler bağlar sulanır olmuş. Sulandıkça çoşmuş kara toprak,sulandıkça filiz vermiş boy vermiş ağaçlar. Elma bahçeleri, üzüm bağları, ceviz ağaçları yemyeşil kaplamış Erle ovasını.Akça köyde erik,üzüm,bostan yemeli,ceviz kırmalı ve birde soğuk sularından içmeli kana kana.Burası çevre köylerin tam ortasında Fakir Baykurt’un orta köyü. Eski evleri dar sokaklarıyla bize yakın, bize tanıdık geliyor.Her sokakta Fakir Baykurt’un Türkiye öğretmenler sendikasındaki mücadelesini, direncini, yaşamını, görüyoruz.

gb094

Fakir Baykurt Akça köyün en fakir ailesinin çocuğu.Babasının ne tarlası var ne ineği, fakir mi fakir.Köyün ineklerinin çobanı.Tahir de babasına yardımcı bir inek çobanı. Yaşlıların anımsadığı en önemli şey,inek güderken Tahir’in koltuğunun altından hiç kitap eksik olmaması.Babası akıllı adam. Fakirlik akıllı olmaya, geleceği görmeye engel mi? Tarla yok, inek yok, bağ bahçe yok. Tahiri Köy Enstitüsüne yazdırıyor babası. Tahir köy enstitüsünde öğrenci olunca, oluyor Fakir Baykurt.

Fakir; öğretmen, yazar, sosyalist, mücadele adamı. İnançları var, onlara bağlı. İnançları ışığında o köy senin bu köy senin dolaşıyor, Sürgün.

Her köyde ideallerine uygun öğrenci yetiştirmenin mücadelesini veriyor. Bazen ahırlarda bazen yıkık dökük evlerde idealleri olan öğretmen aydın kimliğiyle çocukları eğitiyor, öğretiyor. Kız çocukların okumamasını dert ediniyor. Ülkenin kalkınmasının kadınların eğitiminden bilinçlenmesinden, erkeklerle eşit koşullarda yaşamasından geçtiğinin bilincinde.

Sonra kaç göç yılları, mahpushane yılları başlıyor.Yıllar sonra köyüne dönüyor,soluklanıyor. Bir ev yaptırıyor akça köyün ortasına.

“Anam otursun, ocağı tütsün” diyor. Bir kaç yıl gelip gidiyor buraya. Öleceğine yakın tüm Kitaplarını ve kişisel eşyalarını buraya toplayıp evini kütüphaneye dönüştürerek kültür bakanlığına bağışlıyor.Ama gel görki, Fakir Baykurt kütüphanesi sahipsiz çürümeye yok olmaya terk edilmiş bir görünümde.

Fakir Baykurt adı yıllarca akça köyün başını ağrıtmış.Fakir Baykurt’un köyü diye dönemin iktidarları yatırım yapmamış Akça köye.

gb088

Ne yol açmış ne su getirmiş ne elektrik. O nedenle köylüler Fakir Baykurt’u sevmişler içten içe övmüşler ama hep adını söylemekten korkmuşlardır.

Kütüphanenin salonuna oturuyoruz.Telaşlı, aksayarak, yanık teniyle Dudu kadın geliyor yanımıza. “ ben Fakir’in akrabasıyım” diyor gururla;” benim adam Fakir’in dayısının oğlu, bu konağı o yaptı” diyor.Biraz sonra Dudu kadının adamı Fakir’in dayı oğlu Mehmet Yılmaz geliyor yanımıza, heyecanla elimizi sıkıyor. Daha kim olduğumuzu sormadan Fakirin evini ziyaret eden birilerinin olması sevinciyle “ ben dayısının oğluyum, bende devrimciyim” diyor. Gözleri ışıl ışıl ta içinden hissediyor devrimci olmayı, gururla övünçle söylüyor,bizde heyecanlanıyoruz.

Fakir 1973 yılında burayı yaptırıyor. Bir süre annesi oturuyor. Annesi ölünce ara ara kendi gelip gidiyor. Öleceğine yakın 21,08,1998 de Kültür bakanlığına bağışlıyor 11,10,1999 da ölüyor. Kütüphanede Orhan Kemal’in, Yaşar Kemal’in ve bir çok yazarın Kitapları ve resimleri var.Belki de Yaşar Kemal unutmuştur

Akça köyü, belki de Eğitim-Sen’li öğretmenlerde bilmiyorlardır Akça köyü. Akça köyde Fakir Baykurt yalnız bir başına.

Köylüler “ çok iyi adamdı yiğitti,çalışkandı,komünist dediler, başına bir sürü bela sardılar.Ama komünist değildi, bu kadar iyi insan komünist olamaz “ diye serzenişte bulundular. Bizde en iyi insanlar komünist olur dedik köylülere, komünistler her zaman iyi adam olmuşlardır,hiç bir zaman kendi kişisel menfaatleri için ölümü göze almamışlar, her zaman ezilenlerden yana olmuşlar, sömürüye karşı durmuşlardır. Komünizm bir toplumsal sistemdir, Kapitalizmden sonra zorunlu varılacak durak.İnsandan yana, doğadan yana,dayanışmanın ve paylaşmanın esas olduğu bir sistemdir.Bu sistemi savunanlar elbette iyi insan, dost insan,yiğit insan olacaklardır, onun içindir ki; Fakir Baykurt iyi bir romancı,iyi bir mücadeleci,iyi bir öğretmendi.Burjuvazi tarihsel gelişim ve değişim sürecinin gerçekliklerine karşın, hiçbir zaman Kapitalizmin yok olup, Sosyalizmin geleceğini kabullenemez.Bu nedenle de asar, kurşuna dizer, yakar yıkar ve kötüler.Tarih böyle yazdı böyle yazmaya da devam edecektir.

Fakir Baykurt’un her yıl ölüm yıldönümünde zoraki anımsama toplantıları yapılıyor olmuş yapılmasına ama bu toplantılar Fakir Baykurt’u yaşatma değil, unutturma toplantılarına dönüşmüş.

gb092

GÜN BATIMI 091

Köy muhtarı Ali Demirtaş’ı aradık kütüphaneyi görelim diye, “ Anahtar bekçide ondan alıp gezin” dedi telefonda.

Akça köylüler nasıl bir hazinenin üzerinde oturduklarının bilincinde değiller.Fakir Baykurt bir mücadele adamı, bir romancı, bir öğretmen önderi, bir tarih. Onu dünya tanıyor ama Akça köy yeterince tanımıyor.

Öğretmen kitlesi mücadelesinde onu bayrak yapamıyor, belki de bayrak yapmak aklına gelmiyor.

Dünün öğretmeninin idealleri vardı. Zorluğa rağmen zoru yenmek,sürgüne rağmen örgütlenmek, sürgüne rağmen Sosyalist öğretmen olmaktan gurur duymak ilkesiydi.

Düşünüyoruz; niye çevre ilçelerin,illerin Eğitim-Sen şubeleri, Fakir Baykurt’u bayrak, Akça köyü de buluşma yerine dönüştürmüyorlar diye.

Niye yılda birkaç kez Akça köy şenlik alanına, roman yazma, idealleri olan öğretmeni, mücadeleci öğretmeni ödüllendirme yerine dönüştürülmüyor.Bu gün Eğitim –Sen kitlesini kaybediyorsa, bu gün Eğitim –Sen yetkisini kaybediyorsa, Fakir’in çizgisinden uzakta,Fakir’in yolundan ötede olduğundandır.

Akça köy” Yılanların Öcü” ,”Onuncu Köy Irazcanın Dirliği” romanlarının insanlarıyla capcanlı yaşıyor.

gb089

Topraktan kerpiç evlerin dar sokaklarında yürürken, sokak başında oturan yaşlı kadınların yanına yaklaşıyoruz.”Nasılsınız, Fakir Baykurt’u tanırmıydınız” diye soruyorum.Yüzüme bakıyorlar, boynumdaki fotoğraf makinasına, elimdeki kaleme ve deftere takılıyor gözleri,sanki onlara tanıdık geliyorum. Rahat bir tavırla” tanımazmıyız hiç, Fakir için abdest almaz, namaz kılmaz diyorlardı. Ama onun gibisi yoktu, çekemezlerdi onu oğlum, hükümetler hiç sevmedi.

Fakiri, ama o bizi çok severdi” dediler.

Düzene tavır almanın hep bir bedeli olmuştur.Ülkeyi,insanları,doğayı,çiçekleri, kuşları,şırıl şırıl akan tertemiz suları sevenler,tat alanlar ancak düzene, haksızlıklara tavır alabilirler.

Fakir Baykurt tavır alıştı, dayanışmaydı. Bu gün haksızlıklara bir tavır alış, idealsizliklere bir tavır alış düzenle bütünleşmeye bir tavır alış olarak bayraklaştırılırsa Fakir ve Fakir gibiler kıraç topraklar da yeniden binbir çeşit çiçekler olarak canlanacaklardır.

11 ekim Fakir Baykurt öğretmenin ölüm yıldönümü değil, onun mücadelesinin yükselişinin yıl dönümü olarak bayraklaştırılmalıdır.

Akça köyde Iraz ana, Kara Bayram, Hacı Ali hepsi yaşıyorlar.

Bir umutla, uzanacak bir el bir dayanışma ruhu bekliyorlar biline.

Burdur’un yeşilovasının akça köyünde Fakir Baykurt yaşıyacak mı, yaşatılacak mı, bunu zaman, bunu öğretmen mücadelesinin çizgisi, bunu halkın yükselen mücadelesinin sevgisi gösterecektir.

Ali ÇETİN

Posted in AraştırmalarComments (1)

ALARA, DOLANI DOLANI AKAR AKDENİZ’E -1


ALARA, DOLANI DOLANI AKAR AKDENİZ’E

Alara Çayı’nı üç etapta yürüdük. Birinci etap; Alara’nın çıkış yeri olan Çündür’e ve Alara Kanyonu’ydu.

Çündür’e, 300 metre rakımında Gündoğmuş İlçesi’nin en derin vadisi.

Çündür’e, Kemer Köprü’yü geçmeden Alara Çayı’nı sağdan takip ederek tozlu bozuk zorlu bir yoldan araçla gidilebilir. Ya da Gündoğmuş’tan dolana dolana asfalt ama zorlu bir yoldan inilir.

Çündüre Vadisi, gürül gürül akan su kaynakları ile ünlüdür. Bugün her kaynak alabalık çiftliğine dönüşmüş olup, eskiden ballı incirleri(gebik,keletir), kuru üzümleri ile ünlü Malaniçi, bugün balıkları ile ünlü bir yere dönüşmüştür.

Eskiye özlem

Alara’nın çıktığı vadiye Malaniçi derler. Malan köyleri eskiden üzüm ve incirleri ile ünlüydü. Bu köylerde yaşayanlar, incir kurutur iplere dizerler, buna da “Keletir” denir. İpe dizili olmayan kurutulmuş incirlere ise “Gebik” denirdi.

Köylüler bunları güz sonuna hazırlarlar, yayladan gelen Yörükler de kılçuval, yün kolanlar ve deri peynirleri ile değişime gelirlerdi.

DSC00634

Yörükler nerede ?

Sindirfe Köyü’nde yaşlı bir nine, “Eskiden ne keletirler dizer, ne gebikler kuruturdum oğlum. Yörüklerde almaya gelirdi. Bir keresinde Ballı Kızı diye yaşlı bir Yörük kadını vardı. Bir kıl çuval ve bir kolana, on okka keletir verdim. O anda yanında bir kıl çuvalı vardı. Onu verdi. Borcu olan kolanı sonraki sene getirdi. Şimdilerde gelmez oldular. İncirlere kim bakacak” deyip hüzünleniverdi.

DSC00822

ALARA, DOLANI DOLANI AKAR AKDENİZ’E

Çocukluğumda Anam, “dağlar adamı kendine çeker” derken, belki o zaman çok şey anlatmıyordu bu deyiş bana. Ama bu gün bu deyiş çok şey anlatıyor. Dağlarla yani bir bütün olarak doğayla ilgilenen birisi için çok önemlidir.

Bayan dağcımız Gülseren’in endişesi

Doğa çekiyor insanı kendine; duramıyorsunuz, tanımak yaşamak istiyorsunuz. İşte bu duygularla hazırlandık Alara Çayı’nın orta kesiminde kampa. Oralarda çokça domuz ve kurt olduğu söylenmişti bölgeyi tanıyanlarca. Gülseren’i tedirgin etmişti bu söylentiler, “Ya gece domuz çadırımıza gelirse, ya kurtlar çadırımıza saldırırlarsa” düşüncesiyle ne yapacağımızı düşünüyordu Gülseren. Sabah saat 06.30 da Antalya’dan yola çıkarken gökyüzü kapkaraydı, ama dağcının yazı kışı olmazdı yeter ki malzemeleri yeterli olsun. Dağcı; doğayı tanıyan, koşulları bilen ve ona uygun tedbir alan, davranan insan demektir bir anlamda.

DSC08436

Dağcı yolunda gerek

Antalya’dan yola çıkıp Güzelbağ (Kızılağaç) kasabasına vardığımızda saat 09.00’ du. Hava ağır ve soğuktu. Kahveler kışı çağırıyordu. Köy kahvesinde simitlerimizle sabah çaylarımızı içip, köylülerden bölge hakkında yeni bilgiler aldıktan sonra kalktık. Dağcı yolunda gerekti. Antalya’dan 193 km. sonra saat 10.00’ da Kemer Köprü’ye (Ortagonuş Köyü) varmıştık. Kemer Köprü, Alanya’dan gelen yolu Gündoğmuş’a (Eksere) bağlayan, Alara Çayı’nın kenarında Ortagonuş Köyüne bağlı küçük bir mahalle. Alara Çayı ise baharın getirdiği dehşetli bir gürültüyle akıyordu mahallenin ortasından, tarihi Selçuklulara dayanan kemerli köprünün altından. Ortagonuş Köyünün tam karşısında Ümitli Köyü (Olamas), Ümitli’nin biraz üstünde de Gündoğmuş(Eksere) oturuvermişti dağların sırtlarına. Aracımızı Kemer Köprü’ye bırakarak sırt çantalarımızı alıp, Alara Çayı’nın güney kıyısından batıya doğru yani; Alara’nın akış yönünde yürümeye başladık. Yol hemen çaya sınır gidiyordu. Alara Çayı debisinin en yükseğe ulaştığı ve her deresinin katılımıyla coşkusu daha da artarak dehşetli bir uğultuyla akıyordu vadide. Uğultu öyle bir yankılanıyordu ki , her kayanın altından büyük kaynaklar yada yer altı suları geçiyor hissine kapılabiliyorsunuz.

Read the full story

Posted in Gezi Yazıları, Trekking Yazıları, YazılarComments (2)


Advert

Günü birlik veya kamplı, elinde fotoğraf makinesi, sırtında çantası olmanın verdiği hazla dolaşmaya MERHABA.

-
Her yer görülmeye değer anlayışı ve sevdasıyla yürümenin, tanımanın ve anlamanın tadına varabilmek amacıyla farklılıklar yaşıyoruz birlikte.

Yalnızca ülkemiz değil, gidilebilen her coğrafya içindir sözümüz.

Takvim

Ağustos 2014
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Eki    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031