Tag Archive | "likya"

BİR LİKYA MASALI


BİR LİKYA MASALI

-İnsan bazen masalla gerçeği karıştırır.-

Katılan Arkadaşlarımız: Ali Çetin, Gülseren Çetin, Mustafa İlhan, Yavuz Koçan, Aslı Koçan, Ali Göçer, Dilek Kelebek, Serpil Ünal, Ekrem Ünal, Haldun Aras, Feyha Aras, Beyhan Karaduman, Nilgün Gün, Esin Dinç, Sami Cankaya, Filiz Cankaya,Ümran Turp, Ahmet Yılmaz

Uzun süredir tasarladığımız Likya gezisine 15 kişi ile katılmayı kararlaştırmıştık. Daha fazla kalabalık olmak istemiyorduk. Çünkü sayının fazla olması hem ulaşım açısından hem de grubun dokusu açısından çok da uygun değildi. Hepimiz tek otobüsten bilet almıştık. 15 kişi olarak Fethiye otogarına ulaştığımızda 19 mayıs sabahı 9.30 du. Otogarda Rehberimiz, arkadaşımız yöreyi iyi bilen Ali Çetin eşi Gülseren hanım ve Alara gezisinde de bize refakat eden Mustafa İlhan bizi bekliyordu.

namaras.org_likya_yoluLİKYA YOLU 419

1.    Gün 20 mayıs 2011

Hemen otogar yakınındaki marketten ve yakınlardaki manavdan ihtiyaçlarımızı temin ettik.  Antalya bölgesi olması nedeniyle sebzeler hep günlüktü.  2 minibüse doluştuk. Aslında sayımız bir minibüslüktü ama çadırda kalacağımız için eşyalarımız oldukça yer kaplıyordu. O yüzden ilk gün ve son gün bizi ve eşyalarımızı 2 minibüs taşıyacaktı. Aralarda daha çok yürüyeceğimiz için tek minibüs bize yetecekti.  Doğruca Saklı kanyona doğru yola çıktık.

Saklı kanyon oldukça etkileyici ve heybetli bir vadi. Mevsim gereği yukarıdan akıp gelen kar suları nedeniyle biraz bulanık. Sanırım yaz aylarında çok daha berrak akacaktır. Gerçi yanlardaki kayalardan fışkırarak kanyonu besleyen kollar mavi mavi köpük köpük ve içilir nitelikte akmakta.  Hep birlikte duvara monte edilmiş yürüyüş yolundan ilerleyip aslında esas dereye girilecek yere kadar vardık. Yine de heybeti etkileyici bir kanyon. Daha ilerilere gidebilsek 16 km ye kadar uzanan ve derenin içinden  zaman zaman göbek hizasını geçen debisi yüksek sularda yürümemiz gerekecekti. Ama buna vaktimiz de yoktu böyle bir etkinlik de planlamamıştık. Kanyondan çıkarak XANTOS atik ketine vardık. Antik Liya kentlerinin en ünlülerinden biri olan bu kentin oldukça ilginç bir hikayesi var. Tarihinde hiç işgal edilmemiş ve düşmana teslim olmamış bir kent. Kentlerine bir saldırı olduğu zaman kendi çocuklarını ve kadınlarını öldüren kent erkekleri düşmanla son ferdine kadar ölümüne savaşıp kentlerini teslim etmemekle ünlü. Üç kez işgal girişiminden başarıyla çıkmış ve ünlü Romalı Brütüsün bile askerlerine canını seven kaçıp kurtulsun diye kenti igalden vazgeçtiği bir görkemli bir Likya kenti. 16 Likya kent yönetimi içinde parlementoya üç temsilci veren üç kentten biri. (Ben Ali Çetin’in yalancısıyım. Rehber olarak o böyle anlattı ben de yazdım) Ayakta kalmış sütunları, mezarları ve tiyatrosuyla tarih öncesinden sıcak bir selam veriyor gelenlere. Buradan yine ünlü bir Likya kenti olan Patara’ya geçiyoruz. Tarihin ilk parlemento binasını ziyaret ediyoruz. Bu yıl dünya parlemnto toplantısı burada olacakmış ve bu yüzden de hummalı bir restarasyon çalışması var. Buradan dünyanın en güzel kumsallarından biri olan patara plajına da şöyle bir girip çıktıktan sonra akşamın yaklaşmakta olduğunu gözönüne alarak Leton antik kentini gezmekten vazgeçip kamp alanımıza doğru yola çıktık.

namaras.org_likya_yoluLİKYA YOLU 128

Yol yorgunluğumuz nedeniye çoğumuzun uyuduğu yollardan geçerek Bodurga köyü bel mahallesinden sonra Pataraya doğru 4 km daha oldukça dar yollardan geçerek Belceğiz’e geldik. Beşceğiz denen yer gerçekten bir bel. Yüksek çam ağaçlarının arasında cennetten emanet alınıp buraya kondurulmuş bir çiçek tarlası arasında bir yer. Bir yanı bu olağanüstü renk armonisiyle bezenmiş çiçek tarlası bir tarafta ulu çam ağaçları ve bir yanda da akdenizin kışkırtıcı mavisi. Koyun tam tepesine konuçlandık. Akşam güneşinin büyüsüne kapılıp dakikalarca fotoğraf çekildik ve koyun gittikçe koyulaşan mavilerini içimize, belleğimize kazıdık.  Çadırlarımızı kurmuştuk ve karnımız oldukça acıkmıştı. Ama Ali Çetin yine yapacağını yapmış 2 yıl önceki Alara gezimizde olduğu gibi keçiyi kestirmişti. Köyden bizimle birlikte kamp yerine gelen Osman ve ailesinin  gayretli bir çalışma göstermesiyle kavurma kısa sürede hazır hale gelmişti. Ali Çetinle birlikte tadına bakma ve kalite kontrol bahanesiyle epeyce otlandığımı söylemeliyim. Arada bir Yavuz’a baktırarak etin kıvamını ölmüşlüğümüz olmuştur. Kavurma tam kıvamındaydı. Keçi eti doğası gereği biraz sert olsa da çok lezzetliydi. Yarın da yahni yapacağız. Etin kemikli kısmını bunun için ayırdık. Karnımızı güzelce doyurduktan sonra semaverde pişen çay da hani kaymak gibi gidiyordu. Kor ateşe atılan soğanalar sarmısaklar, patlıcan ve patatesler elbette bu işi bilenlere bir mesaj verecektir.

Eeeee, dağ başına çadırlarını kurmuş, karnını kavurmayla ve bilumum yan ürünlerle doyurmuş, üstüne üslük bol bol da çayını içimiş bir ahali ne yapar. Bol ateş de ağaçların artık kuru olmasıyla rahatça yanıyor. Ateş başında sohbetler, türküler şarkılar arada bayan arkadaşlarımızın kurtlarını dökme eylemleriyle gece yarısına kadar sürüp gitti.

namaras.org_likya_yoluDSC08481

Ben dolunaydan birkaç gün sapmasına rağmen yine de akşamdan biraz sonra doğacak mehtabı bekliyorum. Bekledikçe o naz yapıyor bir türlü gelmiyor. Önümüzde bir dag var ayın çıkışını geciktiriyor olsa gerek. Eeee Ay yoksa aydan kırparak çoğaltılan yıldızlar üstümüzde sık desenli bir yorgan gibi uzanıyor. Biz de yıldız tplarız. Baktıkça uzayın derinliği içinde kaybolup gidiyor insan. Bu ne derinlik, bu ne güzellik.  İlk günün yorgunluğu nedeniyle bazı arkadaşlar yatmaya gitti, bizim ay hala kendini göstermedi. Ama ben ısrarla çıkışını bekledim . Onunla merhabalaşmadan uyuyamazdım. Sonra dağın tepe noktasına yakın bir yerden başını çıkardığında vakit epeyce ilerlemişti. Biraz da onunla hasbihal ettikten sonra çadırlarımızda bizi bekleyen uykunu kollarına bırakıverdik kendimizi. Çok huzurlu çok sıcak bir geceyi geride bırakıp uyandığımızda sabah saat 6 idi. Ben hiç kimseye kalkış saati  vermemiştim ama herkes 6 da uyanmış çadırlarını topluyordu. Aşağıda sabah dinginliğinin olağanüstü maviliği ile akdeniz koyları bize selam veriyordu.

namaras.orgDSC08605

2. gün 21 Mayıs

Dün  hem yol yorgunluğu hem de gezmenin getirdiği yorgunlukla kimi arkadaşlar erken yatmıştı. Ben 01.30 a kadar gecenin derin sessizliği içinde dağın ardından doğan ayın hışırtısını dinlemiş, zaman zaman davetsiz konuklar gibi geceyi ortasından delen baykuşların sesini duyarak uykuya dalmıştım. Telefonumun saatini de 06.30 a kurmuştum. Ama daha sattin zili çalmadan uyanıp çadırımın fermuarını açıverince yukarıdan aşağı koyun içine düşecekmişim gibi tertemiz bir maviliğe açmıştım gözlerimi. Çadırdan çıktığımda baktım ki herkes ayakta va çadırlarını topluyorlar.  Akşamdan kalan ateşimiz alevlenmiş, semaverden çayın buğusu çıkmaya başlamış bile.

namaras.orgDSC08107

Bol oksiyeni ve derin mavileri ciğerlerimize doldurarak bol bol fotoğraf çekilerek kahvaltımızı yaptık. Eşyalarımızı yakınımızda bulunan aracımıza taşıdık. Akşam kamp çadırlarımızı kurarken bir bölümünü görüp de sabah buralarda bol fotoğraf çekeriz dediğimiz duvar içinde bir tarlanın gördüğümüzden çok fazla boyutta çiçekle bezenmiş bir tarla olduğunu farkediyoruz. Harika bir renk armonisiyle dokunmuş çiçek tarlası hepimiz coşkulandırdı. Hemen hepimiz tarlaya dalıp sarı, kırmızı, mor renklerin tepeden akdenizin mavi koyuna nasıl aktığına tanıklık ettik.  Tarlanın sahibi Halil abinin bir köşede bulunan gariban evini de ziyaret ettik. Bir hazinenin üstünde aç oturan allahın garip bir kulu mu desem, işte öyle bir şey.  Belceğiz mevkii bize olağandışı görsellikler sundu. Hep birlikte 4 km uzağımızda bulunan ve akşam çok büyük bir gayretle bize nefis bir kavurma hazırlayan Bel’deki Fatma kadının evine doğru yürüyüşe geçtik. Fatma kadın evine ulaştığımızda eşi ve çocukları ile çayı hazır etmiş bizi bekliyordu. Çayımızı içtik, kimimiz başını yıkadı, konukseverliklerinden büyük bir hoşnutlukla ayrılıp esas Likya yolu yüryüşümüze başladık. Hemen köy çıkışında Gey parkuru ile Sidyma parkurunun kesişme noktasından sağa dödük. Dodurga köyü üzerinden Alınca’ya çıkacağız. Yaklaşık 1.5 saatlik bir inişten donra Dodurga köyüne ulaştığımızda oldukça şaşırıyoruz. Çünkü camisinden tutun da derme çatma köy evlerinin duvarlarında, bahçe duvarlarında Likya ve Roma yazılarıyla süslenmiş bolca antik taşların olduğunu gördük. Evin bahçesinde üzerine basılarak yürünen yerlerde üzerinde kabartma figürlerin olduğu taşların olması burada ne kadar da doğal. Ekrem Ünal bizden önce araçla bu köye geldiğinde bir köy evindeki teyzeyle anlaşarak bizler için yiyecek bir şeyler hazırlatmış. Doğrusu bu hazır yemek hoş bir ikram oldu bize. Çayımızı da içip tarlaların otları arasında kalmış bolca mezarların, lahitlerin arasından geçerek Boğaziçi köyüne doğru 6 km lik parkurumuza başladık. Oldukça da hoş bir parkur. Önce hafif yükselerek sonra da sürekli kıvrıla kıvrıla şağı inerek Boğaziçi köyüne ulaştık. Yolda Feyha hanımın az biraz dizi ağrısa da sorun yapmadı. Tabi zaman zaman yollarda yürüyüşçülerle  de karşılaştığımız oldu. Boğaziçi köyünden Alınca’ya çıkan yol hem yokuş hem de asfalt. Açıkçası asfalttan yürümek hiç de hoş değil. İstanbuldan gelip asfaltta yürümek bir karamizah gibi gelecekti. Bu yüzden yine yörenin en güzel manzaralı bölgelerinden biri olan yediburunların üst tarafına kampımızı attık. Yarın Alıncaya kadar asfaltta yürümek yerine araçla çıkmayı tasarladık. Rehberimiz Ali Çetin daha önce gelip kamp kuracağımız alanları tespit ettiği için hiç yer aramadan yedi burunları kuşbakışı görecek bir mevkiye çadırlarımızı kurup bol fotoğraflardan sonra akşam yemeği hazırlığına giriştik. Bu akşam menüde yahni var. Dünkü keçiden kalan kemikli etlerle yahni ve pilav yapacağız. Ateşimizi hemen yakıp yahni tenceremizi ateşe koyduk. Hızlı ve yüksek ateşte pişmesinden ve de keçi eti olmasından dolayı et biraz sert olsa da oldukça lezzetli bir yahni yedik. Çaylarımız ve ardından ateşbaşı sohbetleri ve türkülerimiz. Patlıcan közlemeler, patates soğan sarımsak közlemeler yahninin üstüne eklenen olağanüstü lezzetler olarak belleğimizdeki yerini aldılar. Saat 11 den saat 01 e kadar parti parti çadırlarımıza çekilerek gecenin huzur verici kollarına bıraktık kendimizi.

Likya yolu

Likya yolu

namaras.orgDSC08252

3.gün.22 Mayıs

Sabah yine 06 da uyanıp çadırlarımızı toplamaya başladık. Akşama doğru ya da öğle saatlerinde denzin üzerinde gri bir pus oluyor ve güzel fotoğraf vermiyor. Ama sabahleyin sanki doğa da uyumuş dinlenmiş de sabah zindeliği yüzüne vurmuş gibi deniz pırıl pırıl ve sessizce duran sonsuz bir mavi. Yer yer turkuza çalan mavinin akvaryum gibi tepeden görüntüsü enfes manzaralar sunuyor bize. Grup içinde kaliteli fotoğraf makinaları olan Ahmet Yılmaz, Yavz Koçan, Ali Çetin, haldun Aras ve Beyhan karaduman var. Hepmiz bir kayanın başına çıkarak çeşitli pozlar vererek fotoğraflar çekiliyoruz. İlk iki gün çadırımı tam uç noktaya kuruyorum ki daha çadırdan çıkmadan dışarıya başımı uzattığımda denzin içine çıkıverecekmişim gibi önümde hiç bir engel bulunmayan noktaya kuruyorum çadırımı. O manzaraya bayılıyorum. Dışarı çıktığımda denizin tamamanını göreceğim kuşkusuz ama doğayla bir tatlı oyun oynar gibi bu muzipliği yapmak hoşuma gidiyor. Çadırımın fermuarını açıyorum: Önümde sakince yatan Yediburunlar ve aralardaki çüçük koylar. Karayolunun olmadığı bu alanlara yazın teknelerin yanaştığını biliyorum. Onlar paranın verdiği avantajı kullanıyorlar ama bizim yaşadığımız bu güzelliği de yaşayamıyorlar.

namaras.org_likya_yoluDSC07967 - Kopya

Çadırlarını toplarken arkadaşlarımızdan birini akrep ısırdı. Doğanın bu ıssız alanında onların ülkesine gelmiş ve onları rahatsız etmiştik. Hakları vardı mekanlarını korumak için savaşmaya. Ama biz de iyi insanlardık onları seviyorduk ama belki bizi anlayamamıştı akrepçik, korkmuş ve kendini koruma içgüdüsüyle ısırıvermişti. Biliyordum buralarda akrepten zarar gören birini duymamıştık, ama yine de biz pozitif bilime de inanan okumuş kentliler olarak önlem almalıydık. Arkadaşımızı Ali Çetin’e emanet ederek Fethiye’de hastaneye gönderdik. Serum verip bir süre beklettikten sonra bıraktılar. Arkadaşımız öğleden sonra Kabak koyunda bize yeniden katıldı. Arkadaşımızı hastaneye bırakan aracımız geri gelip çantalarımızı ve bizi Alınca’ya taşıdı.

namaras.orgDSC07506

Alınca çevrede dağınık, kimileri turizme hitap edecek küçük değişikliklikler yapılan derme çatma evleri yanında belki de ülkemizin en görsel manzaralarının olduğu bir bölge. Bu parkurun en yüksek yerlerinden bir nokta. Aşağıdaki  koylara tepeden bakıyor. Kabak koyu parkurunu yukarıdan aşağıya doğru yapacağız. Kabak koyuna 6 km mesafede. Ama aşağıdan bakıldığında 90 derece dik bir kayadan aşağı inilmiş gibi gözüken görsel açıdan çok hoş bir parkur. Kayaların arasından kıvrılarak inen dar patikalar var. Bazı alanlarda gözetleme balkonları Kabak koyunu avucumuzun içine kadar getiriyor sanki. Bu parkurun inişi fazla olduğundan inişten rahatsız olan bazı arkadaşlarımızı araçla gönderip kalanlarla yapıyoruz. Biz aşağı inerken aşağıdan epeyce bir yürüyüş gruplarıyla karşılaştık. Yokuşta oldukça zorlanmışa benziyorlardı. Ali Çetin bizim için tersinden bir parkur yaparak işimizi kolaylaştırmıştı açıkçası. Kabak koyunda parkur sonuna geldiğimizde ve köyün içinde yanlış bir patikaya saparak epeyce uğraştık. Köyün içinde köyü kaybettik ama sonunda deniz kıyısına indiğimizde bizim önden giden arkadaşlarımızla karşılaştık. Denize girmişlerdi. Bizimle yürümediklerine kepsi de pişman olmuştu. Çünkü araç yolu da epeyce uzun olduğundan yormuştu onları. Kabak koyu çok duyduğum, giden arkadaşların övgüyle bahsettikleri bir koydu. Ama ben hemen burayı unutmak, zihnimden silmek istiyorum. Kelimenin tam anlamıyla içine etmişler. Tam Kumsalın üstüne çok geniş alanı tamamen kapatan bir tesis yapmışlar. Yol kenarlarındaki çöpler, yeni yapılan beton binalar, tam denizin kıyısına yapılan havuz vs. Vs. Kepaze bir turizm rezaletine dönüşmüş. Açıkçası bir tatil için buraya bedava sefer düzenleseler de gelmem. Üstelik denizinin çakıl taşları da çok kötü. Hemen buradan uzaklaşıp araç girişine engel oldukları 2 km yukardaki ana yola kadar yürüdük. Bazı arkadaşlar sahilden kiraladıkları kamyonetle çıktılar. Artık yolumuz Faralya idi.

namaras.org_likya_yoluDSC06672

Araç bizi Faralya’da Montenegro Motel’in bahçesine kadar götürdü. Motelin sahibi Bayram Karadağ; motel sizin, nereye çadır kurmak istiyorsanız kurun dedi. 2 adet yer gösterdi, tuvalet ve duş ihtiyacınızı buradan karşılayabilirsiniz dedi. Açıkçası son derece sevimli, huzur verici ve doğalllığı bozulmamış bir mekan. Küçük 2 kişilik taş ve ahşap odaları olan, insanın dinlenebileceği bir mekan. Tam da Kelebekler vadisne bakmasıyla da görsel açıdan çok hoşlandıımız bir yer oldu. Mülk sahibi Bayram Karadağ genç, sempatik sıcakkanlı  biri. Bizi kendi evimizdeymişiz gibi rahat ettirdi. Vakit geç olduğu için kendimiz bir yemek organizasyonuna girmeden akşam yemeği ve sabah kahvaltıısı için tahminimizden uygun bir fiyat verrdiği için hemen yemek işini Motele kaydırdık. Burada Ali Çetin’in maharetini unutmamak gerek. Bazı arkadaşlarımız çadıra veda edip uygun fiyattaki odalarda kalmayı tercih ettiler. Yemekten sonra da bedava ve sınırsız çaylarımızı içerken Bayram Karadağ saz, ortağı gitar, dayısı darbuka ve solist olarak gece 040 a kadar özellikle enfes söyledikleri ege türküleri ağırlıklı bir konser verdiler. Üstelik hepsi de çok kibar insanlardı. İyi bir iletişim kurduk ve türkü isteklerimize hiç hayır demediler. Bizikiler (bayanları kasdediyorum) bol bol da kurtlarını dökerek eğlendiler. Açıkçası oralara gitmek isteyen arkadaşlara gönül rahatlığı ile tavsiye edebileceğim bir yer. http://www.montenegromotel.com/

Adresinden ulaşabilirsiniz.

Benim nedense bu gün fazla uykum geldiğinden belki de sabaha kadar sürecek konsere ara verdirmek zorunda kaldığım için üzgünüm. Çünkü sesten uyuyamam. Arkadaşlarım eğlenceye daha devam edeceklerdi ama olmadı. Ahmet Yılmaz’ın ve Filiz Cankaya’nın masa üstüne başlarını koyup   gündüzden yorulmuş yaramaz çocuklar gibi uyumalarını fotoğraflayamamamız bir kayıp.

Gece.

namaras.org_likya_yoluDSC08244

4.gün.23 Mayıs

Sabah kalkıp çantalarımızı topladık Artık son günümüz. Motelin terasında güzel bir sabah kahvaltısından sonra Kelebekler vadisine doğru inişe geçtik. Haldun Aras, Feyha aras, Nilgün Gün ve ekrem Ünal vadiye inmediler, ama vadinin tepesinden harika resimler çekmişler. Bugünkü programımız kelebekler vadisi, deniz ve Kaya köy. Vadiye iniş oldukça dik. Riskli bölgelerde iniş ipi var. Güzel bir yardımlaşma ile yaklaşık birbuçu saatte iniş yapıyoruz. Kimi yerlerde durup fotoğraflar çekiliyoruz. Vadiye indikten sonra deniz tarafına doğru değil de dağ tarafına doğru dönüyoruz. Çünkü yukarıda şelaleler var. Dönüşte daha zor olur diye önce şelalalere gidelim dedik.  Mevsim daha çok ısınmadığı için şelalenin suyu oldukça fazla. Şelale görüp de altına girmemek olur mu. Ahmet yılmaz, Sami Cankaya ve ben hemen altına giriyoruz şelalenin. Çivi gibi bir su.  Bunca yürüyüş, sıcak ve yorgunluktan sonra ilaç gibi geliyor. Epeyce suyla oynadıktan sonra koya inip denize bırakıyoruz kendimizi. Deniz bu kadar mı güzel olur yoksa özlemişmiyiz ama inanılmaz güzel bir deniz ziyafeti çekiyoruz kendimize. Tekneler geliyor bir saat kadar sahilde kalıp gidiyorlar. Kelebekler vadisi 2 yıl önce gördüğüm doğal haliyle duruyor. Umarım bozulmaz. Kabak koyu gibi rezil edilmez de bu doğa harikası hali hep böyle hizmet verir insanlara.

namaras.org_likya_yoluDSC08441

Birbuçuk saatte indiğimiz yeri 45 dakikada çıkmak planladığımızdan daha fazla zaman bıraktı bize. Motelde duşumuzu alıp çayımızı içmek ve son topralanma için oldukça geniş zamanımız oldu. Saat 14.30 da araçlarımıza binerek Kaya Köye doğru yola çıktık.

Aslında kaya köy bir retarasyondan geçse ve bunu kültür bakanlığı üslenip tek elden yapsa Anadoludan göçüp gitmek zorunda kalan bir halkın Anadoluda bıraktıklarını canlandırmış olur. Hem de bir turistik alan olarak daha çok şey ifade eder. Bu haliyle insana girip dolaşsam mı yoksa kıyıdan fotoğraf çekip dönsem mi duygusu veriyor.

Tam kaya köye girişteki gözlemecide yediğimiz otlu peynirli gözlemenin lezzeti de bu gezide unutulmayacak damak tatlarından oldu.

Aracımıza binip otogara geldik. Saat 18.30 hareket saatimiz.

Sadece Umran uçakla dönecek. Biz geldiğimiz otobüsle geri döneceğiz.

Bu masal burada tabi ki bitmeyecek. Hem bu güzellik bir anı olarak belleğimizde yer edecek. Hem de Likya yolunun kalan etaplarını kısmet olursa etap etap tamamlayacağız.

Yazar Ali Göçer’e teşekkürler….

namaras.orgDSC08188

Posted in Trekking Yazıları, YazılarComments (0)

MANA-UWA – NEHRİNDEN TARİH AKAN ŞEHİR


MANA-UWA

NEHRİNDEN TARİH AKAN ŞEHİR – MANAVGAT

Bereketli topraklar

Manavgat, Pamphylia Ovası’nın doğu kısmında yer alan, Likya ile Kilikia Bölgesi’ni birbirinden ayıran Manavgat Çayı üzerinde, Antalya’nın doğu coğrafyasının ortasında, Antalya’ya 70 km. yakınlıkta, şirin bir kenttir.

Manavgat Çayı’nın denize döküldüğü harika boğaz Titreyengöl ve Sorgun bölgeleriyle denize 3 kilometre, orta Torosların güney yanındaki Ulualan Ovası’nın tam ortasındadır. Günümüzde Manavgat, Side, Boğaz ve Titreyengöl ile iç içe bir kent görünümündedir.

namaras_ali_cetin_manavgat_cayi046

Manavgat kenti, İlkçağ’da Side’nin önde gelen kasabalarından birisiydi. Dağlık Kilikia’nın batı yanında, Pamphylia’nın doğusunda, Manavgat Çayı’nın batı yakasındaki Hisar’ın etrafında bir İlkçağ kenti olarak kurulmuştur. Adı: Mana-uwa‘dır. Bu ad İlkçağ’da, Anasal Tanrıça tapınağı öğelerinden üretilmiştir. Mana-uwa; Luwi dilinde (Luwi’ler, Hititler zamanında Anadolu’nun güneyinde yaşayan halka verilen isimdir) Anasal Tanrıça’ya tapan halk demektir. Mana-uwa, MS 7. yüzyılda oldukça canlı bir kereste ticareti limanı ile Ermeni ve Rum papazların toplanma yeri olarak dikkati çekmektedir.

Mana-uwa, İlkçağ’da üzümü, şarapçılığı, ormanları ve kereste ticareti ile ünlüdür. Bölgenin ormanlarından kesilen kereste, gemilere yüklenerek Mısır’a, Kudüs’e götürülerek, oralarda gemi yapımında kullanılmaktadır. O nedenle burası, İlkçağ’da hareketli bir kenttir.

Kültürler arasında bir köprü

Manavgat Çayı üzerinde 20. yüzyıla kadar herhangi bir köprü yapılmamıştır. Bu ise, İlkçağ’dan 20. yüzyıla kadar burada ki, kereste ticaretinin önemi ve canlılığıyla açıklanabilir.

Manavgat Çayı üzerindeki ilk köprü yapımına 1930 yılında başlanan, demir aksamı Alman Groof firmasınca verilen ve 1932 yılında trafiğe açılan tarihi asma köprüdür. Bu yıllara kadar ırmak üzerinden geçişler sal ile yapılmaktadır.

Osmanlı Dönemi’nde, Manavgat Çayı’nın doğu yakasında, Alara Çayı ile arasındaki bölgede Senir Beyliği, batı yanında ise Köprüçay’ı ile arasında kalan alanda Tugayoğlu Beyliği varlıklarını sürdürmüşlerdir. Çayın doğu yakasındaki tepecik üzerine, bu bölgeye 12. ve 13. yüzyıllarda Türklerin gelişiyle Düşenbih Köyü kurulmuştur.

Tarım, hayvancılık ve turizm kenti

Irmağın varlığı her zaman Manavgat Kenti’ni, tarımda, hayvancılıkta, ticari açıdan ve de turizm açısından ilgi odağı olarak var etmiştir. Manavgat Çayı’nın İlkçağ’da ki adı Melas’tır. Melas; Yunanca ‘kara ırmak’ demektir.

Günümüzde, artık bir turizm merkezi olan Manavgat ile Alanya, Side, Manavgat Şelalesi arasında botlarla ve yelkenlilerle günübirlik binlerce turist gezi yapmakta, ırmağın buz gibi suyunda yüzerek serinlemektedirler. Manavgat Çayı, turizmin gelişmesiyle birlikte turist taşımacılığının yanı sıra, alabalık yetiştiriciliğinde ve bot ile yat yapımı tersaneciliğinde bölgenin en önemli yatırım alanı olma özelliğine sahiptir.

namaras_ali_cetin_manavgat_cayi045

Zamanla Manavgat Çayı’nın taşıdığı alüvyonlarla, kentin çevresindeki ovalar verimli hale gelmiş, Türkbeleni altından geçen ve Titreyengöl’de çam ormanları arasından                                                                                                                                                                        denize dökülen çay, alüvyonların deniz ağzını kapatmasıyla su kendine yeni bir yol açmış ve bugünkü Boğaz’dan denize dökülmeye başlamıştır.

Suyun şekillendirdiği bir mimari

Kumsalının güzelliğiyle ve eşsiz manzarasıyla, denize bir yay çizerek dökülen ırmağın yarattığı 3 km uzunluğundaki kumsaldan doğa harikası bir yarımada ortaya çıkmıştır. Bu kumsalıyla, deniziyle ve güneşiyle görsellik harikası bir doğa olayıdır. Burası yerel adıyla Boğaz’dır. Side’ye alternatif turizm merkezi olarak Titreyengöl‘ün tüm güzelliğiyle var olmasında, bu doğa olayının sonucunda oluşmuştur.

Fıstık çamı ormanlarının arasında, hemen denizin kenarında doğa harikası bir göl ve önündeki denizle arasında uzanan, tertemiz kumsalıyla, doyumsuz bir görselliğe sahiptir Titreyengöl ve Sorgun bölgesi. Titreyengöl kumsalında saatlerce yürünebilir ve güneşin batışının bulunmaz, doyumsuz manzarası eşliğinde akşamın tadına varılır.

Bugün, Titreyengöl ve Sorgun çevresi, turistlerin en çok ilgisini çeken büyük beş yıldızlı otelleriyle ünlüdür. Bu bölgedeki otellerin 18 bin yatak kapasitesi bulunmaktadır.

Doğal miras

Manavgat Çayı, Torosların güneye bakan yamaçlarından 980 metre yükseltiden doğar. Dünyanın en güçlü yeraltı kaynaklarıyla beslenen çay, aktıkça güçlenir. Kentin ortasından geçen çay, 93 kilometre yol kat ederek Akdeniz’e dökülür. Eşi, benzeri olmayan sarp, derin kanyonlardan geçen Manavgat Çayı, 185 metre yükseklikte beton kemer yapılarak inşa edilen ve dağların arasında eşsiz güzelliğiyle bir doğa harikası olan Oymapınar Barajı’nı oluşturmaktadır.

namaras_ali_cetin_manavgat_cayi024

.

Oymapınar Barajı’ndan sonra, Manavgat Çayı’nın oluşturduğu, küçük bir iç denizi andıran, irili ufaklı birçok adacığı olan ve derin, güzel koylarında plajları ve de balık lokantaları bulunan, yemyeşil çam ormanlarının arasında mavi ile yeşil karışımı bir görünümüyle Manavgat Barajı bulunmaktadır.

Manavgat Çayı üzerinde, derinliği ve büyüklüğüyle ünlü, dünyanın en güzel yeraltı mağaralarından biri olan Altın Beşik Mağarası bulunmaktadır. Bu mağara yeraltı sularıyla çayı besleyen en önemli kaynaklardan birisidir.

Güzeller güzeli Manavgat Şelalesi

Manavgat Çayı’nın son bileşeni antik Naras Köprüsü altından geçerek ırmağa karışan Kargıhan Çayı’dır. Kargıhan Çayı’nı da aldıktan sonra, eski alüvyon yığınlarından oluşan dereli tepeli bir arazide şiddetini kaybetmeden akan çay, Manavgat’tan 2 km. yukarılarda batıya doğru çevirdiği menderesini terk ederek dosdoğru inmeye başlar ve bu doğrulduğu yerden, 4 m. yükseklikten meşhur Manavgat Şelalesi’ni oluşturur. Çayın, çok yüksek debisi ile 4 metreden düşmesi ve etrafındaki arazinin coğrafi güzelliği, Manavgat Şelalesi’ni bölgenin en çekici yerlerinden biri yapmıştır.

Ünlü Manavgat Şelalesi’nden sonra yayılarak küçük şelaleyi oluşturan su, gitgide hızını kaybederek Manavgat içinde akışı oldukça yavaşlar ve mağrur bir edayla kent içinden geçerek denize dökülür.

Köprülü Kanyon

Manavgat’tan 59 km kuzeybatı yönünde gittikten sonra, eşsiz bir orman denizinden geçerek, ünlü Köprülü Kanyon’a, burada Köprüçay’ın üzerindeki tarihi oluk köprü hayranlık uyandıracak niteliktedir. Kanyonun uzunluğu 14 km. olup, derinliği 100 ile 500 metre arasındadır. Köprüçay üzerindeki oluklu köprü 2000 yıl sonra bile üzerinden halen araçların geçebildiği sağlamlıktadır. Köprünün altındaki manzarasıyla, çayın içerisindeki balıklarıyla insanın ruhunu dinlendiren bir doğa çıkar ortaya. nisan-mayıs ayları arasında çayda yapılan rafting ile, adrenalinler yükselerek, harika bir gün geçirilebilmektedir.

Köprülü Kanyon’dan sonra ister arabayla, ister St. Paul yolundan trekking yaparak gidilebilen antik Selge antik kenti, bütün ihtişamıyla dağın üzerinde durmaktadır.

Uçansu (Çündere) Şelalesi, Alara Çayı’nın ilk çıkış yeri olan, Çündere Köyü’nde Barcın Akdağ’ın 40 metre yamacından büyükçe bir kütle olarak kaynaktan fışkırarak, uğultuyla nehre inen suyun yarattığı görkemli bir şelaledir. Toroslara yağan karların erimesiyle nisan ayında coşan Uçansu Şelalesi, yarattığı gök kuşağı manzarasıyla, görsellik açısından bölgenin en görkemli doğa olaylarından birisidir.

namaras_ali_cetin_manavgat_cayi023

Tarihin yazıldığı kıyılar

Side, antik çağlarda Mısır ticaret yolu üzerinde, sandalların konaklama yeri, sandal saray kent olarak kurulmuş, sonraları Pamphylia’nın en önemli köle ticaret merkezi olmuştur. Bir zamanlar binlerce kölenin ve bin bir çeşit malın alınıp satıldığı Side Çarşısı ve Side Limanı, bugün ülkemiz turizminin en önemli ticari merkezi haline gelmiştir.

Side, kilometrelerce uzunluktaki kumsalıyla, tertemiz denizi ve tarihi geçmişiyle, dünya insanları için aranılan bir tatil yeri ve turizm bölgesi olarak Manavgat Kenti’nin bir parçasıdır.

Savaşçı kent Etanne

Manavgat‘a 27 km. yakınlıkta bulunan Etanne antik kenti, Sırt Köyü yakınlarında, denize tepeden bakan, M.Ö. 3 yy. da kurulmuştur. Etanne, savaşçılığıyla ünlüdür ve kalıntıları kentin yerleşiminin olağanüstülüğünü gözler önüne sermektedir.

namaras_ali_cetin_manavgat_cayi034

Seleukeia

Manavgat Bölgesi’nin en önemli antik kentlerinden biri olan Seleukeia, Manavgat’a 14 km uzaklıkta, Bucakşıhlar Köyü’nün üstündeki tepede, Etanne ile aynı dönemde kurulmuştur. Tiyatrosuyla, hamamıyla, agorası ve tapınaklarıyla günümüze kadar sağlam kalabilmiş, denize tepeden bakan antik bir kenttir. Burası M.Ö. 3.yy.da Suriye kralı Selevkus tarafından ya da onun anısına yaptırılmıştır.

Dağların doruğunda yaşam; Selge

Manavgat’a 77 km. uzaklıktaki Selge antik kenti, Köprülü Kanyon’un üzerinde bir ilk çağ kentidir. Kurucusu Grek Calchas adında birisidir. Zeytinyağı, şarap ve kereste en önemli ticari ürünleridir. Tiyatrosu ilginç yapısıyla bugün sağlam durmaktadır. Tiyatronun en üstünden görünen köprülü kanyon vadisi, özellikle gün doğumunda harikadır. Tiyatronun bitişiğinde Stadyum, onun yanında hamam ve batısında iki tapınak vardır. Bunların kalıntılarının gerisinde de dev bir sarnıç bulunmaktadır.

Su kemerleri ve tiyatro kenti; Aspendos

Aspendos’un ilk kurulduğunda adı Azitawadda idi. Grek Mopsus hanedanının varislerince, Troya Savaşı’ndan sonra kurulmuş bir ilk çağ kentidir. Aspendos’un, bugünkü görkemli hali M.S. I.yy.da gerçekleşmiştir. M.S. 365 yılında ki deprem, hem Aspendos’a, hem de köprü çayı üzerindeki köprüye çok zarar vermiştir. Yıkılan köprü kalıntıları üstüne,1221 yılından sonra buraya hâkim olan Selçuklular tarafından yeniden, aslına uygun olarak köprü yapılmıştır. Tiyatroda, yine kervansaray olarak kullanıldığı için, Selçuklular tarafından tamir edilmiş ve günümüze kadar sağlam kalması sağlanmıştır. Aspendos tiyatrosu M.S. II. yy.da mimar Zeno tarafından klasik Roma stilinde yapılmıştır. Akustiği en güçlü tiyatrolardan birisidir. Günümüzde de konserler verilmektedir. Aspendos su kemerleri, Roma dünyasının en görkemli, teknik açıdan en orijinal kemerlerinden birisidir. Su kemerlerinin toplam uzunluğu 20 km.dir. Aspendos, Manavgat’a 30 km. uzaklıkta bulunmaktadır.

Turkuvaz renkli Alara

Alarahan ve Alara Kalesi, Manavgat-Alanya sınırını oluşturan Alara Çayı’nın üzerinde, denizden 7 km. içeride bulunmaktadır. Alara Kalesi, Bizanslılar zamanında, hem Konya – Alanya, hem de Konya – Antalya yani İçanadoluyu Akdeniz’e bağlayan kervan yolu üzerinde bulunmaktadır. Selçuklular 1221 yılında Kolonoros’u (Alaiye) aldıktan sonra, Kolonoros komutanı Kyr Vart’ın kardeşi Kyr Mikail’in sahibi olduğu Alara Kalesi’ni takas yoluyla alarak, hem kaleyi yeniden restore etmişler, hem de kalenin hemen yanına, ırmağın kenarına Alarahan Kervansarayı’nı yaparak, kervan yolunun denetimini sağlamışlardır. Kale ve kervansaray, Manavgat’a 32 km. uzaklıkta, eski görkemli durumlarını korumaktadırlar.

Gerçek Akdenizli bir turizm kenti

1960–1970’li yıllarda esas geçimini pamuk ekimiyle, seracılık ve narinciye yetiştiriciliğiyle sağlayan Manavgat,1980’li yıllardan sonra turizmin çok hızlı gelişimiyle, zengin tarihi, eşsiz coğrafyası, temiz denizi, uzun kumsalları ve dört mevsiminin turizme uygunluğuyla Ülkemizin en önde gelen turizm bölgelerinden biri olarak yerini almıştır. Bu durum hızla şehirleşmesini ve büyümesini getirmiş, bölge halkının, ülkemiz insanlarının ve yabancıların yerleşimi için bir çekim merkezi olmasını sağlamıştır.

Manavgat, dört mevsim denize girilebilen, dağlarla ilişkilenmesi kolay,  sayısız trekking parkurlarının olduğu bir coğrafyası olan, ortasından süzülerek geçen yemyeşil ırmağı üzerinde botların turist taşıdığı, eşsiz güzelliğe sahip, kolay yaşanılır bir kenttir.

Halkın pazarı

Manavgat’a, pazartesi günleri periyodik olarak kış, yaz pazar kurulur. Manavgat Pazarı’nda giyimden, sebze ve meyveye, hediyelik eşyaya kadar her şey bulunabilir. Antalya bölgesinin en ünlü turistik pazarı burasıdır. Antalya’ya gelen turistler açısından mutlaka görülmeye ve gezilmeye değer bir pazardır.

Çevresi ile bütün bir şehir

Turizmin hızlı gelişimi, bölgenin kirlenmemiş olması, denizinin berraklığı, tarihi yapısının önemi, çevre güzelliği ve bozulmamış doğallığı Manavgat ‘ı biranda dünya insanlarının dinlence merkezi haline getirerek, turistik yığılma yaşanmıştır. Bu durum ise, sahile yakın olan köylerin, modern otellerin yapılmasıyla, turistik beldeler haline dönüşmelerini getirmiştir.

Manavgat çevresindeki Kızılot, Kızılağaç, Ilıca, Evrenseki, Çolaklı ve Gündoğdu köyleri turizmle ve turizm yatırımlarıyla, görünümleri, ekonomisi ve sosyal yaşamları hızla gelişen ve değişen yerler olmuşlardır.

Manavgat kenti tarihi ve turistik yerleriyle, coğrafyasıyla, iklimiyle Akdeniz bölgesinin en ilgi çekici yeridir.

Deniziyle, sahiliyle, ırmaklarıyla, şelaleleriyle, yürüyüş parkurlarıyla, kanyonlarıyla,

Kuşları, çiçekleri, dağları, dağlarındaki yaban hayatıyla ve dört mevsim güneşiyle dünyada az rastlanan bir çevresel çeşitlilik birlikteliğine sahip kent konumundadır.

Manavgat, bu konumuyla dünyanın bütün ülkelerine yakın şirin bir Akdeniz kentidir.

Manavgat Fotoğrafları:

DSC09945
DSC09935

DSC09873

Devamı için tıklayınız.
kar

Posted in Gezi Yazıları, YazılarComments (4)


Advert

Günü birlik veya kamplı, elinde fotoğraf makinesi, sırtında çantası olmanın verdiği hazla dolaşmaya MERHABA.

-
Her yer görülmeye değer anlayışı ve sevdasıyla yürümenin, tanımanın ve anlamanın tadına varabilmek amacıyla farklılıklar yaşıyoruz birlikte.

Yalnızca ülkemiz değil, gidilebilen her coğrafya içindir sözümüz.

Takvim

Ağustos 2018
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Eki    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031